FEKELİ:F-17 kitap kapağı

7. bölüm / 15

FEKELİ:F-17

AYNİ TARAFTA

Vaveyla Yazarı: Havva Aksoy

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 15Şu an: AYNİ TARAFTA

Toplantı odasından çıktığımızda koridor her zamanki hâline dönmüştü.
Biraz önce içeride konuşulanlar sanki duvarların arasında kalmıştı.
İnsanlar yürüyordu. Bir yerlerden telefon sesleri geliyor, kapılar açılıp kapanıyor, uzaktan birkaç kişinin konuşması duyuluyordu.
Ama benim aklım hâlâ o odadaydı.
Fekeli.
İsim zihnimin içinde dönüp duruyordu.
Nihat yanımda yürürken bana baktı.
— Çok düşünüyorsun.
Başımı ona çevirdim.
— Ne?
— Suratından belli.
— Suratım ne anlatıyor?
Nihat ciddi bir ifadeyle yüzüme baktı.
— “Ben şu an Nihat'ın saçmalıklarını dinlemek yerine kahve içmek istiyorum.”
İstemeden güldüm.
— O kadar belli mi?
— Çok.
Koridorun sonundaki küçük mutfağa girdik.
Nihat dolabı açıp kahve aramaya başladı.
— Bak, burada önemli bir kural var.
— Neymiş?
— Kahveyi kim yapıyorsa, son şekeri de o alır.
— Böyle bir kural mı var?
— Şimdi var.
Başımı iki yana salladım.
— Senin kurallarının sonu gelmiyor.
Nihat kahve paketini eline aldı.
— Yıldırım Timi'ne hoş geldin.
İlk kez gerçekten güldüm.
Belki de bu timde her şey sandığım kadar soğuk değildi.
Belki insanların birbirine alışması da böyle oluyordu.
Büyük konuşmalarla değil.
Küçük cümlelerle.
Kahveyle.
Sessizlikle.
Bazen de saçma kurallarla.
Nihat iki fincan hazırlayıp birini bana uzattı.
— Al.
Fincanı aldım.
— Sağ ol.
Tam o sırada kapının önünde biri göründü.
Baran.
Elinde dosyalar vardı.
Bize bakıp başını salladı.
— Siz burada mısınız?
Nihat hemen cevap verdi.
— Hayır.
Baran kaşlarını kaldırdı.
— Görüyorum.
— O zaman neden soruyorsun?
Baran güldü.
— Sen hiç değişmeyeceksin.
Sonra bana baktı.
— Kahve içiyor musun?
Başımı salladım.
— Evet.
— İyi. Demek alışmaya başladın.
Bu cümle basit olmasına rağmen içimde garip bir sıcaklık bıraktı.
Alışmaya başladın.
Sanki gerçekten burada olmam normalmiş gibi.
Sanki birkaç gün önce yabancı olduğum bu insanlar beni çoktan aralarına almaya başlamıştı.
Baran masanın kenarına dosyaları bıraktı.
— Bu arada öğleden sonra eğitim var.
Nihat iç çekti.
— Daha yeni kahve yaptım.
— Kahve içmek eğitimden muaf tutmuyor.
— Bence tutmalı.
Baran başını sallayıp çıktı.
Nihat arkasından baktı.
— Çok ciddi adam.
— Senin tam tersin.
— İşte bu yüzden iyi anlaşıyoruz.
Fincanı elimde tutarken etrafa baktım.
Bir süre önce buraya ilk geldiğimde her şey yabancıydı.
Duvarlar.
Koridorlar.
İnsanlar.
Sesler.
Şimdi ise bazı şeyler tanıdık gelmeye başlamıştı.
Belki çok küçük şeylerdi.
Nihat'ın sürekli konuşması.
Baran'ın sakinliği.
Koridorun sonunda duran eski saat.
Sabahları duyulan ayak sesleri.
Ama bazen insanın bir yere ait hissetmesi için büyük şeylere ihtiyacı olmazdı.
Küçük alışkanlıklar yeterdi.
Öğleden sonra eğitim alanına çıktığımızda hava biraz serinlemişti.
Gökyüzünde gri bulutlar vardı.
Rüzgâr yüzüme çarparken derin bir nefes aldım.
Tim sıraya geçti.
Demiralp birkaç metre ileride duruyordu.
Bakışları hepimizin üzerinde gezindi.
— Bugün hızdan çok uyuma bakacağız.
Nihat yanındaki Baran'a eğildi.
— Ben zaten çok uyumluyum.
Baran fısıldadı.
— Sen fazla uyumluyken bile yoruyorsun insanı.
Nihat'ın dudaklarında küçük bir gülümseme belirdi.
Demiralp onları duydu mu bilmiyordum.
Ama yüzündeki ifadeden her şeyi fark ettiğini düşündüm.
Eğitim başladığında herkes kendi görevine odaklandı.
Ben de elimden geleni yaptım.
Bir süre sonra Demiralp yanıma geldi.
— İyi.
Tek kelimeydi.
Ama onun ağzından çıkan tek kelimelik bir övgünün bile ağırlığı vardı.
— Teşekkür ederim.
Bir an durdu.
— Kendini kanıtlamaya çalışma.
Kaşlarımı çattım.
— Çalışmıyorum.
— Biliyorum.
Sonra yanımdan uzaklaştı.
Arkasından baktım.
Demiralp Karan'ın insanlara güvenmesi kolay değildi.
Bunu artık anlamaya başlamıştım.
Ama belki de mesele güvenmek değildi.
Belki onun için asıl mesele, kimin yanında durduğunu bilmektı.
Ben henüz bunu öğrenememiştim.
Eğitim bittiğinde herkes yavaş yavaş dağıldı.
Ben biraz geride kaldım.
Gökyüzü daha da kararmıştı.
Rüzgârın sesi yükseliyordu.
Nihat yanıma geldi.
— Yorgun musun?
— Biraz.
— Güzel.
Ona baktım.
— Nesi güzel?
— Yorgunluk, insanın günün boşa geçmediğini anlamasını sağlar.
Bir an sustum.
Sonra gülümsedim.
— Bazen düşündüğünden daha akıllı konuşuyorsun.
Nihat elini kalbinin üzerine koydu.
— Bu sözleri kayda alabilir miyiz?
Güldüm.
— Abartma.
— Ben mi?
Başını iki yana salladı.
— Ben son derece mütevazı bir insanım.
Tam o sırada uzaktan Demiralp'in sesi geldi.
— Nihat.
Nihat'ın yüzü düştü.
— Buyurun komutanım?
— Beş dakika.
Nihat bana baktı.
— Bitti benim güzel günüm.
Ben ilk kez onun hâline gerçekten güldüm.
Demiralp uzaklaşırken Nihat arkasından baktı.
— Bir gün ben de komutanı şaşırtacağım.
— Nasıl?
— Bilmiyorum.
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra omuzlarını silkti.
— Ama şaşırtacağım.
Başımı salladım.
— Eminim.
O akşam karargâha dönerken bir süre yalnız yürüdüm.
Günün yorgunluğu üzerime çökmüştü.
Ama garip bir şekilde içim rahattı.
Buraya geldiğim ilk gün hissettiğim o yabancılık biraz azalmıştı.
Artık koridorlarda yürürken nereye gideceğimi biliyordum.
Kimlerin hangi odada olduğunu biliyordum.
Nihat'ın kahve saatini biliyordum.
Baran'ın sessizliğini biliyordum.
Demiralp'in bakışlarının ne kadar şey anlatabildiğini anlamaya başlamıştım.
Ve belki de en önemlisi...
Onların da beni tanımaya başladığını hissediyordum.
Kapının önünde durup bir an arkamı döndüm.
Yıldırım Timi'nin bulunduğu binaya baktım.
Bir zamanlar benim için sadece bir görev yeriydi.
Şimdi ise başka bir şeye dönüşüyordu.
Henüz adını koyamadığım bir şeye.
Aile demek için erkendi.
Dostluk demek için belki daha da erkendi.
Ama aynı tarafta olduğumuzu biliyordum.
Ve bazen bir başlangıç için bundan fazlasına gerek yoktu.
Ben henüz bilmiyordum.
Birkaç gün sonra bu koridorlarda duyacağım bir haberin, hepimizin hayatını değiştireceğini.
Henüz bilmiyordum.
Ama bazı sessizlikler vardır.
Fırtınadan hemen önce gelir.
Ve ben...
Sessizlikleri tanırdım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.