19. BÖLÜM : "SENİ SEVMİYORUM"

Vaveyla Yazarı: Melek Z

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 26Şu an: 19. BÖLÜM : "SENİ SEVMİYORUM"

Merhaba arkadaşlar nasılsınız? Yine yine ve yine uzun bir aradan sonra birlikteyiz. Umarım bu uzun ayrılıklarımız bir gün kısa ayrılıklara dönüşür çünkü ben bile bıktım bu durumdan. klkkjfjkfjkf Neyse sizi çok tutmadan yeni bölümle sizi baş başa bırakıyorum.

Oy ve yorumlarınızı esirgemeyin lütfen.

Seviliyorsunuz...

---

19. BÖLÜM
"SENİ SEVMİYORUM"

Sallana sallana kulübün bir köşesinden diğer köşesine doğru ilerlerken gözlerim bir tek Esar'ı görüyordu. Onun bana attığı bakışlar acayip sinirlerimi bozmuştu. Hay yani ne olmuş ki adamın üstüne kustuysam? Sanki kendisinin üzerine kussam hoşuna gidecekti.

"Sen." dedim Akın'la onun arasına girerek. Gözlerim bulanık görüyor, işaret parmağımsa beceriksizce onu gösteriyordu.

"Ne? Yoksa beni mi özledin?" dedi sırıtarak votkasını yudumlarken. Gözlerimi kıstım.

"Ne münsebet?" Konuşurken ağzım büzülüyor, kelimeler yamuluyordu.

"O zaman ne? Neden geldin? Hem de bu kadar sarhoşken?" Bardağını masaya bırakmış, dirseğini bara yaslayarak bana odaklandı. Bu sırada da yine kaşlarını çatmayı ihmal etmiyordu.

"Niye guluyorsun bana? Komik bir şey mi var?" diye hesap sordum ona.

"Ne zaman gülmüşüm?" diyerek kaşlarını daha çok çattı.

"Az ünce." dedim baş parmağımla arkayı gösterdim. "Ben Meriç'in üztüne kustuğumda pişmiş kelle gibi sırıtıyordun."

"Ha, o mesele." Söylediklerim karşısında ciddiyetini yitirip sırıtarak.

"İvit, o mesele."

"Altında bir mana aramana gerek yok." diyerek viskisine geri döndü.

"Senden mana olsa, benden Üsküdar'a yol olur." dediğimde viskisini yarı yolda bırakıp gülmeye başladı.

"Ne demek şimdi bu?" dedi sırıtışlarının arasında.

"Ben de bilmiyorum." diyerek tezgaha yaslandım ve yüzümü dans pistine çevirdim. Ortamın yüksek müziği yüzünden başıma kramp girdi yemin ederim.

"Kısacası senin varlığının hiçbir anlamı yok demek istedi hanımefendi." diye bir ses yükseldi sağ tarafımdan. Bu ses Akın'a aitti. Somurtkan bakışlarımı ona çevirdiğimde oturmuş birasını yudumlarken sırıttığını gördüm.

"Öyle mi?" dedi Ruhsuzluk abidesi bana yaklaşarak. Tüm bedenimle tekrar ona döndüğümde burun buruna geldik. Ellerimle hemencecik göğsünü itekledim ve kendimden uzaklaştırdım onu. O alaycı bakışları bile sinir krizi geçirmeme sebep oluyordu.

"Pardon da biz neden her konuştuğumuzda burun buruna gelmek zorundayız? Az ötede dur." Sinirli çıkışım Akın'ı keyiflendirmiş gibi sesi aramıza girdi.

"Evet, sayın seyirciler, Esra vurdu gol oldu. Bakalım Esar'dan neler gelecek? Atağa geçip bir gol da o atabilecek mi, yoksa bizi hayal kırıklığına mı uğratacak?" Nedense onun bu söyledikleri beni daha da cesaretlendirmişti. Halbuki bu kadar çabuk gaza gelen biri değilim.

Sen mi?

E tamam, birazcık uğraşırsan gelebilirim.

Tamam. Hadi köpek gibi yırtıp parçala onu.

Onu köpek gibi ezeceğim, hiç merak etme, iç ses.

E hani çabuk gaza gelmezdin?

(Sessizlik...)

Ya sabır! Allah'ım ben bu kızın iç sesi olmak için ne günah işledim acaba?

Aa ayıp oluyor ama, iç ses.

Sus be. Ne halt edersen et. Ama mağlup bir şekilde yanıma gelirsen kork benden.

Korkayım mı?

Evet kork benden, kork!

"Hem sana aşık olmak zorunda mıyım ben?" dedim kendi iç sesimle mücadeleden sonra. Nihayet bir ortak nokta bulabildik. Geçici olarak tabi. Bu yüzden ona yenilmemem lazım. Asla.

"Değil misin?" dedi kafa karışıklığıyla düşünür gibi yukarı bakarak. Herkesin ona aşık olması gerektiğini düşünüyor olamaz değil mi?

"Her kadın sana aşık olmak zorunda değil." diye sesimi yükselttim gözlerinin içine bakarak.

"Sen her kadın mısın?" Yüzündeki sırıtışla az önce söylediklerimi es geçerek bana yaklaştı.

"Değilim." Bu sefer geri çekilmedim, gözlerimi ayırmadım. Sadece gözlerimi kısarak ona acımasızca bu sözleri söyledim. "İşte bu yüzünden tipim değilsin ya. Dünyadaki tek erkek bile kalsan dönüp de sana aşık olmam ben."

"Güzel." diyerek geri çekildi. "Öyle bir şey olsaydı sana yazık olacaktı. Ne de olsa aynı evi paylaşıyoruz. Böyle bir şeyin olmasını istemem." Ciddiyetini takınarak söylediği bu sözlerden sonra bardağında kalmış son viskiyi de kafasına dikti ve barmene el hareketiyle bardağı tekrar doldurmasını söyledi. Acaba bu içtiği kaçıncı bardaktı?

"Biz de meraklısı değiliz yani." diyerek ellerimi göğsünde birleştirdim bar masasına yaslanırken.

"İyi, buna sevindim, Boncuk." Bana bakmadan söylediği bu kelimeler eşliğinde yeni doldurulmuş viskisini yudumladı. Fakat arkamdan yükselen sesle donuk bakışlarını ses gelen yöne çevirdi.

"Sen de mi buradaydın." dedi ellerini ceplerine geçirmiş Meriç karşımda durarak Esar'a doğru.

"Burada karşılaşmamız ne büyük bir tesadüf." dedi Esar onu hiç görmemiş gibi. Gözleri ufaktan yeni değiştirdiği kıyafetlere takıldı ama sonra eski yerine, onun yüzüne geri döndü.

"Ben de onu söyleyecektim. Bak ağzımdan aldın." diyerek aynı tonda cevap verdi Meriç. Sonra eliyle beni göstererek, "Sevgilinle sohbeti bölmüyorum, değil mi?" Ona bir bokluk edip gerçekleri anlattığım halde yine onu iğnelemeye devam ediyor, bu kelimeyi ulu orta herkesin içinde söylüyordu. Sevgilin.

"Sevgilin mi?" Meriç'in söylediklerini duyunca gözleri fal taşı gibi açılmıştı Akın'ın. Onun bundan haberi yoktu değil mi? Tabi ya, nereden haberi olacak ki? Ben bile daha dün bu işin içine girmişken onun bu olanlar hakkında en ufak bir malumatının olmamasına şaşmamalı.

"Hayır, keyfinize bakın." dedi Esar omuzunu silerek.

"Hayret." diyerek ellerini göğsünde birleştirdi. "Kıskanır, ağzımı burnumu kırarsın diye düşünmüştüm. Sabahtan beri birlikteyiz de." Meriç'in sakin çıkan sesi adeta Esar'ı kızdırmak ister gibiydi. Tam dibimde duran Esar'ı göz ucuyla süzmeye başladım. Adamda sıfır tepki. Sanki böyle şeyler onu kızdıramazmış gibi.

Acaba gerçekten birini severse, onu erkek sinekten bile kıskanırcasına gözü dönebilir mi bu adamın? Acaba onun tarafından sevilmek nasıl bir şeydir? Kıskanılmak, değer görmek, fark edilmek. Yıpratıcı olmalı. Aynı zamanda da tutkulu. Üff neler düşünüyorum ben?! Kendine gel kızım.

Kendime gelmek için başımı iki yana salladığımda duyduğum ses karşısında kulak kesildim.

"Boncuk bana eskiden ne kadar yakın arkadaşlar olduğunuzu anlattı. O yüzden rahatınıza bakın." Durgun bir sesle söyledikleri umurumda değil havası veriyordu. Viskisine elinde daireler çizerek bakıyor ve bizi umursamıyordu. Bunları anlatmamama rağmen nereden bildi? O kadar çok anlaşılıyor mu ki? Aklımda bazı sorularla karşımdaki bu Ego Yığını'nın elindeki viskiye uzandım ve onu kaptığım gibi kafama diktim. Tek nefeste hepsini içtiğim sırada onun sinirle gözlerini kısarak beni izlediğini gördüm. "Ne var?" dercesine başımı salladığımda kulağıma yaklaşıp benim duyabileceğim bir sesle şöyle dedi.

"Benim olanları alma konusunda ısrarcısın. Hiç sevmem." Yüksek müziğe rağmen ne demek istediğini anladım ve büyükçe yutkundum. Dünkü kahvaltıyı kastediyordu ve şu anki viskiyi. Yavaşça gözlerimi kaldırıp ona baktım ama o çoktan son sözlerini söyleyip benden uzaklaşmıştı. "Benim olan bende kalır."

"Boncuk mu?" dedi Meriç hayretle Esar'la aramızdakileri görmezden gelerek. Ben de gözlerimi ondan ayırıp kendimi toparlayarak tekrar Meriç'e döndüm.

"Evet." Yüzündeki ifade değişmedi.

"Iyy midem kalktı." diyerek kusma hareketi yaptı Meriç. Daha sonra adamın bir tepki vermediğini görünce hemen eski halini aldı. "Neyse, senin için problem değil yani?"

"Hayır." Gözlerini Meriç'ten ayırmıyordu.

"Yani, yarın Esra'yı bir randevuya çıkarabilirim?" dedi yanımdaki adama doğru. Sonra, "Arkadaşça." diye vurgulamayı da ihmal etmedi. Bunu söylerken göğsündeki ellerini sıktı ama sonra kimsenin görmemesi için geri ceplerine koydu.

"Evet." diyerek yerinde kıpırdandı.

"İyi."

"İyi."

"Biri bana neler olduğunu açıklayabilir mi acaba? Alo?" Akın'ın meraklı sesi aramıza girdi. Tüm bu olanların dışında kalmak onu kızdırmış olmalıydı. E haklı tabi. Ece ve Deniz de benden böyle bir şey saklasalardı ben de onlara epey bir kızardım. Ama neyse ki ikisine karşı güvenim sonsuz. Benden asla böylesine önemli bir konuda yalan söylemeyeceklerine eminim.

"Neler oluyor burada? Herkes niye bağırıyor?" Ece'nin gelmesiyle ortam tam da yerini almıştı.

"Karımın üstüne kuma getirdiğim için kızıyor. Başka da bir şey yok." dedi Esar Ece'ye bakarak. Bu adam az önce espri mi yaptı? Garip bir derecede de iyi bir espriymiş. Hayret doğrusu, mizahtan anlamayan bir hovardoya da benziyor kendisi. Şaşırdım.

"Ha ha çok komik." Akın bunu söylerken yüzünü sahte bir gülücük aldı ve ardından hemen kaybolup yerini çatık kaşlara bıraktı.

"Evet, komik" dediğinde Esar Akın'a değil bana baktı. Bu sözleri duyunca dün yaptığımız yastık savaşı geldi aklıma. Belli ki onun da aklına bu gelmişti. O anıyı hatırlayınca yüzümde istemsizce küçük bir gülümseme oluştu.

"Ha o mesele." diyerek ortamda neden bahsedildiğini anladığını belli etti Ece. Sonra yüzünü Akın'a çevirip konuşmaya başladı. "Size ben eve gidince anlatırım. Panik yapmayın."

"Siz ne ara sizli bizli konuşmaya başladınız ya?" Alkolün etkisiyle ağzımdan çıkan kelimeler sonucu hıçkırdım.

"Ha sen en yakın arkadaşının, kardeş bildiğin adamın 2 buçuk yıldır Esra ile sevgili olduğunu bilmiyor musun?" dedi Meriç arayı daha fazla ateşlemeye çalışarak. Biraz daha böyle giderse Esar Meriç'i şuracıkta boğacak.

"Ne?" Hayal kırıklığının akın ettiği açık kahverengi gözlerini en yakın arkadaşına çevirdi. "Doğru mu bu, kardeşim?" Sesi yalan olmasını istercesine bağırıyordu resmen.

Esar'a baktım göz ucuyla ve sıkıntılı bir şekilde nefes verişini duydum. Düşünceli bir şekilde demin benim boşalttığım viski bardağını elinde çeviriyordu. Onu en son dün, akşam yemeğinde böyle görmüştüm. Acaba 'evet, öyle' deseydi ne olurdu? Akın çok mu kızardı ondan bir şey sakladığı için? Yoksa benim şom ağzımı tutamayıp Meriç'e anlattıklarımı bilmeden gerçekleri söylerse birinin yanında pot kırdığını mı düşünür? Esar ailesi konusunda çok hassas biri. Ama Meriç de onun ailesinden biri. Sahi ya, Meriç onun ailesinden biri. Peki ya neden aralarında bu kadar gerginlik var? Meriç neden Esar'ın damarına basmaya çalışıyordu? Bu sefer gözlerimi Meriç'e çevirdim. Esar'a attığı alaycı bakışlar bana çevrilince yumuşamıştı. Ve onunla göz göze geldiğimiz an gözlerinde o liseli Meriç'i gördüm. Anlamıyordum. Bana bu kadar güzel bakan biri başkasına nasıl bu kadar acımasız olur?

"Esra?" dedi Deniz endişeyle aramıza girerek. Ece'nin yanında durup biraz soluklandı, sonra yavaşça bana doğru ilerledi. Bu ani gelişi tüm gözleri üzerine dikerken o yüzümü avuçlarının arasına aldı. "Ece ortalığın anasını ağlatmışsın dedi." dediğinde kaşlarımı çatarak adamın omzunun üzerinden arkasında duran kıza baktım.

"Ben öyle bir şey demedim." diyerek kendini temize çıkarmaya çalıştı kız.

"Dedin dedin." diye ısrar ederek elleri hala yüzümdeyken bakışlarını kıza çevirdi.

"Ya demedim." dedi sinirle ince topuklu ayakkabılarıyla yeri tekmeleyerek.

"Ama düşündün, öyle değil mi?" Bu sefer ellerini yüzümden çekmişti.

"Deniz, bak beni oraya getirtme." diye sinirle adama çıkışınca Ece, Deniz küçük çocuklar gibi dilini çıkardı.

"Ya ama..." Söylenerek Deniz'e doğru ilerliyordu ki kelimesini sert bir şekilde kestim.

"Üff, küçük çocuklar gibi başlamayın yine." Parmaklarımla şakaklarımı ovuşturdum ama bu sırada ayağımın sendelemesiyle neredeyse yere düşecektim. Bu sırada belimde bir sıcaklık hissetmemle havaya kalkmam bir oldu. Ne olduğunu anlamadan kendimi Esar'ın kucağında buldum.

"Bu kadar yeter. Gitme vakti." dedi belimden ve bacaklarımdan sıkıca tutup yürümeye başlayarak. Yüzüne baktığımda kaşlarını çattığını gördüm. Ama buna rağmen sakin görünüyordu.

"Esar, daha konuşmamız bitmedi." diye öfkeyle hırlayan Akın'ı umursamadan beni oradan uzaklaştırdı. Ben daha sarhoşluğun etkisiyle afallamışken çoktan kulüpten çıkmıştık. Dışarı çıktığımız an gözlerini yüzüme çevirdi. Gözleri yorgun bakıyordu. Sanki bu günden çok yorulmuş ve hemencecik dinlenmek istiyordu. gözlerimiz kavuştuğunda ise önüne döndü ve bana bakmayı bıraktı. Ben ise o durana kadar ellerim boynunda, sarhoş bakışlarla boş boş ona baktım. Arabaya yaklaştığımızda olanların farkına vardığım gibi onun kollarında çırpınmaya başladım.

"Bırak beni!" dedim bağırarak. Ayaklarımı sallıyor. yumruklarımla göğsüne vuruyordum.

"Bir dur ya! Bir dur kadın!" Söylenerek beni yere bıraktığında sendeleyerek Esar'ın siyah, sevimli arabasına yaslandım. Sevimli dediysem de minik bir araba değildi bu. Porsche'ydi.

"Bana bir daha dokunma." dedim sert bir şekilde. Az önce içerde ona acımam hala ondan nefret etmediğim anlamına gelmiyor. Çatık kaşlarının altındaki bakışları artık alaycı bakıyordu. Yavaş adımlarla yanıma sokuldu ve beni arabayla kendisi arasına sıkıştırdı.

"Genelde kadınlar dokunuşumdan rahatsız olmazlar." dedi kısık sesiyle.

"Sana söyledim." Onun kısık çıkan sesine karşılık benim de sesim kısık çıkmıştı. "Beni başka kadınlarla karıştırma."

Dudaklarını çapkın bir sırıtış kaplarken bir elini arabaya yaslayarak yolumu kapattı. Sıcak nefesi yanağımı yalayıp geçerken dudaklarını kulağıma yaklaştırdı. "Emredersiniz, majesteleri." Bir anlık bile olsa onun fısıltı gibi çıkan sesinden etkilenmiştim. Gözlerimi kapatmış ve bir anlığına hissettirmeden kokusunu içime çekmiştim. Bunu neden yaptım bilmiyorum ama, onun yine o viski karışımı odunsu kokusu burnuma geldiği an sanki dünya durmuştu. Ondan nefret ediyordum ama bir kokuya da bu kadar etkilenmem akıl alır gibi değil. Beni başka kadınlarla karıştırma diyorum ona ama neden başka kadınlar gibi ondan etkileniyordum? Hayır, sarhoşum ve tamamen saçmalıyorum. Öyle bir şey yok Esra'cım, öyle bir şey yok.

Sonra kolumdan tuttuğu gibi beni kenara çekti ve arabanın arka kapısını açtı. "Bin." dedi emrivaki bir şekilde. Yüzündeki alaycı ifade biraz olsun silinmişti. Kollarımı göğsümde birleştirdim.

"Pardon da seninle geleceğimi kim söyledi?"

"Aynı evde yaşıyoruz."

"Ee?"

"Yani eve gidiyoruz. Bin şuna."

"Üff tamam ya." diye söylenerek arabaya bindim. Şu an birisiyle kavga edecek halimde değildim.

Arabaya bindiğimde kapıyı kapattı ve kendisi de şoför koltuğuna oturdu. Bütün bir arka koltuk bana kaldığı için mutluydum. Esar arabayı çalıştırdığında arkama iyice yaslandım. arabanın sallantısı uykumu getirirken aynadan ona baktım. Tüm dikkatini yola vermişti. Koyu kahverengi gözlerine baktım. Hafif kemerli burnuna ve benimkinden daha dolgun olan dudaklarına. Güzel bir yüzü vardı. Bakanları hayran bırakacak bir türden. Acaba ondan nefret etmeseydim ne olurdu?

"Senden nefret etmeseydim, seni sevebilirdim." dedim yarı uykulu bir ses tonuyla aniden. Sarhoşluktan ne dediğimi bilemezken arabanın koltuğuna yığıldım. Neler diyorum ben?

Biz buna sarhoşluğun yan etkisi diyoruz.

Sağ ol ya, iç ses, çok aydınlatıcı oldu gerçekten.

Sen de bu kadar içmeseydin, kızım. Bana mı sordun içerken.

"Neden benden nefret ediyorsun peki? Sana ne yaptım ben?" diye sitem etti arabayı kullanırken. Bir gözü aynada arkada oturmuş beni seyrediyordu, diğer gözü de gitmek olduğumu yolu. Bunu gerçekten söyledi mi? Çünkü bu iki gün içinde bile bana kendisinden nefret etmem için yeterince sebep vermişti.

"Hangi nedenini sayayım?" dediğim sırada esnedim. Uyku peşimi bırakmıyordu. Ama buna rağmen gözlerimi açık tutmakta kararlıydım.

"Birden fazla nedenin mi var?" Şaşkınlık içinde soruma soru ile karşılık verdi. Bu beni afallatmıştı.

"Evet." dedim kısaca.

"Hepsini say o zaman." dediğinde küçük ,meraklı çocuklar gibi çıkmıştı sesi. Bu ses tonu hoşuma gitmişti. Yüzümde ufak çaplı bir gülümseme oluşurken verdiği sorunun cevabı aklıma geldiği an yüzüm asıldı. Çift gören gözlerle ona bakıp öne çıktım ve konuşmaya başladım sonra.

"Anneme benziyorsun. Onun kadar kalpsizsin. Ruhun yok senin!" Kelimelerim sert ve acımasız çıkmıştı. Kelimelerimi duyar duymaz yutkundu ama sonra hemencecik kendini toparladı.

"Diğerleri?"

"Onların daha zamanı var." dedim tekrar arkama yaslanarak. Çünkü çok uykum gelmişti ve birazcık uyumak istiyordum.

"Peki." dediğini duydum gözlerimi kapatmadan önce. Sonra her şey karanlıkla buluştu.

---

Evettt bölüm bitti. Aylarca bu bölümü yazmama değdi diye düşünüyorum. Çok konuşasım yok bu gün o yüzden direkt sorulara geçeceğim.

1. Bölüm nasıldı?

2. En sevdiğiniz sahne hangisi oldu?

3. Sizce Esra'nın Esar'dan nefret etmesinin diğer sebebi ne olabilir?

4. Gelecek bölümü heyecanla bekliyor musunuz?

Benden bu kadar arkadaşlar. Gelecek bölümlerde görüşmek üzere. Hoşça kalın, kendinize iyi bakın, boncuklarım benim.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

15okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.