1. bölüm · BİR EV MESELESİ
BİR EV MESELESİ
ÖN SÖZ
Çoğunlukla kitaplarda önsözler pekte sevilmez. Okuyucuların ilk cümlesine bakıp kaçtığı birşeydir önsözler. Bu kitap bazı insanların hayatlarına tercüman olacak. Bu kitabı bunu bilerek yazıyorum. Gerçek hayatta sadece sizin yaşadığınızı düşündüğünüz ailevi gerekse arkadaş çevrenizde yaşanan olayları aslında tek sizin yaşamadığınızı ve yalnız olmadığınızı anlatan bir romanla karşı karşıyasınız. Bu kitap sizin normal olmadığını düşündüğünüz ki bir yerde de haklı olduğunuz konuları hayatın bir parçası ve gereksiz bir şekilde normalmiş gibi gösteren bir temaya sahip. Umarım bu kitapta yaşanacak durumlara düşmezsiniz. Ve son olarak zor zamanlarımda nefes almama sebep olan Yıldız Tozlarım.
Yıldız Tozları çok nadir ve kırılgan şeylerdir. Sizler benim için çok nadirsiniz. Bu dünyaya çok fazla ve güzelsiniz. Sizlere sevgi sözcükleri sıralamaya kalksam sanırım bu bir kitap dolusu sürer. Sizleri çok seviyorum. Ve umarım bir gün hep beraber MUTLU OLALIM YILDIZ TOZLARIM...
Ve şimdi hikaye başlıyor.
“AİLEYE SÖYLENEMEYEN HER SÖZ KALPTE CAM KIRIKLARI YARATIR
1. BÖLÜM
BİR EV MESELESİ
Bilgisayarda çıkan beyaz ekranla artık sinirlenmeye başlamıştım. Son birkaç saattir açılmayan site artık beni sinirlendirmeyi başarmıştı. Bilgisayarın kapağını sinirle kapattım. “Sikerim böyle işi” Sonra yaptığım aklıma gelince hızlıca ekranı açarak bir hasar var mı diye baktım. Üzerinde bir çizik bile olmaması ile rahat bir nefes aldım. Eğer bilgisayar kırılmış olsaydı işte o zaman naneyi yerdim.
Sırtımı bilgisayar sandalyesine daha da yaslayarak bakışlarımı duvardaki tabloya sabitledim. Annem ve babam birbirine sarılırken aralarına girmiştim ve biz kahkaha atarken ansızın bu fotoğraf karesi ortaya çıkmıştı. Onları seviyordum bazenleri fazla kızışsakta onlar benim herşeyimdi. Bakışlarımı tablodan çekerek masama döndüm ve masanın üzerindeki suyu bir dikişte içerek bardağı masaya bıraktım.
Derin bir nefes aldım ve sakin olmaya çalışarak bilgisayarın kapağını açtım. Siteden çıktım ve tekrar ana ekrana girdim. Kişisel bilgilerimi girdiğimde sadece onaylamam kalmıştı. Onaylamak için yeşil tuşa bastığımda beyaz ekranın aksine siyah ekran çıkınca kalbim hızla atmaya başladı. Buna tek başıma bakamazdım.
“Anne! Koş sonuçlara bakacağız” Onun koridordaki hızlı adım seslerini duyunca rahat bir nefes aldım. Odanın kapısını açarak hızlıca içeriye girdi. Üzerinde bir mutfak önlüğü vardı. Elini pembe bir bezle siliyordu. “Baktın mı?” Başımı olumsuzca iki yana salladım. Ellerini sandalyenin arkasına koyarak heyecanla konuştu. “Aç hadi”
Ekranı yavaşça aşağıya kaydırdım ilk önce kişisel bilgilerim göründü daha sonra ise hayatımı değiştirecek yerin ismi. Donmuş bir şekilde ekrana bakarken sonunda sevinç çığlıkları atmaya başladım. “Kazanmışım lan! Ben yapmışım anne” Gözlerim heyecanla dolarken sandalyeden kalkarak anneme sarıldım. Sarıldığım yerde yerimde sıçrıyordum. “Başarmışım kazanmışım anne” Annem güldü.
“Başaracağını biliyordum deli kızım benim” Ondan ayrıldım ve bilgisayara döndüm. “Yanlış görmedim değil mi doğru yazıyordu?” Bilgisayarın üzerindeki yazıyı tekrar görünce yine bir sevinç çığlığı attım.
İstanbul Bilkent Ünivetsitesi
Hayallerimi süsleyen o üniversiteyi kazanmıştım. Annem gözleri yaşlı bir şekilde bana sarıldığında bende gözlerimin dolmasını engellemeye çalışarak ona sarıldım. O omzumda hıçkırıklara boğulurken ben kahkaha atıyordum. Odadan içeriye babam girdiğinde telaşla bize baktı. “Kazandın mı?” Korkarak sorduğu soruyla başımı salladım. Annemin üzerinden bana sarılırken gülmeye başladık. “Bizim deli kız yaptı ha” Yapmıştım. Ben hayalimi gerçekleştirmeye büyük adım atmıştım.
Onlardan ayrılınca elimle azda olsa dolan gözlerimi sildim. “Tamam ya oldu işte” Ellerimin titremesi bir türlü dinmiyordu. Onlar yavaştan odadan çıkarken bende masama tekrar kuruldum. Kapımın kapanma sesini duyunca bakışlarım bilgisayarıma kaydı.
Ben Ayla Lina Dalkıç. On sekiz yaşında ve tiyarto bölümü isteyen bir kızım. Tüm tatil ve okul dönemi boyunca sırf bunun için çalışmış ve sonunda kazanmıştım. Hayallerime çok yaklaşmıştım.
Bilgisayardaki siteden çıktım ve bilgisayarı kapattım. Rahat bir nefes verdim. O kadar çalışmamın karşılığını alma zamanım gelmişti. Sandalyeden kalktım ve kapıma doğru ilerledim. Kapının önüne gelince kapıyı açarak dışarıya çıktım ve kapımı kapattım. İnce uzun holde yürürken babamın birisi ile telefonda konuştuğunu duydum.
“Evet kardeşim uygun fiyat bulursan ve bize haber edersen çok seviniriz “ Ben oturma odasına girdiğimde babamda telefonunu kapatmıştı. Krem rengi koltukta oturan annemin yanına yerleştim. “Erkenden yurt işlemlerine başlamamız lazım” “Bizde tam seninle bu konuyu konuşacaktık kızım” Az önceki konuşmalarına bakılırsa babam benim için ev tutabilirdi. Gerçi durumumuz o kadar da iyi değildi.
“Biz babanla bir karar aldık ve seninle beraber gelmeye karar verdik.” Ben onlara boş gözlerle bakarken annem ve babam bana mutlu mutlu gülümsüyordu. “Anne sizin tüm düzenin burada hem orada ne iş yapacaksınız?” “Baban hem ev hemde dükkan soruyor köşede de birikmiş paramız var birazda kredi çekersek hemen taşınıveririz yanına” Sakin kalmak güçtü. Ama eğer Dalkıç ailesi ile yaşıyorsanız buna alışmanız gerekirdi.
“Anne acaba bunu önce banamı sorsaydınız?” “Sorsaydınız derken?” Babamın sert sesi beni gersede konuştum. “Hani oraya okumaya ben gidiyorum ya hep beraber gidersek rahatsız olurmuyum olmazmıyım diye” Annem güldü. “Kızımız şaka yapıyor İhsan” “Size senenin en başında söyledim eğer ben üniversiteye gidersem orada tek olacağım diye”
“Tamam kızım yine tek olacaksın. Derslere tek gideceksin hem. Biz yanında olursak çamaşır bulaşık yemek derdi ile uğraşmazsın. Daha fazla ders çalışırsın. Sonuçta artık üniversite öğrencisisin. “ Koltuktan kalktım. “Odama gelmeyin yalnız kalmak istiyorum” Oturma odasından çıktım ve kendi odama doğru ilerledim. Odamın önüne gelince kapıyı açarak içeriye girdim ve kapıyı sertçe kapatarak kilitledim. Hızlı adımlarla yatağıma ilerledim ve kendimi yatağa bıraktım.
O sırada telefonumun zil sesini duydum. Yastığın altından onu çıkararak kim olduğuna bakmadan açtım. “Kimsen kapat meşgulüm” Tam telefonu kapatacakken Feyza’nın sesini duydum. “Dur deli kız kapama” Telefonu geri kulağıma götürdüm. “Ya Feyza” Adını uzatarak söylemiştim. “Ne oldu? Yoksa istediğin yer gelmedi mi? Bak üzülme sakın “ Sıkıntıyla nefes verdim. “Hayır aksine tamda istediğim yer geldi. Sorun daha farklı” “Sorun ne? “ “Telefonu hoparlörden çıkar ve başka odaya git öyle konuşalım”
“Kızım iki sizi dinleyecektim içine ettin” Ekin’in eğlenir sesini duyunca güldüm. “Hadi paşam hadi” Feyza’nın başka odaya geçtiğine dair sesleri duydum. Bir kapı sesinden sonra konuştu. “Evet seni dinliyorum “ “Bana İstanbul Bilkent Üniversitesi çıktı” Feyza’nın şaşkınlık dolu nidalarını duydum. “Hiç şaşırma ben daha adam akıllı mutlu olamadan bizimkiler beni sinir etti. “ “Yine ne dediler?” Yatakta oturur pozisyona geldim ve sanki o karşımdaymış gibi konuşmaya başladım.
“Ya neymişte ben oraya tek gitmeyeyim diye oradan ev tutacaklarmış. Sinir krizi. Bunun üzerine şimdilik bir şey demedim ama büyük kavga çıkacak. Ne yapacağım ben? Orada bir tanıdığımız olsa onu bahane ederim ama bir tanıdığımızda yok” “Sen bana şu olayı baştan anlatsana” Olanları Feyza’ya anlatmaya başladım. Beni dinlerken arada yorum yapıyor ve neler yapabiliriz onu söylüyordu. Tüm gün odamdan çıkmadım. Saatlerce Feyzayla konuştum.
Bir süre sonra işi olduğunu söyleyerek kapatmıştı. Bende can sıkıntısından okulun açık olduğu zamanlar aldığım ama bitiremediğim test kitabındaki soruları çözmeye başladım. Matematik soruları artık bana fazla kolay gelmeye başlamıştı. Senelerdir ders çalışmadığım gün olmuyordu. Eğer bir günde sabah ders çalışmıyorsam akşamına ders çalışmak zorundaydım. Çocukluktan gelen bir alışkanlıktı.
Bir süre sonra artık düşünmekten beynim soruları bile almayınca kalemi bıraktım. Bugünlük bu kadar yeterdi. Başımı ellerimin arasına aldım. Annemleri tanıyordum sırf benim yanımda olabilmek için kararlarından asla vazgeçmezlerdi. Ama imkansızı denemem lazımdı. Onları kararlarından vazgeçirmem lazımdı....
....
2 ay sonra...
Çayımdan bir yudum alarak konuştum. “Ama yengem nasıl topa geldi” Ben kahkahalarla gülerken annem bana kınarcasına baktı. “Ne? Hiç bakma öyle haketti. Kendiside beni sinirlendirmeyecekti” Dün bize yengemgil gelmişti. Ve sadece kendiside değil görümcesi ve çocukları ile gelmişti. Ben bir ara aşağıya markete inmiştim. O sırada benim odamdaki oyuncak bebeğimi görümcesinin kızlarına vermiş. Yukarıya çıkıp bunu gördüğümde çıldırmıştım.
Yengem şeker hastasıydı. Bende çayına fazla şeker atmıştım. Ama ölmemişti sadece bir serum yemişti. Haketmişti benden izinsiz eşyalarıma dokunulmasından nefret ettiğimi biliyordu. Babam mutfağa giriş yaptı. “Dükkan işi tamam” O karşıma otururken konuştum. “Ne dükkanı?” “E sen gideceksin ya onun için. Bir ev bulduk hemen altında da dükkan baban bizim marketi oraya taşıyacak” “Bu konuyu kapattığımızı zannediyordum”
Beni dinlemeyerek konuşmaya başladılar. “Çekiciler ne zaman gelecek eşyaları almaya?” “İki güne gelirler. Bizde erkenden yola çıkarız zaten bir haftada ancak yerleşiriz. “ “Evet birde Alya’nın okulunu görmeye gidelim. Nasıl bir yermiş. “ Onlar konuşurken ben onları şaşkınlıkla dinliyordum. Şu evde ben hiç mi kendi kararlarımı alamayacaktım? “Oraya gelmiyorsunuz çünki ben zaten bir ev tuttum” İkiside hızla başını bana çevirirken bende uyduracağım yalanı düşünüyordum.
“Nasıl?” Annemin fısıltı gibi çıkan sesinin ardından konuştum. “Feyza’dan bahsetmiştim size üniversite üçüncü sınıf radyo ve televizyon okuyor. Ben ona İstanbul’a geleceğimi söyleyince o da bana onunla beraber yaşamayı teklif etti. Bildiğiniz üzere arkadaşları ile aynı evde yaşıyor. Bende bana zaten yurt çıkmadığı için kabul ettim” Annemler beni şaşkınlıkla dinlerken ben yemi yuttular mı diye onlara baktım. Çoktan yutmuşlardı.
Feyza zaten bana böyle bir teklifte bulunmuştu ama ben reddetmiştim. Şimdi ise bizimkileri geçiştirmek için bu yalanı söylemiştim. “E ne güzel” Babamın dediği ile donakaldım. “Anlamadım?” “Feyza kızım güvenilirdir onun yanında kalırsan bir şey olmaz” “Ha Feyza’ya güveniyorsunuz ama kendi öz kızınıza güvenmiyorsunuz öyle mi?” “Yok kızım biz sana değil çevreye güvenmiyoruz” Annem her zamanki sözlerini söylerken ben masadan kalktım ve mutfaktan çıkarak odama doğru ilerledim.
Odamın önüne gelince içeriye girerek kapıyı ardımdan kilitledim. Yatağa doğru ilerledim ve üzerindeki telefonu alarak oturdum. “Feyzoşumm” isimli numarayı aradım. Çaldı, çaldı ve açıldı. “Söyle gülüm” “Bana gülüm deme gülün ömrü az olur Feyzam” Kamyon arkası söz okur gibi söylediklerimle kahkaha attı. “Napıyorsun?” “Aynı sana önemli bir şey anlatacağım” “Dinliyorum”
“Ya şimdi kahvaltı yaparken annemler konuştular oradan ev ve dükkan bulmuşlar. “ “E oha ama” “Demi bende onlara bir şey dedim” “Ne bok yedin acaba yine?” “Annemlere benim seninle yaşayacağımı söyledim. Ne hikmetse kabul ettiler. Zaten ben kendime bir ev tutarım oradan böylece sıkıntı çıkmaz. “ Son cümleyi söylerken ben bile emin konuşamamıştım. Annemlerin işi belli olmazdı. “Bak Lina bana kalırsa direkt benim yanımda yaşamaya başla. Sana bunu daha öncede söyledim. Eğer buraya benim yanıma geliyormuş gibi gelirsen ki bu hiç sıkıntı değil ama annenlere yakalanırsın. Çünki annenler seni hep arar normal veya görüntülü. Benide isterler her dakika yanında olamam”
“Şu iki ucu boklu değnek olayından nefret ediyorum” “Benimle yaşa. Hem yabancının yanına gelmiyorsun” Feyza’yı yaklaşık bir buçuk senedir tanıyordum. Tek arkadaşımda oydu zaten. Sosyal medyadan tanışmıştık. Ailem onu tanır ve bir telefon ardımızdaki kıza benden çok güvenirlerdi. Bir abisi vardı Ekin arada laflardık eğlenceli birisine benziyordu. Feyza şu bir buçuk senede beni o kadar iyi tanımış ve içimize karışmıştı ki artık annemlerin huyunu çözmüş ve ona göre davranmaya başlamıştı.
Mesela beni gece geç saatlerde ya da sabah çok erken saatlerde çok fazla acil bir durum olmadıkça aramazdı.
“Sen kimlerle yaşıyorsun o evde?” “Çocukluk arkadaşlarımızla yaşıyoruz abim ve benim dışında iki kişi daha var. Sana sorun olacağını düşünmüyorum. Hem evde boş odamızda var kirayı beraber bölüşüyoruz zaten senide ortak ederiz. “ “Bilmiyorum Feyza sadece yoruldum yanımda değilsin ki sana sarılayım. “ “Gelirsen sarılırsın biliyorum yorgun olduğunu ama buraya bir gel varya şu bir sene boyunca sadece haftada bir kez benimle konuştuğuna değecek” Evet sınav zamanı telefonu elime almıyordum bile. Sadece her pazar saat 13:00 ve 14:00 arası konuşuyorduk. Şimdi ise sınav bitmişti.
“Bu kararı sadece sen tek başına veremezsin Feyza o evde bulunan herkesin yeni birisinin gelmesine karşı tavrını bilmiyoruz. Onlarla konuşman lazım” “Oho akıllım ben o işi çoktan hallettim. Bizimkiler bunda bir sorun görmediler zaten ben kolay kolay kimseyle konuşmam bildikleri için sıkıntı çıkarmadılar. Yani buraya en erken vakitte gelmen lazım. Okulun açılmasına bir hafta var. Erkenden gel”
“Burada ufak işlerim var onları bugün hallederim. Sonrasına da bakarız. “ Nefes sesini duydum. “Alya kendini üzme kardeşim. Bir yolunu bulacağız hep bulduğumuz gibi” “Evet ben seni kapatayım şimdi sonra konuşuruz” Telefonu kapattıktan sonra derin bir nefes aldım. Aslında herşey şimdi başlıyordu. Telefonumdan Hande Yener’in kırmızı şarkısını açtım ve telefonun sesini yükselttim.
Yataktan kalkarak elbise dolabına doğru ilerledim. Aynı zamanda şarkıya eşlik ediyordum.
“Hatayı ben en başında yaptım aynı evi senle paylaşarak. Kendimi çok taktir edicem ayrılığı kutlayarak” Dolabın kapaklarını açarak mavi kot pantolonumu ve beyaz kısa kollu tişörtümü çıkardım. “Vedalaşırken üzülmüş gibi tutma ellerimi acıyarak. Kendine dev aynasında değil boy aynasında bi bak. Acım taze kurtulamazsın gözlerini kaçırarak” Üzerimdeki sıfır kol siyah tişörtü çıkardım ve beyaz tişörtümü giydim. Pijamam yerine pantolonumu giyerken şarkıya da eşlik ediyordum.
“Belki birazcık bozuldun ruhun belki can çekişiyor. Belki birazda kızardın ama sana kırmızı çok yakışıyor” Tuvalet aynamın karşına geçtim ve çekmecedeki makyaj malzemelerimi çıkardım. Bunları bizim evde göz önünde bulundurmak pekte güzel bir fikir değildi. Göz altlarıma kapatıcı sürerken ilk nereye gitsem diye düşünüyordum. Alışverişe çıkmam lazımdı ama başka gitmem gereken yerlerde vardı. O sırada şarkı değişti. Hande Yener’in alt dudak şarkısı çalınca kapatıcıyı fırçayla dağıttığım yerde bende bağırarak şarkıya eşlik ettim.
“Biz değilmiydik aşk ile yanan eğer ayrılırsak ölürdük falan hani ne doldu bak ne hallerdeyiz sensiz yapamam lafı küllüyen yalan” “Alya yeter bağırma komşular kızacak” Annemi dinlemeyerek şarkıyı bağırarak söylemeye devam ettim. Komşular artık beni tanıdığı için sorun çıkmıyordu. Kirpiklerime rimel sürerken şarkının havası ile hareketlendiğim için rimel kirpiğim dışında heryerime sürülüyordu.
“Bu dünyada çılgın ararsan biri sensin biri ben. Ama artık delilik yok beni sen tut seni ben. Ne dünyaymış bırak dönsün dursun sabredince hiç öyle ermiyorsun. Ele geçmez bir daha böyle fırsat”
Rimeli süremeyeceğimi anlayınca makyaj çantama rimeli fırlattım. Alttan saçma bir topuz yaptığım saçımı açtım. Saçlarım omuzlarımın hizasındaydı çok kısa saç sevmezdim ama çok uzun saçada gelemezdim.
Masanın üzerindeki tarağı alarak saçlarımı taramaya başladım. “Sevelim sevişelim. Yıkıla yıkıla gezip dolaşalım eskiyi unut gel barışalım. Gözünü gözüme değdir o zaman kalbime dokun aşk konuşalım” Renkli perçemlerimi yüzümün önüne attım. Evet baya baya attım. Saç ile uğraşmayı sevmezdim. Saçlarımı tepeden bir topuz yaptım. Neyseki saçım topuz yapamayacağım kadar kısa değildi.
Telefonumu alarak müziği kapattım. Ve odamdan çıktım. Koridorda ilerleyerek oturma odasına geldiğimde annemin sabah programı izlediğini gördüm. “Anne ben gidiyorum” “Nereye?” “Sana dünden söyledim ya aşağıya çarşıya ineceğim” “Bak dikkat et kızım. Bende geleyim senle hatta” Ellerimi öne doğru uzatarak annemi durdurmaya çalıştım. “Saçmalama anne çarşı hemen alt sokağımızda zaten saatte erken hemen gider gelirim. Birde dönüşte bir yere uğrayacağım “ “Tamam benim selamımıda söyle”
Oturma odasının karşısındaki kapıya doğru ilerledim. Kapıyı açtım ve dışarıdaki ayakkabılıkta olan mor conversemi çıkardım. Ben ayakkabımı giyerken Hikmet abinin sesini duydum. “Nereye deli kız?” “Bir çarşıya ineyim dedim abi. Sen nereden geliyorsun?” Ayakkabılarımı giymem bittiğinde yukarıya çıkan Hikmet abiye baktım. “Bende babanın yanından geliyorum. Markete yeni çikolatalar gelmiş. Onların tadına baktım. “ Son cümlesini kısık sesle söylemişti. Güldüm. “Zehra abla duymasın abi” Ona baş selamı verdim ve binadan çıkmak için merdivenlerden inmeye başladım.
Hikmet abi şeker hastasıydı ve şekere aşık birisiydi. Yani bu bize sevdiğimiz şeylerin bize zarar verebileceğini kanıtlıyordu. Zehra abla onun her şeker yediğini duyduğunda kapının önüne koyardı ama sonra yüreği acır birkaç saat sonra onu içeriye alırdı. Ben bu düzene doğduğumdan beri alışmıştım. Merdivenler bitince binadan çıktım. Binanın yanındaki marketimize doğru ilerledim. Marketten içeriye girince sıcak havaya inat buz gibi klimanın havası yüzüme vurdu.
“Naber baba?” Reyondaki çikolatalardan birini aldım ve paketini açmaya başladım. “Sağolun hırsız hanım. Sana kaç defa söyleyeceğim Lina şu marketten çikolata alma diye” Onu hiç takmadan cebime çikolata doldurmaya başladım. Dondurma reyonuna doğru ilerlerken o konuşmaya devam ediyordu. “Hiç beni dinliyor mu ki” Dondurma dolabının kapağını açtım ve içinden çilekli dondurma çıkardım. Bence üç tane dondurma yeterdi. Dondurmaları aldıktan sonra dolabın kapağını kapattım.
“Ama napayım babacım. Hava sıcak çarşı havadan da sıcak. Ya bayılır düşersem çarşıda ha. Yüreğin sızlamayacak mı?” “Kötüye bir şey olmaz” Babamın dedikleri ile ona kötü kötü baktım. “Neyse sen işini yap küçük esnaf” Pantolonumun cebinden iki gün önce koyduğum beş lirayı çıkardım ve tezgaha fırlattım. “Üstü kalsın” Tam ayağındaki terliğe uzanırken hızlıca dükkandan çıktım.
Çikolatamı yemeye başladım. Çarşıya çıkan sokağa girdiğimde uzun sokakta iğne atsan yere düşmezdi. Çikolatamdan son bir ısırık daha alarak paketi yoldaki çöp kutusuna fırlattım. Bu hayatta en gelemediğim şeylerden birisi ise yere atılan çöplerdi. Sırf yere çöp attı diye insanlarla kavga ettiğimi hatırlıyordum. Ama artık bu mahalledeki ve çarşıdaki tüm esnaflar ve insanlar beni tanıdığı için yerlere çöp atmamaya dikkat ediyorlardı.
Çarşının sokağına çıkınca rahat bir nefes aldım. Dışarıda bunaltıcı bir hava vardı. Dondurmanın paketini çıkardım. Ve duvarın dibindeki çöp kutusuna paketi attım. Heryerde fazlasıyla çöp kutusu vardı. Sırf çöp kutularının daha fazla arttırılması için belediye başkanı ile konuşmuştum. Evet olaylar oraya kadar gitmişti. Tabi bu kolay olmamıştı çünki kimse elini kolunu sallayarak belediye binasına giremiyordu.
Tezgahlardan birine doğru ilerlerken dondurmamı yalıyordum. “Sedef abla!” Bağırışımla dükkanda elindeki iğnelerle Sedef abla çıktı. “Benim etek ne iş?” “Oldu sayılır deli kız dönüşte gel al” Ona başımla selam verdim ve yürümeye devam ettim. Bir giyim dükkanının önüne gelince durdum ve vitrindeki yazlık elbiseye baktım. “Benim olmalısın sen” Ve dükkandan içeriye girdim...
...
Elimdeki poşetleri mermerin yanına dayadım ve yere oturdum. “Bak bunların hepsi senin için beni bilirsin asla yere oturmam” Kendi dediğime gülerken karşıdan bana eşlik eden bir ses duymayınca gülüşüm dudaklarımda soldu. Mezarının başına baktım. Üzerindeki geniş kapta kuşlar için su vardı. Ama onun toprağı kuruydu. “Ben bu mezarlık müdürlüğünü anlamıyorum kardeşim. Senin mezarını sulamak lazım değil mi kuşlarla hayvan bakanlığı ilgilenmeli “ Poşetlerden birinin içindeki suyu çıkardım ve karanfil dolu mezarı sulamaya başladım.
“Annemin sana selamı var bu arada. Uzun bir süre yanına gelemeyeceğim. Evet üniversiteye gidiyorum beraber gerçekleştirmek istediğimiz hayalimizi ben tek gerçekleştiriyorum. “ Şişeyi mermere koydum. “Neler oldu neler be kızım. Hemen anlatmaya başlayayım. “ Poşetlerin birinin içinden çarşıdan aldığım çekirdeği çıkardım ve ona olanları anlattığım yerde çekirdek çitlemeye başladım.
Burcu. Burcu benim liseden arkadaşımdı sadece arkadaşım değil aynı zamanda kardeşimdi. Lise yıllarımızda yaşadığı bir kaza sonucu onu kaybetmiştim. İki haftada bir yanına gelir birkaç saat oturur giderdim. Annesi annem babası babamdı. Ben her dışarıya çıkacağım zaman annemlerden izin almayı başaran tek varlıktı. Parmaklarım dudaklarımdaki piercingimde dolaştı. Aynı gün de beraber yaptırmıştık. Tabi bunun üstüne annemlerden on kamyon laf işitmiştim.
Ama olan bir kez olmuştu. Konuştum, konuştum ve konuştum. Orada ne kadar oturduğumu hatırlamıyorum ama bir süre sonra kendi yaptığım esprilere gülmeye başladığımda zamanın çok hızlı geçtiğini anladım. Yerimden kalktığımda iki büklüm oldum. Ayaklarım uyuşmuştu. “Hay ben böyle işi “ Tam küfür edecekken nerede olduğumu anlayınca duraksadım. Çarpılmak için fazla gençtim.
Yerdeki poşetlerimi ve çekirdek çöpünü aldım. Ona el salladım ve mezarlıktan çıkmak için adımlamaya başladım. Mezarlığın düz yoluna çıkınca mezarların yanındaki çöpe çöpümü attım. Benim için en zoru ise onun yanından giderken hissettiklerimdi. O yalnızlığı sevmezdi ama artık dünyanın sonuna kadar yalnızlığa mahküm kalmıştı.
Mezarlıktan çıkınca derin bir nefes aldım ve başımdaki yazmayı çıkardım. Bunu geri Sedef ablaya vermem lazımdı. Geldiğim yolları geri dönerken yolda gördüğüm tanıdıklarıma selam veriyordum. On beş dakikalık bir yürüme mesafesinden sonra çarşıdaki tanıdık dükkanın önüne geldim. “Sedef abla!” Tezgahın altından gelen bağırma sesiyle irkildim. “Bir daha böyle bağırırsan alırım seni ayağımın altına” Kafasını tezgahın altından çıkardı. Kafamı “aynen yaparsın” der gibi salladım.
Elimdeki yazmayı Sedef ablaya verdim o da bana eteğimi uzattı. Eteği poşetlerden birinin içine sıkıştırdım. Huyumu bildiği için bana poşet uzatmadı. “Hadi allaha emanet göte mukayyet ol” Arkamdan bana bağırışını duysamda onu umursamadım ve indiğim yolu çıkmaya başladım.
Sedef abla 29 yaşındaydı. Önceden bir evliliği olmuştu ama son dönemlerde popüler olduğu gibi bir aldatılma sonucu boşanmıştı. Aldatılmak. Bir insan neden başka birisini aldatırdı. Ya da aldatacaksan neden birisiyle evlenirdin? İşte cevapsız sorulara bir yenisi daha eklenmişti. Yol bittiğinde babamın dükkanına doğru ilerledim. Dükkanın önüne gelince içeriye girdim aynı zamanda cebimden telefonumu çıkarıyordum.
“Naber küçük esnaf?” “İyilik baba parası yiyen kız” Ona kötü kötü baktım. Kılıfımın arkasından kartını çıkardım ve kılıfı geri taktım. Kartı tezgaha koydum. “Al kartını ayrıca baba parası değil para babasıyım ben” Hayali saçlarımı savurarak dükkandan çıktım ve hemen yan taraftaki binaya girdim. Ben merdivenlerden yukarıya çıkarken Zehra abla Hikmet abiyi terlikle kovalayarak dışarıya çıkarıyordu. Bu hallerine güldüm çünki akşama onu geri eve alacaktı.
Merdivenlerden çıkarken telefonumu zorlada olsa arka cebime koydum. Ellerimdeki poşetler artık bana fazla yük olmuştu. Bizim evin önüne gelince ayağımla kapıya tekme attım. Ayakkabılarımı hızlıca ayağımdan çıkardığımda kapı açıldı. İçeriye girdim ve poşetleri annemin üzerine atarak kendimi salonda yere attım.
Annemin elinde sürahi olduğu için poşetler ona çarpıp yere düştü. Bana sinirle bakıp kapıyı kapattı ve bardağa su doldurmaya başladı. “Ölüyorum anne dışarısı çok sıcak” Üzerimdeki tişörtü hışımla çıkarttım. “Şu pantolon üzerime yapıştı yemin ederim “ Pantolunumu da çıkarırken annemde bana bardağa koyduğu suyu uzattı. Biraz doğrularak suyu kana kana içtim. “Elhamdürillah çok şükür” Bardağı ona uzattım ve kafamı geri yere koydum. Bardağın içinde kalan bir damla suyu üzerime fırlattı.
“Sen nasıl üniversiteli olacaksın acaba?” “İzlede gör bakayım”
...
Anneme bir kez daha sıkıca sarıldım. “Yeter anne ağlama yol boyunca sarılmaktan kollarım koptu. Kilomu aldın sen? Kollarım bedenini sarmıyor” Sözlerimle benden ayrılarak kendisine baktı. Babama da sıkıca sarıldım. “Ben kaçar. Yolcudur abbas bağlasan durmaz. Artık baba parası değil para babası olmam lazım” Dediğime güldüler. Ben havaalanından içeriye girerken ardımdan bana bakıyorlardı. Gerekli kontrollerden geçince sonunda uçağa geçtim. Elimdeki koltuk numarasını ararken sonunda yerimi bulunca cam kenarına oturdum.
Kolumdaki çantamı ayağımın dibine bıraktım. Telefonumun kulaklığıma bağlı olduğundan emin olunca onu boynumdan çıkarıp kafama taktım. Yanıma birisinin oturduğunu fark edince kafamı gelen kişiye çevirdim. Bir adam vardı. Kulağındaki küpe dikkatimi çekti. Erkeklerde küpe takmaya başladıysa vay halimize. Önüme döndüm ve telefonumdan Bahar şarkısını açtım. Umarım bu yolculuk erken biterdi. Bir buçuk saat sonra Konya havalimanından İstanbul havalimanına inmiştim.
Ayağımın altındaki çantamı alarak uçakta çıkışa doğru ilerledim. Çıkışa gelince dışarıyı izlediğim yerde merdivenlere bir adım attım. Ama ayağım boşluğa düştü. Tam düşecekken bir el kolumu tuttu. Kolumu tutan kişiye baktığımda bunun yanımda oturan küpeli adam olduğunu fark ettim. “Dikkat edin hanımefendi” Kolumu elinden kurtardım. “Teşekkürler” Aşağıya inmeye başladım ama bu sefer önüme bakıyordum. Merdivenler bitince valizimi almak için sıraya girdim ama valizimi birisinin elinde gördüm.
Arkası dönük olan kadının yanında doğru ilerledim ve kolundan tutarak onu kendime çevirdim. “Hanımefendi benim valizimin siz-” Kelimelerim yarım kaldı çünki şuan karşımda olan kişi gerçek olduğuna hala inanmadığım arkadaşımdı. Feyza. “Feyza” Gülümsedi. “Naber gülüm” “Bana gülüm deme gülün ömrü az olur” Güldü ve bana sıkıca sarıldı bende hemen sarılışına karşılık verdim. Şekerli parfümünün kokusu burnuma doluyordu.
Elimle üzerini yoklar gibi yaptım. “Gerçeksin demek ha bir ara beni işletiyorlar zannettim” Güldü. “Hadi gidelim” Benden ayrıldı ve valizimle beraber yürümeye başladık. “Yolculuk nasıldı?” “Fazlasıyla sıkıcı” Güldü. “Yol o kadarda uzun değil ya bir buçuk saat” “Sana göre benim için ölüm gibiydi. “ Arabasının önüne geldiğimizde yaklaşık dört ay önce aldığı audisiyle karşılaştık. “Demek ki kaderde mavişinle buluşmakta varmış” Güldü. Araba mavi renkteydi ve Feyza onu mavişim diye severdi.
O bavulumu bagaja koyarken ben araca bindim ve çantamı arka koltuğa fırlattım. O da araca binince yolculuk başladı. Yol boyunca sadece konuştuk daha dedikodu yapma evremize geçememiştik. Feyza’da aynı benim gibi kısa saçlıydı. Benim perçemlerimde ve saçımın bazı yerlerinde mor renk varken onda ise yeşil renk vardı ama cırtlak bir yeşil değildi.
Daha çok kuzey ışıklarına benziyordu. Boyu 1.65’ti. Benim boyum ise 1.67 aramızda çok ta fark yoktu. Gözleri yeşil renkti. Aynı abisininki gibi. Benim gözlerim ise düz kahverengiydi. Burnum gereğinden fazla küçük dudaklarım fazla büyüktü. Fazla zayıftım ama göğüslerim bana göre fazla büyüktü ve bu en azından benim için çokta hoş bir görüntü değildi. Vücudum asla birbiri ile orantılı değildi.
Araba bir evin önünde durduğunda sonunda bakışlarımı ondan ayırarak dışarıya baktım. Burası lüks evlerle doluydu. Arka koltuktan çantamı aldım ve arabadan indik. Çantamı tek omzuma attım ve etrafı incelemeye başladım. Feyza o sırada bavullarımı çıkarmakla meşguldü. Yanıma gelince beraber bir eve doğru yürümeye başladık. Evin önüne gelince demir kapıyı ittirerek açtı ve önden geçmem için elini uzattı.
Eve doğru ulaşan bir yol vardı burası ağaçlar ve çiçeklerle doluydu. Yol kısa bir yürüyüşün ardından bittiğinde evin arka bahçesine çıktık. Arka bahçede havuz ve şezlonglar vardı. Bahçedeki düz patikadan yürüyerek mutfak kapısının önüne geldik. “Evin iki girişi var biz şuan arka bahçeden girdik. Bu kapıda mutfağa çıkıyor. Çoğunlukla kapı açıktır buralarda hep bekçiler olduğu için güvenlik açısından sıkıntı çıkmıyor” Kapıyı açarak ilk benim girmemi bekledi.
Mutfağa adımımı attığımda dizaynına gerçekten aşık oldum. Raflar ve kapakları siyah ve mavi tonlarındaydı. Tezgah ise beyazdı. Mutfağın tam ortasında büyük bir yemek masası vardı. “Hadi gel seni benimkilerle tanıştırayım” Onu başımla onayladım. Koluma girdi ve beni mutfaktan çıkardı. Ben etrafı incelerken beni oturma odasına soktu. Televizyon açıktı ve bir futbol oyunu vardı. Kızlar futbol oynamayı seviyorlarsa işte o zaman çok iyi anlaşırdık.
“Gençler bir bakın yeni ev arkadaşınızı getirdim” Aynı anda iki kafa bize döndü. Sarışın, esmer ya da buğday tenli iki kadın beklerken bana bakan iki erkekle karşılaşınca duraksadım. Yeni ev arkadaşımı? Başımı yavaçşa Feyza’ya çevirdim. “Ev arkadaşların?” Şaşkınlıkla sorduğum soruya bana korkarak bakarak cevap verdi. “Sana onlar hakkında detay vermeyi unutmuşum” Ben hala ona şokla bakarken koltuktan bana bakan iki kafaya baktım.
Sarışın ve buğday tenli iki kişiye karşı üzerimde toz pembe kısa kollum ve siyah eşofmanımla, boynumda asılı kulaklığımla ve kolumdaki çantamla ben. Feyza’nın canını kurutacaktım. Ama bu saatten sonra yapabileceğim bir şey yoktu. Buradan dönemezdim ama burada da kalamazdım....
-SON-
Evetttt yine bennnn mükemmel bir kurgu ile geldim sizeeeee
Bu pek benlik bir kurgu değil cunki biliyorsunuz ki ben hep aksiyon yazarım ama varya bu kurgu çığır açacakkkk
Bu kitabı yayımlanması uzun sürdü cunki bu kitapta hayatımda yazdığım en uzun bölümleri yazıyorum ve sınav senem yani diğer kitaplarkmda olduğu gibi bir gün aralıklarla bölüm gelemeyebilir
Bu arada siz bölümleri kaç dakikada okuyorsunuz ben ilk bölümü 21 dakikada okumuştum ama aynı zamanda yazım hatalarını da düzenliyordum
Her kitabımda olduğu gibi bu kitabımda da bir etkinlik başlatacağım. Bu kitapta her bölüm o gün neler yaptığımı anlatacağım
Okumak isteyen okuyabilir bu arada bu diğer bölüm için başlayacak bu bölüm değill
Bilmeyenler için ben okurlarıma Yıldız Tozlarım derim ve her bölüm sonu şu cümleyi kurarım...
Mutlu olalım Yıldız Tozlarımm...⭐️🖤🖤
