FEKELİ:F-17 kitap kapağı

1. bölüm / 15

FEKELİ:F-17

3 GÜN 3 SAAT

Vaveyla Yazarı: Havva Aksoy

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 15Şu an: 3 GÜN 3 SAAT

20 yıl önce
Bazı günlerin son olduğunu, insan ancak yıllar sonra anlıyor.
O gün de öyleydi.
Sekiz yaşındaydım.
Hayatımın biteceğinden değil, ödevimin bitmediğinden endişelendiğim bir gündü.
Annem mutfakta bir şeyler hazırlıyordu. Evin içine tarçın ve sıcak süt kokusu yayılmıştı. Pencerenin ardından içeri süzülen akşam güneşi, salonun duvarında ince, turuncu bir çizgi bırakmıştı.
Televizyon açıktı ama kimse gerçekten izlemiyordu.
Babam işten yeni gelmişti. Kravatını gevşetmiş, koltuğun bir köşesine oturmuştu. Annem mutfaktan sesleniyor, abim Bora bir şey anlatıp kendi anlattığı şeye herkesten önce gülüyordu. İnci ise her zamanki gibi ona kızıyordu.
Ben hepsini izliyordum.
O zamanlar mutluluğun böyle bir şey olduğunu sanıyordum.
Bir ev.
Aynı sofranın etrafında oturan insanlar.
Annenin mutfaktan gelen sesi.
Babanın eve geldiğini duyduğunda içinin rahatlaması.
Ve gecenin, sabaha mutlaka çıkacağına inanmak.
Meğer bazı geceler sabaha çıkmazmış.
Bunu o gece öğrendim.
Annem beni yemeğe çağırdığında masaya geçtim. Çorbanın buharı gözlüğü olmayan gözlerimi bile buğulandıracak kadar sıcaktı. Babam bir şey söyledi, Bora hemen karşılık verdi. İnci güldü. Annem başını iki yana sallayarak onları susturmaya çalıştı.
Ben de güldüm.
Sonra…
Pencerenin dışında bir şey gördüm.
Önce ne olduğunu anlayamadım.
Camın üzerinde akşamın karanlığı vardı. Bahçedeki ağacın dalları rüzgârla hafifçe sallanıyordu. Fakat dalların arasında, onlara ait olmayan başka bir karaltı vardı.
Bir insan gibi.
Olduğu yerde duruyordu.
Kımıldamıyordu.
Gözlerimi kıstım.
“Anne?”
Annem bana döndü.
“Ne oldu güzelim?”
Parmağımla pencereyi gösterdim.
“Orada biri var.”
Annem baktı.
Sonra bana gülümsedi.
“Korkmuşsun sen. Muhtemelen bir kedi ya da köpektir.”
Başımı salladım ama gözlerimi pencereden ayırmadım.
Çünkü içimde, adını koyamadığım bir his vardıSanki o karanlık bana bakıyordu.
Sanki evimizin dışındaki gece, ilk kez evimizin içine girmişti.
O an bunun bir uyarı olduğunu bilmiyordum.
Keşke bilseydim.
Keşke sekiz yaşındaki hâlime biri dönüp,
“Almıla iyi bak"
“Bu son kez"
deseydi.
Çünkü birkaç saat sonra kapımız çalındı.
Ama bu kez gelen kişi, aileden biri değildi.
Önce yüksek bir ses duyuldu.
Sonra bir tane daha.
Evdeki bütün sesler sustu.
Annemin elindeki çay bardağı titredi.
Babam ayağa kalktı.
“Çocuklar, buraya.”
Sesinde daha önce hiç duymadığım bir sertlik vardı.
Bora ile İnci ne olduğunu anlamaya çalışırken babam hepimizi kendine çekti.
Sonra kapının önünden sesler geldi.
Ayak sesleri.
Birden fazla.
Annem bana sarıldı.
Ben ne olduğunu sormaya çalıştım ama sesim çıkmadı.
Babam kapıya doğru ilerledi.
O an yüzündeki ifadeyi hâlâ hatırlıyorum.
Korkuyordu.
Ama korkusunu bize göstermemeye çalışıyordu.
Sonrasını yıllarca rüyalarımda tekrar tekrar gördüm.
Kapı.
Bağırışlar
Annemin beni kendine çekişi.
Bora'nın seslenişi.
İnci'nin ağlaması.
Babamın bizi korumaya çalışması.
Ve sonra...
Her şey birbirine karıştı.
Bizi götürdüklerinde dışarıda gece vardı.
Gökyüzüne baktığımı hatırlıyorum.
Ay vardı.
Ne kadar saçma...
Dünyam yıkılırken aklımda kalan şey ay olmuştu.
Annem elimden tutuyordu.
Babam yanımızdaydı.
Bora ve İnci de yanımızdaydı.
Bir süre sonra annemin eli elimden ayrıldı.
“Anne?”
Cevap vermedi.
Tekrar seslendim.
“Anne?”
O gece öğrendiğim ilk şey şuydu:
Bazı insanlar, gözlerinin önündeyken bile senden uzaklaşabilir.
Sonraki üç gün birbirine benzeyen karanlık saatlerden ibaretti.
Zamanı anlayamıyordum.
Gündüz müydü, gece miydi bilmiyordum.
Bazen annemi görüyordum.
Bazen babamı.
Bazen Bora'nın sesini.
Bazen İnci'nin.
Ama her geçen saat, evimizden geriye kalan bir şey daha eksiliyordu.
Ben hâlâ annemin gelip beni alacağına inanıyordum.
Babamın bizi kurtaracağına...
Bora'nın yine bir şaka yapacağına...
İnci'nin bana kızacağına...
İnsan, umudunu kaybetmemek için bazen gerçeklere inanmayı reddediyor.
Ben de ettim.
Ta ki 3 günün sonuna kadar.
Sessizlik çökene kadar.
Öyle bir sessizlikti ki, kendi nefesimi duyabiliyordum.
“Anne?”
Cevap yoktu.
“Baba?”
Yine yoktu.
“Bora?”
Hiçbir şey.
“İnci?”
Sessizlik.
O an anladım.
Ailem artık yoktu.
Dizlerimin üzerine çöktüm.
Ağlamadım.
Bağırmadım.
Sadece etrafa baktım.
Sanki biraz daha dikkatli bakarsam bir yerden çıkacaklardı.
Sanki annem birazdan kapının ardından,
“Almıla, buradayım.”
diyecekti.
Demedi.
Hiçbiri demedi.
Nasıl çıktığımı bugün bile tam olarak hatırlamıyorum.
Sadece koştuğumu biliyorum.
Koşuyordum.
Nereye gittiğimi bilmiyordum.
Arkamdan gelen sesleri duyduğumu hatırlıyorum.
Karanlığı.
Soğuğu.
Ayaklarımın acıdığını.
Nefesimin kesildiğini.
Ama durmadım.
Çünkü arkamda artık evim yoktu.
Ailem yoktu.
Çocukluğum yoktu.
Sadece ben vardım.
3 saatin sonunda...
Bir yolun kenarında yere çöktüm.
Gökyüzüne baktım.
Güneş doğmaya başlamıştı.
Dünyanın geri kalanı yeni bir güne uyanıyordu.
Ben ise bir daha hiçbir sabaha aynı çocuk olarak uyanamayacaktım.
3 gün sürdü
3 gün 3 saat
Ben 8 yaşındaydım
Ve o gece...
Çocukluğum bitti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

5okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.