23. bölüm / 26
BIRAK BOYALAR KONUŞSUN22. BÖLÜM : "KÖTÜ TABLO"
Bölümler 26Şu an: 22. BÖLÜM : "KÖTÜ TABLO"
- 1 BIRAK BOYALAR KONUŞSUN655 kelime
- 2 1. BÖLÜM : "KANDAN RESM"1.320 kelime
- 3 2. BÖLÜM : "YANLIŞ ANLAŞILMA"1.316 kelime
- 4 3. BÖLÜM : "RESSAM'IN HİKAYESİ"1.335 kelime
- 5 4. BÖLÜM : "ESRA'NIN ACILARI"1.649 kelime
- 6 5. BÖLÜM : "KORKUNÇ KABUS"1.802 kelime
- 7 6. BÖLÜM : "KEYİFLİ KAHVALTI"1.234 kelime
- 8 7. BÖLÜM : "İLK DERS"1.804 kelime
- 9 8. BÖLÜM : "AYVAYI YEDİK"1.629 kelime
- 10 9. BÖLÜM : "ARDINDAKİ GERÇEK"1.422 kelime
- 11 10. BÖLÜM : " AKŞAM YEMEĞİ"1.461 kelime
- 12 11. BÖLÜM : "AKRABA İSTİLASI"2.334 kelime
- 13 12. BÖLÜM : "GEÇMİŞTEN MİSAFİR"1.879 kelime
- 14 13. BÖLÜM : "KÜÇÜK HATALAR"1.193 kelime
- 15 14. BÖLÜM : "DERT ORTAĞI"1.363 kelime
- 16 15. BÖLÜM : "PARTİ ZAMANI"2.627 kelime
- 17 16. BÖLÜM : "SEN ANLAT"1.332 kelime
- 18 17. BÖLÜM : "SÖZ VER"2.243 kelime
- 19 18. BÖLÜM : "SARHOŞLUK MESELESİ"2.685 kelime
- 20 19. BÖLÜM : "SENİ SEVMİYORUM"2.257 kelime
- 21 20. BÖLÜM : "SARI BELA"1.920 kelime
- 22 21. BÖLÜM : "RESSAM OLMAK"2.337 kelime
- 23 22. BÖLÜM : "KÖTÜ TABLO"1.560 kelime · Okuduğun bölüm
- 24 23. BÖLÜM : "EMANET KALPLER"2.307 kelime
- 25 24. BÖLÜM : "BEKLENMEDİK KARARLAR"2.964 kelime
- 26 25. BÖLÜM : "KARARLI İDDİA" (SEZON FİNALİ)2.632 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Merhaba arkadaşlar bu gün yine karşınızdayım. Bu bölüm biraz şey ya... Neyse spoiler vermeyeyim. Zaten bölümü okuyunca ne demek istediğimi anlarsınız. Haydi bölüme geçelim. Oy ve yorum yapmayı da unutmayın, yakarım. HAHAHAAH
Seviliyorsunuz...
---
22. BÖLÜM
"KÖTÜ TABLO"
Eserler klasik müzik eşliğinde sahnede gösterilmeye başladığında satılmaya değer olan tablolar satılıyor, diğerleriyse aşağı indiriliyordu.
"Ve sıradaki ressam adayımız Esra Ela Algül." diyerek dernek başkanı kürsüde adımı söylediğinde adamların sahneye getirdiği tablolar eşliğinde izleyiciler alkışlamaya başladı. İki yanımda duran Melis ve babamın elini sıktım. Sırayla ikisine de gülümsedim. Melis mutlu mutlu beni seyrediyor, koluma sarılıyordu. Babamsa gurur duyarcasına bana bakıyor, gözlerinin içi parlıyordu. O her zaman benimle gurur duyan biri olmuştur ama bu sefer farklıydı. Bu sefer her zamankinden daha fazla gurur duyuyor gibiydi.
Başımı Melis'in yanında oturan Ece'ye çevirdim. Gözleri adeta 'this my girl' diye bağırıyordu. Babamdan sonra benimle en çok gurur duyan biri varsa o da oydu. O ki benim çocukluk arkadaşımdan çok ilk kız kardeşim olmuştu. Melis üstüne geldi.
Gözlerimi tekrardan sahneye çevirdiğimde ilk olarak en sevdiğim eserimi izleyicilere sunmuşlardı. Üzerinde gece gündüz demeden çalıştığım ve boyalar yerine tüm duygularımı buraya akıttığım tablomu.
Terkedilmiş Çocuk
Sahnedeki tabloyu izlemeye koyuldum. Bu eserimi birkaç yıl öncesinde yapmıştım. Annemin bizi terk ettiğinin yıl dönümüydü ben buna başlarken. Ortadan gelen koyu renkler kenarlara gidince renklenmeye başlıyordu. Ortada gri bir köprü vardı ve köprünün ortasında küçük gözleri bağlı bir çocuk. Köprünün sağ ucunda bir adam figürü, sol ucunda ise bir kadın figürü resmetmiştim. Çocuk hangi tarafa döneceğini bilemeyerek elinde yırtık bir şemsiye tutuyordu. Köprünün iki yanında olan kuru ağaçlar kenarlara doğru giderek yeşeriyordu. Köprünün altında da dingin bir nehir vardı. Kenarlarında ise bir sürü kayalıklar. Bu kayalar cansız gibi görünse de renklerin canlandığı alandan itibaren aralarında mor lavantalar ve pembe laleler yeşeriyordu. Çiçeklerin dibinde bir sürü turuncu balık ve gökyüzünde özgürce kanat çırpan kuşlar vardı. Böyle anlatınca ilginç gelmiyor kulağa farkındayım ama bu resmin en ilginç kısmı renkli bölgelerdeki silik boya lekeleri. Kimisi kırmızı, kimisi sarı, kimisi mavi. Fakat her birinin içince farklı anlar yer almakta. Gün batımını izleyen çift sarı lekeye yerleşmiş, yavrularına yemek yediren kuş mavi lekede yer almıştı. Ve bunun gibi birçok kare vardı. Tablonun ortasında gri tonlarında işlenmiş gün batımı da esere ayrı bir hava katıyordu.
Dernek başkanı Lütfi bey tabloma hayranlıkla baktı. Hatta ufaktan bir iç çekişini bile duydum. Bu beni mutlu etmişti. Bu resmi ne kadar satmak gönlümce olmasa da babamın buna baktığında üzülmesi her defasında canımı yakıyordu. O yüzden alıcısı çıkarsa satmayı düşünüyorum.
"Esra kızım, buraya gel lütfen." diyerek Lütfi bey beni sahneye çağırdı. Kardeşimden ve babamdan sıkıca tutmuş olduğum ellerimi bıraktım ve heyecanlı bir şekilde sahneye doğru ilerlemeye başladım. Heyecandan yüreğim ağzımda atıyordu. Hatta alnımda soğuk soğuk boncuk terler oluşmaya başladı. Elimi kalbime koydum. Kendimi dizginlemem gerekiyordu. Kalbimi yatıştırmam. Hayatımda ilk defa eserlerim sergileniyordu ve bu heyecanım çok normaldi. Ama bu heyecanın güzelim bu anı mahvetmesinden delicesine korkuyordum. O yüzden elim hala kalbimdeyken derin nefesler verdim fark ettirmeden. Nihayet sahneye vardığımda elimi indirdim ve diğeriyle önümde birleştirdim. Ne kadar heyecanımı yatıştırmış olsam da parmaklarım birbirine dolanmaya devam ediyordu.
Kalabalığa baktım. Herkesin gözü bendeydi ve bu biraz daha utanmamı sağlamıştı. Hiç bu kadar odak noktası olmamıştım. İnsan haliyle utanıyor. Sergi başladığından beri sahnenin karşısına dizdiğimiz sandalyelerde oturmuş aileme baktım. Melis bana gülümsüyordu. Ece ve babam aynı gururla beni izliyorlardı. Sonra gözlerim kalabalığın arasında bir keşfe çıktı. Birini aradım. Neden aradım, ne için aradım bilmiyorum ama onun bakışlarını görmek istedim. Ve buldum.
Esar bana değil, yanımda olan tabloya zillemişti gözlerini. Resimde ne gördüyse ciddi bir surat ifadesiyle hoşnutsuz bir biçimde ona bakıyordu. Sanki elinde olsa tabloyu parçalarına ayırır ve her parçasını bir daha bulamayalım diye de dünyanın dört bir yanına gömerdi.
Neden öyle bakıyor? Korktum bir an.
Bilmem, iç ses. Belki de tabloyu beğenmemiştir.
Ama nasıl beğenmez. Bir ay her gün bunu yapmaya adadık kendimizi. Biraz emeğe saygı duymayı öğren, görgüsüz küpek.
Zevkler ve renkler tartışılmaz, iç ses.
Ben hakkımı yedirmem, kızım, bana ne.
Sonra gözlerim Esar'ın yanında oturan Akın'a kaydı. Kendisi büyük bir hayranlıkla izlediği tablodan gözlerini ayırıp bana bakınca gülümsedi. Yanaklarımın kızarmasını hissettiğim an bakışlarımı kaçırıp kürsüdeki Lütfi beye çevirdim.
"Evet, kızım, önce bu tabloda hangi teknikleri kullandığını açıkla."
"Tamam." diyerek açıklamaya başladım. "İlk olarak yağlı boya tekniğini kullandım. Resmi bitirdikten sonra kenarlarına suluboya tekniğini işledim."
"Peki bu fikir nereden aklına geldi?"
"Aslında ben de bilmiyorum. Tablodan anlaşıldığı gibi bu resmi yaparken içsel karmaşa yaşadığım bir döneme denk gelmişti. Ve aklıma ne geliyorsa onu yaptım."
"Bu eserin bir anlamı var diyebilir miyiz?"
Düşündüm. Ama bu birkaç saniye duraklamamın ardından, "Hayır." diye bir ses geldi kalabalığın arasından. Dönüp o tarafa baktığımda ise Esar'ın ayağa kalktığını gördüm. Benimle beraber tüm gözler de ona çevrilmişti. Akın onu kolundan tutup yerine oturtmaya çalışsa da o kolunu kurtarıp sahneye doğru adım attı. Herkes merakla ne yapacağını izlerken ben onun yaklaşmasıyla kaşlarımı çattım. Bu adamın derdi ne böyle?
"Hayır bu tablonun hiçbir anlamı yok." Sahneye çıktığı gibi söylediği bu kelimeler karşısında kalabalığın arasında uğultulu sesler gelmeye başladı. Üstelik çekinmeden gözlerime bakarak söyledikleri gözlerimin dolmasına sebep olmuştu.
"Ne saçmalıyorsun sen?" diye tısladım kalabalığın duyamayacağı bir tonda. Ama o bana hesap vermek yerine yüzünü kalabalığa çevirdi ve kepazeliğine devam ettim.
"Az önce de bu kızın söylediği gibi. Aklına ne geldiyse onu yapmış. Yani altında bir mana aramaya gere yok bence."
"Öyle mi Esar bey?" dedi kürsüde durmuş olan biteni izleyen adam. Fakat ciddiyetle sorulan bu soruya Esar alayla cevap verdi.
"Öyle. Bu kızın tüm eserleri böyleyse boşuna hayal kuruyordur."
Söyledikleri karşısında daha fazla dayanamadım ve utancın bana hediye ettiği gözyaşlarımla birlikte sahneden indim. Kalabalıktan gelen uğultulara fısıldaşmalar da eklenmişti. Elimin tersiyle gözyaşlarımı silerken Ece'nin bana seslendiğini duysam bile yine durmadım ve kapıya doğru ilerlemeye devam ettim. Topuklu ayakkabılarım çıkardığı sesler yavaşlıyor ve kulaklarım çınlıyordu. Öfkeden ve hüzünden hiçbir şeyi gözüm görmüyordu.
Bunu neden yapmıştı? Bu kadar insanın içinde beni kırmaya değer miydi? Ne biçim insanmış ya bu adam? Hiç vicdanı yokmuş. Sırf canı istedi diye beni herkesin içinde rezil etti! Kalbim göğüs kafesimin arasında hüzün dalgaları içinde boğulurken yanıldığımı fark ettim. Onu ilk gördüğümde gözlerinde gördüğüm o derinlik aslında bir yanılsamaymış. Hepsi yalanmış. O iyi biri değildi. Hem de hiç değildi. Sadece bencil, egoistin tekiymiş. Benim ona hiçbir zararım dokunmamışken o benim kariyerimi mahvetti. Ondan nefret ediyorum.
Binanın çıkış kapısına doğru ilerlerken durdum. Ona duyduğum nefretten dolayı ellerimin zangır zangır titrediğini görünce gözyaşlarım birer birer yanaklarımdan süzüldü. On yedi yıllık hayatım boyunca o nefret ettiğim ikinci kişi olmayı başarmıştı. Beş dakika, sadece beş dakika içinde ondan nefret etmemi sağlamıştı. İyi ama neden? Hayır neden yok. Bazı insanların nedenleri olmaz. Ben bunu ilk kez annemden öğrenmiştim. Ve bu tecrübe hiç de tatlı gelmemişti bana.
"Kızım, bir dur Allah aşkına." Bana yaklaşan Ece'nin sesini duydum kulaklarımda. Ama ben bu duygular karşısında ezildiğim için yere çöktüm. Düzlerimi büküp oturur pozisyonda ellerimi yüzümle örttüm.
"Abla." diye Melis'in haykırışını duydum. Lakin bakmadım. Yüzümü ellerimin arasında saklamaya devam ettim.
"Bebeğim, yapma böyle." Bu sefer duyduğum babamın şefkatli sesiydi. Hiç kimseye kaldırmadığım başımı bir tek babama kaldırdım.
"Baba çok kötü." diyerek ona sarıldım. Bu duygularla nasıl başa çıkacağımı bilmiyordum. Tek istediğim eve gitmek ve uyumak, bu kabusu unutmak istiyordum. Babam beni ayağa kaldırdı. Birinin omzuma dokunduğunu hissettim ve başımı kaldırıp ona baktım.
"Özür dilerim." dedi Ece üzgün bakışlarla. Böyle olacağını tahmin bile etmemiştim. Onları çağırmamam lazımdı." Babamdan ayrılıp Ece'ye sarıldım. Tüm bu olanlarla kendisini suçlamasını istemiyordum.
"Senin suçun değil." dedim sırtını sıvarlarken. Bu onun suçu değildi. Esar bunu kendisi yapmıştı. Aslında iyi de olmuştu. Gerçek yüzünü göstermişti bize çünkü. Bu yüzden onu sevme ihtimalim varsa bile ortadan kalkmıştı.
"Hayır benim suçum." dedi Ece benden ayrılırken. "Eğer ben onları çağırmasaydım şimdi sahnede eserlerin hakkında konuşuyor olurdun."
"Eğer onları çağırmasaydın ben onun gerçek yüzünü göremezdim ve bir kör gibi korkarım ona hayranlık duymaya başlardım. Bu yüzden kendini suçlama." Açıklamamın yeterli olduğunu umarak gözlerine bakıp bir cevap beklemeye başladım. Ama o sadece bana sarılmakla yetindi. Evet, üzülmüştüm, evet, nefret etmiştim. Fakat bu yüzden en yakın arkadaşımın kendini suçlamasını istemiyordum.
🖌️🎨🖌️
(Günümüz)
Bana yaşattığı anılar tekrardan kabuslarıma girince irkilerek gözlerimi açtım. Altımdaki zemin yumuşak, etraf ise karanlıktı. Arabada uyuyakalmış olmalıydım. Fakat Esar'ın beni odama kadar kucağında taşıması beni şaşırtmıştı. Alkolün etkisinden başım hala hafiften dönüyordu. Elimi başıma koyup şakalarımı ovmak istedim. Ama yakınımda bir ses duymamla kıpırdamadan yerimde yatmaya devam ettim ve hızla gözümü kapattım.
"Aslında uyuduğunda çok uysal biriymişsin." Bu onun sesiydi. Hala odamdan gitmemiş mi yani? Neyin kafasını yaşıyor bu adam?
"Diğer zamanlar çok gıcıksın." diye konuşmasını sürdürüyordu. Bu halimdeyken bile bana laf yetiştirmeyi başarıyordu beyefendi. Sanki kendisi uysallar kralı da, aklınca bana laf sokuyordu. "Ama sende çözemediğim bir şeyler var... Çözemediğim bir şeyler. " Son sözleri karşısında nefesim kesildi.
Daha fazla burada kalmanın anlamsız olacağını düşünmüş olacak ki kapıyı yavaşça açıp dışarı çıktı. Kapıyı kapattıktan birkaç saniye sonra dikeldim. Endişeli bakışlarım karanlığı delip kapıya ulaştığında hapı yuttuğumu anladım. Eğer benim o kız olduğumu hatırlarsa puanlarımı kırabilir, hatta onun yüzünden tekrar bir yılımı daha kaybetmek zorunda kalırdım.
İşte, ondan boşuna nefret etmiyordum. Ruhsuzluk abidesi ne olacak?
---
Bölümün sonu yazmaya korkuyorum. Beni parçalayacakmışsınız gibi hissediyorum. Tamam sakin, ne olmuş yani böyle bir sahne yazmışsam? Siz hele o 2 Mayıs gününü düşünün bakalım ne olmuş o gün de yavrucağım bu kadar tetiklenmiş.
Neyyyyysseeeeeee, sorulara geçelim. Umarım cevaplarsınız. Yani öyle umuyorum.
1. Bölüm nasıldı?
2. Bundan sonra neler olacak?
3. En sevdiğiniz kısım hangisi oldu? (bendeki yüzsüzlük)
4. Beni seviyor musunuz? (başka soru bulamama)(şımarıklık isteği)
Tamam, haydi eyvallah görüşmek üzere. Gelecek bölümlerde sizi daha fazla mahvetmek umuduyla. HA HA HA (şaka lan şaka, gül diye)
Bölüm etkileşimi
