2. BÖLÜM : "YANLIŞ ANLAŞILMA"

Vaveyla Yazarı: Melek Z

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 26Şu an: 2. BÖLÜM : "YANLIŞ ANLAŞILMA"

Merhaba arkadaşlarrrrr. Sonunda beklediğimiz bölüm geldiiii. Ay çok heyecanlıyım. Bu kitap hayatımızda bir yer kaplayacak bunu hissedebiliyorum. Çok eğlenerek yazdım bu bölümü. Ve gelecek bölümler de öyle olacak sanırım.

Çok komik, eğlenceli ve keyif duyacağınız bir kitap olacak emin olabilirsiniz buna.

Öyleyse sizi çok bekletmeden bölüme geçelim.

---

2. BÖLÜM
"YANLIŞ ANLAŞILMA"

( 02.09.2025 )

Hayat bize bir çok şey öğretirdi aslında. Kimimize korkak olmayı, Kimimize cesur olmayı. Kimimize de mutlu ve ya mutsuz olmayı öğretirdi. Bunların hiçbirini öğretmese de illaki bir şeyler öğretirdi. Çünkü bizim en iyi öğretmenimizdir hayat. Diğer öğretmenlerin aksine anlatarak değil de, bir şeyler yaşatarak öğretmeye çalışırdı bize. Kimisi okul derdi ona, kimisi sınav, kimisi ise başka bir şey. Ama ben öğretmen demeyi tercih ediyorum. Çünkü okul olamayacak kadar büyük, sınav olamayacak kadar da karmaşık bir şeydir hayat. Bu yüzden öğretmen tam da yerine oturur. Onun kadar bilge ve onun kadar öğretici. Hatta ondan bile daha iyi.

O insana aklının bile alamayacağı şeyler yaşatırdı. Nefretler, öfkeler, kırgınlıklar, özlemler, intikamlar havada uçuşurdu. Ama nefret kadar sevgi, mutsuzluk kadar mutluluk da vardır onda. Tek dokunuşuyla tüm ezberleri bozar, tüm duvarları yıkardı. Ya da buna bizi mecbur bırakırdı. Çünkü o kibar olduğu kadar zorbaydı da. Evet, zorba. Ve inanın bana onun zorbalığıyla hiç karşılaşmak istemezsiniz.

Çocukken hatırlıyorum da babaannem hep şöyle derdi bana : " Hayatla iyi geçin, güzel yavrum. Onun zorbalığıyla uğraşmak istemezsin." Büyüyünce anladım aslında bana ne demek istediğini. Hayatla arkadaş olmak hiçbir şey değiştirmese de en azından işleri biraz kolaylaştırıyordu. Babaannemi anladığım günden beri onun sözünü dinledim. İyi geçinmeye çalıştım hayatla. Gülümsedim ona, eğlendim gönlümce. Ve buna bakılırsa aslında mutsuz demezdim kendime. Mutluydum. Tüm zorluklara rağmen mutlu olmayı başarmıştım. Bu yüzden kendimle gurur duyuyorum.

Ha bu arada kendimi size tanıtmayı unuttum, benim hatam. Ben Esra. Hayatın acımasızlıklarına ve merhametsizliklerine uğramış Esra. Hayatı boyunca hep yıkılmış, paramparça olmuş Esra. Annesi tarafından daha on yaşındayken terkedilmiş bir kız çocuğu. Ve on yaşına bakmayarak büyümek zorunda kalan ve kız kardeşiyle babasına bakan bir kadın. Ben her ikisiyim. Bir yanım hala anne özlemi çeken küçücük bir çocuk, bir yanım olgun ve tüm dünyanın yükünü sırtlanmış bir kadın. Ama bütün bunlara rağmen yüzündeki gülümsemeyi asla eksiltmeyen bir Algül. Ben Esra Ela Algül. Her şeye rağmen mutlu biriyim ve sadece içinizden biriyim. Daha fazlası değil.

Günlerden pazartesi ve ben elimde bir valizle Daire 12-nin karşısında durmuş bekliyordum. Kapıyı çalamıyordum çünkü bu kapıyı açacak olan kişi benim bu dünyada en nefret ettiğim kişi. Bu kapıyı açacak olan kişi beni mecbur kaldığı için evinde yaşamama izin verecek kişi. Ah, verseler onu bir kaşık suda boğardım ya yıllarımı çöpe atmama neden olduğu için. Ama neyse, kalsın. Peki ben neden buradayım? Hemen açıklayayım.

Her yıl olduğu gibi bu yıl da okuldan üç kişi seçip daha iyi eğitim almaları için ressamların yanlarına göndereceklerdi. Bu yıl o üçlünün arasında ben de vardım. Diğerleri en yakın arkadaşlarım Deniz Sayer va Ece Maran'dı. Hatta Ece platonik olarak aşık olduğu ressam Akın Özün'ün yanına gönderilecekti. Deniz de çok çok sevdiği ressam olan Ela Güzel'in yanına gönderildi. Bense ressamların içinde en ukala, en duygusuz, en bencil birinin yanına gönderildim. Esar Yiğit Karahan'ın yanına. Bu dünya üzerinde başka ressam kalmamış gibi!

Gözlerimi kapattım, burnumdan derin bir nefes aldım, sonra ağzımdan verdim. Doğru bildiniz, nefes terapisi. Bazen buna çok ihtiyacım oluyor. Bu da o anlardan biri. Tekrar burnumdan nefes aldım ve ağzımdan verdim. Tekrar nefes alacakken bir kapı açılma sesi duydum. Korkuyla gözlerimi açtığımda önümdeki kapının kapalı olduğunu gördüm. İçim rahatlayarak elimi kalbime koyup nefesimi verdiğimde etrafıma baktım ve yan daireden elli altmış yaşlarında yaşlı bir teyzenin çıktığını gördüm. Kapıyı kapattıktan sonra bana baktı. Beni baştan aşağıya süzerken elimdeki valizime takıldı gözleri. Daha sonra da kaşlarını çattı. Bir şeyleri aydınlaştırmaya çalışıyor gibiydi. Yavaş adımlarla bana yaklaştı ve önümde durduğum kapıya baktı. Tekrardan gözlerini bana çevirdiğinde göz göze geldik. Kadın bana kaşlarını kaldırıp umut dolu gözlerle baktığında bu sefer ben kaşlarımı çattım.

Ne oluyor be?

"Sen..." dedi umut dolu bir sesle "... yoksa sen Esar'ın sevgilisi misin?"

Kaşlarım aniden düz bir çizgi şeklini aldı. Esar'ın sevgilisinin olması onu neden sevindirdi anlayamadım ama o kadar sevinmişti ki bunun düşüncesine. Ama hayır, ben kesinlikle ve kesinlikle onun sevgilisi ne ki, arkadaşı bile olmam. Hıh, enayi miyim ben canım? Akıl var mantık var.

"Yok tey-..." diye kendimi açıklamaya çalıştığımda beni dinlemeden boynuma atladı. Kollarım açık şok bir şekilde iki büklüm kalırken o benim boynuma sıkı sıkı sarılmıştı. Ama o kadar sıcak bir sarılmaydı ki, sanki... bir anne gibi...

"Ah, yavrum, o kadar çok sevindim ki. Sonunda Esar oğlum o soğuk ve kasvetli duvarlarını yıkıp da birine aşık oldu." Benden ayrıldığında hala konuşmaya devam ediyordu.

"Bir içim su maşallah. Yarabbim, sana şükürler olsun." dediğinde ellerini dua eder gibi kaldırdı ve gözlerini kapatarak dudaklarının altında bir şeyler fısıldadı. Ben hala bu olanlara anlam veremeyerek ona şok içinde baktığımda bir anda yüzüme tükürdü. Ani bir haraketle yüzümü geri çektim. Birkaç kez daha tükürdükten sonra gözlerini açtı.

"Bakın han-..." diyerek kendimi açıklamaya çalıştığımda ismini bile bilmediğim yaşlı kadının yüzümdeki tükürüklerini siliyordum. Ama tekrar sözümü kesti ve yüzümü okşamaya başladı.

Sözümün kesilmesinden nefret ettim şu anda.

Bıktın değil mi, Esra?

Evet, iç ses, bıktım.

"Ah yavrum, ne de güzelsin sen. Bak ben Melahat teyzen. Gerçi Esar sana benden bahsetmiştir. Esar 18 yaşında buraya taşındığından beri elimde büyüdü. Büyükannesi sayılırım. Kendi torunlarımdan ayırmadım onu. Torunlarım onun yaşında evlenmiş çoluğa çocuğa karışmış o hala hayta hayta dolaşıyor ortada, üzülüyorum. Ama seni gördüm ya, kızım, içim bir rahatladı, bir rahatladı." diye anlatırken onu izliyordum. Çok tatlı bir teyzeydi gerçi. Beni okşadığı ellerinde bir anne şefkati vardı. Bu şefkati tatmayalı uzun zaman olmuştu. Gözleri o kadar neşeli bakıyordu ki. Şimdi ben nasıl kıyayım bu neşeye, bu gülüşe? Gerçi şimdi fark ediyorum. Melahat teyze babaanneme benziyor. Onun gibi tontik ve yumuk yumuk. Ve ben babaanneleri üzmemeye karşıyım arkadaş! Mecbur kalarak ben de gülümsedim ona içten bir şekilde.

"Ay, bir de gülüşün yok mu?" dedi rahatlarcasına. "İçime su serpildi valla, kızım. Bu arada kendi derdime düştüm ismini sormayı unuttum. İsmin neydi, kızım?". Kızım deyişi o kadar içtendi ki.

"Esra." dedim hızlıca. "İsmim Esra."

"Ay, ismin de çok güzelmiş be, kızım, kendin gibi."

"Teşekkürler, Melahat hanım." dedim. Yanaklarımın ufak ufak kızardığını hissediyordum. Böyle tatlı bir hanımefendiden böylesine iltifatlar almak beni utandırmıştı bir haliyle.

"Aa hanım olur mu ayol? Esar'ımın sevgilisi bana hanım mı diyecek? Teyze de sen, teyze. Bundan sonra ben de senin teyzen sayılırım." dedi sevecen bir şekilde.

"Peki, Melahat teyze." dedim mecbur kalarak gülümsediğimde.

"Hadi, yavrum, sen güzel güzel gir evine, benim de işlerim, var sonra konuşuruz, hadi hadi." dedi ve bana bakarak asansöre doğru yürümeye başladı. Giderken bana bakıp 'maşallah' demeyi de ihmal etmiyordu. O asansöre binene kadar gözümü ondan ayırmıyor ve gülümsemeye devam ediyordum. Melahat teyze gittikden sonra tekrar karşımdaki kapıyla göz göze gediğimde artık onun çalınması gerçeğiyle yüz yüze geldim. Bir iki defa daha derin nefesler aldım ve zile bastım.

Hadi bakalım, Esra, gazamız mübarek olsun. Melahat teyzenin sözlerini onayladın. O bunu bilince ne yapacak bakalım acaba!?

O bunu bilene kadar illaki bir şeyler düşünür buluruz yani nedir ki?

Hıhı, diyorsun?

Sus, iç ses, sus!

Tamam, demedim bir şey. Ama haklıyım.

Tamam, en haklı sensin. Oldu mu? Kapa çeneni!

Zil çaldığında adeta kalbim yerinden fırlayacakmış gibi hızla çarpmaya başladı. Gözlerimi sıkıca yumarak, ağzımdan derin nefesler vererek kapının açılmasını bekledim. Yaklaşık yirmi saniye sonra kapının açılma sesini duyduğumda gözlerimi açtım ve gördüğüm manzara karşısında gözlerim çıkacakmış gibi yuvalarından fırladı. Buna inanamıyorum!..

___

Evettttt, bölüm bittiii. bir de en heyecanlı yerinde ya tüh. Hahahaha, neyse okuduğunuz satırlara yorumlar bırakmayı unutmadınız değil mi? Bak unutursanız bozuşuruz ona göre heee. Sizin düşüncelerinizi ve yorumlarınızı merak ettiyimden söylüyorum bunu yoksa bu yüzden kapınıza gelip başınıza silah dayamayacağım yani (şüpheli)

Evet canikolar eğer hazırsanız sorularım geliyoooorrrr...

1. Esra ve iç ses'ini nasıl buldunuz? (Bence çok komikler. Gelecek bölümlerde ne demek istediğimi anlayacaksınız)

2. En komik bulduğunuz sahne hangisiydi?

3. Sizce Esra neye bu kadar şaşırdı? (İşte bu soruya fikirlerinizi çok merak ediyorum.)

Hadi bakalım soruları cevapladığınıza göre gitme vakti gelmiş demektir. Hoşçakalın gelecek bölümlerde görüşmek üzere. Baybay.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

12okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.