8. bölüm · BİR EV MESELESİ

Yeni Ev

Ebru Ermeç

“Aile, hem zehir hem panzehirdir...”

8.BÖLÜM

YENİ EV

Elimdeki bezi alan Ekin’e sabahtan beri attığım mistik bakışlarımı atarken konuştum. “Ya hasta değilim iyiyim ben. Bırakta etrafı sileyim” Başını iki yana salladı. “Olmaz ya olmaz. Otur oturduğun yerde” Omuzlarımdan tutularak sandalyeye oturtulmamla bakışlarım omzumu tutan kişiye döndü. Küpeli çocuktu. “Yemeğini ye. Hasta olacaksın tekrar” Bakışlarım masaya döndü. Dün yaptığı çorbadan yapmıştı. Kaşığı aldım ve çorbamı içmeye başladım. Dün bana mutluluk dolu haberi verdiklerinden sonra nasıl eve yerleşeceğimi düşünmüştük. Evde zaten eşyalar vardı ama temizlik yapmamız lazımdı. Ben hasta olduğum için bu işin başından tek başıma kalkamazdım bana yardım etmek için bugün okula gitmemişlerdi. Sabah erkenden gelmiştik. Ev güzeldi. Kötü değildi. Bir apartmanın ikinci katındaydı. Binada asansörde vardı. Kapıdan girdikten sonra direkt karşıda oturma odası vardı. Normal bir odaydı. İki uzun iki de tekli koltuk vardı. Krem rengi olan koltuklar aynı renk halıyla çok uyumluydu.

Orta derece bir büyüklükte orta sehpa vardı. Büyük bir televizyon vardı. Kapıdan girince sol tarafta mutfak vardı. Mutfak tezgahı uzundu ve en önemli olan ise davlumbaz vardı. Duvarın yanında bir yemek masası vardı. Aynı tezgah gibi beyaz renkteydi. Gri bir buzdolabı ve siyah bir fırın vardı. Yerde üzerinde mutfak yazan siyah bir halı vardı. Muftakta küçük bir balkon vardı. Gerçekten fazlasıyla küçüktü ama güzeldi. Oturma odasının yanında bir oda vardı. Orası misafir odasıydı. Onun yanında ise benim odam vardı. Odadan içeriye girince hemen sağ tarafta tuvalet aynası vardı. Kapının biraz ilerisinde ise elbise dolabı vardı. Yatak duvara dayalıydı. Başlığı demirdendi ve onu eski zamanlarda kullanılan bir yatak gibi gösteriyordu. Yatağın üzeri tüldendi. Odamda da bir balkon vardı. Bu mutfaktakine göre daha da büyüktü. Banyo ve lavabo ise koridorun sonundaki kapıydı.

Ev bana göre fazla güzeldi. Bu ay maaşımı almadığım için Ekin’in teyzesi bir dahaki ay ev kirası ve depozitoyu ödememi istemişti. Onu daha önce hiç görmemiştim ama iyi yürekli bir kadın olduğunu anlamıştım. Çalan zille kaşığımı kasenin içine koyarak ayağa kalktım ama ayağa kalktığım gibi yerime oturtulmam bir oldu. “Ekin bakar” Omuzlarımı silkeleyerek ellerini ittirdim. “Kendi evimde iş yapamıyorum arkadaş” Tekrar çorbama döndüm. “Biz geldik!” Cankut’un bağırarak mutfağa gitmesi ile irkildim. Feyzayla o buzdolabına birkaç şey almak için alışverişe çıkmışlardı. Bakışlarım Feyza’ya kaydı. “Merak etme listede yazdığın herşeyi harfien aldık” Ayağa kalktım. Tezgahın üzerindeki poşetlere doğru ilerledim. “Ben dolaba eşyaları yerleştireyim sizde diğer odaların devamını temizleyin”

Onlar mutfaktan çıkarken biraz sonra tekrar gelip elimdeki malzemeleri alacaklarına emindim. Sebze poşetlerini alarak buzdolabına doğru ilerledim. Kapağı açarak yere eğildim. Ve sebze çekmecesini açtım. Buraya gelince hızla halıları kaldırmıştık ve yıkamacıya göndermiştik. Başta herkese bir oda vermiştik temizlemesi için ama daha sonra hepsi tek tek yanıma gelmişti. Ne kadar temizlik yapmayı sevmesemde bir iş yaptığım zaman hızlı olurdum. Mutfağın heryerini temizlemiştim. Şuan sadece benim odam ve oturma odası kalmıştı. El birliği ile akşama kalmadan heryeri hallederdik. Sebze poşetini aldım ve mutfak kapısının koluna asılı poşetliğe yerleştirdim. Bu sefer meyve poşetlerini aldım ve onları yerleştirmeye başladım.

Annemlerin daha taşındığımdan haberi yoktu. Eğer şuan onlara haber versem hemen yanıma gelecek ve evi benimle yerleştirmek isteyeceklerdi. Birde bitmeyen soruları olacaktı tabi. Neden evden çıktığımla alakalı bin tane soru yağmuruna tutulacaktım. Belkide bu evde tek kalmamın tehlikeli olduğunu söyleyerek benim yanımda kalmak isteyeceklerdi. Bu en kötü senaryolardan sadece birisiydi. Tekrar tezgaha ilerlerken elimi attığım kahvaltılık poşetini benden önce bir el aldı. Cankut. Ellerini teslim olur gibi havaya kaldırdı. “Emir büyük yerden mor. “ Eliyle masayı işaret etti. “Çorbanı içmeliymişsin” Güldüm ve sandalyeme doğru ilerleyerek yerime oturdum. Kaşığıma uzanarak çorbamı içmeye başladım. Bugün fazlası ile yorucuydu. Hasta olduğum için en ufak yaptığım bir işi sanki kırk defa yapmışım gibi hissediyordum. Aklıma bayıldığım zaman konuştuğum kadın geldi. Kimdi acaba? Küpeli çocuk ile bir bağlantısı olmalıydı. Bunu ona bir ara sormayı aklıma not ettim. Hava yavaştan kararmaya başlamıştı. İşimiz bitmek üzereydi. Önümdeki çorba bitince kaseyi alarak ayağa kalktım ve tezgaha doğru ilerledim. Kaseyi sudan geçirip lavabonun içine koydum.

Cankut sonunda malzemeleri yerleştirmeyi bitirince kendini sandalyelerden birine attı. “Çok yoruldum valla. Bir an etimle kemiğim iliğime kaçtı zannettim” “Abart” Güldü. Gözleriyle mutfağı süzdü. “Ama ev güzel oldu. Güle güle otur” Bakışlarım aynı onun yaptığı gibi mutfakta dolaştı. “Evet elinize sağlık” Bakışlarımı ona çevirdim. “Şimdi biz sabah uyandığımızda seni göremeyecekmiyiz?” Başımı iki yana salladım. Gözlerinin dolduğunu görünce yerimden kalktım ve yanına gittim. Elimi omzuna koydum ve gözlerine baktım. “Ben hep burada olacağım. Sadece ayrı evlerde yaşıyor olacağız o kadar.” Gözünden düşen bir damla yaşla yüreğim burkuldu. Onu kendime çektim ve sıkıca sarıldım. Sanırım şu kısa zamanda benim onlara alıştığım kadar onlarda bana alışmışlardı. Onları sevmeye başlamıştım. “Tamam lan ne duygusallık yaptın sadece ayrı evlerde yaşayacağız” Gözyaşlarını silerek benden ayrıldı.

Mutfaktan içeriye diğerleride girince bu halimize tuhaf gözlerle bakmaya başladılar. “Ne oldu lan size?” Bunu diyen Ekin’di. Kısılan sesimle konuştum. “Yok bişey ya” Hepsi kendini birer sandalyeye atarken bende yerime oturdum. “Yorulduk ama değdi ya” Feyza’yı başımla onayladım. “Birer kahve yapayım” Ben ayağa kalkarken küpeli çocuk beni kolumdan tutarak yerime oturttu. Eliyle üzerini gösterdi. “Hepimizin üstü başı kirlendi zaten eve gitsek iyi olur.” Bakışlarını mutfakta gezdirdi. “Hem seni kendi evindeki ilk gecende biraz yalnız bırakalım” Bir şey demedim çünki hepsinin üstü başı fazla kirlenmişti. Ekin ayağa kalktı. “O zaman bize müsaade” Diğerleride ayağa kalkınca bende ayağa kalktım. Kapının önüne gelince askıdaki eşyalarını aldılar. Kapıyı onlar için açarak geriye çekildim. Hepsi ayakkabılarını giyerken onları inceledim.

Yorgunlardı. Koca evin altından onlar kalkmışlardı. Ve bunu benim için yapmışlardı. Kolumu birbirine sararak kapının pervazına yaslandım. “Teşekkür ederim” Bakışlarımı evde gezdirdim. “Bu ev sadece benim değil emin olun” “Ha bide senin olsaydı?” Eliyle göğsüne vuran Cankut’a gülerek baktım. “İstediğiniz zaman gelebilirsiniz. Kalmaya, oturmaya.” Cankut ileriye doğru atıldı. “O zaman ben eve geleyim” Küpeli çocuk onu kolundan tutarak geriye çekti. “Biz eve gidelim sana iyi akşamlar” Onlar asansöre doğru ilerlerken bende kapıyı kapattım. Sırtımı kapıya yasladım ve evi inceledim. Burası benim evimdi. Benim evim. Gülümsedim. Artık benimde kendi evim vardı. Odama doğru ilerledim. Odanın kapısını açtım ve içeriye baktım. Açık olan balkon kapısından gelen rüzgar yatağımın tüllerini havalandırıyordu.

Balkon kapısına doğru ilerledim ve kapıyı sıkıca kapattım. Havalar artık yavaş yavaş soğumaya başlamıştı. Elbise dolabına doğru ilerleyerek dolabın kapaklarını açtım. Duştan sonra giyebilmem için birkaç kıyafet çıkardım. Kıyafetleri yatağımın üzerine koydum. Odadan çıkarak banyoya doğru ilerledim. Lavabonun kapısını açınca duş bölümüne girdim. Suyu ılığa ayarladım. Diğer evimde olduğu gibi bu evimde de su hızla doluyordu. Evim. Orasıda beni evim di değil mi? Orayı sevmiştim. Keşke ailem bu kadar kısıtlayıcı olmasaydı. Belki o zaman onlarla aynı evde yaşama fırsatım olurdu. Üzerimdeki kıyafetleri çıkardım. Saçımdaki artık ahı da vahıda gitmiş topuzumda olan tokayı çıkardım ve lavabo aynasının önüne koydum. Duşa kabinden içeriye girince kendimi küvetin içine bıraktım. Evet bu duşta küvet vardı. Ev aslında çok güzeldi ama fiyatının bu kadar ucuz olmasını anlamıyordum. Belkide ev eski olduğundan dolayı böyleydi.
Okyanus kokulu duş jelimi aldım ve lifime sıktım. Sanırım bu en sevdiğim kokuydu. Kendimi yatağa atınca rahat bir nefes verdim. Kendi evimde kendi yatağımda yeni duş almış bir şekilde oturuyordum. Bir insan daha başka ne isterdi ki? Çalan telefonumun sesi ile elimi uzatarak yatağın üzerindeki telefonumu aldım. Arayan kişiye baktığımda annem olduğunu gördüm. Telefonu açarak hoparlöre aldım. “Naber anne?” “İyi. Sen ne yapıyorsun?” Güldüm. “Bende yeni duş aldım oturuyorum” Söylenme modunun açıldığını hissetmiştim. “Hemen üzerini giy Alya. Sonra hasta olup üşüteceksin. Senin rahatsızlanman zaten uzun sürüyor. Oradaki arkadaşların seni nasıl iyileştireceklerini bilemezler. Hem hasta olursan derste çalışamazsın. Kızım bunun ne demek olduğunu biliyormusun sen?” Son cümleleriyle gülüşüm soldu. Klasik annem her zamanki gibi benden çok derslerimi düşünürdü. Ne bekliyordu ki benden? Mesleğimi elime aldıktan sonra neler yapmamı istiyordu. Dünyanın en iyi oyuncu filan olmamı mı? Tiyatrocuydum ben. Sadece insanları güldürmek için vardım.

“Tamam anne. Zaten giydim üzerimi. Sana bir şey anlatacağım” “Anlat bakalım neler yaptın” “Anne ben artık onlarla aynı evde yaşamıyorum” Gözlerimi sıkıca kapattım. Ve gelecek azarları dinlemeye kendimi hazırladım. “Niye?” “Kızlarla son zamanlarda hiç anlaşamamaya başladık. Bende yeni ev arayışına girdim. Çok uyguna bir ev buldum. Feyza’nın da tanıdığıymış.Bursumda var zaten gayette çok uygun olunca taşınayım dedim. Ev eşyalı olduğu için sadece temizlik gerekiyordu hemen evi temizledik” “Sen bana bunu nasıl söylemezsin Alya!? Ben senin annen değilmiyim. Elin memleketinde tek başına iş yapmak nedir kızım!? Taşınmışsın ya taşınmışsın. Hemde bize sormadan. Bana hemen o evin konumunu atıyorsun bende uçak bileti alıyorum. Yarına oradayım” Yerimde doğruldum. “Anne hayır. Ben okula gidiyorum gelseniz bile sizi karşılayamam. Bak sakin ol beni dinle. Bu hafta sonu bilet alır gelirsiniz ama hemen olmaz. Anne sakın bak.”

“Hala anne gelme diyor ya! Kızım sen kafayı mı yedin!? Bizden habersiz taşınıyorsun Allah bilir bizden habersin orada neler yapıyorsundur!?” Gözümden akan birkaç damla yaş yüzümü ıslattı. “Tamam hafta sonu geliyorum. Hatta babanla konuşayım senin yanına taşınıyoruz. Ne bok yediğin bile belli değil orada. Dükkan satın alsın hemen ordan kendisine. Bir dakika bile yalnız bırakamayız seni” “Anne saçmalama. Tamam gelin yanıma ama kalmaya değil. Önce yanıma gelin bir bakın ben ne yapıyorum daha sonra kalma meselesini konuşuruz” “Sakın bu ev meselesinden dolayı derslerini aksatma bu hafta sonu zaten biz geliyoruz. Derslerinden en ufak bir aksaklık yaşadığını görürsem oraya gerçekten gelirim. Sen galiba sıkı ders çalışmayı unuttun. Zaten o telefon elinden alınmadığı sürece derse bakmıyorsun.” “Tamam anne ben kapatayım daha sonra konuşalım. Bak taşınmak yok. Sadece birkaç gece kalmaya geleceksiniz”

Cevap vermesine izin vermeden telefonu kapattım. Gözyaşlarımı ne kadar silsemde yerine yenisi ekleniyordu. Yorulmuştum. Bunun böyle sonuçlanacağını tahmin etmem lazımdı. Bu annemdi işte. Ders hariç herhangi bir konuda ne yaparsam yapayım asla benim yanımda değildi. Bornozumu çıkararak üzerimi giymeye başladım. İç çamaşırlarımı giydikten sonra üzerime siyah kazağımı altıma ise siyah şortumu giydim. Kışları çoğunlukla evde böyle gezinirdim. Bakışlarım balkondan dışarıya kaydı. Yağmur yağıyordu. Belkide duştan çıktığım zaman yağmaya başlamıştı. Ama ben fark etmemiştim. Tuvalet aynasının önüne geçerek masanın üzerindeki tarağımı aldım. Saçımdaki havluyu çıkararak önce saçlarımın ıslaklığını aldım. Daha sonra ise saçlarımı taramaya başladım. Aslında saçlarımı boyamam lazımdı. Ama bunu yapacak vaktim yoktu. Aslında bu hafta sonu olabilirdi. Ama annemler gelecekti.

Annemler. Onlar geldiği zaman Feyza’yı da çağırmam lazımdı. Onları ev konusunda ikna edebilecek tek kişi o olabilirdi. Zilin çalma sesini duyunca tarağı masaya bırakarak odadan çıktım. Bu saatte kim gelebilirdi ki? Kapının önüne gelince kapıyı açarak kafamı dışarıya uzattım. Siyah saçlı yeşil gözlü bir kadın beni karşıladı. “Merhaba ben Ekin’in teyzesi Aliye” Gülümseyerek kapıyı sonuna kadar açtım. “Bende Alya” Elindeki tabağı bana uzattı. “Ben biraz börek yapmıştım da hem yenide taşındın evde yiyecek bir şey olmayacağını düşündüm o yüzden sana da getireyim dedim” Gülümseyerek elindeki tabağı aldım. “Teşekkür ederim. İsterseniz içeriye geçelim. Bir çay içeriz.” Gülümsedi. “İnan ki çok isterdim ama işlerim var belki başka bir zaman” “Başka zamana tekrar beklerim ama” “Hayırlı olsun evin” “Teşekkürler “ O asansöre doğru ilerlerken bende kapıyı kapattım ve mutfağa doğru ilerledim. Ekin ve teyzesi birbirine çok benziyordu. Elimdeki tabağı masaya koydum. Tekrar zil sesi duyunca kapıya doğru ilerledim. Belkide Aliye abla tekrar gelmişti. Kapıyı açtığımda karşımda görmeyi beklediğim yüzler kesinlikle çocuklar değildi. Cankut elindeki lahmacun kokan poşetleri kaldırdı. “İlk akşam yemeğini beraber yiyelim dedik” Güldüm ve kapıyı sonuna kadar açtım. Onlar içeriye girerken bende mutfağa doğru ilerledim. İçeriye girince börek tabağının üzerindeki peçeteyi çıkarıp tezgahın üzerine koydum. Mutfaktan çıkarak oturma odasına girdim ve onların yaptığı gibi orta sehpanın yanına oturdum. Sırtımı koltuğa yasladım ve elimdeki tabağı ortaya koydum.

“Aliye abla yapmış bana getirdi.” Cankut yemek için tabağa uzanırken küpeli çocuk hızla eline vurdu. “Önce bi yemeğe başlayalım” Lahmacun poşetlerine uzandım ve içindeki ayranları çıkarmaya başladım. Diğerleride lahmacunları çıkarınca hemen kendime bir lahmacun alarak dürüm yapmaya başladım. Bolca limonu üzerine sıkarken diğerleride yemeklerine gömülmüştü. Dürümümden büyük bir ısırık aldım. “Gerçekten acıkmışım” Diğerleride beni başıyla onayladı. “Akşam yemeğini tek yiyeceğim zannettin değil mi?” “Tek yerim diye korktum. Sanrım size fazla alışmışım çocuklar” Ortama çöken ağırlıkla hepsi duraksadı. “Bakın şimdi-” Cankut yine birşeyler anlatacakken onu susturdum. “Bu gece burada kalıyorsunuz diye düşünüyorum.” “Bende bizi ne zaman davet edeceksin diye düşünüyordum.” Güldüm. Yemeğime tekrar dönerken onlarda yemeklerine döndü.

Yemekler yendikten sonra hepimiz koltuklarda oturmuş kutu kola içiyorduk. “Annenle konuştun mu?” Ekin’i başımla onayladım. “Ne dediler?” “Bu hafta sonu buraya geliyorlar” Cankut’un ağzındaki kolayı püskürtmesi ile bakışlarım ona döndü. Bu sefer dayak yiyecekti. Sorun kolayı dökmesi değildi bunu küpeli çocuğun yüzüne püskürtmesiydi. Küpeli çocuk orta sehpaya uzandı ve birkaç peçete alarak yüzünü sildi. Yüzündeki sinirli ifade ilk defa şahit olduğum birşeydi. Cankut’un başını kolunun arasına alarak sıkıştırdı. Cankut ayaklarını vurarak uzaklaşmaya çalışırken diğerleri onun bu haline gülüyordu. “Oğlum ben sana demedim mi benden uzak dur diye ha!? Lan daha evden çıkmadan söyledim” Feyza kulağıma yaklaşarak konuştu. “Evden çıkmadan önce asabinin Cankut’u ensesinden tutarak yürüttüğünü gördüm” Güldüm.

Bu halleri onlar için normaldi. Küpeli çocuk sonunda Cankut’u bıraktı. Cankut’un bağırması ile yerimde sıçradım. “Katiller, vicdansızlar. Ölüyordum ben bir cinayete göz yummak onu işlemekle aynı şeydir. Gidiyorum ben terk ediyorum burayı” Küpeli çocuk ona senden adam olmaz bakışlarını attı. “Ben bir lavaboya gideyim” Bakışları bana kayınca ona gülerek baktım. “Hayırdır küpeli seni lavaboya götürmemi mi bekliyorsun? Küçük çocuklar gibi hala tek lavaboya gidemiyormusun yoksa?” “Kibarlıktır bu kibarlık. Ev sahibi misafire lavaboya gidene kadar eşlik eder” “Sende ev sahibi olduğun için sıkıntı olmaz” O odadan çıkarken diğerlerine döndüm. “Saat geç oldu. Yatakları açıyoruz” Ellerimi birbirine vurarak ayağa kalktım. Oturma odasından çıkarak misafir odasının önüne geldim ve kapıyı açarak içeriye girdim. Duvardaki ışık düğmesine basarak ışığı yaktım. Koltuklara ilerleyerek onları kaldırarak altlarındaki çarşaf ve yastıkları almak için eğildim. Onları alarak koltuğu ikili açtım.

Çarşafları koltuğa açarak düzelttim. Yastıklarıda koyunca yerimden doğruldum. Diğer koltuğa doğru ilerledim onu da kaldırarak altından battaniyeleri ve çarşaf çıkardım. O koltuğuda ikiye açarak çarşafı açtım. Onu düzeltirken içeriye Feyza girdi. “Ben yatakları hallederim sen bana kıyafet ayarla” Elimdekileri bırakarak odadan çıktım ve kendi odama girdim. Elbise dolabına doğru ilerledim ve kapaklarını açtım. Feyza’ya alt üst birer takım çıkarırken diğerlerininde sabah Cankut’un aklına gelmesi ile dolabımda buluna kıyafetlerini çıkardım. Cankut eğer burada kalırlarsa kıyafetlerinin olması için birer çift kıyafet getirmişti. Onun bugün için lazım olacağını nereden bilebilirdiki. Feyza’ya ayırdığım kıyafetleri yatağa bıraktım. Diğerlerinin kıyafetlerini alarak odadan çıktım. Misafir odasına girerek kıyafetleri yatağın üzerine bıraktım ve odadan çıkarak oturma odasına girdim. “Yerler hazır. Sabah yine aynı saatte uyanıyoruz. Cankut mümkünse sabah çok ses çıkarma burası apartman” Oturma odasından çıkarken onlarında adım seslerini duyuyordum. Kendi odamın önüne gelince onlara döndüm. “Hadi iyi geceler” “Sanada” Toplu halde söyledikleri için sesleri yüksek çıkmıştı. Güldüm ve odadan içeriye girdim. Feyza’da arkamdan gelerek içeriye girdi. Kendimi yatağın sol tarafına bıraktım. Yorganı üzerime çektim. Dışarıda hala yağmur yağıyordu. Uykum gelmişti. Gözlerim yavaş yavaş kapanırken en son Feyza’nın yanıma uzandığını hatırlıyordum. Yeni evimde ilk gecem onlarlaydı. Son gecemde de olmasını istediğim gibi....

...

Nefes nefese restoranttan içeriye girince birkaç müşterinin bakışları bana döndü. Hızla arka tarafa doğru ilerledim. Asansörün önüne gelince kata gelen asansörün kapısını açtım. İçeriye girerken aynı zamanda biriside dışarıya çıkıyordu. Birbirimize çarpmamız ile dengemi kaybettim ve yere düştüm. Pardon, düşmedim. Kaslı kollar tarafından sarılarak tutuldum. Beni tutan kişiye bakınca bunun küpeli çocuk olduğunu fark ettim. “Neden geç kaldın?” Nefes nefese sorduğu soruya bende aynı şekilde cevap verdim. “Derste uyuya kalmışım. Dışarıda da yağmur yağıyordu. Koştum” Birkaç saniye sadece bakıştık. Bulunduğumuz pozisyon aklıma gelince hızla doğruldum. Ellerini üzerimden çekerken sanki bunu hiç istemiyormuş gibiydi. Yanından geçerek asansöre bindim. Ona çarpmamak için ne kadar geriye çekilsemde fazla cüsseli olduğundan dolayı omzum omzuna çarpmıştı.

Sırtımı asansörün duvarına yasladım. “Biliyorum bugün fazla önemli müşteriler vardı. Özür dilerim. Bir daha yaşanmayacak emin olabilirsin” “Tamam sıkıntı yok. Zaten diğerleri ilgileniyor ama desteğe ihtiyaçları var” Asansör katta durunca hızlıca yürüyerek çıkarken kolumdan çekilmemle sendeledim. Dengemi sağlamaya çalışırken küpeli çocuk belimden tutarak dengede kalmamı sağladı. Kolumdan tutarak beni tekrar asansöre soktu ve en üst katın düğmesine bastı. “Ne yapıyorsun?” Soruma cevap vermedi asansör durunca kapıyı açarak dışarıya çıkarken kolumdan tutarak benide peşinde sürükledi. Yatak odasının önüne gelince kapıyı açarak içeriye girdi. Vücudum gerilirken aklımdan bin bir tane senaryo geçiyordu. Kolumu bırakarak odanın diğer ucundaki dolaba doğru ilerledi. Dolabın kapağını açarak bir şey aldı ve kapağı kapatarak yanıma doğru ilerledi. Elindekini bana uzatınca elindeki aldım ve ne olduğuna baktım.

Havlu. Kolumdaki çantayı çıkardım ve yere koydum. Saçlarımı havluyla kurularken bakışları beni takip ediyordu. Gülümsedim. “Teşekkür ederim” Bir şey demedi. Saçlarımın ıslaklığı gidince havluyu ona uzattım. Havluyu alsada tuhaf bakışlarını benden çekmedi. Yerdeki çantamı aldım. “Ben aşağıya ineyim. Çıkacağın zaman benide çağırırsın” Hızlı adımlarda odadan çıktım ve asansöre doğru ilerledim. Asansörün kapısını açarak içeriye girdim. Giriş katın düğmesine bastım. Kafam o kadar dağılmıştı ki üzerime önlük giymeyi unutmuştum. Sabah yine Cankut’un sesi ile uyanmıştım. Bizimkilerle kahvaltı yapmıştık daha sonra ise okullara geçmiştik. Biz küpeli çocukla beraber gelmiştik. Sabahtan bana bugün önemli misafirlerin geleceğini söylemişti. Bende elimden geldiğince erken gelmeye çalışmıştım ama son ders uyuya kaldığım için geç kalmıştım. Asansör kata gelince kapısını açarak asansörden indim.

Bu gece işim çok fazla sürecek gibi duruyordu...

....

Araba binanın önünde durunca ona döndüm. “Hadi çıkalım da kahve içelim” Eliyle saçlarını dağıttı. “Bugün çok yorgunum. Eve geçip hemen uyumak istiyorum” Çantamı koluma takarken konuştum. “Bahane üretme çok uykun varsa yukarıda yatabilirsin” Arabanın kapısını açarak araçtan indim. Arkamdan gelen kapı sesini duyunca onunda benimle aynı fikirde olduğunu anladım. Aracın etrafından dolanarak yanına gittim. Beraber apartmanın merdivenlerine doğru ilerledik. Merdivenlere gelince yukarıya çıkmaya başladık. “Eğer burada kalırsam Cankut kendiside kalmadığı için bize trip atacak” Güldüm. Demir kapıyı açarak içeriye girmem için geriye çekildi. İçeriye girerek asansöre doğru ilerledim. Katta olan asansörün kapısını açtım ve içeriye girdim. O da arkamdan gelip asansöre bindi ve kata bastı. “Cankut gerçekten tuhaf birisi” “Ama bu tuhaflığının bir sırrı var” Bakışlarını bana çevirdi. “Belkide o da sana birşeyleri anlatmak için daha da yakın olmayı bekliyordur.” “Peki sen?” “Ben ne?” Ona doğru bir adım attım. “Sen ne zaman bana kendini anlatacaksın” Bakışlarını yüzümde gezdirdi.

Kata geldiğimize dair sesi duyunca asansörün kapısını açarak çıktı. Bende ardından çıkarak evin önüne doğru ilerledim. Çantamdan evin anahtarını çıkardım ve kapıyı açtım. İçeriye girdim ve ayakkabılarımı çıkarmaya başladım. O da ardımdan gelirken benim hareketlerimi takip etti. Üzerimdeki montu çıkardım ve çantayla beraber askıya astım. Anahtarımı kapının yanındaki anahtarlığa asarak mutfağa doğru ilerledim. Hızla ısınması için su koyarken kupa bardakların olduğu rafa uzandım ve Cankut’un aklına gelmesi sonucu hepimize yaptırdığı kupa bardaklardan ikimize ait olanları aldım. Sabah ekmek alıp geldikten sonra elinde bardaklarla gelmişti. Hepimizin bardağı farklıydı. Benim bardağımın üzerinde mor renkli bir çiçek vardı. Küpeli çocuğun dövmesine benziyordu bu çiçek. Üzerinde ise “Mora aşık birisi mi?” yazıyordu. Kafasına göre birşeyler yazdırmıştı. Küpeli çocukta ise siyah bir kupa vardı. Üzerinde ise “Asabiyet kraliçesi” yazıyordu.

Toz kahveyi bardaklara dökerken yanıma geldi ve tezgaha yaslandı. “Yine Cankut’un işleri ya” Gülerek bardaklara baktı. “Sana neden asabi çocuk diyorlar?” “Sana neden mor diyorlar?” “Valla bana sadece Cankut mor diyor. Ama bunun saçlarımın mor olmasından ya da o rengi çok sevmemden kaynaklandığını düşünüyorum” “Bana da fazla asabi olduğum için diyorlar” Güldüm. Sıcak suyu aldım ve bardaklara doldurmaya başladım. “Çok fazla açıklayıcı bir açıklama oldu.” Bardağı ona uzattım ve masaya doğru ilerledim. O da masada karşıma oturdu. Güldüm. “Gerçekten biz hiç yan yana oturamayız” Güldü. Kahvemden bir yudum aldım. Birkaç dakika sessizlik oldu. Bu gece onu çok fazla ortalarda görmüştüm. Gelen misafirler gerçekten önemliydi. İkimizde yorulmuştuk.

“Sana bir şey söylemem lazım” “Dinliyorum” Kupasını masaya bıraktı. Bende kupamı masaya bıraktım. “Bak ben çok açık sözlü bir adamımdır. Hayatımın başından beri bu böyledir. Sonunda da böyle olacağını düşünüyorum.” Gözlerini gözlerime kenetledi. “Senden ciddi anlamda etkileniyorum” Birkaç saniye onu inceledim. Ne demişti o? “Sen ciddisin” Sesim aydınlanmış gibi çıktı. Beni başıyla onayladı. Bakışlarımı ondan çektim. Aklımdan bu ihtimal geçmemişti. Geçtiyse bile takmamıştım. Sanırım o gerçekten benden etkileniyordu. “Tamam.” “Tamam?” “Evet tamam. En azından bana bu konuda dürüst oldun. Sanırım bu konu hakkındaki yorumumu yapmak bir süre zamanımı alacak” Arkasına yaslanarak rahat bir pozisyon aldı. “Fazlasıyla zamanımız var” Kupamı alarak kahvemden bir yudum aldım. Bir süre sadece sustuk. O tam konuşacakken lafını böldüm. “Merak etme bu durumu kimse bilmeyecek” Güldü. O birşeyleri söylemeden onu anlamam hoşuna gitmişti.

“Ama Cankut uzun bağlantılarıyla bu işi çözerse sorumluluk almam” Güldü. Kahvemden son yudumumu alıp ayağa kalktım o da benimle beraber ayağa kalkarken konuştu. “Bana müsaade artık” “Nereye?” “Eve” Bardağı tezgaha koydum ve elimle etrafı gösterdim. “Evdesin ya zaten” Bardağını tezgaha koyarak bana döndü. “Yok ben artık eve kaçayım cidden çok yoruldum” “Ya nereye gideceksin. Bu yorgunlukla araba kullanmaya kalksan başına bir şey gelse ne olacak? Uyu burada işte” Bardakları alarak sudan geçirdim ve makinenin kapağını açarak içine yerleştirdim. “Olmaz ya ben eve geçeyim” Elimle muftak kapısını işaret ettim. “Hadi misafir odasına” Arkamdan gelen adım sesleri pes edişinin habercisiydi. Misafir odasının önüne gelince kapıyı açarak içeriye girdim. “Yastıklar filan hala olduğu gibi duruyor el atarsın” Onu bırakarak lavaboya doğru ilerledim. Kapının önüne gelince kapıyı açarak içeriye girdim. Ardımdan kapıyı kapadım ve musluğu açarak yüzüme su çarptım. Bu duyduklarım gerçekmiydi? Kalbim sabahtan beri götümde atıyordu. Bakışlarım banyo aynasının önüne kaydı. Ama aradığımı bulamadım. Tokam neredeydi? Ya da kim almıştı?

Evettt yeni bölüm geldiiii bu arada ben bazenleri bölüm atmayı unutabiliyorum çok fazla kişi okumadigindwn dolayida pek umursamıyorum ama eğer okuyanlar varsa kendini belli edebilir mi

Evet bugün ne yaptığımı anlatıyorum bu etkinlik kitap bitene kadar devam edecek dhdhdhhd

Bugün sabah saat on buçuk gibi kalktım kahvaltı yaptım sonra bilgisayardan flim izledim. Bazı yazarların YouTube videolarına baktım filan sonra dondurma yedim şimdi ise bölüm yayimliyorum ilk defa günüm bu kdr kısa oldu sanırım bu bölümü erken saatte attığımda dolayı

Bu arada eğer gerçekten mükemmel bir okur kitle olsaydı bende YouTube başlardım aslında hesabım bile var ama video paylaşmıyorum çünkü siz yoksunuz ee sizsizde olmaz o yüzden bekleyeceğiz

Evet bir bölümün daha sonuna geldikk diğer bölümde görüşmek üzere

Mutlu olalım Yıldız Tozlarımm...🖤⭐️⭐️