5. BÖLÜM : "KORKUNÇ KABUS"

Vaveyla Yazarı: Melek Z

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 26Şu an: 5. BÖLÜM : "KORKUNÇ KABUS"

Herkese tekrardan merhaba arkadaşlarrrr!!! Bu gün aşırı iyi bir bölümle karşınızdayımmm. Çünkü bu bölüm Deniz'le tanışacağız!! Alayım tebrikleri bakayım JKDSFDSKFSDLGJKD Şimdi sizlere bu muhteşem bölümü sunmaktan büyük onur duyarım.

Oy verip yorum yapmayı da sakın unutmayınnnn.

___

5. BÖLÜM
"KORKUNÇ KABUS"

Anne tarafından hiçbir zaman sevilmemek ne demek bilir misiniz? Hiçbir zaman sevilmemek ve her defasında ilk vazgeçilen olmak? Ne kadar yaparsanız yapın her zaman dışlanmak, hiçbir zaman kabul edilmemek? Kendinizi harap edersiniz ama hiçbir zaman görülmezsiniz. Her zaman herkesin gözünde, ilk başta da annenizin gözünde görünmez olursunuz. Hiçbir zaman sizi görmez, sevmez, sarılmaz, saçlarınızı okşamaz. Hep siz onun hayatında yokmuşsunuz gibi davranır, sizi görmezden gelir. Bir şey olduğunda hep sizi suçlar. Dünya yıkılsa sizden bilir. Her daim olduğu gibi. Bitmek bilmez. Hep gözyaşları içinde bırakır sizi ama gözyaşlarınızda boğulsanız bile o size aldırış etmez. Niye sevmez annemiz bizi? Biz onun çocukları değil miyiz? Anneler çocuklarını sever ama öyle değil mi? Peki bizi neden sevmiyor?

Elleri titriyordu çocukluğumun. Tir tir titriyordu hem de. Ayakları geri geri gidiyordu sanki. Başını öne eğmiş zor da olsa yürüyordu ireliye doğru. Yapayalnızdı. Etraftan gülüşme sesleri geliyordu. Çocuklar gülüyordu çocukluğuma, çocukluğum sevilmediği için, çocukluğum terk edildiği için. Ama kalbim acıyordu, ruhum acıyordu. Onlarsa gülüyorlardı. Acıya gülünür mü hiç? Onlar gülüyorlardı işte. Onlar benim acıma acımasızca gülüyorlardı. Hiç umursamıyorlardı canımın yandığını, hiç umursamıyorlardı.

Biri tuttu kolumdan.

"Hey, senin burada ne işin var hala?" dedi boyu benden uzun sarışın mavi gözlü bir çocuk.

"Okula gelemez miyim?" dedim korkak bir ses tonuyla ürkekçe ona bakarak.

"Hayır!"

"Neden?"

"Çünkü annen yok!" dedi acımasızca bana. "Annesizler okula gelemezler! O yüzden sen de gelemezsin!", etraftakiler daha fazla gülmeye başladılar bana karşı. Çenemin titremeye başladığını hissettim o an. Sanki bir kelime bile söylersem hemencecik ağlayacakmışım gibi.

Bu benim terk edilmişliğimin, annesiz oluşumun ilk yüzüme vurulduğu gündü. İlk o gün gerçekten de terkedilmiş olduğumu hissettim.

Gözyaşları içinde yolun ortasında koşuyorum öylece. Onlardan kaçmak için koşuyordum. Bana karşı olan gülüşlerini duymamak için koşuyordum.

Koşuyordum belki annemi bulurum diye koşuyordum. Belki onu bulduğumda geri dönmeye ikna edebilirim diye koşuyordum. Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülerek düşüyor, buz gibi rüzgar o minicik bedenime çarpıyordu koşarken. Ayağım taşa takılıyor ve semsert asfaltın üstüne düşüyordum. Arabalar bir bir yanımdan geçiyor ama durmuyorlardı. Sanki onlar da benim terk edilmişliğime gülüp yanımdan geçiyorlardı öylece. Direniyorum, kalkamıyorum. Ağzımda tek bir kelime sayıklayıp duruyorum.

"Anne... Anne... Beni bırakma, anne... Beni bırakma."

Tekrar deniyorum kalkmayı, olmuyor. Beceremiyorum. Sanki biri üzerime çökmüş de kalkmamı engelliyormuş gibi. Tekrar gözyaşları içinde sayıklıyorum durmadan.

"Anne, anne , anne. Anne, beni bırakma, lütfen. Lütfen."

"Anne!!!" diye bağırarak kan ter içinde yataktan fırladım. Güneş ışıkları pencereden gözüme çarparken ben gördüğüm kabusun etkisiyle hızlı ve titrek nefesler veriyordum. Hızlıca yataktan kalktım ve komodinin üstünden su bardağına yanındaki su şişesinden su doldurdum. Suyu hızlı bir şekilde içtikten sonra bardağı komodinin üzerine bırakıp yatağıma geri döndüm.

Dün gece Esar'dan ayrıldıktan sonra hiçbir şey söylemeden dönüp gitmişti ve ben de odama geri dönüp üstümü bile değişmeden yatağıma girip uyumuştum. Kendimi o kadar yorgun ve bitkin hissediyorum ki, aralıksız bir gün boyunca uyuyabilirim. Ama yine kabus görmek istemiyordum ve bende de bu kafa varsa uyuduğum zaman kesin kabus görürdüm. Bu yüzden bundan vazgeçip kendime gelmek için harekete geçtim. İlk önce yastığımın altındaki telefonuma gitti elim ve saate baktığımda saatin 09 : 21 olduğunu gördüm. Kafamı dağıtmak için instagrama girdim. Bu sırada elimdeki cihaz birden titremeye başladı. Telefonumun çalmasıyla isme bile bakmadan aramayı açtım.

"Alo?" diye mırıldandım yorgun bir sesle.

"Günaydın, dünyalar güzeli kızım." diye coşkulu bir ses duyduğumda yatağımda birden bire dikeldim. Çünkü bu sesin sahibini çok iyi tanıyordum.

"Baba?!" dedim karşılığında şaşkın ve heyecanlı bir sesle. Onu o kadar çok özlemiştim ki, sesini duymam tüm neşemi yerine getirmişti.

"Adliye işlerini bilirsin. Çok yoğundum o yüzden arayamadım seni
Kusura bakma, kızım. Nasılsın?" diye sorunca hızlı bir şekilde cevap verdim.

"Hiç sorun değil. E savcılık da zor bir meslek tabi. Anlıyorum seni, baba. İyiyim, sen nasılsın?"

"Ben de iyiyim, kızım. Senin gibi bir kızım olduğu için çok şanslıyım. Ne yapıyorsun?"

"Hiç ben de yeni uyanmıştım. Sonra sen aradın. Bu arada senin gibi bir babam olduğu için ben de çok şanslıyım." O an hiçbir şey söylemedi ama ekranın arkasından gülümsediğini tüm kalbimle hissedebiliyordum.

"İyi yapmışsın." dedi, sonra aklına bir şey gelmiş gibi konuşmaya devam etti. "Pışt, o herif senin canını falan sıkmıyor değil mi? Bak sıkarsa gelip bana söylüyorsun, tamam mı?"

"Yok be babam, o kim ki benim canımı sıkacak. Hem iyi çocuk merak etme." dedim onu rahatlatmak için. Çünkü eğer ondan nefret ettiğimi öğrenirse eğitim hayatım burada biter. Eh, bir savcının kızı olmak böyle bir şey.

İyi çocuk mu? Daha iyi yalan bulamadın mı, Esra?

Elimde bir tek bu vardı, iç ses. N'apayım?

"Hem beni biliyorsun, kimsenin canımı sıkmasına izin vermem." diye sözlerimi sıralamaya devam ettim. "Ee ne de olsa babamın kızıyım ben." dedim ve ufak bir kahkaha attım.

"Bilmez miyim? Güçlü kızım benim." diye mırıldandı ve hemen konuyu değiştirdi. "Kapını kilitliyorsun değil mi?"

"Evet. Kilitliyorum." Sesim babasının sözünü dinleyen uslu çocuklar gibi çıkmıştı.

"İyi yapıyorsun." deyip derin bir nefes aldı. "Neyse, o zaman sen de üzerini giyin, güzel güzel kahvaltı yap. Yemeklerini ve uykunu sakın ihmal etme, tamam mı?"

"Tamam, babacım."

"Görüşürüz o zaman." Sesinde ufak bir hüzün kırıntısı hissettim. Çünkü ben babamın biricik kızıydım ve ondan kilometrelerce uzaktaydım. İlk kez. Ben de hüzünlenmiyor değilim açıkçası. Bu Ruhsuzluk abidesinin yanında olmaktansa ailemin yanında olmayı tercih ederdim.

"Görüşürüz." diye mırıldandım ve telefonu hemen kapattım.

Tekrar kendimi yatağa attım. Uzunca bir süre sadece tavanı izledim. Düşündüm. Olup bitenleri tarttım kafamda. 'Neden?' diye sordum kendime. Ama bir cevap bulamadım.

Olur ya bazen, bazı sorulara istesen de cevap bulamazsın. İşte benim sorularım da bu türden sorulardı. Hiç birine cevap bulamıyor, fakat yine de yaşamaya devam ediyordum. Çünkü hayat bize bunu gerektiriyordu. Yaşamayı. Ne kadar zorluk yaşarsak yaşayalım hayatı gerçek anlamda yaşamamız lazımdı.

Bazen olurdu, bu tür sorularla başa çıkamadığımız zaman uzanıp boş boş tavanı izlerdik. Sanki aradığımız tüm cevaplar orada yazılıymış gibi. Bir cevap arardı gözlerimiz. Lakin bir şeyi unutuyorduk. Aradığımız o soruların cevapları hayatın kendisinde gizliydi. Bu yüzden hayatı yaşamaktan korkmamalı.

Ben her şeye rağmen umutluyum. Çünkü aradığım o soruların cevaplarını elbet bir gün bulacağımı biliyorum. Ve bulana kadar da hayatı gerçek anlamda yaşamaya devam edeceğimi de. Gereksiz şeylere üzülmeyeceğim. Hep mutluluğun peşinden gideceğim. Korkmayacağım. Duygularımı gizletmeyeceğim. Sevdiğim şeyleri yapmaya devam edeceğim. Sorularımın cevaplarını aramaktan asla vazgeçmeyeceğim. Ben bunları yaptığım sürece de hayatla hep arkadaş olmaya devam edeceğiz.

Düşüncelere daldığım için telefonun çaldığını çok sonradan fark ettim. Kimin aradığına bile bakmadan telefonu açıp kulağıma dayadım.

"Alo."

"Alo mu?" dedi karşı taraftan gelen kalın bir ses. "Kızım ne alosu ya? Ben senin hayatında telefonu öyle alo diye açabileceğin normal insanlardan mıyım? Aşk olsun(!)" Konuşmasından kim olduğunu anında anlamıştım. Çünkü böyle bir konuşmayı anca o yapabilirdi

"Yok, estağfurullah. Sen hiç onlarla biri olabilir misin, Deniz'cim?"

"Eh yani. Ee sen ne yapıyorsun? Nasılsın? Biraz anlat bakalım, ilk günün nasıl geçti? Ne yaptınız?"

"Biraz yavaş mı olsan acaba Deniz? Ece bile bu kadar soru sorup insanı bunaltmıyor ya!" dedim ve ufacıktan esnedim.

" Yuh Esra'cım yuh. Bu ne biçim esnemek ya? Gel bir de beni ye istersen ha ne dersin? Hem sen daha yeni mi uyandın bakalım? Ayrıca sen beni Ece ile niye kıyaslıyorsun ki? Çok mu konuşuyorum ben? Sen bana geveze mi diyorsun?" Beynimin devreleri yandı yeminle.

Sevgili beyin hücrelerim, acaba hala hayatta mısınız?

Şimdilik evet ama bu adamın hemen sesini kesmezsen birazdan tahtalı köye doğru yol alacağız, haberin olsun.

Tamam. Deneyeceğim.

"Ay bir dur! Hangisine cevap vereceğimi şaşırdım ya! İlk soru neydi?" diye söylenirken o tekrar konuşmaya başladı.

"Demek s-" diye hüzünlü ve ince bir ses çıkarırken hemen müdahale ettim.

"Sakın! Bak, Deniz gözünü seveyim bir gün de her şeyi dramaya bağlama. Allah aşkına."

"O zaman sorduğum tüm sorulara yanıt istiyorum. Yoksa kafanı patlatacak kadar konuşur, hiç durmam."

"Anladık abartmayı seviyorsun da abartma istersen, Deniz. Otuz saniyede yedi soru soran adamsın. Hepsini aklımda tutup nasıl cevaplayacağım?"

"Onu bunu anlamam, kızım! O sorular cevaplanacak! Hadi bakalım."

Canımdan çok sevdiğim Allahım. Sen beni neyle sınıyorsun? Kurbanın olayım ya.

"Iı ilk öncelikle iyiyim. Daha yeni uyandım. İlk günüm iyi geçti. Ne yapmamızı bekliyorsun bilmiyorum ama hiçbir şey yapmadık. Ve çok konuşma sorusuna gelirsek aşırı fazla konuşuyorsun. Şu anda beyin hücrelerim senin yüzünden halay çekerek tahtalı köye doğru ilerliyorlar." dediğimde gürültülü bir kahkaha kopardı. Şöyle ki kahkahası kulağımı sağır etti. Bu çocuk her türlü bana ziyan vallahi. Kulak zarımı patlattı ya.

Kahkahası nihayet dindiğinde konuşmaya başladı. "Sonuncusu baya iyiydi yalnız." dedi ve tekrar kıkırdadı. "Neyse. Saat öğlen olmuş ve sen hala uyuyor musun? Hadi kalk çabuk. Bu gün buluşuyoruz."

"Ne demek buluşuyoruz ya?" diyerek yatakta doğruldum. "Bana sormadınız ki!"

"Sormamız mı lazımdı? Geliyorsun o kadar."

"Çok sağ ol ya beni de davet ettiğin için. Çok makbule geçti gerçekten."

"Eh önemli değil. Görevimiz sonuçta." dediğinde kıkırdadım. Bu çocuğa dayanamıyorum ya. Sinirlerimi bozuyor.

"Nerde ve kaçta?" dedim. Bazen ona gıcık olsam da arkadaşlarımla hep beraber buluşup eğlenmeyi çok özlemiştim.

"Güzel, akıllı kız. Akşam dokuzda buluşuruz. Konum atarım sana." dedi Deniz heyecanlı bir ses tonuyla. O da bizimle buluşup eğlenmeyi özlemiş olmalıydı.

"Gece eğlencesi ha? Peki." dedim ve telefonu kapattım. Sonra valizlerime doğru yürümeye başladım. Tüm kıyafetlerim oradaydı çünkü. Dün gece ruh halim o kadar berbattı ki kıyafetlerimi bile yerleştirmemiş, bu güne ertelemiştim.

Valizimden siyah pantolonumu ve yeşil boğazlı kazağımı çıkarıp üzerime giydim. Eylül ayı olduğu için havalar soğuktu ve ben de çabuk üşüyen biri olduğum için kazağı tercih etmiştim.

Kıyafet gardırobunun üzerindeki boy aynasına yaklaştım ve kendimi izlemeye başladım. Dudaklarım kurumuş, saçlarım dağılmış, gözlerim hafif kızarmıştı.

İlk önce kestane rengi saçlarımı güzelce tarayıp tepeden at kuyruğu bir şekilde topladım. Çantamdan ahududu aromalı nemlendirici rujumu çıkardım ve kurumuş dudaklarıma sürdüm. Daha fazla bir şey yapmama gerek yoktu, çünkü ben her halimle güzeldim.

Kapımın kilidini açtıktan sonra odadan usul adımlarla çıktım. Yüzümü elimi yıkamak için banyoyu aramaya başladım. Daha ilk denemede banyoyu bulmuştum. Yüzümdeki mutlulukla içeriye girip kapıyı kapattım. Sonra da arkamı dönüp banyoyu izlemeye başladım.

Klasik ve sade bir yapısı vardı. Biraz geniş ve oldukça ferahtı. Köşede oldukça geniş bir duş kabini içinde de çok güzel bir küvet vardı. Kabin camla kapalıydı ve oldukça şık görünüyordu. Lavabonun altında da klasik beyaz dolaplar vardı.

Lavaboya yaklaştım. Suyu açıp ellerimi sıcak suyun altına soktum. Ellerim buz gibi olduğu için bu bana çok iyi gelmişti. Aynaya baktım. Oldukça temizdi. Bu beni oldukça şaşırtmıştı. Ama bu evi hizmetçilerin temizlediği aklıma gelince şaşırmam da sona etmişti.

Yüzümü elimi yıkadıktan sonra banyodan çıktım ve koridorda tablolara bakarak merdivenlere yaklaştım. Merdivenlerden indikten sonra ise salon beni büyük bir onurla karşıladı. Başka türlü olmazdı zaten.

___

Bölümün bittiğini sizlere söylememe gerek yok herhalde? Size oturup Deniz, Esra, Esar hakkında konuşacak o kadar çok şeyim var ki... Ama onları bölümler ilerledikçe tanıyıp sevin istiyorum. Hem de kitapla ilgili spoiler yemenizi falan asla istemem kfdkfmdlfdsfkfkl. Şimdi ise sorulara geçiyoruzzzzz

1. Deniz'i sevdiniz miii?

2. Bölümü beğendiniz mi?

3. En sevdiğiniz kısım hangisiydi?

Başka soru bulamadım kkdksksnfjfjjfnr. Bıraktığım soruları cevaplarsanız gerçekten çok mutlu olurum. Şimdilik ise hoş çakalın sağlıcakla kalın. Bay bay...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

11okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.