18. bölüm · BİR EV MESELESİ
Kenti Terk Etmek
"Sorumsuzca söylenen yalanlar çığ olup üzerinize düşer"
18. BÖLÜM
KENTİ TERK ETMEK
Gözlerimden yaşlar akıp giderken annemin bakışlarının yavaş yavaş bana döndüğünü hissediyordum. Gözlerimi sıkıca kapadım. Hayır, lütfen böyle bir şey olmasın. "Alya?" Annemin hem sinirli hem de soru sorar gibi çıkan sesi ile gerildim. Gözlerimi açtım ve ona baktım. Sinirden teni kıpkırmızı olmuştu. Babamın da ondan farkı yoktu. "Alya hemen eşyalarını topluyorsun" Babam bana sadece çok fazla sinirlendiğinde ilk adımla hitap ederdi. Yanlarından geçerek açık kapıdan dışarıya çıktım ve bizim eve doğru ilerledim. Hala gözlerimden yaşlar süzülürken kapının üzerindeki anahtarla kapıyı açtım ve içeriye girdim. Hızla ellerimle yüzümü sildim. "Tamam sakin olmalısın kızım. Bu meseleyi de halledersin" Derin bir nefes aldım ve odama doğru ilerledim. Odanın önüne gelince kapıyı açarak içeriye girdim ve yatağın üzerine oturdum. Bir kaç saniye sonra kapının kapanma sesi gelince yerimde doğruldum. Annemin hızlı adım sesleri salonu doldururken sonunda odama giriş yaptı. "Biz kızımızı okumaya diye gönderelim kızımız buralarda erkeklerle aynı evde yaşasın." Alay eder gibi güldü. "Biz seni buraya oruspuluk yapmaya mı gönderdik kızım? Sen bizim ailemizin adını şerefini namusunu nasıl böyle iki paralık edersin? Sen bizi hiç mi düşünmüyorsun? Ama yeter ben sana en başta dedim İhsan bu kızı üniversiteye göndermeyelim gider orda yolunu şaşırır dedim ama sen beni dinlemedin"
Gözlerimdeki yaşlar tekrar akmaya başlarken bu sefer babama döndüm. "Baba ben-" "Bu sefer annen haklı Alya. Biz seni buraya okumaya diye gönderdik. Sen burda erkeklerle aynı evde kalıyorsun. Bizim namusumuzu nasıl iki paralık ettiğinin farkındasın değil mi? Elalem duysa ne der acaba buna?" Sinirle güldüm ve ağlamaktan kısılmış sesimle konuştum. "Zaten bu olanların hepsi elalem ne der diye değil mi? Tüm hayatım boyunca herşeyimi kontrol ettiniz. Bu zamana kadar bu durumlara ses çıkarmamamın sebebi sizlere karşı olan saygımdandı. Ama siz artık beni anlamıyorsunuz. Ya ben kötü bir şey yapmadım. Ben sadece buraya okumaya geldim-" "Yeter senin saçma sapan yalanlarla dolu açıklamalarını dinlemek istemiyoruz. Hemen eşyalarını topluyorsun. Daha sonra dayınların yanına geçeceğiz." Bakışlarını hızla bana çevirdi. "Yoksa dayında mı bu işin içinde" Ellerimi havaya kaldırarak konuştum. "Hayır hayır bu meseleyi kimse bilmiyor" "Eşyalarını topla" İkiside odadan çıkarken kapıyı kapattılar ama konuşma seslerini hala duyuyordum.
Yatağa tekrar oturdum. Ellerimle yüzümü ovdum. "Allahım ben nasıl birşeyin içine düştüm? Bana bir yol göster Allahım" Ayağa kalktım ve elbise dolabına doğru ilerledim. Uzanarak elbise dolabının üzerindeki bez valizi aldım. Tekrar dönmenin bir yolunu bulacağıma emindim o yüzden tüm eşyalarımı toparlamayacaktım. Dolabın kapağını açtım ve elime gelen kıyafetleri valize koymaya başladım. Eğer buradan direkt dayımların yanına geçersek dayımla annemi ikna edebilirdik. Ama bu işin çözümü neydi bilmiyordum. Bu saatten sonra benim Feyza ile yaşamama da izin vermezlerdi. Tek yaşamama da izin vermezlerdi. Belki de dayımların yanında kalırdım. Bu ihtimal onlarla yaşamaktan iyiydi.
Diğerleri ne yapmıştı acaba? Aram ne yapıyordu? Annesigil gelmişti. Valizin fermuarını çektim ve yatağın üzerine fırlattım. Bileğimdeki tokayla saçlarımı topladım. Aynadaki aksimle göz göze gelince derin bir nefes aldım. "Bu zamana kadar neleri atlattın kızım. Bu mu sana koyacak?" Yatağın üzerindeki valizi alarak odanın kapısına doğru ilerledim. Kapının önüne gelince kapıyı açarak odadan çıktım. Annemle babam beni salonda bekliyordu. Sanki kaçacakmışım gibi. "Gidiyoruz" Kapıyı açarak dışarıya çıktılar ve ayakkabılarını giymeye başladılar. Onlar ayakkabılarını giydikten sonra bende hemen ayakkabılarımı ayağıma geçirdim. "Taksi bekliyor hızlı" Onlar asansöre doğru ilerlerken zihnime bugün ki senaryolar düştü. Hastaneye giderken onunla burada öpüşmüştük. Belki de bu son öpüşmemizdi. Hızlı adımlarla annemi takip ettim. Asansörün kapısını açarak asansöre bindik.
Onlar kata basarken sırtımı aynaya yasladım. Aklıma onunla yaşadığımız anılar geliyordu. Tekrar dönerim diye tüm eşyalarımı almamıştım ama bu bir veda değildi değil mi? Umarım bu bir veda olmazdı. Asansör durunca asansörden inerek koridorda yürümeye başladık. Kapının önüne gelince babam kapıyı açtı ve geçmemiz için kenara çekildi. Aklıma Aram'ın da hep böyle yaptığı gelince dudaklarımda minik bir gülümseme oluştu. Dışarıya çıkar çıkmaz soğuk hava üzerime düşünce montumu almadığımı fark ettim. "Montumu almayı unutmuşum" Bakışları bana dönerken sıkıntı ile baktılar. "Ben montumu alıp geleyim" Çantayı yere bıraktım ve açık kapıdan geçerek asansöre doğru ilerledim. Asansörün kapısını açarak içine bindim ve kata bastım. Eğer biraz daha bekleseydim annemin hayır cevabı ile karşılaşacaktım. Elimi kalbime yaslayarak derin bir nefes aldım. İyi olacaktım.
Asansör durunca kapıyı açarak dışarıya çıktım. Önce montumu almam lazımdı. Bizim evin kapısının önüne gelince üzerindeki anahtarla kapıyı açtım ve ayakkabılarımı çıkarmadan içeriye girdim. Kapıyı ardımdan kapatarak askılığa doğru ilerledim ve montumu aldım. "Alya" Duyduğum sesle irkilirken elimdeki montu düşürerek arkamı döndüm. "Aram" Ban doğru hızlı adımlarla ilerledi ve sıkıca sarıldı. Kokusu burnuma dolarken bende ona sıkıca sarıldım. Başını boynuma yaslayarak derin bir nefes aldı. "Bu kokuyu bir daha alamayacağım diye çok korktum" Gözlerim dolarken ona daha sıkı sarıldım. Ama gitmem lazımdı. Kollarımı bedeninden ayırdım. "Annemler beni aşağıda bekliyor. Dayımlara gideceğiz" Beni başıyla onayladı. Eğilerek yerdeki montumu aldım ve üzerime geçirdim. Fermuarını çekecekken belimden tutarak beni kendisine çekti ve dudaklarını dudaklarıma yasladı. İki elimi de boynuna sardım ve onu kendime daha da çekerek alt dudağını dudaklarımın arasına aldım. Boğazıma değen montun dokusu ile irkildim. Fermuarını çekmiş olmalıydı. Fermuardan tutarak beni kendine daha da çekti.
Kısa süreli benden ayrılınca dudağıma ard arda öpücükler kondurmaya başladı. "Aram-" Bir öpücük "Gitmem-" Bir öpücük " Lazım" Dudaklarını tekrar dudaklarıma yasladı. Alt dudağını dudaklarımın arasına alırken elimi göğsüne yaslayarak onu ittim. "Gitmem lazım" Kapıyı açarak evden çıktım. "Lina" Adımı duymamla ona döndüm. "Buraya tekrar geleceksin" Gülümsedim ve önüme dönerek asansöre doğru ilerledim. Asansörün önüne gelince kapısını açarak içeriye girdim ve kata bastım. Sırtımı aynaya yasladım. Dudaklarımda bir gülümseme oluştu. Aram eğer bir söz verdiyse tutardı. Gözlerimi kapattım ve kafamı aynaya daha da yasladım. "Umarım bu işin altından da alnının akı ile çıkarsın kızım" Ama nereden bilebilirdim ki bu işin altından çıkmanın yolunun farklı olacağını....
….
Çorbamdan bir yudum alırken hala annemi dinliyordum. Çok fazla sıkıcı olmaya başlamıştı. Sırf onlarla yüz göz olmayayım diye yemeğimi oda da yemek istemiştim ama buraya gelmişlerdi. Hava kararmıştı. Ve ben saatlerdir onları dinliyordum. Fakat bana asla konuşma hakkı verilmiyordu. "Ay yeter!" Yengemin bağırması ile herkes yerinden sıçradı. "Ya bi de kızı dinleyin yeter ama. Alyam anlat yavrum sen. Hepiniz de dinleyin" Bakışlarım oda da gezindi. Babam da dahil olmak üzere hepsi buradaydı. Bu sefer yalan söylemeyecektim. Derin bir nefes aldım ve elimdeki çorba kasesini tepsiye bıraktım. Kollarımı birbirine sardım ve yatakta arkama yaslandım. "Buraya ilk geldiğim gün. Eve girdiğimde üç tane erkekle karşılaştım. Bunlardan birisi zaten Feyza'nın abisi Ekin. Ama diğer ikisini tanımıyordum. Meğersem onlar Ekinlerin çocukluk arkadaşıymış ve aynı evde yaşıyorlarmış. Tabi ben bunu bilmiyordum." Bakışlarım nabız yoklamak için oda da gezindi. Hepsi beni dikkatle dinliyordu.
"Ama zaten oraya geldiğim için mecburi orada kaldım. Diğerleriyle çok iyi anlaştım. Hatta kardeş gibi olduk. Daha sonra ben bu meseleyi size anlatmadığım için korktum. Çünkü onlarla yaşadığımı öğrenseydiniz beni oradan alırdınız. Bende taşınma kararı aldım." "Yani kızlar meselesi yalandı?" Kısık sesle konuşan annemi başımla onayladım. "Daha sonra bana Ekinlerin bir akrabasının evini buldular. Ben o evde tek yaşayacaktım güya. Ama siz hemen bize gelince Feyza bir kaç gün bizde kaldı. Onu evinden edemezdim. Kurulu bir düzeni vardı orada. Siz gittikten sonra öğrendim ki Çocuklar bizim evin karşısındaki eve taşınmış. Biliyormusunuz evin oturma odası bile yok. Sırf benimle yan yana olabilmek için o eve taşınmışlar. Ben başta bu duruma çok karşı çıktım ama olan bir kere olmuştu. Sonra öyle yaşamaya başladık. " Kısa süreli bir sessizlik oldu. Annem tam konuşmak için ağzını açmıştı ki sözünü böldüm.
"Ha diğer meseleye gelecek olursak. Pars kendi işinin patronu olan başarılı bir aşçı. Geçen sene aşçılık alanında Türkiye birincisi olmuş. Ve bu sene de Dünya birinciliği için yarıştı. Yarışmaya giderken bizi de yanında götürmek istedi. Bizde haliyle kabul ettik. Bunu size söylemedim çünkü sizin izin vermeyeceğinizi biliyordum. Bende size sormadan yapmak zorunda kaldım. Oraya gidip üç veya dört gün kalıp geri döndük. Ama yarışmanın televizyonda yayınlanacağını unuttum." "Peki yarışma televizyonda yayınlanmasaydı biz senin oralara gittiğini hiç mi öğrenmeyecektik?" Babamın dedikleri ile gözlerim dolu dolu konuştum. "Hiç" "Neden?" Yüzümü buruşturdum. "Neden mi? Çünkü siz böyle ebeveynlersiniz. Eğer sizden gitmek için izin istesem beni göndermezdiniz ya da kiminle gideceğimi sorgulardınız. Çünkü siz kızınızdan çok onun yanındaki kişilere güveniyorsunuz. O yüzden nerede ne yaptığımı bilmiyorsunuz" "Eğer bize sorsan seni gönderirdik bi-" Sesimi yükselterek konuştum. "Nereye gönderirdiniz acaba ya. Siz kendinizi bilmiyormusunuz? Ben sizi senelerdir çözemedim mi? Eğer izin için gelseydim beni göndermezdiniz. Ayrıca şu iyi anne baba rollerini bırakın. Çünkü iyi anne babanın ne olduğunu bilmiyorsunuz."
"İyi anne baba nedir biliyormusunuz? Çocuğuna her halükarda güvenen kişidir onu her şartta destekleyen kişidir. Ama siz öyle değilsiniz. Şimdi karşıma geçip bana anne babalık dersi anlatmayın. Sizden çok Burcu anladı beni." Göz yaşlarım gözlerimden hızla akmaya başladı. "Burcu öldü kimsesiz kaldım ben. Hep o anlardı beni hep o arkamda dururdu benim. Sonra o öldü. Ben kendimi kaybettim. Ya o gittikten sonra beni kimse anlayamadı. Ne siz ne başkaları. Çünkü bu hayatta beni anlayan tek kişi oydu. Sonrasında onlar hayatıma girince beni anlayan insanlar olduğunu hissettim. Onlar beni anlıyordu. Hepsinin yeri bende o kadar ayrı ki. Onları o kadar çok seviyorum ki. Mesela Ekin benim için bir abi gibi. Sizden daha çok babalık yapmıştır şu kısacık zamanda bana. Sonra Feyza tam kız kardeş benim için Burcu'dan sonra beni anlayan tek dişi kişi. Sonra Cankut var erkek kardeşim gibi. O kadar çocuk ruhlu bir insankı. İçimdeki çocuğun hala yaşadığına beni inandıran kişi. En son Pars onun yeri bende daha farklı"
"Çünkü onu kardeşin veya abin olarak görmüyorsun" Babamı başımla onayladım. Göz yaşlarımı ellerimle sildim. "Pars bana beni dünya da babamdan daha fazla sevecek birisinin olduğunu kanıtladı. Bu saydığım dört kişi sizden daha çok aile oldu bana. Başta Burcu sonra onlar aile oldu benim için. Ama siz asla onların yerine ulaşamadınız. Bana aile olacakken herşeyimden kısıtladınız. Şimdi bence siz oturun bir düşünün biz bu kıza ne yaptık diye" Son söylediklerim ile annem ve babam odadan çıkarken diğerleride onlara eşlik etti. Yatakta yatar pozisyona geçtim ve bacaklarımı kendime çektim. Yengem oturduğu sandalyeden öne doğru eğildi. "Anlat bakalım bu çocukla nasıl oldunuz" Gülümsedim.
…..
Birbirine yapışmış kirpiklerimi zorla ayırdım ve etrafa baktım. Hava daha da kararmıştı. Yengemle uzun uzun konuştuktan sonra uyuya kalmıştım. Bakışlarım oda da gezindi. Gözlerim tavana kayınca düşünmeye başladım. Başım şuan bile fazla düşünmekten acıyordu. Ben yorulmuştum. Odanın kapısı yavaşça açılınca odaya önce bir gölge girdi. Biraz daha dikkatli bakınca gelenlerin annemle babam olduğunu fark ettim. İkisi de iki yanıma oturdular. Yatakta doğruldum ve başımı sokak lambasının aydınlattığı yere sabitledim. Kısa süreli bir sessizlikten sonra annem konuştu. "Biz düşündük" Sessizlik oda da devam ederken konuşmadım. "Haklısın kızım. Biz bu zamana kadar sana çok fazla haksızlık yapmışız. Bu konuları daha fazla konuşup bu gecelik moral bozmayalım. Sadece sana şunu söylemek istedik. O eve geri dönebilirsin" Bakışlarım heyecanla onlara dönerken tam konuşacaktım ki babam elini kaldırarak beni durdurdu. "Ama bir şartla"
Omuzlarım düşerken derin bir nefes aldım. "O Pars denen çocukla aranızdaki ilişki ne?" "Sevgiliyiz" Sesim uyku mahmurluğundan çatallı çıkmıştı. Önce birbirlerine baktılar daha sonra bana döndüler. "Seni o çocukla aynı evin içine sokamayız. O eve tek bir şartla dönersin. Tabi bizde seni ancak öyle içimiz rahat göndeririz" Onları sabırla dinlerken yine ne uyduracaklarını merakla bekliyordum. "Evlilik" "Evlilik?" Beni başlarıyla onayladılar. "Seni o çocukla öylesine aynı eve sokamayız. Bu devirde ne olacağı belli olmaz. Ancak onunla evlenirsen daha doğrusu evlilik değil ufak bir nişanın olursa hem bizim içimiz rahat olur hem de adet yerini bulur" "Nişan?" "Sadece adet yerini bulsun diye yoksa mümkün değil seni o eve göndermeyiz" Derin bir nefes aldım. "Biz bu konuşmayı yapmadık. Ne siz bu sözleri söylediniz ne de ben işittim. Şimdi çıkın odadan" Bir süre bana baktılar. Sonra da odadan çıkmak için adımladılar.
Kapının önüne gelince annem konuştu. "Biz diyeceğimizi dedik. Seçim senin İyi geceler" Kapıyı kapatarak odadan çıktılar. Derin bir nefes aldım. "Nişan diyorlar Allahım ya nişan diyorlar. Sen benim aklıma mukayyet ol" Acaba gerçekten öyle bir durum olsaydı. O zaman onlarla yaşayabilirmiydim? "Saçma sapan konuşma kızım. Gencecik adamın hayatının içine mi sıçacaksın? Daha kaç aydır sevgilisiniz onu çok sevmen böyle bir durum olacağı anlamına gelmez." Bakışlarım oda da gezinirken vakit öldürmeye çalışıyordum. Duyduğum sesle irkilerek etrafa baktım. Tekrar aynı sesi duyunca bakışlarım balkon kapısına kaydı. Yüksek ihtimalle diğer balkonun kapısı kapandığından buradan dolanmak istemişlerdi. Ayağa kalktım ve kapıyı açmak için ilerledim. Kapının önüne gelince kapıyı açarak geriye çekildim ama gördüğüm yüzle duraksadım.
"Pars?" "Hızlı içeriye geçelim" Ayakkabılarını çıkararak eline aldı ve içeriye geçti. Ben hala onu izlerken ayakkabılarını duvara dayadı ve bana döndü. Kendime gelince balkon kapısını kapadım ve üstündeki anahtarla kilitledim. Ona dönmemle beni kolları arasına aldı. Başını hep yaptığı gibi boynuma gömerken derin bir nefes aldı. "İyisin değil mi?" Onu başımla onayladım. "Sizinkilerle konuştun mu?" Onu başımla onayladım. "Ne konuştunuz?" Kokusu burnuma dolarken derin bir nefes aldım. "Ya da boşversene seninle daha önemli bir mesele konuşmam lazım. Oturalım" O yatağa doğru ilerlerken ben kapıya doğru ilerledim ve üzerindeki anahtarla kapıyı kilitledim. Yatağa doğru ilerledim ve karşısına oturdum. Bacaklarımdan tutarak beni kendine iyice yaklaştırdı. Gözümün önüne gelen saç tutamını kulağımın arkasına yerleştirdi.
"Güzelim" "Hmm" Gözlerini gözlerime çıkardı. "Ben annenleri senin bizimle kalmana ikna etmenin bir yolunu buldum" Heyecanla konuştum. "Ne buldun? İşe yarar birşey mi? Aram bak-" Parmaklarını dudağıma değdirmesi ile duraksadım. "Ama bu yol hem çok tehlikeli hem de bu yol için bana fazlaca güvenmen lazım" "Tamam ne söyle" "Öyle küçük bir şey değil ama tamam mı? Eğer yok dersen anlarım. Çünkü tehlikeli bir iş" Sıkıntıyla bir nefes aldım. "Sen söyle de ben bir bakayım" Beni başıyla onayladı. Elini montunun cebine attı. Plan kağıdı çıkarsa şaşırmazdım. Cebinden çıkardığı kutu ile ona baktım. Kutuyu açtı ve önüme koydu. Bakışlarım bir onun bir kutunun arasında gidip gelirken konuştum.
"Bu düşündüğüm şey mi?" Kekeler gibi konuşmuştum. Beni başıyla onayladı. "Kabul etmezsen anlarım" Gözlerim dolu dolu gülümsedim ve kutuyu elime aldım. "Bu çok güzel" "Eğer kabul edersen kalbini kalbime bağlamak isterim" Onu başımla onayladım. Beni kendine çekerek sıkıca sarıldı. Gözümden bir kaç damla yaş akarken gülümsedim. Benden ayrılarak kutunun içindeki yüzüğü çıkardı. Kutunun içinde üç tane yüzük vardı. İkisi nişan diğeri ise evlilik yüzüğüydü. Evilik yüzüğünün üzerinde yaprakları ara ara mor ara ara beyaz olan bir çiçek vardı. O kadar güzeldi ki. Bu yüzüğe kalbimi vermiştim. Elimi alarak yüzüğü parmağıma yerleştirdi. Yüzük tenime değdiği an bu hayatta hiç hissetmediğim bir duygu kalbimi kapladı. Bakışlarım ona dönünce hemen konuşmaya başladı.
"Seni çok seviyorum biliyorsun. Böyle bir şey en azından şimdiki bir zaman dilimi için aklımda yoktu. Benim şuanlık istediğim küçük bir nişan sadece düğüne gerek yok. Ama olurda eğer düğün isterlerse sana söz veriyorum senin isteğin olmadan hiçbirşey yapmayacağım. Herşey senin iznin doğrultsunda yaşanacak. Eğer sana dokunmamı istemezsen dokunmayacağım. Hem ben seni her halinle seviyorum. Seni sevmem içim illa sana dokun-" Gömleğinden tutarak onu kendime çektim ve yüzümü yüzüne yaklaştırdım. "Bana bildiğim şeyleri anlatma müstakbel nişanlım" Dudaklarımdaki gülümseme ile dudaklarımı dudaklarına bastırdım. Ama öpmedim. Az önce asla olmaz dediğim durumun daha üzerinden beş dakika geçmeden başıma gelmesi kaderin bana cilvesi olabilirdi. Dudağımı dudaklarından ayırdım. "Seni üzecek bir şey yapmayacağıma söz veriyorum müstakbel nişanlım" Güldüm. "Bu laf ağzına iyi yakıştı." "Ağzına daha iyi yakışacak şeyler biliyorum" "Pars!" "Tamam sustum" Dudaklarımdaki gülümseme ile ona baktım.
Zor anlarımda bana verilen melek gibiydi. Kalbim için verilen bir melek.....
-SON-
Evetttt bir bölümün daha sonuna geldikkk
Şimdi size bugün neler yaptığımı anlatacağım. Bugün saat bir gibi uyandım sonra kahvaltı hazırladım annemler evde olmadig8 için kardeşimle kahvaltı yaptij. Sonra ben arkadaşımın yanına gittim beraber hastaneye gittij. Daha sonra onların evine geçtik. Saat beşe kadar onlarda oturdum sonra eve geçtim. Şimdi de kitaba bölüm yayimliyorum
Bu arada kitabın bitmesine çok çok az kaldı
Diğer kurgum gerçekten mükemmel bir kurgu o kadar iyi olacak ki. Siz bile şaşıracaksıniz şuan dünya üzerinde bu kurgunun detaylarını bilen tek kisi sadece benim.
Diğer bölümde görüşmek üzere
Mutlu olalım Yıldız Tozlarımm....⭐️🖤🖤
