13. BÖLÜM : "KÜÇÜK HATALAR"

Vaveyla Yazarı: Melek Z

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 26Şu an: 13. BÖLÜM : "KÜÇÜK HATALAR"

Merhaba arkadaşlarrr. Tekrardan karşınızdayım. Bu bölüm biraz üzüleceğimiz bir bölüm olacak. O yüzden mendillerinizi hazır edin jfksljflsflkflkflef. Neyse sizi çok fazla tutmadan bölüme geçelim hep beraber. Okurken de oy verip yorum yapmayı unutmayınnnnnn.

Seviliyorsunuz...

---

13. BÖLÜM
"KÜÇÜK HATALAR"

Esar kaşlarını çatarak bize yaklaştığında gözlerim onun üzerinde oyalandı. O ise pür dikkat karşımdaki adamı izliyor, bana bir an olsun bile bakmıyordu. Yavaş ama aynı zamanda sert adımlarla bize ulaştığında göz ucuyla Meriç'e baktım. Yüz ifadesinden onu gördüğüne hiç de sevinene benzemiyordu. Aksine bu tepkisiz yüzün ardından oralarda bir yerlerde saklanan bir öfke olduğunu sezebiliyordum.

Karşı karşıya geldiklerinde artık ikisinin de göz hizasında yalnızca birbirleri vardı ve ben de diğerleri gibi kenarda durup onları seyretmekle yetiniyordum.

"Merhaba, Esar, nasılsın görüşmeyeli?" Bunları söylerken yüzünde bir gram bile ilgi kırıntısı yoktu. Sanki sadece laf olsun diye sormuştu bu soruyu.

"İyiyim, Meriç, sen nasılsın?" o da aynı kayıtsızlıkla cevap vermişti. Onların aralarındaki bu gerilim beni şimdiden boğmuştu. Bıkkınlıkla nefes verirken Meriç'in cevabı nefesimi tutmama sebep olmuştu.

"İyiyim ben de, teşekkür ederim." dediğinde etrafa baktı ve istediğini bulamayınca ise tekrardan yüzünü Esar'a çevirip konuşmasına devam etti. "E buraya boşu boşuna gelmedik herhalde, değil mi? Sevgilinle tanıştırmayacak mısın beni?"

Onun sevgilisi olmam ihtimali aklına dahi gelmemişti. Çünkü ondan nasıl nefret ettiğimi en iyi bilenlerden biri de oydu. Bu yüzden bu soru karşısında biraz gerilmiştim. Tırnaklarımla elimin içini çizerken birden yanında durduğum Esar'ın elini hissettim parmaklarımın ucunda. Bu evin kapısından girdiğimiz andaki gibi sıkı sıkıya elini elime kenetledi. Ve sonra da birleşmiş ellerimizi Meriç'in yüz hizasına kaldırarak şöyle dedi.

"Siz zaten tanışıyorsunuz galiba. Daha iyi işimi kolaylaştırdınız. Tanıştırmama gerek kalmadı böylece." Bu kelimelerin ardından Meriç hızla bakışlarını bana çevirdi. Öyle bir baktı ki o bakışların altında ezildiğimi hissettim. Yüzüm renkten renge girdi ve onun karşısında daha da utandım. Aradan birkaç dakika geçmesine rağmen kimseden ses çıkmıyordu. Benim bile bu sessizliğe nasıl katlandığım hakkında tek bir fikrim dahi yoktu.

"Tebrik ederim." diye bir kuru ses duydum bu dakikaların ardından. Kısık sesle söylenen bu kelimeyi sanki sadece Esar'la ben duyduk. Bu dakikalar içinde ondan kaçırdığım gözlerimi bu kelimeler eşliğinde gözlerine kaldırdım. Gözleri sadece beni görüyordu. Kelimelerini sadece bana söylüyordu. Sesindeki kırgınlık sadece bana yönelikti. Ve bu benim canımı çok yakıyordu.

Bilirsiniz, bazı insanlar hayatımızda özel bir yere sahip olurdu. Onlar bilmese bile o yerde yaşatırdık onları. Üzerlerine kilitlerdik tüm kapıları çıkıp da gitmesinler diye. Ama bazen hiçbir şey umduğumuz gibi gitmez. Kilitler açılır, kapılar kırılır ve onlar çıkıp giderler. Onları koyduğumuz yer ise bomboş kalır. Ve asla dolmaz.

İşte onun bendeki yerini anca böyle anlatabilirim size.

"Teşekkür ederim." dedim boğazımı temizleyerek. Böyle ayakta durdukça aramızdaki gerilim daha da artıyordu.

"E otursanıza çocuklar, ayakta kaldınız." diyerek ortamı yumuşatmaya çalıştı Melahat teyze. Meriç yüzünü nihayetinde benden ayırıp yaşlı kadına çevirdi ve ancak o zaman gülümsedi. Fakat bunun sahte bir gülümseme olduğunu bilecek kadar iyi tanıyordum onu. Gerçekten gülümsediğinde gözleri ortadan kayboluyordu. Ama şimdi göz kenarlarında sadece ufacık kırışıklar oluşmuştu o kadar.

"Ben önce lavaboya gideyim sonra size katılırım, anneanne." dedi Meriç ve yanımızdan geçip salonun diğer çıkışına doğru ilerledi. O koridorda gözden kaybolurken ben de birden Esar'ın elini bırakarak kollarımla kendimi sardım.

"Ben çok üşüdüm Melahat teyze. Hırka nereden bulabilirim?" dedim Melahat teyzeye bakarak. Aslında ev olabildiğince sıcaktı ama şimdi bir fırsatını bulup Meriç'le konuşmam lazımdı.

"Ben sana bir şeyler getireyim." dedi Esar kelimelerimin ardından. Hızla telaşa kapılarak, "Yok, ben kendim alırım, sevgilim, sen zahmet etme." dedim. Lakin o bir şeyler anlamış gibi kaşlarını çattı. Olabildiğince bakışlarımı ondan kaçırarak yaşlı kadına tekrardan çevirdim yüzümü.

Melahat teyze ise yüzündeki gülümseme ile Meriç'in çıktığı kapıyı göstererek, "Sağdan ikinci oda, yavrucum. Kıyafet dolabının ilk çekmecesini aç göreceksin."

Başımı salladım ve kapıya doğru ilerledim. Dar koridora geçtiğimde ise lavaboyu aramaya başladım. Kapılara teker teker yaklaşıp açıyordum. Ama hiçbiri lavabo değildi. En sonunda bir kapının önünde durdum. Tam kapıyı açacaktım ki biri benim yerime bunu yaptı.

Açılan kapı karşısında Meriç'le göz göze geldik. Onun şaşıran ifadesi karşısında ben kayıtsızdım.

"Burada ne işin var? Sevgilinin yanında olman gerekmiyor muydu?" Bıkkınlıkla nefesimi verirken gözlerimi devirdim ve kollarımı göğsümde birleştirdim.

"Seni arıyordum." dedim dürüstçe. Korkacak bir şeyim yoktu.

"Neden?" dedi küstah bir tavır takınarak.

"Konuşmamız gereken şeyler var çünkü." diyerek başımı salladım.

"Benim seninle konuşacak bir şeyim yok. Gidip sevgilinle konuş ne konuşacaksan." Sevgilin lafının üzerine basarak söylemişti. Bu nedense kaşlarımı çatmama neden olmuştu. Ona olan hislerim artık bitmişse ne diye onun kelimelerine kızıyordum? Ayrıca az önceki salonda olanlar... O gerçekten ben miydim? Onun karşısında ezilen kız gerçekten bu kız mıydı? Yıllar sonra onu karşımda görmek beni eski halime mi döndürmüştü yoksa? Yanımdan hızla geçip gitmek istedi lakin onun önüne geçerek bu isteğini kursağında bıraktım.

Ne olursa olsun gerçekleri öğreneceğim.

Hadi onun ağzına sıçalım, Esra!

Öcümü onda bırakacak değilim iç ses.

"Karşında artık eski Esra yok. Ben bu mesele şimdi konuşulacak diyorsam, şimdi konuşulacak, o kadar." Ses tonum kararlıydı ve bu tavrım karşısında bir anlık gözlerinde şaşkınlık oluşmuştu. Fakat buna rağmen yine aynı tavırlarla konuşmasını sürdürmeye devam ediyordu.

"Hıh, görüyorum ki yokluğumda eşkıyaya dönüşmüşsün." Mavi gözleri bir süre gözlerimde oyalandı.

"Biz ona kendi hakkını almayı öğrenmek desek daha doğru olur, canım." dedim gözlerimi bir an bile ondan ayırmadan. Ne yaparsam yapayım ne söylerlersem söyleyeyim onun gözlerdeki bu öfke geçmeyecekti.

"Arkanda Esar var diye bu kadar havalara girmene gerek yok."

"Benim arkamda kimse yok." dedim net bir şekilde.

"Gören de nefret ettiği birinin kollarına atlamadığını zanneder."

Artık gerçekten haddini aşmayı başarmıştı. Bu yüzden sert bir tokadı yüzüne yapıştırırken, "Benimle böyle konuşamazsın!" dedim öfke dolu bir sesle. Sesimin gür çıkmamasına dikkat ediyordum.

"Sen!.." diyerek ona tokat atan sağ elimi kavradı. Bileğimden sıkı sıkı tutarken öfkeden titrediğini gördüm. Ben de onunla beraber nefesimi solurken bir an bile düşünmeden konuşmaya başladım.

"Sen korkaklık etmeseydin eğer her şey çok farklı olabilirdi."

"Nesi farklı olurdu? Sen beni yine arkadaşın olarak görecektin olacak olan buydu!" Kelimelerini söylerken beni kendine çekti. Yüzlerimiz birbirine yaklaşmıştı ve bu durum kafamın daha fazla karman çorman olasına neden olmuştu.

"Eğer gitmeseydin o salonda benim elimi Esar değil sen tutuyor olacaktın." dedim gözlerinin içine bakarak öfkeden gözü dönmüş bir şekilde. Ne söylediğimi anlayınca ise şaşırmıştım. Söylediklerimin anca şimdi farkına varmıştım çünkü. Bu açıkça seni seviyordum demekti.

Eli şaşkınlık içinde gevşerken kolumu ondan kurtarmayı başardım. Şu andan itibaren ise ona ne diyeceğimi, nasıl hareket edeceğimi hatta nasıl bakacağımı dahi bilemiyordum. Onun gözlerinden gözlerimi kaçırıyor, sesimi bile çıkarmıyordum. Ama onun benden gözlerini bir an olsun bile ayırmadığını hissedebiliyordum.

En sonunda ise hiçbir şey demeden hızla onun yanından ayrıldım. Çünkü gözlerim dolmaya başlamıştı ve biraz daha orada kalsaydım salya sümük ağlamaya başlayacaktım. Bu yüzden daha fazla gururumu ayaklar altına almamak için gitmem gerekiyordu. Oradan ayrılırken Melahat teyzenin bana tarif ettiği odaya girip hırkayı aldım ve salona doğru ilerledim. Onların yanına vardığımda ise Esar dışında herkesin gülüp eğlendiğini gördüm. Hırkayı üzerime geçirip Ruhsuzluk abidesinin yanına oturarak onlara katılmayı ne kadar çok istesem de tüm gece Esar gibi sessiz kalıp onları izledim.

---

Evetttt bölümün sonuna geldik. Nedense kendimi çok kötü hissettim şu an. Esra ile Meriç'in ilişkisi bana lisedeki zamanlarımı hatırlattı. Lise aşkımı... Neyse çok geçmeden sorulara geçelim istiyorum.

1. Bölüm nasıldı?

2. Meriç hakkındaki düşünceleriniz neler?

3. Esar'la Meriç arasındaki bu garip çekimin nedeni nedir sizce?

4. Esra ile Meriç arasındaki ilişki hakkında ne düşünüyorsunuz?

Sorularım bu kadardı canlarım. Umarım hepsini cevaplarsınız. Sizleri çok öpüyorum. Ben kaçar, bayyyy.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

11okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.