15. bölüm / 26
BIRAK BOYALAR KONUŞSUN14. BÖLÜM : "DERT ORTAĞI"
Bölümler 26Şu an: 14. BÖLÜM : "DERT ORTAĞI"
- 1 BIRAK BOYALAR KONUŞSUN655 kelime
- 2 1. BÖLÜM : "KANDAN RESM"1.320 kelime
- 3 2. BÖLÜM : "YANLIŞ ANLAŞILMA"1.316 kelime
- 4 3. BÖLÜM : "RESSAM'IN HİKAYESİ"1.335 kelime
- 5 4. BÖLÜM : "ESRA'NIN ACILARI"1.649 kelime
- 6 5. BÖLÜM : "KORKUNÇ KABUS"1.802 kelime
- 7 6. BÖLÜM : "KEYİFLİ KAHVALTI"1.234 kelime
- 8 7. BÖLÜM : "İLK DERS"1.804 kelime
- 9 8. BÖLÜM : "AYVAYI YEDİK"1.629 kelime
- 10 9. BÖLÜM : "ARDINDAKİ GERÇEK"1.422 kelime
- 11 10. BÖLÜM : " AKŞAM YEMEĞİ"1.461 kelime
- 12 11. BÖLÜM : "AKRABA İSTİLASI"2.334 kelime
- 13 12. BÖLÜM : "GEÇMİŞTEN MİSAFİR"1.879 kelime
- 14 13. BÖLÜM : "KÜÇÜK HATALAR"1.193 kelime
- 15 14. BÖLÜM : "DERT ORTAĞI"1.363 kelime · Okuduğun bölüm
- 16 15. BÖLÜM : "PARTİ ZAMANI"2.627 kelime
- 17 16. BÖLÜM : "SEN ANLAT"1.332 kelime
- 18 17. BÖLÜM : "SÖZ VER"2.243 kelime
- 19 18. BÖLÜM : "SARHOŞLUK MESELESİ"2.685 kelime
- 20 19. BÖLÜM : "SENİ SEVMİYORUM"2.257 kelime
- 21 20. BÖLÜM : "SARI BELA"1.920 kelime
- 22 21. BÖLÜM : "RESSAM OLMAK"2.337 kelime
- 23 22. BÖLÜM : "KÖTÜ TABLO"1.560 kelime
- 24 23. BÖLÜM : "EMANET KALPLER"2.307 kelime
- 25 24. BÖLÜM : "BEKLENMEDİK KARARLAR"2.964 kelime
- 26 25. BÖLÜM : "KARARLI İDDİA" (SEZON FİNALİ)2.632 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Merhaba canlarım. Bu bölüm de sizlerle buluştuğum için çok mutluyum. Bu bölüm biraz kısa oldu ama olsun. Gelecek bölümlerde bunu telafi edeceğim. Bölümü okurken oy verip yorum yapmayı da sakın unutmayın.
Seviliyorsunuz...
---
14. BÖLÜM
"DERT ORTAĞI"
Tüm gece gözüme uyku girmediği halde nihayet sabaha karşı biraz olsun uyuya bilmiştim. Gözümü açtığımda ise başımın deli dehşet ağrıdığını hissettim. Parmak uçlarımla şakaklarımı ovarken yatağımda kıvrandım. Bu gün hiç yatağımdan çıkasım yoktu. Ama çıkmak zorundaydım. Buluşmamızı bu gün de ertelersem Deniz'in gazabından kurtulabileceğimi hiç sanmıyorum.
Kendimi zorlayarak yataktan kalktığımda saate baktım. Saat 08:57'i gösteriyordu. Ben uyumadan önce ise saat 05:32'ydi. Yaklaşık 3 buçuk saatlik uykunun ardından aynanın karşısına geçtiğimde gözaltı morluklarım pastel boya gibi gözüme batıyordu. Aynaya daha fazla yaklaşıp parmak uçlarımla yüzümün morarmış yerlerine dokundum.
"Bir bu eksikti." diye söylendim. Ne zaman bir planım olsa ya sivilcelerim çıkıyor, ya da böyle yüzüm gözüm morarıyordu. Bu kara bahtım bir türlü benim yakamı bırakmayacak gibi görünüyor.
Pijamalarımı bile değiştirmeden odadan çıkıp salona indiğimde etrafa ölüm sessizliğinin hakim olduğunu gördüm. Belki de Esar daha uyanmamıştır. Güneş ışınlarının salona hücum ettiği tarafa baktığımda küçük balkon kapısının aralık olduğunu gördüm. Kaşlarımı çatarak ani kararımla kapıya doğru ilerlediğimde ise balkonun içindeki hareketsizlik daha fazla meraklanmamı sağlamıştı. İçeride biri varsa neden hiçbir hareketlik yoktu?
Balkonun aralık kapısını tamamen açıp içeri girdiğimde buranın tahmin ettiğimden daha büyük olduğunu gördüm. Evin içindeki gri ve siyah duvarların aksine buranın beyaz bir görüntüsü vardı. İkinci katta olmamıza rağmen burası bir havuz sığacak kadar büyük bir alana sahipti. Balkonun korkulukları beyaz, zeminler ise krem rengine boyanmıştı. Korkuluklardan sallanan küçük, içine rengarenk çiçeklerin ekildiği saksılar ise buraya nostalji bir hava katıyordu. Balkonun bir köşesinde içi dolu orta boylu bir havuz vardı ki, bu havuz benim yüzme isteğimi körüklüyordu. Ama havalar bir sıcak bir soğuk olduğu için pek riske girmesem daha iyi olacaktı.
Hastalanırsam hasta misafir çekemez şimdi, beyefendi.
Kurban olsun o bize, Esra.
Eh öyle de, kadir kıymet bilmez bu nankör, iç ses, bilmiyor musun?
Haklısın, aslında bunu da yavaş yavaş silkelemek lazım.
Bırak, işimize yarıyor.
Balkonun diğer tarafına baktığımızda ise...
L şekli koyu mavi kanepede Esar'ın uyuduğunu görebiliriz. Ayaklarının dibinde iki üç tane alkol şişesi dururken dün akşamki kıyafetlerini değiştirmeden uyuyakalmıştı. Dün akşam eve geldiğimizde düşünceli bir halde olmasından anlamam lazımdı. Ama onu içmeye zorlayan bu düşünceler neydi?
Yanına ulaştığımda oturur pozisyonda omzuna düşmüş yüzüne baktım. Uyurken bile kaşlarını çatması gıcık olmama neden oldu. Hayatında mutsuz olması gerektiren ne yaşamış olabilirdi ki? Zengin bir ailede doğup büyümüş bu adamın ne derdi olabilirdi? Alt tarafı babası harçlığını kesmiştir o kadar. Evet, on iki yaşında onları trafik kazasında kaybetmesi onun için ağır bir şey olmalı. Lakin bu hayatta annesiz, babasız büyüyen bir sürü çocuk var. Hatta onlar hayattayken bile onlarsız yaşamak zorunda kalanlar da var. Bu yüzden de hayata dünyanın en mutsuzu benim bakış açısıyla bakmak doğru gelmiyor bana. Ve yine evet, herkesin derdi kendi taşıya bildiği kadar, fakat hayatın tamamına mutsuz bakış açısıyla bakmak bana saçmalık gibi geliyor.
Yüzüne daha dikkatli baktığımda dağınık saçlarının daha da dağınık bir hale geldiğini gördüm. Kaşları çatılmasına rağmen yüzünde masumane bir ifade vardı. Dudaklarının öne doğru kayması ise ona çocuksu bir hava katıyordu. Gömleğinin açık kısmından davetkar bir şekilde kasları fırlamış ve insana günah işletecek kadar güzel gözüküyordu. Kafamı sallayarak gözlerimi kapattım. Bu adamı her gördüğümde aklıma neden böyle şeyler geliyor anlamış değilim. Hay yani adam tipim olsa neyse anlayacağım da, adam tipim bile değil.
Sonra ısrarla başka yerlere bakmaya zorladım kendimi. Bu sırada ise kanepenin diğer ucunda olan battaniye çarptı gözüme. Aslında hava da biraz serindi. Sessiz hareketlerle battaniyeyi elime aldım ve Esar'ın üzerini örtmek için uzandım.
Üstünü örttüğüm an derin nefesleri soluksuz ve hızlı nefeslere bıraktı yerini. Sanki bir kabus görüyor gibiydi. Bu soluksuz nefesler inlemelere dönüşürken ben hala şok içinde olan biteni izlemekle meşguldüm. Öyle ki yerimden bile kıpırdayamaz olmuştum. Esar en sonunda, "Anne!" diye bağırarak yerinden sıçradığında kaslı kollarından yakaladım ve onu geri yerine oturttum. Evet bu benim için zapt edilmesi zor bir herif olduğunda onu tutarken zorlanmıştım ama geri yerine oturması başardığımın bir göstergesiydi.
Kendini savunmak için ince kollarımdan yapıştığında göz göze geldik. Onun hem korkmuş, hem de şaşırmış gözleri gözlerimi inceliyor, sanki kim olduğumu ayırt etmeye çalışıyordu.
"Boncuk?" dedi nefes nefese bir şekilde. Sonra ellerimde tuttuğum battaniyeye kaydı gözleri. Orda da gezindikten sonra tekrardan yüzüme baktı. "Ne yapıyorsun?" Bunu söylerken elleri hala kollarımı sımsıkı tutuyordu. Bense kendimi bozuntuya vermemek için konuşmaya başladım.
"Tozları alıyordum." Gözlerimle yan tarafı işaret ettim sonra. "Az şu tarafa kay da buraları da temizliyeyim." Kelimelerimi bitirdiğim halde hala gözlerime anlamaz bakışlar atıyor, kaşlarını düz bir çizgi haline getirmektense daha da çatıyordu.
"Ne yapacağım be? Üstünü örtüyorum." Bunları söylerken ise umursamazca omuzlarımı silkmiştim.
"Senden bunu isteyen mi oldu?" diyerek elleriyle beni itti. Artık aramızda santimler yerine metreler vardı.
"Pardon, alışkanlık, geri zekalı hazretleri." dedim hala elimde kalan battaniyeyi diğer tarafa atarak. Kollarımı göğsümde birleştirip arkamı döndüm.
Ne zaman onunla burun buruna gelsem sinir oluyorum. Şaka mı?
Evet şaka. Ha ha ha!
Benim tarafımda mısın, yoksa onun tarafında mı, bir karar ver, iç ses!
Tamam kızma, kalbimin sultanı. Tabi ki de senin tarafındayım. O zibidi züppenin tarafında olmaktansa ölürüm daha iyi.
Aferin.
"Nasıl bir alışkanlıkmış bu? Evinde yaşadığın her erkeğin üzerini mi örtersin böyle?" diye sorduğunda sinirden köpürmeme rağmen sessiz kaldım. Benden bir cevap beklediğine emindim. Ama ondan önce iki metre önümde duran balkon korkuluklarına doğru yürüdüm. Sırtımı oraya yaslayarak ona döndüğümde artık cevap vermeye hazırdım.
"Kız kardeşim, Melis... O olur olmadık yerlerde uyumayı çok sever. Kimi zaman kanepede uyurken bulurum onu, kimi zaman da çalışma masasında. Öyle güzel uyur ki, uyandırmaya kıyamam. Ve her zaman üşümesin diye üzerini bir battaniyeyle örterim muhakkak." Söylediklerimi yerinden kalkmadan dirseklerini dizlerine yaslamış bir şekilde pür dikkat dinliyor ve gözlerini kısıyordu. Ben de gözlerimi bir an olsun bile yüzünden ayırmadan ilk defa sadece ona kendim hakkında bir şeyler anlatıyordum.
Sakın yanlış anlamayın. Bir hafta önceki halim bile burada olsa yüzüme yüzüme gülerdi ama onunla bir saat bile geçirse onu merak etmeye başlardı. Nasıl söylesem? Onda insanı derin bir merak kuyusuna sokacak bir şeyler vardı. O kuyu ne kadar derin ve tehlikeli olursa olsun insan oraya inmekten kendini alıkoyamıyordu. Tıpkı yasak bahçedeki yasak elma gibi. Yasak olması çekici geliyor sana ve zehirlendikçe daha da zehirlenmek istiyorsun.
Aslında evet, bu zengin züppenin hayatını merak ediyordum. Neden ebeveyn konusu açıldığında kasıldığı ve kaçtığını, şimdi neden kabus görüp 'anne' diyerek bağırdığını? Merak ediyordum.
"Ve ayrıca," dedim ellerimi de korkuluklara yaslayarak. Gözlerimiz hala birbirimizin üzerindeydi. "Evinde kaldığım ilk erkek de sensin. O da mecburiyetten."
Kanepeden kalkarak yanıma geldi ve dirseklerini korkuluklara yaslayarak sessizce şehrin manzarasına daldı gözleri. Onun yüzünü incelemeyi bırakıp onunla aynı pozisyonda şehrin manzarasını izlemeye daldım.
Bu kadar zenginliğin içinde bir sitede değil de şehrin göbeğindeki bir apartman dairesinde oturmayı tercih etmişti. İlk başta bunu duyunca şaşırmıştım ama evi gördüğüm an neden burayı seçtiği anladım. Çünkü bu ev onun tanımıydı. Esar Yiğit Karahan'ın soğuk ve ruhsuz karakterini bundan daha iyi tanımlayacak bir ev düşünemiyordum. Bu eve giren her kimse bir karanlıkta boğuluyordu. Tıpkı Esar'ın içindeki karanlığa batar gibi.
"Ee, sormayacak mısın?" dedi bir müddet sonra. Kaşlarımı çatarak ona baktım. Aslında ne demek istediğini anlamıştım, sadece anlamazlıktan geliyordum.
"Neyi?" dediğimde bana çevrildi gözleri. Dudağının kenarında buruk bir tebessüm oluştu.
"Neden öyle bağırdığımı?" dediğinde ona şimdi kabus görmesinin nedenini sormak istiyordum. Lakin nedense daha zamanının gelmediğini hissediyordum. Belki daha sonra. Ama kesinlikle şimdi değil. Ve o zaman geldiğinde bunu bana kendi anlatsın istiyordum.
"İnsanların yaralarını deşmek gibi bir huyum yoktur, Ruhsuzluk Abidesi." dedim gözlerinin içine bakarak ve yüzümü tekrar şehrin manzarasına çevirdim. Fakat onun gözlerinin hala benim üzerimde olduğunu hissediyordum ve şu an aklından neler geçtiğini delicesine merak ediyordum. Evet, dün kahvaltıda bana söylediklerini ben de ona söylemiştim. Çünkü ilk defa sanattan ziyade ikimizin de ortak bir yanını bulmuştum.
O da, başkalarının yaralarını deşmeyi sevmediğimizdi.
---
Ve evet bölüm bitti. Kısa olmasına rağmen benim için çok minnoş bir bölüm oldu. Beni biraz hüzne boğsa da bu aynı zamanda içimi ısıttı. Esra'nın yavaş yavaş Esar'ı merak etmesi ve ona açılmaya başlaması, Esar'ın bu gizemli hallerinin daha da karmaşıklaşması ama Esra'ya alışmaya başlaması. Gerçekten içimi ısıttı.
Neyse bu bölümü sorularla taçlandırmasak olmazdı. Hazırsanız sorular geliyor.
1. Bölümü nasıl buldunuz?
2. Sizce Esar'ın kabus görmesinin nedeni neydi?
3. Esra'nın Esar hakkında düşündüklerine ne diyorsunuz?
Evet arkadaşlar sorularım bu kadardı. Gelecek bölümlerde görüşmek üzere. Hoşça kalınnnn...
Bölüm etkileşimi
