11. bölüm · CROW & WHITE WOLF
Bölüm 11 — Israrcı Karga
Akira'nın kolundan vurulmasının üzerinden üç gün geçmişti.
Sol kolu kalın bir bandajın içindeydi.
Doktor son kez uyardı.
"Kolunu en az iki hafta zorlamayacaksın."
Akira uslu uslu başını salladı.
"Tabii."
Doktor odadan çıkar çıkmaz montunu giydi.
Koridorda bekleyen ajan ona şüpheyle baktı.
"Nereye gidiyorsun?"
"Yürüyüşe."
"Yalan."
"Tamam."
Akira sırıtıp omzunu silkti.
"Ren'i görmeye."
Ajan derin bir iç çekti.
"Kolunu o vurdu!"
"Biliyorum."
"Yine vurabilir."
"Biliyorum."
"O zaman neden gidiyorsun?!"
Akira birkaç saniye düşündü.
"...Merak ediyorum."
"Neyi?"
"Bu kez nereye vuracak."
Ajanın verecek cevabı kalmamıştı.
---
Öğleden sonra...
Ren, şehrin eski kitapçılar sokağında yürüyordu.
Görevi yoktu.
Nadiren de olsa böyle günlerde kalabalığın arasında dolaşmayı severdi.
Bir kitapçıya girip rafların arasında dolaşmaya başladı.
Tam bir kitabı alacakken yanından tanıdık bir ses geldi.
"Demek kitap da okuyorsun."
Ren, kitabı yerine koymadan gözlerini kapattı.
"..."
"Tesadüf deme."
Akira elinde başka bir kitapla rafın diğer tarafında durmuştu.
"Demeyeceğim."
"Geldim."
Ren derin bir nefes verdi.
"Neden?"
"Sıkıldım."
"..."
"Bir de seni sinirlendirmek eğlenceli."
Ren kitabı rafa geri bıraktı.
"Kolun nasıl?"
Akira şaşırdı.
"Bunu sormanı beklemiyordum."
"İş yapmana engel olacak kadar mı kötü?"
"Yok."
"Demek yeterince kötü vuramamışım."
Akira kahkaha attı.
"İşte bu tanıdığım Ren."
Ren arkasını dönüp çıkışa yöneldi.
Akira yine peşinden yürümeye başladı.
---
Sokakta...
Ren aniden durdu.
Bu kez silahına davranmadı.
Sadece döndü.
"Crow."
Akira kaşlarını kaldırdı.
"İlk kez kod adımla seslendin."
"Bana neden bu kadar takıntılısın?"
Akira'nın yüzündeki gülümseme hafifçe yumuşadı.
"Takıntı değil."
"O zaman?"
"Merak."
"Ne?"
"Sen."
Ren'in bakışları değişmedi.
"Bende merak edilecek bir şey yok."
"Bence var."
"Yanılıyorsun."
Akira cebinden küçük bir kutu çıkardı.
Ren kaşlarını çattı.
"Bu da ne?"
"Kurabiye."
"..."
"Revirde canım sıkıldı. Yapmayı öğrendim."
Ren kutuya baktı.
Sonra Akira'ya.
"Beni zehirlemeye mi çalışıyorsun?"
Akira güldü.
"Hayır."
"Belki tadı kötüdür, onu garanti edemem."
Ren kutuyu almadı.
"İstemiyorum."
"Tamam."
Akira kutunun kapağını açtı ve bir tane kendi yedi.
Bir lokma aldı.
İki saniye sessiz kaldı.
Sonra yüzünü buruşturdu.
"..."
"Galiba şekeri unutmuşum."
Ren istemsizce burnundan kısa bir nefes verdi.
Çok hafifti.
Ama...
Bu, neredeyse bir gülümsemeye benziyordu.
Akira'nın gözleri büyüdü.
"Dur..."
"Az önce..."
Ren'in ifadesi anında eski hâline döndü.
"Yanlış gördün."
"Hayır!"
"Gülümsedin!"
"Gülümsemedim."
"Gülümsedin!"
"Hayır."
Akira iki adım geri çekildi, sanki büyük bir keşif yapmış gibi heyecanlandı.
"Patrona bunu anlatsam inanmaz!"
Ren onu buz gibi bir bakışla süzdü.
"Anlatırsan..."
Akira hemen ellerini kaldırdı.
"Tamam, tamam!"
"Sır olarak kalsın."
Ren arkasını dönüp yürümeye başladı.
Akira ise bandajlı koluna rağmen yine peşinden gitti.
"Bu arada..."
Ren durmadı.
"Kurabiyeleri gerçekten kötü yapmışım."
Bu kez Ren'in cevabı kısa oldu.
"Belli."
Akira başını gökyüzüne kaldırıp güldü.
"En azından benimle iki kelimeden fazla konuştun."
Ren hiçbir cevap vermedi.
Ama bu kez...
Onu vurmaya da çalışmadı.
