16. bölüm · BİR EV MESELESİ
Yabancı Tanıdık
“Aşkı arama vakti gelince o zaten seni bulur...”
16. BÖLÜM
Yabancı Tanıdık
Elimle göz yaşlarımı sildim ve derin bir nefes aldım. Duygusal bir kek olma zamanı değildi. Elimle gözlerimi yelledim ve kızarıklığının geçmesi için uğraştım. Biraz olsun kendime gelince balkon kapısına uzanarak kapıyı açtım. Bakışları bana dönerken ikiside gülümsüyordu. “Yemek hazır” “Geliyoruz cimcime” Dayımı başımla onayladım ve balkonun kapısını kapatarak mutfaktan çıkmak için adımladım. Kalbimin hala bu kadar hızlı atması normalmiydi? Oturma odasından içeriye girince yemek masasına doğru ilerledim. Hızla bir yere yerleşirken bakışlarım Feyza ve Cankut’a değdi. Ekin’in yanında yan yana bile duramıyorlardı. Bu kadar gerilmelerine sebep olan şey o kadar saçmaydı ki. İnsandık biz robot değildik. Bizimde duygularımız vardı. İnsanlar bazen sevmemesi gereken kişileri sevebilirlerdi. Tıpkı Adem ile Havva’nın yasaklı meyveyi yemesi gibi. Çünkü insana yasak ya da imkansız olan şeyler onun dikkatini daha fazla çekerdi. Dayımlar oturma odasına girince Aram ile göz göze geldik. Bana göz kırparak karşımdaki sandalyeye oturdu. Dayım da yerine geçince yemeğe başladık. Aram bugün bize mantı yapmıştı. Tabi ki de yemek olur olmaz hemen tadına bakmıştım. Her zamanki gibi mükemmeldi. Dayım ve Aram konuşurken onları izliyordum. Çok iyi anlaşmışlardı. Umarım Aram ailem ile de böyle iyi anlaşırdı. Sahi acaba onlar ne zaman tanışacaktı?
....
Kapıyı ittirerek mutfağa girdim. “Yani tüm restorantı kapamana gerek yoktu?” “Yemek yaparken birilerinin beni rahatsız etmesinden hoşlanmam” Güldüm. “O birileri arasında değilim sanırım.” Çantamı arka tezgahın üzerine bıraktım ve ona döndüm. “Evet şefim ne yapıyoruz?” Kollarını birbirine doladı. “Ben yapıyorum sende bana ufak konularda yardım ediyorsun. Zehirlenmek istemem” Yüzüme üzgün bir ifade takındım. “Aşk olsun ya” Gülerek bana doğru ilerledi. Elini boynuma sararak yanağıma bir öpücük kondurdu. “Acı gerçekler” Ondan uzaklaştım ve tezgaha kalçamı dayadım. “Yemek ne yapacaksın?” Gülerek bana doğru yaklaştı Kollarımı birbirine doladım ve bakışlarımı ondan kaçırdım. Ellerini kollarıma koydu ve boynunu eğerek bana bakmaya çalıştı. Ama ona dönmedim. “Benim güzel sevgilim bana darılmış mı?” Beni kendine çekerek kollarını boynuma doladı. “Oy oy ölürüm sana” “Git sarılma bana” Elimle onu itmeye çalışsamda benden uzaklaşmadı. Aksine daha da yaklaşarak boynuma öpücükler kondurmaya başladı. Kalbim hızla atarken bunu ona belli etmemeye çalışıyordum. “Ya ama olmaz böyle. Böyle mükemmel bir yemek hazırlayacağız tamam mı? Beraber. Sonra onu kurduğumuz masada yiyeceğiz. Ardından da tatlımızı yiyeceğiz.” Dudaklarını kulağıma yaklaştırdı. “Bu gece ikimiz içinde mükemmel olacak” Başımı ona çevirmemle burun buruna geldik.
“Sen varya çok manipületif bir insansın.” Benden birkaç adım uzaklaştı. “Akşama sana varya mükemmel bir tavuk yapacağım. Yanına da özel çorbamı. Tatlı olarak ne yapalım?” Egoistçe sırıttım. “Bu dünyadaki en tatlı şey ben olduğuma göre” Saçlarımı geriye savurdum. Güldü. “Desene akşama seni yiyeceğim” Parmakları bileğime dolandı ve bileğimdeki tokayı çıkardı. Bakışlarım anlık olarak bileğine kayınca tokamın hala orada olduğunu gördüm. “Saçını toplayalım” Arkamı döndüm. Elleri nazikçe önümdeki saçlarımı aldı. Önce yavaş yavaş saçlarımı okşadı. Başımın üzerine bir öpücük kondurunca gözlerimi kapattım. Şefkat. Sevgi ile karışık şefkat. Uzun zamandır tatmadığım bir duyguydu. Saçlarımı kulaklarımın arkasından geriye attı ve alttan topladı. Ona döndüm. “O zaman şöyle başlayalım ben dolaptan tavukları çıkarayım onları bir güzel temizleyeyim. Sende bizim için yeşillikleri doğra. “ Onu başımla onayladım. Mutfağın diğer köşesine doğru ilerledi ve oradaki dolabın kapaklarını açtı. İki önlük alarak geldiğinde birinin normal beyaz önlük olduğunu diğerinin ise onun şampiyonluk önlüğü olduğunu fark ettim. Kendi önlüğünü bana uzattı. “Saçmalama Aram.” “Ya sana benden çok yakışır” “O sana ait ve çok özel bir şey “ Beyaz önlüğü tezgaha bıraktı. “Ya hayır de-” Önlüğü başımdan geçirmesi ile sustum. Beni kendine doğru çekti ve önlüğün arkasındaki ipleri bağlamaya başladı. Gözlerini gözlerimden ayırmadan bunu yapışı kalp ritmimi bozuyordu. Onun gözlerine bakmak intihara teşebbüs gibiydi. İpleri bağladıktan sonra bir kaç adım geriye çekildi. Tezgahın üzerindeki diğer önlüğü aldım. “Eğilirmisiniz Avrupa şampiyonu aşçı bey? Malum boyunuz çok uzun da” Gülerek ellerini dizlerine yasladı ve eğildi. Evet ancak öyle aynı boyda olabiliyorduk. Önlüğü açtım ve boynundan geçmesi gereken kısımı iki elimle tuttum. Ona doğru yaklaştım ve önlüğün o kısmını kafasından geçirdim. Ellerimi kolunun altından geçirerek arkasındaki ipleri bağlarken dudaklarımı yanağına bastırdım. Yüzündeki gülümsemeyi hissediyordum. İpleri bağladıktan sonra dudaklarımı yanağından çektim.
Geriye çekildiğimde yüzünde gördüğüm tuhaf ifade onu etkilemeyi başardığımı gösteriyordu. Parmağı ile burnuma bir fiske attı. “Sen varya çok uyanık birisisin” “E heralde” Yanından geçerek mutfaktaki dolaba doğru ilerledim ve dolabın kapaklarını açtım. Marulların ve domateslerin aynı kapta bulunması benim için iyiydi. Poşetlerden birinin içinden birkaç tane salatalık aldım ve kabın içine attım. Kabı alarak dolabın kapağını kapattım ve arkamı döndüm. Ama dönmemle onunla burun buruna geldim. Yanından geçerek mutfak tezgahına doğru ilerledim. Tezgahın üzerine elimdeki kabı bıraktım ve ortada aparatta asılı olan doğrama tahtasını aldım. Bıçaklardan birini de alarak tezgahın üzerine koydum. Musluğu açarak kabı aldım ve içindeki sebzeleri yıkamaya başladım. Bakışlarım ona değdiğinde karşımda tavuklarla uğraştığını fark ettim. Tezgah ince uzundu. İki tarafta da musluk vardı. Hatta mutfağın diğer tarafında yine tezgah vardı. Sebzeleri yıkadıktan sonra musluğu kapattım ve marulları alarak yapraklarını kopardım. İki tane yaprağı üst üste koyarak doğramaya başladım.
Bakışlarım kısa bir an üzerimdeki önlüğe kaydı. Dudaklarımdaki gülümseme ile bakışlarım ona döndüğünde elini çenesine yaslamış bir şekilde beni izlediğini fark ettim. “Neden beni izliyorsun?” Göğsünü kabarttı. “Ben aşçı olduğum için işi doğru yapıyormusun diye baktım.” Kaşlarımı kaldırdım. “Eminim ki öyledir” Önüme döndüm ve marulları doğramaya devam ettim. O da işine döndü. Zaman su gibi akıp gidiyordu. Ben salatayı çoktan hazırlamışken o da tavuğu fırına vermişti. Sandalyeye sırtımı daha da yasladım. “Uzun zamandır mutfak işlerine girmiyorum ya yoruldum” Güldü. “Tatlı ne yapsak?” “Bu yeni akım olan bir tatlı var. Profiteröl gibi. Çikolatalı keki eziyorsun üzerine çikolatalı süt döküyorsun yaptığın çikolatalı pudingi de onun üzerine döküyorsun. Basit ve kolay bir tarif hem biz yemeğimizi yiyene kadar hazır olur” Tarifi söylemeye başladığım andan itibaren beni dikkatle dinlemişti. Mutfak işlerinde o kadar profesyonel oluyordu ki bazen ben bile hayret ediyordum. “O zaman markete gitmemiz lazım” Başımla fırını gösterdim. “Yemeği ne yapacağız?” Ukalaca sırıttı. “Buradaki fırınların pişirme arayı var. Yani ben kaça ayarlarsam zamanı dolduğunda otomatikmen duruyor. Ayrıca telefonumdaki uygulamadan fırını dışarıdayken kontrol edebiliyorum. “
“Teknoloji nasıl gelişmiş anasını satayım” Üzerimdeki önlüğün iplerini çözdüm ve boynumdan çıkararak tezgaha yerleştirdim. Oda önlüğünü çıkarırken diğer tezgaha doğru ilerledim ve üzerindeki çantamı aldım. Ona döndüğümde kapının yanında beni beklediğini fark ettim. Yanına gelince kapıyı sonuna kadar açtı ve önden geçmem için geriye çekildi. Gülümsedim ve önden ilerlemeye başladım. Eli hep yaptığı gibi belimi bulurken yüzümdeki sırıtış daha da büyüdü. Restoranttan dışarıya çıktığımızda konuşmaya başladım. “Pars ismini anladım ama Aram isminin anlamı ne? Ve neden böyle bir isim tercihi seçmişler?” Gülüşü kulağıma ulaştı. “Aram isminin anlamı huzur ve barış anlamına gelir. Böyle bir isim tercihi neden inan bende bilmiyorum. Eğer bir gün karşılaşırsanız onlara sorarsın. Ama inanki benim karşılaşmak istemediğim yüzler” “Onlar geldiği zaman hepsini geldiği gibi geri gönderirim diyorsun yani” “Aynen öyle zaten bu saatten sonra buraya gelmezler. Onların tek istediği şey para ve şöhret yani bizim peşinde olmadığımız şeyler” “Bir yerde okumuştum. “Dünya malında gözü olanın işi rast gitmez” diye. Bu işler gerçekten öyle işliyor” Güldü ve yanağıma derin bir öpücük kondurdu. İçim sıcacık olurken gülümsedim. “Neyse ki benim gözüm sadece sende” Marketten içeriye girince küçük sepetlerden birini elime aldım. Reonların arasında dolaşırken konuşmaya devam ediyordum. “Demek gözün bende” “Hmm” Güldüm. “Bir düşünelim yakışıklısın, iyi yemek yapıyorsun, deli gibi para kazanıyorsun ve beni gerçekten seviyorsun. Bence biz buradan çıkıp nikah dairesine gidelim” Son dediğimle kahkaha atarken ona döndüm. Kahkahası o kadar hoş bir tını gibiydi ki kendimi en sevdiğim müziği dinliyor gibi hissediyordum. Kahkahası durunca konuştu. “Bana göre hava hoş. Gidelim hemen evlenelim ama senin yaşın küçük” Önüme döndüm ve üste reondaki keki almak için uzandım. Ama şöyle bir gerçek vardı ki eğer alış veriş yaparken boyunuz kısa ise reonlara ulaşamazdınız.
Arkamdan uzanarak üç tane kekten aldı ve koluma sardığım sepete attı. Ama arkamdan çekilmedi. Önüme dönmemle onunla burun burna gelmem bir oldu. Bakışları yüzümün her yerini incelerken nefes alış verişlerim hızlandı. Bunu fark edince yüzünde bir gülümseme oluştu. Elinin tersi ile yanağımı okşadı. “Seni bu kadar heyecanlandırdığımı bilmiyordum.” Fısıltı gibi çıkan sesi ile Gözlerimi kapattım. “Yani şunu yapmasan olmaz değil mi?” Gülme sesi kulaklarıma ulaştı. “Neyi?” Gözlerimi açtım ve onu kendimden uzaklaştırarak süt reonuna doğru ilerledim. Arkamdan attığı kahkahayı duysam bile ona bakmadım. Sepete birkaç tane süt eklerken aklım hala ondaydı. Ben birilerini yanına yaklaştırmayı seven bir insan değildim. Yeni arkadaşlar edineyim ya da hayatımda bir erkek olsun kafasında değildim. Hatta erkeklerin kadınları etkilemek için şekilden şekile girmesi ve kadınların bu tuzağa düşmesi beni iğrendiriyordu. Ama bu adam sadece bir bakışıyla bile beni etkiliyordu. Neden böyle oluyordu anlamıyordum ama bu bana güzel hissettiriyordu.
....
Kadehime şarap doldururken bana bakarak gülümsedi. “Nedir senin şu sarhoş olurum korkun?” Güldüm. “Sadece birşeyleri bilinçsizce yapmayı sevmiyorum diyelim” Kendi kadehine de şarap doldurduktan sonra yerine geçti. Başıyla yemeğe başlamam için işaret verdi. Tavuktan bir parça keserek ağzıma attığımda tavuğun yumuşak tatı ağzımın içinde yayıldı. Sosu o kadar hafif ve güzel di ki insanın yedikçe yiyesi geliyordu. “Ellerine sağlık gerçekten mükemmel olmuş” Gülümsedi ve kendi yemeğine döndü. Uzun zamandır fark ettiğim gibi yemek yiyeceğimiz zamanlar önce benim tatmamı bekliyordu. Işıl ışıl gözlerini benden çekmiyor ve tepkimi izliyordu. Şarap bardağını kaldırarak dudaklarıma götürdüm. Azar azar içmek ikimiz içinde en iyisiydi. Yemek faslı bizim konuşmalarımız ile hızla geçerken bir süre oturup ondan sonra tatlı yeme kararı almıştık. Odasındaki koltukta karşı karşıya oturuyorduk. Gülümsedi. “Bu gece için teşekkür ederim” Gülümsedim. “Asıl ben teşekkür ederim. Bunca şey” Gözlerim etrafta gezindi. “Müthiş değil mi?” Bakışlarımı ona çevirdim. Hayran hayran bana bakıyordu.
“Senin kadar değil ama “ Ona doğru yaklaştım ve kollarının arasına girdim. Başını omzuma yaslarken parmaklarım saçlarına uzandı. “Hatırlıyormusun seninle dövmeciye gitmiştik?” “Hmm” Başını boynuma sürtmesi ile gerildim. “O gün yaptırdığın dövmenin anlamı neydi?” “Mor çiçek?” “Hmm” Güldü. Sesi boğuk geliyordu ama aynı zamanda sıcak havada esen rüzgar gibiydi. “Sendin” Ve kalbime onun sevgisine karşı bir ağırlık daha çöktü. O dövmeyi benim için yaptırmıştı. Hem de hayatından çıkıp bir daha girememe ihtimalime rağmen. O zamanlar daha yeni yeni tanışıyorduk bir insan diğer insana bu kadar kısa zamanda nasıl bu kadar derin duygular besleyebilirdi bilemiyordum. Ama gözlerinin içine baktığımda sevgisinden asla şüphe etmiyordum. Çünkü o gözlerin içinde hep kendimi görüyordum. “Böyle şeyleri bu kadar ani söyleme ya. Kalbime ağır geliyor” Güldü. “Tamam bundan sonra haber veririm” Bir süre sadece öyle durduk. Parmaklarım saçlarının arasında gezinirken huzuru hissediyordum. Yan yana olduğumuz zamanlar sussak bile kendimi huzur içinde buluyordum. Annem bana hep “Sana gerçekten huzuru tattırabilecek kişi ile evlen” derdi. Sanırım ben evleneceğim kişiyi bulmuştu. Elimi cebime attım ve telefonumu arka cebimden çıkardım. Şifremi girerek hızla tiktoka girdim. Girer girmez yüksek ses odayı doldururken hızla telefonun sesini kıstım. Aram başını omzumdan kaldırarak bana baktı. “Ben varken telefonla mı uğraşıyorsun?” Tatlı haline gülümsedim. Bu hareketleri sadece benim yanımda böyleydi. “Hayır sadece uzun zaman önce gördüğüm bir akım vardı. Sabahtan beri oturuyoruz bari biraz eğlence olsun dedim.” Kafasını telefona çevirdi. “Hmm neymiş o?” Kaydedilenlerime girerken hızlı olmaya çalışıyordum ama tiktok kasma yapıyordu. “Bu kadar bebek sevdiğini söyleseydin yapardık bir tane sevgilim” Kaydedilenlerimin çoğu tatlı bebek videolarından oluşuyordu. “Dalga geçme ya” Sonunda videoya girince bakışlarım ona döndü. “Şimdi otomatik seçme bizim yüzümüzde hangi bölgeyi gösterirse sevgilimiz orayı öpüyor” “Hmm” “Uzun zaman oldu bu akım çıkalı. Bizede eğlence çıkar malum”
Başını geriye çekti ve beni çevirerek sırtımı göğsüne yasladı. Onun ne istediğini bilen erkek havasını çok seviyordum. Kayıt tuşuna bastım. İkimizinde bakışları ekrandaki öpücük simgesinin nerede duracağında iken simge durdu. Ama durmaması gereken bir yerde. Başını bana doğru eğerek boynumdan tutup beni kendine çekti ve saniyeler içinde dudaklarımızı birbirine bağladı. Çünkü simge dudaklarımı göstermişti. Elimi boynuna doğru çıkarırken sonunda öpüşüne karşılık vermek aklıma gelmişti. Dudaklarım alt dudağını kavrarken beni kendine daha da çekti. Parmaklarım elmacık kemiğine doğru yol aldı. Dudakları dudaklarımı talan ederken dilinin dilime değmesi ile inledim. Belimden tutarak beni kendine çevirdi ve kendimi bir anda kucağında buldum. Parmaklarım elmacık kemiği ve boynunun arasını okşarken dudaklarımız yakıcı birer madde gibi birbirine dolanmıştı. Alt dudağımı dişlerinin arasına alması ile dudaklarımdan küçük bir inleme döküldü. Kucağından kalkarak üzerine doğru eğilmem ile belimden tutarak beni kendisine çekti ve başını koltuğa yasladı. Bu hareketleri yaparken hala dudaklarının dudaklarımda olması çok profesyonelceydi. Bu sefer ben dudağını dişlerim arasına alarak kendime çektim. Boğazından gelen bir inleme sesi ile beni bir anda altına aldı.
Sonunda dudakları dudaklarımdan ayrılınca alnını alnıma yasladı. Sık nefeslerimiz yüzlerimize vuruyordu. Dudaklarım sanki aleve deymiş gibi yanarken bu ateşin beni yakmasından hoşnut değildim. “Yapma kızım yanarız” Gülümsedim. Tam o sırada duyduğum ses ile irkilerek yerimde sıçradım. Kalbim az önce heyecandan maraton koşmuşum gibi atarken şuan korkudan atıyordu. “O ses neydi?” “Kapıları açık mı bıraktın?” Sesim titremişti. Üzerimden kalkarken bende hızla ayaklandım odanın kapısına doğru ilerlerken bende arkasından geliyordum. Durması ile bende durdum. Eli ile kapıyı gösterdi. “Orda mı?” Kısık sesle söylediklerimi ben bile duymazken başıyla onay verdi. “Arkada dur” Geriye çekildim ve bakışlarımı odada gezdirdim. Hızlı adımlarla masasının üzerindeki kupa bardağa doğru ilerledim ve elime alarak yanına doğru ilerledim. Tam yanına yaklaşmama az varken kapıyı açtı ve kapının önündeki bedeni tutarak kendine çevirdi. “Kimsin lan sen?” Bu ses az önce benimle öpüşen adama mı aitti? Ne diyordum ben. Koşarak odanın ışıklarını açtım ama kapıda gördüğüm yüzlerle durdum. “Siz kimsiniz?” “Asıl sen kimsin?” Bakışlarım Aram’a dönerken karşımdaki kişiye baktı. “Anne”
....
Sokak lambasının ışıkları yüzünü aydınlatırken bakışlarımı ondan çekemiyordum. Saatli bomba gibiydi. Vites topunun üzerindeki elinin üzerine elimi koydum. “Halledeceğiz” Bakışları bana döndü. “Yemin ederim bilmiyordum Lina. Eğer bilseydim onları oraya getirtmezdim” Ailesinin buraya gelmesi onu üzmemişti benimle yaşanan özel anının bölünmesi onu üzmüştü. Onların gelişine üzülemeyecek kadar onları sevmemişti demekki. Ya da gerçekten onları silmişti. “Sorun değil. Neden buradalar bir tahminin var mı?” Başını yoldan çevirmeden salladı. “Var. Yüksek ihtimalle bu yarışma meselesi için buradalar” Elimin altındaki elini sıktım. “Bir dertleri neymiş öğrenelimde” Araba sahilin kenarında durunca gergince bir nefes aldım. “Buradan sonra beni götürme konusunda eminmisin?” Başını bana çevirdi. “Tabikide sende benim ailemsin sakar. “ Diğer eli ile elimi kavradı ve elimin üzerine büyük bir öpücük kondurdu. “Hadi kalk bakalım gidelim de neymiş dertleri öğrenelim” Elimi elinin içinden çekerek emniyet kemerini çıkardım ve kapıyı açarak dışarıya çıktım. Ardımdan kapıyı kapatırken onun yanına doğru ilerledim. Beni önüne alarak elini belime koydu ve küçük masaya doğru ilerletti. Ailesinin yanına geldiğimizde ikimiz yan yana otururken babası ve annesi karşımızdaydı. Annesi hemen konuşmaya başladı. Fakat Almanca konuştuğu için ne dediğini anlamıyordum. Annesigili orada görünce onlara fazla sert çıkışmıştı. Onu durdurmuş ve bu konuyu daha düzgün bir yere geçip sakin bir şekilde konuşmaları gerektiğini söylemiştim. O da bana uymuş ve annesigile sahile geçme teklifini sunmuştu. Yol boyu biraz sakinleşmiş olsada şuan eski sakinliğinden eser yoktu. Annesinin sırf ben anlamayayım diye Almanca konuştuğuna kalıbımı basardım. Sonunda konuşma sırası Aram’a gelince beni şaşırtarak türkçe konuşmaya başladı.
“Buraya gelme sebebinizi hala anlamış değilim. Gereksiz durumlar için beni meşgul etmeyin. Benim size tavsiyem daha fazla vakit kaybetmeden buradan gitmeniz ama eğer kalmak istiyorsanız kalın. Fakat benden uzakta olun çünkü sizi görmeye tahammül bile edemiyorum” Birkaç saniye sessizlik oldu. Sanırım hızlı konuştuğu için dediklerini kafalarında oturtmaya çalışıyorlardı. “Gelmemiz buraya sadece sen için. Başka konu düşünme” Babasının bozuk türkçesiyle konuşmasına göz devirmemek için kendimi zor tuttum. Bir dili öğrenmek bu kadar zor olmamalıydı. Ayrıca konuyu hiç bilmeyen bir insan bile sadece adamın gözlerine bakarak yalan söylediğini anlayabilirdi. “Beni düşünmenizde umrumda değil. Size tavsiyem benden uzak durun.” Annesi yine inadına Almanca konuşarak ona cevap verdi. Sanırım benimde Almanca öğrenmem gerekiyordu. Ortam gergin olduğu için bende gerilmiştim. Çevremizde heryerde küçük küçük masalar vardı ve bize çok yakındı. O yüzden yan yana oturabiliyorduk.
“İnanın ki saçma sapan sebepleriniz pekte umrumda değil. Sizden tek isteğim benden uzak durmanız mümkünse bir daha ne evime ne de restorantıma gelin. İyi akşamlar” Ayağa kalkması ile bende ayağa kalktım ve peşinden ilerlemeye başladım. Arabanın yanına gelene kadar durmadı, bende durması için seslenmedim. Arabanın önüne gelince eliyle kaputa bir yumruk geçirdi. “Yanıma her geldiklerinde işime, evime kadar sorun yaratmalarından nefret ediyorum.” Hızlı adımlarla yanına doğru ilerledim. Kollarına uzanarak onu kendime çevirdim. “Sakin ol” Kolundaki ellerimi ellerine doğru kaydırdım. “Olamıyorum ki. Her seferinde gelip beni dağıtıp gitmelerine izin verdiğim için kendimden nefret ediyorum. Hala onları kalbimi kıracakları kadar yakınımda tuttuğum için kendimden nefret ediyorum. “ Kollarımı boynuna doladım. Kafasını boynuma gömerken derin derin nefesler alıyordu. “Halledeceğiz.” Bir süre sadece öyle durduk. “Bana senin benim yanıma yakışmadığını söylediler. Sanki hayatımın başından beri yanımdalarmış gibi. Birde yorum yapıyorlar. Amaçları sadece benim başarılarım. Kendi soy adlarını orada şahlandırmak. Mal, mülk, para onlar için o kadar önemli ki neyi kaybettiklerinin farkında değiller”
Kollarımı boynundan ayırdım. Elini elimin içine alarak arabaya doğru ilerlemeye başladım. Sorgulamadan benimle yürüdü. Arabanın arka kapısını açtım ve geçmesi için geriye çekildim. İçeriye geçince bende hemen arkasından içeriye girdim ve kapıyı kapattım. O kadar hızlı inmiştik ki arabanın soğutucusu hala açıktı. O araba kullanırken de yan yana oturduğumuz için artık arabada yan yana oturmak bizi sıkmıyordu. Zaten yanımızda kapılar olduğu için rahattık. Kafasını omzuma yaslaması ile parmaklarımı saçlarının arasına daldırdım. Gözleri kapanırken huzuru bulmak ister gibiydi. “Buradayım. Unutma olur mu?” Küçük bir çocuk gibi beni başıyla onayladı. Bu haline gülümsedim ve alnına bir öpücük kondurdum. Titrek bir nefes aldı. “Az önce kalbim binlerce parçaya bölündü ve sen ne olduğunu bile bilmeden onu tekrar tamir ettin. Benim için o kadar değerlisin ki şuan yanımda kim olursa olsun bana iyi gelemezdi. Ama sen bana o kadar iyi geliyorsun ki ilk defa yaşadığımı hissediyorum”
Gözlerim dolarken bakışlarımı arabanın tavanına çevirdim. Bana olan sevgisini o kadar derinden hissediyordum ki. Kısacık bir zamanda senelerdir hayatımda olupta bana sevgisini bu denli hissettirmeyen insanların yerine geçmişti. Belkide bizimkisi ilk görüşte aşktı. Ya da onunkisi. Ben ona sonradan tutulmuştum. Bu adam benim mantığımı durdurmuştu. Korkuyordum. Kısacık bir hikaye olmasından ve bu sevginin beni yanıltmasından. Ama bu sevgi öyle olamayacak kadar gerçekti. “Ne düşünüyorsun?” Yorgun çıkan sesi ile gülümsedim. “Seni” Gözlerini açtı. Bakışlarındaki ışıltıyı görüyordum. Demekki aşık insanın bakışları böyle oluyordu. Gözleri cam gibi berraktı. Baktığım zaman içinde kendimi görüyordum. Elini yüzüme çıkardı ve yanağımı okşadı. Gözlerim kapanırken güldüğünü duydum. “Yorulmuşsun” “Sende” Nefesini yüzümde hissetmem ile kalbim hızla atmaya başladı. Bu kesinlikle normal değildi. Kendimi kalp krizi geçirecek gibi hissediyordum. Dudaklarının yanağıma değmesi ile irkildim. Şuan gülümsediğine kalıbımı basardım. Nefesini dudaklarımın üzerinde hissedince kalbim artık arşa geçmişti.
“Öpebilirmiyim?” Gülümsedim. “Evet” Baş parmağı ile çenemi okşarken sıcak dudaklarını dudaklarımın üzerinde hissettim. Parmaklarım yüzüne doğru çıkarken boynumdan tutarak beni kendine daha da çekti. O beni öperken ben sadece duruyordum. Bir süre sonra dudaklarını benden ayırdı. “Neden karşılık vermiyorsun?” “Sadece bu anın tadını çıkarmak istiyorum” “Bende” Dudaklarıma küçük bir buse kondurarak başını boynuma gömdü. Gülümsedim ve parmaklarımı saçlarına çıkararak saçlarını okşamaya başladım. “Seni gerçekten çok seviyorum bunu unutma olur mu?” “Olur sevgilim” Boynuma bıraktığı öpücükle kalp ritimlerim yine çığırından çıktı. Bu adam benim akıl sağlığımla oynuyordu. Sanırım ben gerçekten ona aşık olmuştum.....
Evettt bir bölümün daha sonuna geldikk
Öncelikle şu konuya bir açıklık getirmek istiyorum. Son bir haftadır filan bölüm atamıyorum çünkü elimde hiç bölüm kalmadı ve yazamiyordum. Baya baya ilhamım kaçtı yani o yüzden bir ev meselesi hikayesini uzun uzadıya yazamayacagim aklımda binlerce sahne varken maalesef olmuyor. Yapamıyorum o yüzden son bir kaç bölümü yetiştirip bu hikayeyi burada sonlandiracagim. Diğer kitabım için daha heyecanlıyım yıldız tozlarim beni anlayacağınızi biliyorum.
Bugün sabah on kırk gibi uyandım sonra hazırlanıp arkadaşımın yanına gittim beraber oturduk konuştuk. Onlarda kahvaltı yaptım sonra eve geldim. Misafir vardı onlarla uğraştım şimdi de dün yazmayı bitirdiğim bölümü yayimliyorum
Diğer bölümde görüşmek üzere
Mutlu olalım Yıldız Tozlarımm....⭐️🖤🖤
