3. BÖLÜM : "RESSAM'IN HİKAYESİ"

Vaveyla Yazarı: Melek Z

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 26Şu an: 3. BÖLÜM : "RESSAM'IN HİKAYESİ"

Merhaba arkadaşlarrrr. Nasılsınız? Bu gün büyük bir hevesle yeni bölümün geldiğini söylemek istiyorum size. Oy verip yorum yapmayı da sakın unutmayın. Bu arada bu bölümü okuyunca daha çok eğeneceksiniz. Hahahaahaha.

Neyse vaktinizi çok almadan sizleri bölümle baş başa bırakayım. Keyifli okumalar.

---

3. BÖLÜM
"RESSAM'IN HİKAYESİ"

Gözlerimi açmış şaşkınlık içinde ona bakıyordum. Çünkü karşımdaki adam tüm çıplaklığıyla karşımdaydı. Basbayağı Esar'ın sadece altındaki gri havlu dışında her yeri apaçık ortadaydı. Tenindeki boncuk damlalar duştan yeni çıktığını gösteriyordu. Beni görünce elindeki siyah havluyla saçlarını kuruttuğu eli duraksadı. Bir birimizin yüzlerini şaşkınlıkla izlerken ilk bakışlarını kaçıran ben oldum. Bir elimle gözlerimi kapatırken ona doğru konuşmaya başladım.

"Bu...bu...ah, ya ama böyle çıkılır mı kapıya ya?"

Hala utançtan onun yüzüne bakamıyordum. O ise hemen sonrasında sakin bir şekilde konuşmaya başladı.

"İnsanların karşısına nasıl çıkmam gerektiğini sana sormayacağım herhalde." Sesi alaycı ve ukalacaydı. Tam da tahmin ettiğim gibi dik başlı, alaycı, ukala, kibirli, umursamaz. Esar Yiğit Karahan tam da bu kelimelerin anlamını taşıyordu kendinde. Ben de dik başlı ve alaycı olabilirdim biraz ama kibir asla tahammül edemeyeceğim bir şeydi. Fakat bu duygu onun her zerresine işlemişti ve ondan nefret etmemi sağlıyordu.

"Ben de senin çıplak bedenini görmek mecburiyetinde değilim herhalde." dedim hala gözlerimi elimle kapatarak.

"İyi," dedi. "Bakma o zaman."

"Sorun bakmamakta değil zaten, görmekte." diyerek çıkıştım ona.

"Görme de o zaman." dedi tekrar beni gıcık eder gibi.

"Yav nasıl görmeyeyim? Gözümün önündesin ya, gerizekalı!", boşta kalan elimle onu gösterdim. O derin bir nefes alırken kıpırdanmasından içeriye girmeye hazırlandığını tahmin ettim.

"İçeriye girip beni bekle. Ve o elini gözünden çek. Tam bir salak gibi görünüyorsun."

Ne dedi o? Salak mı dedi bana? Gözlerimi açıp ona güzel bir laf söylemek istedim ki, gözlerimi açtığımda kapıdan ayrıldığını gördüm. Valizimi elime aldım ve hırsla ben de içeriye girip kapıyı kapattım. İçeriye birkaç adım attığımda kendimi salonun ortasında buldum. Valizimi elimden bıraktım ve etrafa bakmaya başladım. Bu ev tam da amerikan dizilerindeki evlere benziyordu. Balkon bile vardı. Ve her duvara birkaç tane tablo asılıydı. Arkadaşlar, ev zannettiğimden de güzelmiş. Böyle evler hep hayalimdi. Şimdiyse yıllar sonra hayallerimdeki evde olmak... Ama tek bir farkla. Ben burada kız kardeşim ve babamla yaşamak isterken şimdi bu ruhsuzluk abidesi olan Esar'la yaşamak zorunda kalacağım.

Evin içinde gezinip tablolara bakarken birden gözüme en sevdiğim ressamlardan birinin bir otoportesi çarptı. Tablonun yanına gidip iç çekerek tabloyu izledim.

"Vincent Van Gogh." diye bir ses duydum birkaç dakikanın ardından. İrkilerek arkamı döndüğümde onu gördüm karşımda. Üzerinde siyah bir kazak, altında ise siyah bol bir pantolon vardı.

Kazağın kollarını dirseğinin altına gelecek şekilde hafifçe yukar çekmişti. O kalın kazağa rağmen göğüs kafesindeki kasları gözle görülür bir şekilde belirgindi. Onu üçüncü defa bu kadar yakından süzüyordum. Altındaki bol pantolona rağmen çok şey görünüyordu...

Afallayarak başımı tekrar tabloya doğru çevirdiğimde "Kendine gel Esra!" diye fısıldadım uyarırcasına kendi kendime. Yıllarını mahveden bir adam o!

"Efendim? Bir şey mi dedin?" diyip yanıma geldi.

"Biliyorum." diyerek geçiştirdim. "En sevdiğim ressamlardan biridir Van Gogh."

"Kulağının kesilme hikayesini biliyor musun peki?" dedi beklemediğim bir anda. Hiç beklemediğim bir soruydu bu. Başımı salladım olumlu bir şekilde. Bu hikayeyi çok seviyordum.

"Hayranlık uyandırıcı bir hikaye." diye söze başladım, gözlerimi tablodan ayırmıyordum ve hayranlıkla tabloyu izliyordum. "Bir kadına çok aşıkmış Van Gogh. Çok seviyormuş o kadını. Öyle çok seviyormuş ki, her şeyi yapabilirmiş o kadın için. Kendi canını bile verebilirmiş, öyle seviyormuş. Bir gün tam da öyle bir şey oldu. Onu çok sevdiğini dile getirmiş önce ve sonra daha önceden onun için kestiği kulağını ona hediye etmiş. 'Al' demiş kadına 'Benden bir parça sende olsun. Baktıkça beni hatırlarsın.' Gerçekten kim yapar ki bunu sevdiğine? Kim karşısındakine canından bir parça verir ki? Hiç kimse. Bu yüzden onun aşkına, sevgisine hayran kalmamak elde değil." sonra yüzümü ona çevirdim. "Sence de öyle değil mi?" diye sordum. Boş gözlerle tabloya baktığında başını bana çevirdi. Ben hala ondan bir yanıt beklerken o yüzüne alaycı bir gülümseme yerleştirdi.

(NOT : Bu hikayeden emin değilim açıkçası. Benim de bir resm öğretmenim anlatmıştı. Oradan aklımda kalmış. Ve ben de bunu değerlendireyim dedim.)

"Ne o sevgilin seni bu kadar önemsemiyor mu yoksa?" dedi alaycı gülüşünün eşliğinde. Ben onun yüzüne bakakaldığımda o arkasını dönüp gitti. Kafam karmakarışık olmuştu bir anlık. O az önce alttan alttan benim hayatımda birinin olup olmadığını mı öğrenmeye çalıştı? Yoksa öylesine mi söyledi? Onu valizimi elime alarak takip ettiğimde bir şey söylemek için ağzımı açtım ama onunla tartışıp vaktimi boşa harcamak istemediğimden sessiz kaldım.

Zamanımı böyle boş insanlar için harcamayacağım, kusura bakma. Ya da bakarsan bak, nede olsa umurumda değil.

Merdivenlerden yukarı çıkıp uzun bir koridora geçtiğimizde burada da koridor boyu bir iki tane tablonun olduğunu gördüm. Tabloları izleyerek ilerlediğimde birden büyük duvar gibi bir şeye çarptığımı hissettim. Ama duvar değildi bu, olamazdı da. Çünkü duvar sert aynı zamanda da bu kadar yumuşak olamazdı. Başımı kaldırıp baktığımda bu çarptığım şeyin Esar olduğunu gördüm.

Resmen rezilliğin dibine vurduk, Esraaa.

Haklı olabilirsin ama sus, iç ses.

Omuzlarımı dikleştirdim ve yüzüne baktım ciddi olmaya çalışır bir şekilde. Yüzü 'noluyor' der gibi komik bir hal aldığında gülmemek için dudaklarımı bir birine bastırdım ve bütün ciddi olma çabalarım bir anda suya düştü sanki. Sonra derin bir nefes alıp ellerini beline yerleştirirken anlayamaz bir ifadeyle bana baktı Esar. O böyle yapınca o kadar salak ve komik görünüyordu ki haberi bile yoktu.

"Noluyor sana? Bir daldın gittin?" diye sorduğunda hemen cevap verdim.

"Hiçbir şey."

"İyi, yürürken de önüne dikkat et biraz." dedi ve ellerini belinden indirdi.

"Nasıl yürüdüğüm seni hiç ilgilendirmez." dedim. İçimde öfke patlamaları yaşıyordum adeta. O kendini ne sanıyor be? Gerçekten tam bir gıcık. Kelimenin tam anlamıyla gıcık.

"Benim evimdeysen ilgilendirir, küçük hanım." Sesi ciddi bir hal aldığında gözlerindeki o alaycı tavır da yok olup gitmişti.

"Burası senin evinse, evinde misafirlere nasıl davranıldığını öğrenmiş olmalısın, değil mi?" diye karşılık verdim ellerimi kucağında birleştirerek. O da benimle aynı hareketi yaptı ve üzerime eğildi. Boyu benimkiyle aynı hizaya geldiğinde konuşmaya başladı.

"Benim evime pek misafir gelmez. Ama geldiğinde de..." dediği sırada dudaklarıma baktı ve birkaç saniye orada oyalandıktan sonra gözlerini gözlerime kenetleyerek cümlesini tamamladı. "... benim odamda kalmayı tercih ederler."

Eyvah, Esra, kaç gözünü seveyim. Bu çocuk bizi yiyecek. Kaç kurtar kendini.

Sus lan! Kim kimi yiyecek sonunda göreceğiz.

"Hmm belli." Yüzümdeki yapay gülümsemeyi biraz ginişlettim ve sonra tekrardan düz bir surat ifadesi aldım.

"Ne belli acaba?" diyerek kaşlarını çattı meraklı bir şekilde. Ona biraz daha yaklaştım korkusuzluğumu göstererek. Nefesi yüzüme çarptığında ifadesizliğimi korumaya çalıştım.

"Evinde tek gecelik misafirler ağırladığın. Aslında ne var biliyor musun?" Sorumu duyar duymaz gözlerini kıstı. Biraz meraklı ve biraz umursamaz bir tavrı vardı. Gözlerim yüzüne daldı. Pürüzsüz bir yüzü ve hafif uzun sakalları vardı. Keskin yüz hatlarıyla baştan çıkarıcı görünüyordu. Bu kadar kadın hayranın olmasına şaşmamalı. Dudağımın bir tarafı yukarı doğru kıvırırken konuşmamı devam ettirdim. "Senden böyle bir nezaket beklemek büyük aptallık. Nede olsa Esar Yiğit Karahan'sın sen. Ruhsuzluk abidesi, umursamazlığın ve egoistliğin beden bulmuş hali."

"Beni çözmüşsün bakıyorum?!"

"İnsanları çözme konusunda iyiyim biraz."

"Dikkat et de yanılma."

"Ben yanılmam. Merak etme sen." Dudağını büzüp sessizce başını salladı ve dikelerek kollarını aşağı doğru sarkıttı. Daha sonra ise konuşmayı fazla uzatmak istemeyen bir tavırla konuştu.

"İşte yeni odan.", başıyla önünde durduğumuz odayı gösterdi. Koridorun sonuna gelmiştik ama daha yeni fark ediyordum. "Doya doya vakit geçir odanda. Çünkü tez zamanda bu evden gideceksin! Keyfine bak, Boncuk!" cümleleri tek tek sıralarken birkaç saniye öncekinin aksine boş gözlerle ona bakıyordum. Arkasını dönüp geri gittiğinde aklım söylediği son kelimede takılı kalmıştı.

"Boncuk mu?" diye bir ses çıktı dudaklarımdan ama o çoktan merdivenlerden aşağı indiği için beni duymadı.

Harika! Burada geçireceğimiz zaman boyunca onun bize taktığı takma isimle hitap edileceğiz. Ve bu acayip sinir bozucu!

Aynen iç ses, aynen!

---

Evettttt bu bölümün de sonuna geldik. Ama itiraf edin, çok güzel bir bölümdü. Hatta harikaydı denilebilir. Şimdiden yorumlarınızı okumak için heyecandan dört dönüyorum. Şimdiye kadarki en sevdiğim bölümdü. Ama daha güzelleri de gelecek bundan emin olabilirsiniz. Şimdi ise sorulara geçiyoruz.

1. Esar karakteri hakkında ne düşünüyorsunuz?

2. İkisinin uyumu nasıl sizce? Tam da bir birlerini bulmuşlar mı?

3. Bölümden keyif aldınız mı?

4. En çok hoşunuza giden replik hangisiydi?

Evet canlarım. Sorularım bu kadardı. Yanıtlarsanız beni gerçekten çok mutlu edersiniz. Gelecek bölümlerde görüşmek üzere. Hoşçakalın, sağlıcakla kalın. ♡♡♡

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

12okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.