24. BÖLÜM : "BEKLENMEDİK KARARLAR"

Vaveyla Yazarı: Melek Z

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 26Şu an: 24. BÖLÜM : "BEKLENMEDİK KARARLAR"

Hello bebitolar. Nasılsınız bakalım bu gün? Kötü olsanız da bir şey olmaz. Çünkü bu bölüm sizi epey bir güldürecek. Bu bölüm böyleyse gelecek bölümü düşünemiyorum bile diyeceksiniz içinizden. Öyle bir eminim yazdıklarımdan. Neyse sizi çok fazla tutmadan bu muhteşem bölümle baş başa bırakayım. Oy ve yorum yapmayı da sakın unutmayın, bozuşuruz ona göre.

Düzenleme : Bu gün BBK 1 yaşında olduuuu

Seviliyorsunuz...

---

24. BÖLÜM
"BEKLENMEDİK KARARLAR"

Yay gibi kirpiklerimin altındaki gözlerimi kırpıştırdığımda artık sabahın ilk ışıklarının pencereden içeriye doğru süzülmek istediğini gördüm. Ayağa kalktım usul usul, sonra pencerenin karşısında duvar gibi duyup seher yellerini içeriye sokmayan perdeye uzandı elim. Perdeyi de yavaşça açtığımda güneşin o saf ışıkları zümrüt yeşili gözlerime vurup bir değerli taş gibi parlattı onları.

Ne saçmalıyorsun pardon? Baş rol triplerine falan girmedin, değil mi?

Hakikaten ya, ne o hayatı romantize etmeler? Dümdüz sabahın körü işte, ne uzatıyorsun?

Oh, 40 derece ateşle cayır cayır yanıyorsun sandım, kafana geçirecektim he yoksa.

Neyse ki ateşim yok, iç ses.

Neyse ki.

İç sesle olan sabah rutinimizi de bitirdikten sonra üzerimi değişmek için dolabıma doğru ilerledim. İçeriden gri eşofman üstünü ve siyah üzerime tam oturan pantolonumu çıkarıp giydikten sonra odadan çıktım. Bu gün nedense her zamankinden daha neşeliydim. Ne bir baş ağrısıyla uyanmıştım, ne bir telefon çalmasıyla, ne de bir başka huzursuzlukla. E böyle olunca da haliyle insan daha bir neşeli oluyordu.

Yirmi üç yaşıma rağmen küçük, oyun oynama hevesini içinde barındıran çocuklar gibi zıplayarak alt kata doğru ilerlediğimde Esar'ın yatak odasının önünden geçtim. Sonuna kadar kapalı beyaz ahşaba gözüm takılırken iki gün önce gece yaşadıklarımız aklıma gelmişti. Sahi, ne demişti ya bana?

'Oslundo uyurkon doho uysolmuşsun' dedi Esra'cım.

Hah, evet onu demişti, Abide bozuntusu seni. Kurban ol sen bana kurban ol!

Ağzından yine bal damlıyor bu gün, sahibciğim.

Teşekkürler, iç ses.

Neşemi hiç bozuntuya vermeden zıplamalarıma geri döndüm ve merdivenlerden aşağı indim. Bu sefer şarkı da mırıldanmaya başlamıştım. Şarkılar ve dans eşliğinde kendime kahvaltı hazırlamaya koyulunca ilk kahve ile başladım işe. Kahveyi kahve makinesine koyduktan sonra domatesleri doğramaya koyuldum. Ama aklıma gelen bir fikirle işimi yarıda bırakıp salona doğru ilerledim. Kumandayı aldığım gibi en sevdiğim şarkılardan birini koydum işime geri dönerken.

Zamansızdık ilk başta
Sandım hep iyi kalıcaz
Yetmiyo hiçbir iltifat hissettirmiyorsan

Boşa dökülen yaşlar
Artık üzülmem asla
Hoşsun başkasını bulursun kafana takma

Sebebini bilmiyorum ama bu şarkı çıktığından beri bende aşırı bağımlılık yapmıştı. Belki de pop müziklerini sevmem buna sebep olmuştur, bilmiyorum.

Çok fazla düşünmeden hazırladığım tabakları masaya götürdüm. Artık müzik değişmiş, Serdar Ortaç'ın Poşet şarkısı çalmaya başlamıştı. Çocukluğumdan beri Serdar Ortaç'ın şarkılarıyla büyümüş olmam beni daha da coşturmuştu. Kahvemi büyük bir fincana döktüğüm sırada arkadan Ego yığınının sesini duydum.

"Hayırdır, öldüm de haberim mi yok?" Alaycılığı yine üstündeydi.

"Ah nerede o günler." diye gülerek göz devirdikten sonra masaya doğru ilerleyecektim. O karşıma geçip buna engel olmasaydı eğer.

"Hm demek öyle." dedi ama bunu pek umursamadım. Daha çok ayı gibi karşıma geçmiş yolumu engellemesiyle meşguldü kafam.

"Elimde olsa ne yapardım biliyor musun?" dedim bir metre uzakta duran koyu kahverengi gözlerine bakarak.

"Ne yapardın?" Bu sefer kaşlarını çatmamıştı.

"Seni çöpe atacağım poşete yazık, bir sigara yakacağım ateşe yazık." Şarkıdaki kelimeleri aynı anda onun yüzüne söyleyerek omzundan hafifçe ittim ve kahvemi dökmeden masaya taşıdım. Artık kahvaltı yapmamam için bir sebep yoktu, her şey hazırdı. Yüzümdeki gülümseme ile masaya oturduğumda arkadan kahve makinesinin sesini duydum. Son iki gündür bu kadar neşeli olmamıştım. Galiba Meriç'in tüm ısrarlarına rağmen onunla buluşmayı kabul etmemek bana iyi gelmişti. Sonuçta sarhoşken verilen bir karar ne kadar doğru olabilirdi ki? Hele geçen bana söylediklerinden sonra? Bu yüzden dün gece geçmişi ve yaşananları kafaya takmama sözü vermiştim kendime. Görüyorum ki bu sözüm şimdiden işe yaramıştı.

Esar bir fincan kahvesiyle yanımdan geçip balkona doğru yürüdü. Son birkaç gündür doğru dürüst kahvaltı yapmıyor, evde olan vaktinin çoğunu balkonda geçiriyordu. Omzumu silkip yemeğime geri döndüm. Onun dertleri beni hiç ilgilendirmez. Ne yaparsa yapsın.

Kahvaltımı bitirdiğim gibi kapının çalması bir oldu. Televizyonu kapattıktan sonra kapıyı açmak için yöneldim. Kapı ısrarla çalmaya devam edince kim olduğunu iyice merak etmiştim. Nihayet kapıyı araladığımda ise karşımda kız kardeşimi görmeyi beklemediğimi şaşkın bakan gözlerle ifade ettim. Öyle ki arkamda Esar'ın durduğunu bile fark etmedim. Ben hayretler içinde gözlerimi açıp sesimi çıkarmazken benim bu ha başımın sarı belası bavulunu içeriye taşıyıp eve giriş yaptı.

"Merhaba, ablacık, girmeye izin var mı?" Sarı kirpiklerinin altından bakan yeşil gözleri beni tarıyordu.

"E sormakta zahmet etmeseydin, Melis." Arkamdan duyduğum kalın sesle birlikte ona döndüğümde yüzünde hafif gülümsemesi yer alıyordu.

"Ah, sana da merhaba eriştecim." diyerek alaycı sesiyle elini uzattı yanımda dik dik baktığım adama. Bu zaman ise balkon kapısından sızan hafif esintinin sayesinde kapının yavaş bir şekilde kapandığını duydum.

"Erişte ne kız?" dedi gülerek Esar Melis'in elini sıktıktan sonra onu yanına çekip kolunu omzuna attı.

"Hiç," diyerek harfleri uzattı Melis gülerek. "sadece şaka yaptım."

"En azından senin şakaların bir işe yarıyor." dedikten sonra boşta kalan eliyle beni işaret ederek bir anlığına bana baktı. "Ablanınkiler mimik bile kıpırdatmaya yetmiyor."

"Desene başına talih kuşu kondu, eriştecim."

Bunların bu muhabbeti gerçek miydi? Allah'ım yoksa ben rüya falan mı görüyorum? Melis burada ve espriden zerre anlamayan Ego yığını beni şakalarım konusunda ona mı şikayet ediyordu? Ya Rabbi gözlerim kör olaydı. Ne yaşıyor oğlum bunlar?

"Ne yaşıyorsunuz, oğlum, siz?" dedim dakikalar süren şok etkisinin ardından. Kelimelerim karşısında kahkahaları bir anda kesildi ve asık suratla gülüşlerini takas ettiler.

"Melis bir süreliğine burada kalacak." Evet bu soğuk sesiyle ilk söze başlayan Esar'dı. Hadi ya, keşke daha önceden haber verseydin. Paşama bak sen ya!

"Nasıl?" dedim duyduklarımı anlamayarak.

"Duydun işte." Bu sefer konuşan kız kardeşimdi.

"Birincisi," dedim gözlerimi Melis'in yanındaki adamdan ayırarak. Yarıda bırakılmış cümlelerimi kıza bakarak devam ettim bu sefer. "babama ne oldu? İkincisi, neden buradasın? Üçüncüsü, niye benim bundan haberim yok?" Kızdığımı belli ederek kaşlarımı çattığımda Melis biraz gerilmiş gibi titrek sesle konuşmaya başladı.

"İstediğimiz sorudan başlayabiliyor muyuz?" Şakacı bir tavırla beni yumuşatmaya çalışsa da daha fazla çatılan kaşlarım onu bu fikrinden vazgeçirdi.

"Valla bilmiyorum." diyerek açıklama yaptı bana. "Babaannemi anlattı. Eskiden giderdik ya. Bir sebep olurdu ve giderdik..." Eski günler aklına gelmiş gibi kısa bir süreliğine arkamdaki duvara baktı. Sonra odağını tekrardan gözlerime çevirdi. "Şimdi de bir sebep varmış ve benim senin yanına gitmem gerektiğini söyledi. Sen endişelenme diye de sana söylemedik. Ama babam iyi merak etme."

"İyi de, kızım, çat kapı gelmek ne kadar doğru? En azından benim haberim olsaydı..." dediğim sırada Esar sözümü kesti.

"Benim haberim vardı." Gözlerim ona kaydı. Ciddi suratı az önceki davranışlarının sebebini açıklarcasına bakıyordu. Onun bu kelimelerine karşıt konuşmaya başladım.

"Neden bana söylemedin peki?"

"Aynı sebepten." dedi omuz silkerek. "Endişelenmeni istemedim."

"Hıh." diye bir ses çıktı burnumdan sinirin sayesinde. Sinirden gülerken onun bana bu bir hafta içinde yaptıkları ve söyledikleri aklıma geldi. Gerçekten komik bir yalandı. Öyle komik ki, yalan olduğu hemen anlaşılıyordu. "Vay, sen beni düşünmeye mi başladın bide?"

"Düşünemez miyim?"

"Bok düşünürsün!" sinirle söylediğim küfrü duyunca şaşırmıştı. Ama ben aldırış etmeden öfkemi kusmaya devam ettim. "Düşünecek olsaydın şimdiye kadar bana yaptıklarını yapmazdın. O yüzden burada gelip de bana boş yapma. Yemezler, canım, yemezler."

"Yemezsen yeme. Bana ne." umursamazca söyledikleri bunalmama sebep olmuştu.

"Bak ya." dedim bir o yana bir bu yana yürürken. "Bari bir yalan söyleyeceksen de arkasında dur." Kaç defa öyle yürüdüm bilmiyorum ama Esar bıkmış olacak ki birkaç adım atarak bana yaklaştı ve beni kolumdan tuttu. Öfkeyle bir şey söyleyeceğim sırada tekrardan kapının çalmasıyla kelimeler boğazıma dizildi. Kolumu tutan Ruhsuzluk abidesi beni usulca kenara çekerek kapıyı açmak için harekete geçti. Ben orada Melis'e ters bakışlar attığım sırada kulaklarıma Melahat teyzenin sesi geldi.

"Merhaba, yavrucum." Melis'e baktığım gözlerim irileşti bir anda. Yandım, ben yenim ediyorum yandım. Melahat teyze beni onun sevgilisi zannediyordu. Bu kız kardeşim olacak sarı dangalak da Esar'a enişte demeye dünden razıydı. Melahat teyze kesin ağzından bir şey kaçıracak ve ben de Melis'in diline düşeceğim. Allah'ım bu gün ne kadar da güzel bir gün dedim dimi? Maşallah dediğim üç gün yaşamıyor ya.

Esar'la görüştükten sonra bana yaklaştı. Bense, "Melahat teyzeciğim." dedim yüzüme gülümseme yerleştirip kapıya doğru bakışlarımı çevirirken. Tonton kadın yüzündeki tatlı gülücükle bana yaklaşırken arkasında beliren adamı görünce birden yüzüm düştü.

Meriç...

O da buradaydı.

"Esra, kızımı, nasılsın?"

"İyiyim, teyzem." dedim ona sarılırken. Arkasında duran Meriç'le göz göze geldik. Ama ona aldırmadan yüzüme eski gülümsememi koydum. "Sen nasılsın, teyzeciğim."

"Şükür be, kızım. Ne olsun?" Sonda gözü yanımda duran kıza kaydı. Ben de onunla birlikte gözlerimi Melis'e çevirdiğimde kızın gözlerini turuncu kafaya diktiğini gördüm.

Melahat teyze, "Beni tanıştırmayacak mısın, Esra kızım?" dediğinde Melis'in bakışları karşısındaki yaşlı kadına çevrildi.

"Tabi, teyzeciğim." diyerek elimle kız kardeşimi gösterdim. "Bu, küçük kardeşim, Melis. Size bahsetmiştim hani. Birkaç günlüğüne burada kalacak, sonra da İzmir'e geri dönecek." sonra yüzümü Melis'e çevirip konuşmayı sürdürdüm. "Bu da Melahat teyze. Esar'ın komşusu, aynı zamanda da büyükannesi."

"Memnun oldum, teyzeciğim." diyerek elini uzattı Sarı bela. El sıkıştıktan sonra Melis kulağıma yaklaşıp fısıldadı.

"Bu havuç sıçanının ne işi var burada?" Kelimeleri karşısında gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Bir Meriç'e, bir kıza baktığımda dudaklarımı ona yaklaştırıp kısa bir cümle söyledim.

"Sonra anlatırım." Yüzümü tekrardan Melahat teyzeye çevirdiğimde, "İçeri geçelim isterseniz." Hep beraber içeri girdiğimizde Esar yanımda yürümeye başladı.

Gözlerimi ona çevirdim. Kaşlarını çatmış Meriç'e öfkeli bakışlar atıyordu. Onları ilk bir arada gördüğümde de böyleydiler, şimdi de. Aralarında kesin bir şey olmuştu. Acaba ne?

Boş ver, kanka, ya. Kız kavgası falandır.

Saçmalama, iç ses. Esar asla kız kavgası yapacak birine benzemiyor.

O zaman ilgilenme. Sana mı kalmış onların kavgalarının sebebini öğrenmek?

Tamam, haklısın, bana kalmadı.

İç sesin söylediklerine kulak vererek önüme döndüm. Melahat teyze ve Melis salondaki uzun, beyaz L koltuğa oturmuşlardı. Meriç ise ayakta durmuştu. Onların yanına vardığımızda Meriç bana yaklaşıp hafifçe kolumdan tuttu.

"Biraz konuşalım mı?" Fısıltı gibi çıkan sesine öfkeli bakışlarla cevap verdim.

"Seninle konuşacak bir şeyim yok benim." Aynı fısıltıyla verdiğim cevaba karşılık sıkıntıyla nefes verdi. Ben ise kolumu onun elinden kurtarıp Melis'e yaklaştım. "Bir gelir misin, ablacım?" İkimiz de yukarı kata çıktığımızda merdivenlerin durdum.

Ona her şeyi anlatmalıydım. Çünkü Melahat teyze bir şey söylerse kız kardeşimin tepkilerinden bu ilişkinin bir yalan olduğu anlaşılabilirdi. Bu da Melahat teyzenin üzülmesine neden olurdu. Ve üzülmesi hiç de iyi olmazdı.

Gözlerimin zemine dalmasıyla Esar'la yaptığımız o konuşma aklıma gelmişti. Melahat teyze hakkında söyledikleri beni ziyadesiyle üzmüştü. Bu kadar tatlı ve sıcak kanlı birinin böyle korkunç bir hastalığın soğuk pençeleri tarafından yakalanması ürkütücü bir şeydi.

"Abla, artık anlatır mısın ne anlatacaksan?" Melis'in sesi düşüncelerimi bölerken gözlerimi kaldırıp bıkmış bir şekilde bana bakan gözlerine baktım. Tamam, başlama vakti.

"Esar'la biz Melahat teyzenin gözünde sevgiliyiz." Kelimelerimi teker teker söylerken onun tepkisini ölçerek korunmaya hazır bir vaziyette duruyordum. Çünkü bu bilgiyle burada ne yapacağı hiç belli olmazdı.

Tahmin ettiğim gibi benimkinden biraz daha açık olan yeşil gözleri irileşti. Duyduklarının hala şokundayken, "Nasıl?" dedi sadece. Kelimelerimi iki kere tekrar etmemek için kısa kestim.

"Duydun işte." Yüzünü inceledim. Duyduklarını ilk önce algılamamış gibi baktı bana. Sonra ise dudaklarında bir sırıtış oluşmasıyla kahkahalara boğuldu. Bıkkınlıkla bir elini benime koyarak diğer elimle burun kemerimi sıktım. Ona da kırk yıllık makara çıktı iyi mi?

"Neden kadıncağıza böyle bir yalan söylediniz peki?" kahkahalarının arasında onun bu sorusuna karşıt Esar'ın bu konuda bana söyledikleri, daha doğrusu bana karşı savurduğu tehditler aklıma geldi. Sustum. Bir şey söyleyemezdim.

"Öyle işte, her şeyi de sorgulama kardeşim." dedim geçiştirerek. "Melahat teyze bizi iki buçuk yıllık sevgili olduğumuzu zannediyor." diye açıklamada bulundum. "Bunu bilsen kafi."

"Ay hadi inşallah." Sırıtarak söylediklerine karşı kolunu cimcikledim. Onun aklından neler geçtiğini gayet iyi biliyordum. Üzgünüm kardeşim ama öyle bir şey asla mümkün değil.

"Anlattığıma pişman etme ya." Sinirle söylediğim kelimler ona tesir etmemiş olacak ki sırıtışları bir türlü silinmiyordu o dudaklardan.

"Kız, kırk yıllık eriştemiz sonunda enişte olmuş ve sen bunu benden saklayacaktın ha. Cık cık cık." Kollarını göğsünde birleştirerek söylediği bu kelimeleri hızlıca reddetme gereği buldum.

"Aşağıda pot kırma diye söyledim bunları. Ve ayrıca ona ne enişte, ne de erişte deme. Gıcık oluyorum ya." Onun bu hallerine karşı sinirden köpürsem de sesimin çok çıkmamasına dikkat ediyordum.

"Bitti mi?" dedi Melis sıkılmış gibi.

"Bitti."

"E iyi o zaman ben erişte olan eniştemin yanına gidiyorum." diye gülerek merdivenlere doğru ilerledi.

"Melisss!" dedim kızdığımı belli eder gibi.

"Canım eniştem." Adeta bana gıcıklık olsun diye söylediği bu kelimeler eşliğinde yavaş yavaş aşağıya inmeye başladı.

"Bak geliyorlar bana he."

"Enişteme söyleyeyim de kovsun o gelenleri." dedi ve hızla merdivenlerden aşağı indi. Tabi benim onu mahvedeceğimi biliyordu. Bu yüzden kaçmıştı. Ama dur sen akşam olacak nasılsa. O zamana kadar gül eğlen sen.

Ben de merdivenlerden inmek üzere harekete geçtiğimde aşağıdan Meriç'in kafasını gördüm. Büyük bir bıkkınlıkla gözlerimi kapattığımda bu gün başıma en fazla ne gelebilir diye düşünerek günün bitmesini arzuladım. Çünkü bu kadarı da fazlaydı. Neden gelmişti ki? Neden peşimi bırakmıyor? Bunca yıl sonra neden?

Gelip tam karşımda durduğunda gözlerimi devirerek yanından geçip gitmek istedim ama o beni durdurdu.

"Lütfen, konuşabilir miyiz artık? Kaç gündür kovalamaca oynuyoruz sanki. Bıkmadın mı?" Kelimelerini bitirdikten sonra elini kolumdan çekti. Ben ise tüm bedenimle ona dönerken göz göze geldik.

"Bıktım, evet." dedim sinirle. "Ama senin benim peşimi bırakmamandan bıktım."

"Bırakmam." diye hızlı bir şekilde söylediklerime yanıt verdi.

"Neden?" dedim yalvarırcasına. "Bunca yıl boyunca bırakmadın mı? Neden şimdi?" Ben bu çocuğu gerçekten anlamakta güçlük çekiyordum. Yaptıklarının elle tutulur en ufak yanı bile yoktu.

"Bir kez bıraktım ve inan bana hiç kolay olmadı." dedi gözlerimin en derinine bakarak.

"İlgilenmiyorum, tamam mı?" dedim, artık bu konuşmanın bitmesi için yalvarıyordum sanki. "Senin geçirdiğin o zor dönemle ilgilenmiyorum." Gözlerinden kaçırmadığım gözlerime öyle bir baktı ki, gözlerimi çevirmek istedim. Ama acımasızca onlara bakmayı sürdürüyordum.

Neden diye sormadım. Çünkü alacağım cevaptan korkuyordum. Anlattıklarına hak vermekten ve ona duyduğum öfkenin boşa çıkmasından.

"Çekilir misin artık?" dedim sert bir şekilde.

"Peki bana verdiğin söz?" Sesi titredi. Ama aldırmadım.

"Bir sarhoşun sözüne mi inanacaksın yani?" O gece hakkında sarhoşluktan bir şey hatırlamasam da sağ olsun bu karşımdaki havuç sıçanı bana o konuşmanın her detayını tane tane anlatmıştı. Tabi ki duyduğum an bunu reddetsem de o bunun peşini bırakmamıştı.

"Bana o sözü sarhoşken vermedin. En savunmasız halinde verdin." dediğinde ellerimi tutmak için bir hamle yaptı, fakat ona fırsat vermeden ellerimi arkamda birleştirdim. Hüzünle gözlerimin içine bakarak, "Sarhoşken söylenenler, içinde bastırdığın şeylerdir." dedi ve bakışlarını çevirdi. Doğruydu. Sarhoşken söylenen kelimeler, ayıkken içimizden geçirdiklerimiz ama bir türlü söyleyemediklerimizdi. Ben o teklifi eski Esra için yapmıştım aslında ama ayılınca eski Esra'nın tekrardan hayatıma girmesi bir kabus gibi hissettirmişti bana.

"Gözlerime bak." dedim emir verir gibi. O da itaat etmeye hazır bir köle gibi baktı gözlerimin içine. "Orada artık o ezik kız yok."

"Sen ezik değildin ki..." diye bir açıklamada bulunacağı sırada sözünü kestim.

"Eziktim." Bunu sesli söylemesi bile boğazıma dikenler batmasına sebep oluyordu. "Tam bir fiyaskoydum. Ama sen gittikten sonra ne oldu biliyor musun?" dedim yenilmez bir edayla gözlerine bakarak. Sustu. Lakin ben susmadım. "Kendime bir daha eskisi gibi olmama sözü verdim. Kendimi yeniden inşa ettim. Ve sen yıllar sonra gelip de yıllarca çaba harcadığım yeni beni yok edemeyeceksin. Tekrar beni yok etmene izin vermeyeceğim."

Kelimelerimin keskin bir bıçak gibi onu parçaladığından emin olduktan sonra hızla merdivenlere yöneldim ve basamaklardan inmeye başladım. Dalgın bir şekilde indiğim basamakların sonlarına geldiğimde ise birine çarptım. Fakat o kişinin belimden tutmasıyla yüzüne bakmam bir oldu. Bu Esar'dı. Gözlerime baktığında kaşları çatıldı hafiften.

"Ne oldu sana?" diye sorması paniklememe neden oldu. Gözlerimin hafiften dolmaya başladığını anca o zaman fark etmiştim.

"Yok bir şey." dedim sakin kalmaya çalışarak. Gözlerimi birkaç saniyelik kapatarak kendimi dizginlemeye çalıştım. Lakin tekrar ona baktığımda bana inanmamış gibi bakan gözleri yukarıdan ses gelmesiyle oraya yöneldi. Meriç'in de benim geldiğim yerden inmesi onu rahatsız etmiş gibi elini belime daha sıkı kavradı ve kaşlarını daha fazla çatarak arkamda duran adama bakmaya devam etti.

"Ne yapıyorsun?" diye sordum bunu neden yaptığını anlamayarak. Tamam, Melahat teyzeye rol yapıyorduk ama bunun dışında birinin mutlaka bizi öyle sanması gerekli miydi?

"Asıl sen ne yapıyorsun?" dedi bana bakarak. Gözlerinin bana dokunduğunda hafif yumuşadığını hissettim.

"Bir de erkeklerle konuşmanı yasaklıyorum de tam olsun." dedim alaycı bir tavırla. Bu hesap sormaları abartmıştı. Biz böyle anlaşmamıştık ki? Aslında anlaşmamıştık, her şey bir anda olmuştu ama konumuz şimdi bu değil.

Yukarı bakıp düşünür gibi yapması kaşlarımı çatmama neden olmuştu. "Aslında iyi fikirmiş." Dudaklarından çıkan kelimeler mal mal ona bakmamı sağlamıştı.

"Geri zekalı mısın kardeşim? Biz seninle sahtacikten sevgiliyiz, unutma." Sesimin yavaş çıkmasına dikkat ederek söylediğim kelimelere karşı yalandan kalbini tuttu ve acıyormuş gibi yüzünü buruşturdu.

"Ah, kalbimden vurdun." Hareketlerine karşı istemsizce güldümde, "Bak ya." dedim ve belimi onun elinden yavaşça kurtararak salona doğru ilerledim.

Salona geçtiğimde Melahat teyzeyi kanepede görsem de Melis'i göremedim. Gözlerim odanın içinde kardeşimi ararken Melahat teyzeye doğru yaklaşıyordum. Yaşlı ve tonton kadının yanına oturduğumda ise bana büyükçe gülümsediğini gördüm.

"Kız kardeşin de pek sevimliymiş maşallah senin gibi." Bu kadının öyle güzel ve yüce kalbi vardı ki bu başımın belası kardeşimi bile sevmişti.

Kardeş zorbalığına mı başladık yine.

Aman benimki değil mi? Boş ver.

E tabi insanın kardeşi bir tık mal olunca.

O benim kardeşim, iç ses. Onu ancak ben zorbalarım.

Pardon, bilemedim.

"Teşekkür ederim." dedim gülümseyerek Melahat teyzeye karşı. Balkon taraftan hareketlenme duyunca başımı o yöne doğru çevirdim. Melis telefona bakarak balkon kapısını kapattı. Sonra başını kaldırıp bana baktığında aradığını bulmuş gibi gözleri parladı ve bana yaklaştı.

"Abla..." dedi. Kızacağımı bildiği şeyleri söylerken ki surat ifadesini takındı yüzüne.

"Ne oldu yine, ablacım?"

"Ece abla ve Deniz abi yarın görüşelim dedi." Kelimeler dudaklarının arasından dökülürken parmaklarıyla oynuyordu. Derin bir nefes verirken onların da Melis'i özlediğine karar verip kabul ettim. Sonuçta benim kardeşim onların da kardeşi sayılırdı.

"Tamam, gideriz, ablacım."

"Ama Esar enişteyi de çağırın dediler." dediğinde inanamayarak ona baktım. Bunlar yine ne tür şeyler planlıyorlardı?

---

Bölümün sonu... Evet şaka gibi ama bölüm bitti. Bu bölümü yazarken o kadar heyecanlandım ki anlatamam. Gelecek bölümü iple çekiyorum neredeyse. Hakikaten ne bölümdü ama. Böyle bölümler yazdıkça bu kitabın hiç bitmemesini istiyorum ama yeni kurgular yazacağım zamanı da iple çekiyorum. Neyse yine çok konuşmayayım ve sorularımıza geçelim.

1. Bölüm nasıldı?

2. Melis karakterini nasıl buldunuz?

3. Esra'nın Meriç konusundaki kararı hakkında ne düşünüyorsunuz?

4. Sizce Esar ve Meriç arasındaki gerilimin sebebi ne? İç sesin dediği gibi kız meselesi mi?

5. Gelecek bölümle ilgili düşünceleriniz nedir?

6. Bir sonraki bölüm için heyecanlı mısınız?

Son sorunuz evet ise ben yavaştan bölümü yazmaya gideyim. Görüşürüz, kendinize iyi bakmayı da sakın unutmayın.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

11okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.