19. bölüm / 26
BIRAK BOYALAR KONUŞSUN18. BÖLÜM : "SARHOŞLUK MESELESİ"
Bölümler 26Şu an: 18. BÖLÜM : "SARHOŞLUK MESELESİ"
- 1 BIRAK BOYALAR KONUŞSUN655 kelime
- 2 1. BÖLÜM : "KANDAN RESM"1.320 kelime
- 3 2. BÖLÜM : "YANLIŞ ANLAŞILMA"1.316 kelime
- 4 3. BÖLÜM : "RESSAM'IN HİKAYESİ"1.335 kelime
- 5 4. BÖLÜM : "ESRA'NIN ACILARI"1.649 kelime
- 6 5. BÖLÜM : "KORKUNÇ KABUS"1.802 kelime
- 7 6. BÖLÜM : "KEYİFLİ KAHVALTI"1.234 kelime
- 8 7. BÖLÜM : "İLK DERS"1.804 kelime
- 9 8. BÖLÜM : "AYVAYI YEDİK"1.629 kelime
- 10 9. BÖLÜM : "ARDINDAKİ GERÇEK"1.422 kelime
- 11 10. BÖLÜM : " AKŞAM YEMEĞİ"1.461 kelime
- 12 11. BÖLÜM : "AKRABA İSTİLASI"2.334 kelime
- 13 12. BÖLÜM : "GEÇMİŞTEN MİSAFİR"1.879 kelime
- 14 13. BÖLÜM : "KÜÇÜK HATALAR"1.193 kelime
- 15 14. BÖLÜM : "DERT ORTAĞI"1.363 kelime
- 16 15. BÖLÜM : "PARTİ ZAMANI"2.627 kelime
- 17 16. BÖLÜM : "SEN ANLAT"1.332 kelime
- 18 17. BÖLÜM : "SÖZ VER"2.243 kelime
- 19 18. BÖLÜM : "SARHOŞLUK MESELESİ"2.685 kelime · Okuduğun bölüm
- 20 19. BÖLÜM : "SENİ SEVMİYORUM"2.257 kelime
- 21 20. BÖLÜM : "SARI BELA"1.920 kelime
- 22 21. BÖLÜM : "RESSAM OLMAK"2.337 kelime
- 23 22. BÖLÜM : "KÖTÜ TABLO"1.560 kelime
- 24 23. BÖLÜM : "EMANET KALPLER"2.307 kelime
- 25 24. BÖLÜM : "BEKLENMEDİK KARARLAR"2.964 kelime
- 26 25. BÖLÜM : "KARARLI İDDİA" (SEZON FİNALİ)2.632 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Selam arkadaşlarrrr. Tekrar ben geldimmm. Umarım iyisinizdir. Bu gün kocaman bir yeni bölümle sizlerleyim. Eminim ki çok seveceksiniz ve kahkahalara boğulacaksınız. Okurken oy ve yorumlarınızı benden esirgemeyin lütfen.
Seviliyorsunuz...
---
18. BÖLÜM
"SARHOŞLUK MESELESİ"
(Ece'nin anlatımıyla)
Deniz'le Esra gittiğinden bu yana on beş dakika geçmişti. Bu sırada ben sadece içiyor, bir de öylesine etrafa bakınıyordum. Kulüpleri severim, içmeyi, eğlenmeyi ve dans etmeyi. Ama ne kadar sosyal biri olsam da bir o kadar da asosyal biriyim ve bazen böle yerler beni bunaltıyor. Hani bazı insanların bir sosyalleşme süresi vardır ya? O süreyi aştıklarında tek bir insan yüzü bile görmeyi istemezler. Ben de o insanlardım. O süreyi aştığımda tek bir insana bile tahammülüm kalmıyordu. Ve şu an o zaman dilimini aşmış bulunuyorum. Yine.
Dans pistine boylandığım sırada kalabalığın arasından birinin bana bana doğru yaklaştığını gördüm. Etraftaki spot ışıklar nedeniyle tipini tam çıkaramıyordum ama boyu en fazla 1.70 olan kısa bir erkekti. Elinde iki tane kokteyl tutmuş salına salına benim yanıma geliyordu. Bu her halinden belli olan gece kulübü kasıntısına sıkkınlıkla gözümü devirdim ve görmemezlikten gelmeye başladım.
"Merhaba, güzellik. Kokteyl ister misin?" dedi yanımda dikilen adam. Bıkkın bir şekilde içimi çekerek adama döndüm. Yaklaşık on santim topuklu giydiğim için benden birkaç santim kısa duruyordu. Donuk bir surat ifadesiyle yüzüne baktım. Benden farklı olarak dudakları kulaklarına kadar uzanan bir sırıtış sergiliyordu. Şimdi haksızlık etmeyeyim güzel bir gülüşü vardı. Gözleri siyahtı ve saçları Afrikalıları andıracak kadar kıvırcıktı. Keskin yüz hatlarına zıt kemerli bir burnu vardı. Bu da onun yakışıklılığını geri plana atıyordu. Üstten aşağıya sinirli bir bakış attım.
"İçkim var, sağ ol." dedim masadaki yarısı dolu şişeyi göstererek.
"Olsun. Yine de ben sana bir içki ısmarlamak istiyorum." diyerek mesafeyi azalttı. Aştığı mesafeyi tekrar aşarak konuşmaya başladım.
"Ben senin ısmarladığın içkileri içmek istemiyorum ama."
"Naz yapıyorsun demek. Hoşuma gider." Kokteylleri masaya koyduğunda tamamen sinirlerim tepeme çıkmıştı.
"Sana şaka yapar gibi bir halim mi var?" dedim sert sesimle. Bakışlarımda ne gördüyse biraz çekinmiş olacak ki, "Ben sadece tanışmak istemiştim ama..."
"Ben istemiyorsam benimle tanışamazsın, ki ben de istemediğimi açıkça belli etmiştim." diyerek sözünü kestim. Sonra gözlerinin arkaya kaymasıyla epey bir endişeye kapılan çocuk içkilerini aldığı gibi masamdan uzaklaştı. Hayret bir şey ya!
Arkamı döndüğümde Akın'ın orada dikilmiş ben izlediğini gördüm. Elleri ceplerinde, sanki benim iznimi almak istiyormuş gibi bir hali vardı. Gözlerimi devirdim ama yine de yok diyemedim. Başımı salladığımda yanıma geldi ve sessizliğini korudu. Bardağımdaki içkiyi bitirdikten sonra konuşmaya başladım.
"Söyle." Sanki bu anı bekliyormuş gibi hemen konuşmaya başladı.
"Sana bir şey mi yaptım?" dediğinde şaşırmıştım. Çünkü bunu söyleyeceği hiç aklıma gelmemişti.
"Hayır, neden?" Aslında cevabı biliyordum. O günden sonra ona soğuk davranıyor, olası her karşılaşmadan kaçmaya çalışıyordum.
"Çünkü benden kaçıyor, gerçekleşen her konuşmada kısa cevaplar vererek geçiştiriyorsun beni." Bu durum onu bıktırmış gibi ellerini masaya koydu.
"Ee yani?" dedim umursamaz bir şekilde. Yüzüne baktım ama gözlerinden kaçınmaya çalıştım.
"Yanisi şu, kalbini kıracak bir davranışım mı oldu? Neden bu kadar soğuksun bana karşı?" Kaşları endişeyle çatılmıştı. Fakat buna bir son vermem gerekiyordu. Eğer kalbi bana karşı bir şey hissetmiyorsa benim için endişelenmeyi de acilinden kesmesi lazımdı.
"Bakın, siz benim öğretmenimsiniz ve ben de sizin öğrenciniz. Bundan daha fazlası değil. Size bir öğretmenime davrandığım gibi davranıyorum hepsi bu." Konuşmamın son kelimesine kadar beni sakince dinledi. Gözlerime baktı, beni anlamaya çalıştı. Konuşmalarımda hem bir yalan, hem de bir gerçek vardı. İşin gerçeği biz bir öğretmenle bir öğrenciden fazlası değildik. Fakat yalanıysa ona öğretmenim olduğu için değil de ondan umudu kestiğim için öyle davrandığımdı. Lakin bunu bilmesine gerek yoktu.
"Ben sadece iyi olduğunu bilmek istedim. İlk geldiğinde çok başka bakıyordun, şimdiyse çok farklı. İstemeden bir şey mi söyledim?" Hala bir umut neyin olduğunu anlamaya çalışıyordu. Fakat ben bunu asla söylemeyecektim.
"İyiyim ben." diyerek kestirip attım. "Ayrıca iki günlük insanların kelimelerine kırılmam ben merak etmeyin." Kelimelerim keskindi ve içten içe onu kanatsın istedim.
"Peki. İyi olduğunu bilmek güzel." Gülümsedi. Lakin o gülümsemede gerçekler saklıydı. Dili söylese de kalbi biliyordu. Anlatmasa da gözleri söylüyordu. Çünkü unutmuştum, o bir insan sarrafıydı. Gerçek anlamda.
(Esra'nın anlatımıyla)
Sevgi hayatımızın bir parçasıdır, ona iyi bakmak gerekir.
Babam hep bana sevginin iyileştirici bir şey olduğunu söylerdi. Sevginin güzel olduğunu ve onun asla zarar vermeyeceğini. Ama bunu biraz daha detaylandırmayı unutmuştu. Her sevginin insana iyi gelmeyeceğini mesela. Bazen bazı sevgiler hiç de sanıldığı gibi iyileştirmez, yıpratır. Ve aslında biz bizi yıpratan sevgilerden kurtulduğumuzda iyileşmeye başlarız.
Meriç'le sarılmamız devam ederken bara yaslanmış viskisini yudumlayarak dik dik bize bakan kaşları çatık Esar'ı gördüm. Yanında oturmuş sarışın ve epey bir seksi olan kadın elini onun göğsünde gezdiriyor, dokunuşlarıyla onu tatmin edip ona yakınlaşmaya çalışıyordu. Bu nedense kaşlarımı çatmama neden olsa da bu şehre ilk geldiğimizde bana söyledikleri aklıma gelince buna bir son verdim. Normal çapkın Esar Yiğit Karahan yani, ondan başka ne beklenir ki? Sonra Meriç ve beni gözleriyle yiyen abide bozuntusu arkasını döndü ve bizi görmeyi reddettiğini açıkça belli ederek yanındaki kadınla ilgilenmeye başladı.
"O zaman biraz dans?" dedi Meriç benden ayrılırken.
"Ha, hiç havamda değilim ya." diyerek kestirip attım. Ne dans etmek istiyordum, ne de bir şeyler içmek. Sadece eve gitmek ve uyumak istiyordum. Ha bir de bu sarhoşluktan kurtulmak. Şimdi iyiydim ama birazdan alkolün getirdiği sarhoşlukla saçmalamaya başlayacağım. Bu yüzden olabildiğince çabuk eve gitmem gerekliydi.
"Sen iyi misin?" dedi Meriç hafifçe koluma dokunarak. Gözlerimi kırpıp başımı salladım. İyi olacaktım ama önce Deniz'leri bulmam gerekiyordu. Ayağa kalktım. Fakat ilerlemek istediğimde başım dönmeye başlayınca Meriç hemen yerinden fırladığı gibi beni yakalamayı başardı. Eli hızlıca belimi kavradığında yüzüm göğsüne çarptı. Şaşkınlıkla başımı kaldırdığımda ise Meriç ile burun buruna geldik.
"Yalan söyleme konusunda beceriksiz olduğunu söylemiş miydim?" diyerek sırıttı. Gözlerim dudaklarına kaydığında ise konuşmaya başladım.
"Yalan konusunda pto- pso -" Sarhoşluktan dilim birbirine karışınca artık gerçekten de ayvayı yediğimi anladım.
"Profesyonel?" diyerek düzeltti beni bir tahminde bulunarak.
"Hah, pforenoyel oldum da işte sarhoşluktan kerimeleli bile doğru söyleyemiyorum." diyerek başımı arkaya atıp ağlamaya başladım. "Neden kerimeleli doğru sölyeyemiyorum?" Daha çok zırladım. Yine yanlış söylemiştim. Hepsi o Deniz yüzünden. Tüm gece bana içki içirdi sonra da siktirip gitti. Onu bulursam geberteceğim!
Ben burada duygusal bir boşluğa düşüp ağlarken Meriç birden gülmeye başladı. Gözlerimi yavaşça açtığımda onun başını arkaya atıp kahkahalara boğulduğunu gördüm. Merakla onun neden güldüğünü çözmeye çalışırken ıslanmış yanaklarımın kurumaya başladığını hissettim.
"Niden guluyorsun sen?" diyerek kaşlarımı çatarak işaret parmağımı havada salladım. Ben burada komik bir şey görmüyordum.
"Sarhoş sen baya bir çekiciymiş." dedi karşımdaki adam kahkahalarının arasında.
"Çekiçiysem aşık aşık bakman lazım bana. Niden guluyon?"
"Çünkü çekici olduğu kadar da komikmiş." Konuştuğu sırada başını eğdi ve bana baktı. Yüzündeki kocaman gülücük yerini buruk bir gülümsemeye bıraktığında konuşmayı sürdürdü. "Ve ben sarhoş seni tanıyamadığım için kendime kızıyorum."
"Kızma lan." dedim elimi sert bir şekilde omzuna vurarak. Buna rağmen eli belimi asla bırakmıyordu. "Bazen ban bile kandimi tanıyamıyorum vallahi." Kelimelerimi bitirdikten sonra ise bir kahkaha da ben patlattım. Lakin midemde bazı hareketlikler hissettim.
"Çok güzelsin." dedi Meriç bir anda. Bununla da kahkaha yüzümde donup kaldı. Siyah mini elbisemin eteklerini çekiştirirken ona baktım. Yeşil gözlerimle uyumlu mavi gözlerine. Sanki o ormandı, ben deniz. O gökyüzüydü, ben yeryüzü. Burunlarımız tekrar bir birine değdiğinde gözleri dudaklarıma kaydı. Bana yakınlaşıyordu ki birden midemden sıcak bir şey kalkınca çocuğun yüzüne kustum. Çocuk şaşkınlıktan gözlerini kapatıp yerinde donarken ben belimi elinden kurtarıp ondan uzaklaştım. Fakat o bir heykel gibi kıpırdamadan yerinde durmaya devam etti.
"Pardon ya." dedim elimle ağzımdaki kusmukları silerken. "Yanlışlıkla oldu."
"Hiç önemli değil." dedi göz kapaklarına bulaşmış kusmuklarımı temizlerken.
"Oo kimleri görüyorum-" diye yükselerek kalabalığın arasından gelen Ece benim bu halimi görünce dondu kaldı. Mecburiyetten gülümseyerek el salladığım esnada çocuk ses gelen tarafa baktı. Ece gülmemek için kendini tutarken beceremedi ve yüksek bir kahkaha attı.
"Kızım bu ne hal?" Gülmeye hala devam ediyordu.
"Sana da merhaba, Ece'cim." Söylediklerine kaşlarımı çattım. Yıllar sonra ilk görüşte beni tanıyamamıştı ama Ece'yi gördüğü anda tanıdı. Bir gıcık kapmadım değil.
Allah belanı versin, Meriç. Şu yaptığına bak ya!
Ben sana dedim. Hıyara benziyor dedim. Gözüm tutmadı dedim.
Bundan sonra ona tripliyim. Konuşmayacağım.
"Ay merhaba merhaba." diyerek Meriç'i geçiştirdikten sonra hızla benim yanıma geldi Ece. "Iy kız bu ne? Mahvetmişsin güzelim elbiseyi."
"Şümdü Ece'cim ban sarhoş olduğum için-" diye açıklamada bulunmaya çalıştım fakat sarhoşluktan iki kelimeyi bile doğru düzgün bir araya getiremiyordum.
"Tamam anladım." diyerek sözümü kesti kız konuşamadığımı anlayınca. "Deniz seni yine sarhoş etmiş anlaşılan."
"Hah üyle." dedim kafamı sallayarak.
"Esra'cım sana ayıp olmazsa ben odaya gidip üstümü değiştirsem?" dedi Meriç aramıza girerek. "Ne olur ne olmaz diye yedek kıyafet getirmiştim yanımda."
"Tabı tabı." dediğimde başını salladı ve sahnenin arkasındaki kulislere doğru ilerledi. Sonra gözüm bar köşesinde oturup Akın'la kafayı bulan Esar'a kaydı. Bana bakıp sırıtıyordu. Elimi kaldırıp 'Ne var lan!' diye salladığımda kıkırtıyla Akın'a geri döndü.
"Deniz nerede?" Ece'nin seslenmesiyle yüzümü tekrar ona döndüm. Sorduğu soru karşısında omuzlarımı silkince gözleri kalabalığın içinde onu aramaya başladı. Sahi, o beni bırakıp da nereye gitmişti?
(Deniz'in anlatımıyla)
Gece kulübünden çıktığımda on altıncı telefon aramasını nihayet açabilmiştim. Bu kız gerçekten beni öldürecek sonunda. Allah'ım küçük bir kızın ellerinde kurban gideceğim yarabbim. Sen yardım et bu aciz kuluna. Şirin kız görünümlü deccalin elinde ölmek istemiyorum.
"Alo?" dedim endişe dolu bir sesle. Ne olur kızmasın, ne olur kızmasın, ne olur kızmasın. Tanrıya dua ettikten sonra telefonun arkasından sert bir ses duydum.
"Sen neredesin lan?" Korktuğum başıma gelmişti. Bu kız bana acayip kızgın şu anda. "Arıyorum açmıyorsun, mesaj yazıyorum bakmıyorsun? Çabuk söyle bak gebertirim seni, çocuk!" Hiddetli sesine rağmen takıldığım tek bir kısım vardı. O bana çocuk mu dedi az önce?
"Çocuk mu?" diye mızıldandım. "Asıl çocuk olan sensin be! Ben gayet de aklı başında, işinde gücünde olgun bir adamım." dedim özgüvenli bir şekilde. Kapının önündeki sokakta gördüğüm sokak lambasına doğru ilerlemeye başladım sonra.
"Allah'ım ben ne diyorum, o ne diyor ya? Sabır diliyorum, sabır!" dedi telefonun arkasındaki kız söylenerek. Kaşlarımı çatıp yapay bir kızgınlıkla konuşmaya başladım.
"E ben ne yaptım şimdi?"
"On beş cevapsız arama, otuz dört bakılmamış mesaj senin değil, benim telefonuma geldi aynen." diyerek sinirle burnundan soludu. Onun en nefret ettiği şey aramalarına dönülmemesiydi. Biliyordum, onun hakkında her şeyi biliyordum. Ama bu bana yetmiyordu. Onun hakkında daha fazla şey öğrenmek, her santimini keşfetmek istiyordum. Bu duygum ne zaman ortaya çıktı bilmiyorum. Onu ilk tanımaya başladığımda daha on dört yaşında bir çocuk, ben de on dokuz yaşında genç bir adamdım ve onun hakkında asla o şekil düşünmemiştim. Bana yakışı kalmazdı çünkü. Şimdi ise dünyalar güzeli genç bir kız olmuştu. Biraz sinirliydi ablası gibi ama umurumda değil. Ben bu kafası çatlak sarı çiyana razıydım.
"Duymamışım kızım işte ne var?" dedim yanına vardığım sokak lambasına yaslanırken.
"Duymamışmış." diyerek bana inanmadığını belli etti. "Sen duymadıysan iki seçenek vardır : Ya bir bar köşesinde sarhoş olmuşsundur, ya da sarhoş olup bir bar köşesinde oturmuşsundur."
"E ikisi de aynı şey değil mi ya?" dedim. Kafam karışmıştı. Ben bu kızı bazen gerçekten anlamıyordum. Ablası gibi bazen ne dediği anlaşılmıyordu.
"Bir de soruyor ya, bir de soruyor ya! Evet ikisi de aynı şey." Doğru söylüyorsam o zaman niye bağırarak konuşuyor bu kız?
"E o zaman niye iki seçenek var diyorsun?" diye sitem ettiğimde cevap çok gecikmeden gelmişti.
"Çünkü sen uykunda olsan bile uykunu bölüp aramalarıma cevap verirsin." Uykumda mı?
"Onlar rüya değil miydi ya?" Düşünmeye başladığımda bazen rüyalarımda bu küçük bücürle yazıştığımı görürdüm ama aldırış etmezdim.
"Ya sabır! Evet şu an rüyadayız. Gerçek birimlerden Rüya birimlerine, Deniz şu an rüyada olduğunu sanıyor." Onun bu şekil konuşması daha çok işkillenmeme sebep olmuştu. Bu yüzden Boşta dursan elimle telefonu tuttuğum kolumu çimdikledim.
"Ay," dedim acıyla inleyerek. Ne sert çimdikledim ya. "yok değilim ya. Gerçek bu."
"Lan delirtme beni!" diyerek kükredi telefonun diğer tarafından tatlış görünümlü deccal. "Konu ne zaman buraya saptı anlamadım ki? Ben ne diyorum, sen ne diyorsun." Bir an duraksadı ve birkaç saniyenin ardından tekrar konuşmaya başladı. Bu hiç hayra alamet değildi. "Yoksa sarhoş musun?"
"Kızım sen benim ne zaman ayık kafayla da saçmalamadığımı gördün?" dedim kendimi temize çıkarmak için doğruları söyleyerek.
"İşte kendinin nasıl bir mal olduğunu bilmek budur. Doğru." Artık sesi biraz mülayim bir hal almıştı.
"Evet." Görmese de kafamı sallayarak tasdik ettim onu.
"Yani sen ayık kafayla da dediğinde sarhoş olduğunu kabul mu ettin, yoksa bana mı öyle geldi?" Bak diyorum bu kızda şeytan tüyü var diye. Yoksa mümkün değil bu cümleden böyle bir anlam çıkarmak.
"Yok, canım benim, sana öyle gelmiştir." diyerek geçiştirmeye çalıştım. Fakat bir yandan da çaktırmadan elimi ağzıma getirip hohlamaya çalışarak aldığım alkolün miktarını hesaplamaya çalıştım. O kadar da sarhoş değilim ya. En fazla iki şişe alkol tükettim. Yoksa üç müydü lan?
"O zaman sorumu tekrar ediyorum ve sen de hiç düşünmeden cevap veriyorsun." dediğinde başımı salladım. "Neredesin?"
"Barda." dedim dürüstçe.
"Al işte! Dedim ben ya." diyerek haklı olduğunu vurgulamaya çalıştı. He, canım, he. en haklı sensin.
"Ne var kızım ya? Biraz eğlenmek istedik." Kendimi açıklamaya çalıştığımda yine soru yağmuruna tutulduk emi?
"İstediniz? Kim var yanında?"
"Kim olacak? Esra ve Ece tabi ki." dedim ve sonra da sinirle ekledim. "O lavuklar da burada ama onları hesaba katmıyorum tabi." Kızların bana anlattıklarından sonra onlara gıcık olmuştum.
"Ha Akın enişte ve Erişte enişte mi?" dedi kimleri kastettiğimi anlayarak. Ama erişte mi dedi o? Erişte ne alaka ya?
"Er- ne? Kızım, o ne biçin bir lakap ya?"
"E ablam koydu."
"Ablan mı? Nasıl?"
"Baya baya." diyerek yerinde kıpırdandı. Belli ki anlatmaya hazırlanıyordu. Ve düşündüğüm gibi de oldu. Birkaç saniye sonra neşeli sesini duydum telefonun diğer ucundan. "Ben ona enişte dedim. O da sinirlendi bana, 'Odan olsa olsa anca erişte olur!' dedi."
"Vay vay bizim Esra'ya bak sen? Hele bir de bizi kandırıyormuş." diye mırıldandım. Bize bunları hiç anlatmamıştı.
"Nasıl kandırıyor? Ne diyor?" İyice meraklanan bu kıza aklımdakileri anlatma kararı alarak sırttım.
"Senin bu ablan var ya?" diyerek sesimi dedikodu tınısına yükselttim.
"Ee var."
"İşte, o, Esar lavuğuyla sahte sevgili numarası yapıyormuş ama kimseye söyleme." diye uyardım onu. "Hele ablana hiç. Tamam mı bücür?" Çünkü içerden bilgi sızdırdığımı duyarsa beni kesin öldürürdü.
"Bak sen bizim şeytana? Neler neler saklıyormuş bizden?" dedi ve gülmeye başladı. Ama benim ondan sakladıklarımız aklıma gelince moralim bozuldu.
"E bizim de onda kalır bir yanımız yok." Mırıldanmam onu sıkmış olacak ki sıkıntıyla nefes verdi.
"Seninle konuştuk bunu, Deniz."
"Evet ama o benim en yakın arkadaşım." diyerek açıklamada bulundum. "Ondan bir şeyler saklamak ağırıma gidiyor, Melis."
"Yani, her halde en yakın arkadaşıyla kız kardeşinin sevgili olmasına bir şey demez, değil mi?" Olumlu yorumlarıyla moralimi düzeltmeye çalıştı ama aklıma gelen bin bir türlü senaryo buna izin vermiyordu.
Acaba bizim çıktığımızı öğrenirse nasıl tepki verirdi? Benzin döküp yakar mıydı? Ya da tekme tokat dalar mıydı bana? Belki de kafamı suya sokar birkaç saniye nefes almama izin verir sonra tekrar sokardı. Artık onun ne yapacağını gerçekten kestiremiyordum.
"Bilemiyorum vallahi. Ben ondan her şey beklerim açıkçası." Bu dürüst açıklamam onun tekrar modunu düşürmüştü.
"Of Deniz o kadar karamsarsın ki, içimi karartıyorsun resmen." dedi beni azarlayarak. "Neyse ders yapacağım ben görüşürüz." Ve yine bu sohbetten kaçıyordu. Bir gün gerçekleşecek olandan ve zamanı geldiğinde o anı yaşayacağımız gerçeğinden. "Orada da fazla oyalanma. Ablamı eve bırak, sen de git eve. Zaten o kadınla aynı evde kalmana gıcık oluyorum."
"O kadın annem yaşında." İlk gün bunu söylediğimle aynı tepkiyi vermişti bana.
"Olsun, ben yine de gıcık oluyorum. Ayrı eve çık." diyerek sitem etti. İkiletmedim.
"Peki deneyeceğim."
"Deneme, yap" dedi atarlanarak ve sonra da yüzüme kapattı. Bu kız gerçekten zır deli.
"Kapattı." diye mırıldandım. Sonra da yüksek sesle söylenmeye başladım. "Yüzüme kapattı ya. Bıktım, vallahi bıktım. Ablası bir dert, kardeşi bir dert. Yeter lan!" Sakinleşmek içim gökyüzüne baktım. bu gece bulutluydu ve yıldızlar görünmüyordu. Nedendir bilinmez ama yıldızların her birinin birer hikayesi olduğuna inanıyordum. Bize anlatmak istedikleri bir hikaye olduğuna. Bu gece de yıldızlara bakmak istedim. Bu konuda yardım dilenmek istedim. Ama belli ki onlar da bana küsmüştü bu gece.
Telefonumun tekrar çalmasıyla ekrana baktım. Arayan Ece'ydi. İkinci kez titreyince hiçbir şey olmamış gibi gülümseyerek açtım telefonu.
"Efendim, canım."
"Deniz, acil gel. Esra fenalaştı. Deli deli hareketler yapıyor. Olay çıkaracak diye korkuyorum." dediğinde kaşlarımı çatarak hemen bara doğru ilerledim.
"Tamam geliyorum."
---
Evet ne demişdim, ne demiştim? Güleceğinizi demiştim değil mi? Jsjsjsjs Ama ne bölümdü be. Esra'nın kusması beni benden aldı yaa. 19. Bölüm daha da güzel olacak. Şimdiden yazmak için heyecanlanıyorum kckfkfkkd. Neyse duygularımızı sorulara ce cevaplarına bırakalım.
1. Bölümü nasıl buldunuz?
2. Sizce Ece ile Akın'ın aralarındaki mesafe kısalır mı?
4. Esra'nın Meriç'in üstüne kusması konusunda ne düşünüyorsunuz? (en çok bunu merak ediyorum kfkdkd)
5. Deniz'in böyle bir şey yapacağını düşünüyor muydunuz?
6. Melis karakterini sevdiniz mi?
Evet canlarım. Sorularım bu kadardı. Gelecek bölümlerde görüşürüz. Sizi seviyorum
Bölüm etkileşimi
