5. bölüm · BİR EV MESELESİ

İş Başı

Ebru Ermeç

“Şuan bulunduğun yerdesin ama onlar için eve dönmen gerekli.
Çalan ve asla susmayan aile telefonları...”

5. BÖLÜM

İŞ BAŞI

Ben ona alık alık bakarken bakışlarını gözlerimden çekip dudaklarıma çevirdi ve derince yutkundu.
Elini yavaşça çekti ve parmaklarını dudağımın üzerinde gezdirdi. Kalbim gerilim ve heyecanla hızlı hızlı atarken sakin olmaya çalışıyordum. “Ne yapıyor-” Sıcak dudakları dudaklarımla bütünleştiğinde nefes almayı unuttum...

Nefes nefese uyandığımda derin bir nefes aldım. Elimi kalbime götürerek sakinleşmek için bastırdım. Biraz daha kendime gelince elimi kalbimden çektim. Kendimi yatağa attım ve gözlerimi kapattım. Son bir haftadır bu tarz saçma sapan rüyalar görüyordum. O olaydan sonra bilinç altıma nasıl yerleştiyse hep onu ve bu tarz saçma rüyalar görüyordum. Bundan bir hafta önce o geceki yakınlığımızdan sonra benden uzaklaşmış ve dondurmalarımız bitene kadar konuşmamıştık daha sonra aptal sessizliği bozarak konu açmıştım. Yol boyu konuşmuş ve eve gelince bir sürede olsa o yakınlaşmamızı unuttuğunu anlamıştım.

Ama ben unutamamıştım. Aklım bir haftadır o gecedeydi. O olayın yaşandığı geceden beri hep rüyalarımda onu görüyordum ve sırılsıklam uyanıyordum. Gözlerimi açtım ve yatakta doğruldum. O kadar yorgundum ki saçma sapan hareketler yaparak genleşmemiştim bile. Yataktan kalkarak lavaboya doğru ilerledim. Lavabonun önüne gelince kapıyı açarak içeriye girdim ve duşa kabine doğru ilerledim. Duşa kabinin kapısını açarak musluğa doğru ilerledim. Ilık suyu ayarlayarak lavaboya ilerleyip yüzümü yıkamaya başladım. Musluktan başımı kaldırıp aynadaki aksime baktım. Annemin de dediği gibi yüzüm çökmüştü.

Şu bir haftada derslerime ve okulun maratonuna iyi alışmıştım. Her gün okuldan geldikten sonra ne yaparsam yapayım tekrar ediyordum. Bu artık bende alışkanlık haline gelmişti. Çocuklarla şu bir haftada daha da iyi anlaşmıştık. Hepside çok tatlı ve fazla doğallardı. Flimlerde ve dizilerde hep böyle arkadaş gruplarına özenirdim. Gerçekten böyle gruplar olduğuna da inanmazdım. Suyun sesi kulağıma gelince musluğu hızla kapatarak üzerimdeki gecelik takımını çıkarmaya başladım. Ilık su bedenimden aşağıya süzülürken son bir haftadır yaptığım gibi hala düşünüyordum.

Üniversiteye giden herkes oraya gidince sorumluluklarının daha da arttığını ve onlarla başa çıkmanın zor olduğunu söylerdi. Şimdi onları gayet iyi anlıyordum. Kısa bir duşun ardından bornozuma sarılarak odama geldim. Burayı çok fazla benimsemiştim. Ama buraya en erken zamanda veda etmem gerekiyordu. Elbise dolabına doğru ilerlerken aynı zamanda tekrar tekrar Küpeli çocukla yapacağım konuşmayı düşünüyordum. Evet bugün ona iş teklifi sunacaktım. Daha doğrusu onun yanında çalışmayı teklif edecektim. Kabul edeceğini düşünüyordum.

Üzerime gri eşofmanla bol beyaz bir tişört geçirdim. Bugün haftasonuydu ve evde oturup temizlik yapmam lazımdı. Evet her evde olduğu gibi bu evinde kendine göre kuralları vardı. Banyoya doğru ilerleyerek içeriye girdim. Havalandırmayı açıp dolaptan bir saç havlusu çıkardım. Saçlarımı kurulayarak banyodan çıktım. Tuvalet aynasının önüne gelince puf koltuğa oturdum. Masanın üzerindeki kremimi aldım ve kapağını açtım. Duştan çıkınca yüzüm çok fazla kuru oluyordu. Ve bundan nefret ediyordum. Kremlenmem bittikten sonra koltuktan kalkarak telefonumu aldım ve odadan çıktım.

Ev bugün fazlası ile sessizdi. Ya Cankut hala uyanmamıştı ya da evde değildi. Hakkımı ilk seçenekten yana kullanıyordum. Mutfağa girince Küpeli çocuğun su içtiğini gördüm. Sanırım sabah erken kalkan bir diğer kişi de oydu. “Cankut nerede?” “Uyuyordur o. Hafta içi sabahları burnumuzdan getirir hafta sonu kendisi davar gibi yatar” “Aklımdan intikam planları geçiyor” Güldü. “Bunu yapacağını tahmin ettiği için geceden kapısını kilitleyerek yattığına kalıbımı basarım.” “Bende o zaman onu aşağıya indiririm.” Kalçasını tezgaha yaslayarak bana döndü. “Anlat bakalım. Nedir aklındaki?” Hızlıca ona planımı anlatırken tüm hafta boyunca bizi kargalardan daha beter bir sesle uyandıran Cankut’u bu sefer korkutmak aklımda vardı. Sabahları o sesle uyanmanın ne demek olduğunu kimse bilemezdi. Ve bir haftadan fazladır bu evde kalmama rağmen hala onun sesine alışamamış ve her sabah irkilerek uyanmıştım.

“Oyunculuğunun iyi olduğuna eminmiyiz?” Onu baştan aşağı süzdüm ve göz devirdim. “Oğlum ben tiyatro bölümü okuyorum sence nasıl kötü bir oyunculuk sergileyebilirim?” “Yinede ben bir sorayım dedim” “Bir tiyatrocuya oyunculuğun iyi mi diye sormak bir aşçıya güzel yemek yapabiliyormusun demekle aynı şey. Neyse bana yaptığın bu saygısızlığı kafaya takmayacağım ve role gireceğim” Merdivenin son basamağına geldim ve yere yan bir şekilde uzandım. “Şimdi sıra sende” Bana doğru ilerlerken konuştu. “Bu tişörtü bir daha giyemeyeceksin biliyorsun değil mi?” “Buna değer” Elindeki sahte kanı karnıma dökerken özellikle kafama dökmemesi konusunda onu uyarmıştım. “Tamam lan vur dedik öldürdün. Bu kadar yeter” Elindeki kan poşetini çöpe atmaya giderken bende tekrar tekrar onların vereceği tepkiyi düşünüp gülüyordum.

Elindeki telefonuyla tekrar dönünce gülerek konuştum. “Yalnız akılları çıkacak ha” “Evet videoyu izleyip izleyip güleceğim” Telefonunu mutfağın giriş kapısına yatay bir şekilde koydu. Aslında direkt olarak bakıldığı zaman telefon görülürdü ama onlar korku anı ile telefonu fark etmeyeceklerdi. “Hazırmısın?” Her zaman koçum” Güldü. Derin bir nefes aldı. “Kızım aptalmısın sen? Sadece bir günlük istedim. “ “Banane lan. İkimizde aynı güne denk geldik. Mecbur yanımda olacaksın” “Olmuyorum lan” “Olacaksın dedim lan” Yukarıdan kapı açılma sesi duyunca hızla ona baktım. “Aman be gidiyorum ben” Hiç bir-” Büyük bir çığlık attım. Gözlerimi kapatırken merdivenden inen adım seslerini duydum. “Noldu- “ Bir çığlık sesi duyunca tam irkilecekken kendimi zor tuttum.

Feyza’yı sanki sikiyorlardı. Öyle bir çığlık atmıştı ki ondan oyunculuk eğitimi almam gerektiğine kanaat getirdim. Ama kendimi onun yerine koyunca aslında aynı şey olsaydı bende aynı tepkiyi verirdim diye düşündüm. “Noldu lan burada?” Sesi titreyerek bu soruyu soran Ekin’di. Yanıma doğru yaklaşan adım seslerini duydum. Bir eli yüzümde hissedince irkilecekken tekrar kendimi tuttum. Sonuna gelmişken olmazdı. “Ölmüş mü?” Titrek sesiyle bu soruyu soran Cankut’un sesi çok yakınımdan geliyordu. Yüzüme dokunan oydu. “Alya” “Efendim Cankut?” Gözlerimi açarak ona baktım. Çığlık atarak benden uzaklaştı ve merdivene takılarak yere düştü.

Büyük bir kahkaha patlattım. Ben kahkahalarla gülerken küpeli çocukta bana eşlik ediyordu. Nefesim kesilecek raddeye gelince elimi kalbime götürdüm. “Ama nasıl altına sıçtı” Yerimden doğruldum ve karnımı tutmaya başladım. Küpeli çocuk yanıma doğru ilerledi. Elimden tutarak beni ayağa kaldırdı. Üzerimdeki sahte kan damlaları yere dökülürken Feyza aydınlanmış gibi hızla bana doğru ilerledi. Hızla küpeli çocuğun arkasına geçtim. “Bence gayet güzel bir şakaydı.” “Ben sana göstereceğim şakayı” Arkamdan gelen sesle oraya dönecekken Ekin beni sırtına aldı ve mutfağa koşmaya başladı. Cankut’da küpeli çocuğa doğru ilerlerken en son Feyza’nın mutfak kapısına dayalı telefonu aldığını fark ettim.

Mutfaktan bahçeye çıkarken beni arka bahçeye götürmeye başladı. Hızla çırpınarak ondan kurtulmaya çalıştım. Ama benim hem boy hemde güç olarak iki katım olan birisi ile güç takıştırmam zordu. Arka bahçeye gelince daha önce görmediğim havuz ile karşılaştım. “Hayır oğlum bak daha yeni duş aldım hasta oluru-” Beni dinlemeden havuza atmasıyla birkaç saniye havuzun altında kalsamda hızla yukarıya çıktım. O sırada hızla duyduğum su sesi ile diğer tarafıma döndüm. Küpeli çocuğuda atmışlardı. Feyza elindeki telefonun kameresı ile bizi çekiyordu. Yüzerek havuzun mermerine doğru ilerledim. Ellerimi mermere yaslayarak kendimi yukarıya çektim ve mermere oturdum. Ayağa kalkınca üzerimdeki kıyafetler on kilo daha ağırlaşmıştı sanki. Elimi havuzdaki küpeli çocuğa uzattım. Bir an göz göze geldik. O an aklıma o gece geldi. Elimi tuttu. Onu hızla yukarıya çektim. İkimizinde üzerindeki sular yere şelale misali düşerken ön bahçeye doğru ilerlemeye başladım. Ön bahçeye gelince çiçeklere doğru ilerledim. Üzerimdeki tişörtün suyunu sıkarak çiçeklere doğru eğildim. En azından sular boşuna gitmezdi. Aynısı küpeli çocukta yaparken Cankut konuşmaya başladı.

“Sanki bize şaka yapan onlar değilmiş gibi şimdi de çiçekleri suluyorlar” “Yalnız bizim şaka çok güzeldi.” “Nasılda akılları çıktı ama” Biz gülerken onlar bize tip tip bakıyordu. Bu daha çok gülmemi sağladı. “Bir daha böyle bir şaka yapma.” “Evet aklımız oynadı kızım.” Bakışlarım Cankut’a kaydı. “Bir haftadır beni erken uyandırmasının cezasını verdim” Bakışlarımı onlara çevirdim. “Tabi kurunun yanında yaşta yandı” Üzerimdeki kıyafetlerin biraz ıslaklığı gidince eve doğru ilerledim. “Bugün temizlik sırası sizde sıçtığınız yeri temizleyin bakalım it gibi” “Yaparız kanks”

...

Biz kahkaha atarken diğerleri bize sinirli sinirli bakıyordu. Elimdeki bezle Cankut’un koluna vurdum. “Ama varya o yüz ifadesi beni benden aldı” “Bak Pars bari sen gülme. Yoksa restoranta gitmem” Küpeli çocuk susunca durdum. “Ne alaka be?” “O temizlik yapacak diye restoranta biz bakacağız ama beyefendi şaka yaparken bu detayı unutmuş” “Benim restorantım yok o yüzden gülebilirim” Ben gülerken küpeli çocukta kendini gülmemek için zor tutuyordu. “Videoyu bana atsana” Orta sehpadaki telefonuma uzandım ve whatsapa girerek hemen bir grup oluşturdum. Adını fazla düşünmeden koydum. “Bir ev meselesi” Bizi yansıtan isim buydu. Çünki arkadaşlık hikayemiz bir ev meselesi üzerine kuruluydu.

Küpeli çocuğun bana attığı videoyu gruba attım. Altına da notumu yazmayı unutmadım.

“Anı kalsın diye:)”

Hepsinin telefonuna aynı anda mesaj gelince hepsi telefonuna uzandı. “Yalnız grup ismi çok yaratıcı” Ekin’e eyvallah der gibi başımı salladım. Bahçeden eve geçince önce üzerimi değiştirmiştim daha sonrada Küpeli çocukla merdivenin orayı temizlemiştik. Sonrada küpeli çocuk bize kahvaltı hazırlamıştı. Evet şu bir yumurta bile kırmayı bilmeyen kızlardandım. Annem sen yeterki ders çalış ben evin her işini tutarım kafasında olduğu için biraz rahattım ama iş tutmamamın bedeli ders çalışmaktı. Ben oturma odasının tozunu alırken çocuklar içeriye gelince videoyu izleme kararı almıştık. Ve sonrasını hepiniz biliyorsunuz.

“Biz artık gidelim. Saat kaç oldu restoran bekler” Onlar ayağa kalkarken bende kovaya doğru ilerledim ve elimdeki bezi içine atarak iyice köpürttüm. Daha sonra bezi sıkarak eğildiğim yerden kalktım. “Tamam siktirin gidin evden” Onlar gülerek oturma odasından çıkarken bende kitaplığın üzerindeki biblolara doğru ilerledim ve onları temizlemeye başladım. Kitaplıkta çok fazla biblo vardı. Duyduğum müzik sesi ile irkildim. Bakışlarım kapıya kayınca bir elinde telefonu diğer elinde hoparlörle küpeli çocuk bana gülümseyerek baktı. “Müziksiz temizlik yapamıyorumda” Güldüm.

Tuğçe kandemir’den kahverengi gözlerin çalıyordu. Dış görünüşü ile karakteri asla aynı değildi. Bunu şu bir haftada daha da iyi anlamıştım. Koltukları itince koltukların altını sileceğini anladım. Bu evi temizlemek zor gibi görünsede sadece ortak alanları temizleyecektik. Herkes kendi odasından sorumluydu. Öyle olmasa bu temizlik üç gün bitmezdi.
Ben bibloları temizlemeyi bitirdiğimde o hala koltukların altını siliyordu. Bu tayfa hep yemeği koltukların üzerinde yediği için çok kirleniyor olmalıydı. Sanırım aynı şeyi evde yapsam annem beni öldürürdü. Televizyon sehpasının üzerindeki küçük karakter süslerini yere koymaya başladım. Bunların Cankut’un işi olduğunu anlamamam için aptal olmam lazımdı. Onların hepsini indirdikten sonra sehpanın üzerini sildim ve karakterleri tek tek silerek sehpaya yerleştirdim. Bezimi yıkamak için kovaya doğru ilerlerken küpeli çocuğa baktım. Koltukların altını silmeyi bitirmiş şimdi ise perdeleri söküyordu. “Sanırım işimiz çok fazla” ” Hemde nasıl” Kesinlikle yorgunluktan pestilim çıkacaktı...

...

Kendimi koltuğa bırakınca acıyla inledim. “Bir insanın tüm kemikleri acır mı ya? Ölüyorum” Orta sehpadaki kahve kupasını bana uzattı. “Sen temizliği benimle yaptığına şükür et. Ya Cankut’la yapsaydın” İğrenir gibi bir ses çıkardım. “Bu iş bir ay bitmezdi” Elindeki kupa bardağı aldım. “Neyseki onu erken çözmüşsün” Sırtımı koltuğa iyice yasladım. Sanırım konuşmaya başlamanın zamanı şimdiydi. “Küpeli” “Hmm” Bakışlarını bana çevirdi. “Biliyorsun ki ben buraya geldiğimde sizden haberim yoktu. “ “Hm hm” Bakışlarımı kupadan çekip ona çevirdim. “Uzun süre burada kalamam. Annemler en sonunda sizi fark edecektir. Ayrı bir eve çıkmam lazım. “ “Hmm” “Bunun içinde paraya ihtiyacım var. Param olması içinde çalışmam lazım. Burada tanıdığım tek restoran işleten kişi sen olduğun için sana gelmek istedim. Eğer kabul edersen bir süreliğine yanında çalışabilirmiyim?”

Kahvesinden büyük bir yudum alırken düşünceli bakışlarını benden çekti. Gerginlikten damarlarım patlayacakken bana hala cevap vermemesi hayıra mı işaretti bilemiyordum. “Sana bu konuda tabikide yardımcı olurum. Sonuçta hepimizinde az çok bu işte parmağı var. Zaten bir restorantta her zaman garson eksiği vardır” Gülümseyerek rahat bir nefes verdim. Kahvemden bir yudum aldım. “Ama” Aldığım yudum boğazımda kalırken gelecek cümleyi bekliyordum. “En azından işe girdikten sonra yerini dolduracak birini bulmadan işten çıkamazsın” Rahat bir nefes verdim. “Bende bir şey zannettim Küpeli. O iş kolay” “Seçici bir patronumdur” “Bende seçici bir çalışanımdır” “Bana kurduğun tuzağı hala unutmadım” Şirince gülümsedim. “Neyseki benim patronum o kadar iyi kalpli ki bana kızmaz” Sinsice gülümsedi.

“İyi niyetimi kullanmaya kalkma. “ “Tamam patron Küpeli Bey” Kahvemden bir yudum daha aldım. “Bu arada bana orada küpeli diye seslenmeyeceksin” “Tamam Küpeli bey diye seslenirim” Sinirle güldü. “Hayır adımla seslen Pars filan de işte. Gerçi adım it adına benzediği için öyle demek istemeyebilirsin” Onu adının güzel olduğuna nasıl inandırabilirdim acaba? “Ya ama yeter. O zaman sende bana sakar deme Alya de” “Sen benim çalışanımsın ama” Oflayarak arkama yaslandım. Zilin çalma sesini duyunca hızla ayağa kalktım. “Sonunda” Oturma odasından çıkarak hızla kapıya doğru ilerledim. Kapıyı açtım. “Hoşgeldiniz” Hızla Ekin’in elindeki pizza kutularından iki tane aldım. “Hoşbulduk ya bir elimizdekileri alsaydın. “ Oturma odasından içeriye girerken onları dinlememeye çalıştım.

Kutulardan birini küpeli çocuğa uzatarak hemen yanına oturdum. İkimizde hızla kutuları açarken kimseye odaklanmıyorduk. Kutudan bir dilim pizza çıkardım ve hızla yemeye başladım. Ağzım dolu dolu konuştum. “Deli gibi acıkmışım abi” “Sen mi ben mi ya” O da ağzı dolu dolu konuşmuştu. İşimiz çok geç bitmişti. Küpeli yemek yapacak hali olmadığını söylediği için bende diğerlerine gelirken pizza almalarını söylemiştim. Para işini daha sonrada hallederdik. Karşımızdaki koltuğa oturduklarını hissetsem bile başımı kaldırmadım. Koluma dokunan elle küpeli çocuğa baktım. Elindeki kolayı bana uzattı. Kolayı alarak hızla bir yudum aldım.

O kolayı uzatmasa susadığımı bile hatırlamazdım. Deli gibi acıkmıştım. Markete gitmemiz lazımdı. Birkaç dilimden sonra başımı kaldırdım. “Sonunda bizi fark ettin ha “ “Pardon ya dalmışım” “Biraz daha geç gelsek bizi yerdi bu” “Abartma cancan o kadar da değil” Bir süre durdum. “Ya da o kadar” Ben yemeğime dönerken onlarda acıkmış olmalı ki yemeklerine gömülmüşlerdi. Yemek bittikten sonra arkama yaslandım. “Yalnız karnım şişti” Elimle karnımı ovalarken aynı hareketi küpeli çocukta yapıyordu. “Evet ya biraz hızlı yedik sanki” “Ama iyi geldi” Feyza yanıma doğru ilerledi ve karnımı okşamaya başladı. “Ay teyzesinin gülü üç aylık olmuş maşşallah “ Gülerek konuştum. “Bi siktir git ya” Elini iteledim ve kendimden uzaklaştırdım. “Hadi Alya üç aylık hamile asabi çocuğa ne demeli. Hayırdır oğlum çay göbeğimi yapıcan?” Küpeli çocuk arkasındaki yastığı Ekin’e fırlattı. “Abartmayın lan” Masadaki kutuları çöp poşetine doldurdular. “Şimdi markete gidelim desem hepimiz yorgunuz en iyisi yarın akşam gidelim” Beni başlarıyla onayladılar.

“Zaten bu yorgunlukla gitsem net market arabasında uyuyakalırdım” “Sonra bende seni döverek uyandırırdım” Cankut ve küpeli çocuğun konuşmasına güldüm. Tuhaflardı. Onlarla kalıp Cankut’un yine ortaya atacağı bir konuda tartışmak isterdim ama sabah erken kalkmıştım ve kemiklerim sızlıyordu. Telefonumu alarak ayağa kalktım. “Ben odama kaçayım. Yarın görüşürüz” Oturma odasından çıkarken Cankut’un arkamdan dediklerine güldüm. “Kapını kilitle kızım. Bir gece ansızın gelebilirim” Bu sabah yaptığımın karşılığının geleceğine adım kadar emindim.

Merdivenler çıkarken sabah yaşananlar aklıma geldi. Dudaklarımda küçük bir tebessüm belirdi. Bakalım karşı atak ne zaman gelecekti....

...

“Hadi kızım zaten geç uyandın. Bu ne disiplinsizlik” Küpeli çocuğun alay akan sesinden duyduğum cümlelerle güldüm. “Oğlum sen patronsun kendine gel” Çayımın son yudumunu da içerek sandalyeden kalktım. Sandalyeye asılı olan çantamı aldım. “Hadi gidelim” Onlar kapıya doğru ilerlerken bende arkalarından ilerledim. Ayakkabılarımı giyerken küpeli hala söyleniyordu. “Oğlum sen patronsun geç gitsen bile bir şey olmaz. Kızı niye stres altında bırakıyorsun.” Omuz silkti. “Eğlenceli çünki” Ona kötü kötü baktım ve evden çıkarak arkamı döndüm. Kapıdaki Feyza’ya sıkıca sarıldım. “Hadi sakar hadi” “Tamam be öldün sende” Feyza’dan ayrıldım ve ona arkamı dönerek diğerleri ile bahçe yolunda ilerlemeye başladık.

Cankut koşarak arabaya doğru ilerledi ve sürücü koltuğunun yanındaki koltuğun kapısına yapıştı. “İlk ben tuttum” Ona güldüm ve arka kapıyı açtım. “Prensesler önde babalar arkada oturur canım” İçeriye girerken arkamdan Ekin ve diğerinin kahkahasını duyuyordum. Diğerleride yerine yerleşince Ekin arabayı sürmeye başladı. Cankut radyoya uzanırken kulaklıklarımı unuttuğum için bir kez daha kendime küfür ettim. Koluma dokunan elle küpeli çocuğa döndüm. Elindeki kulaklığı bana uzatıyordu. Hızla alarak Cankut’un sesini birazda olsa bastırmak istedim. Bu halime güldü. Kulağımda çalan Simge’nin şarkısı ile yolu izlemeye başladım.

Kısa bir yolculuktan sonra araba durunca rahat bir nefes verdim. Bir kulağımda mükemmel bir ses diğer tarafta ise Cankut’un cırtlak sesi varken bu yolculuğa daha ne kadar devam edebilirdim bilmiyordum. Çantamı alarak araçtan indim. Ekin beni daha ilk günden zorlamaması için Küpeli çocuğa nutuk çekiyordu. O da araçtan inince beraber restoranta doğru ilerlemeye başladık. Restorantın önüne gelince aklıma en son beni kovaladığı geldi. “Bu arada önlüğü yıkadım evde. Bir ara sana vereyim onu” Güldü. “Bence sende kalsın hatıra olarak. Patronuna ilk ve son şakan olarak saklarsın” Bu alttan alta bir savaş sinyaliydi. Gözlerimi kısarak ona baktım. “İntikam alacaksın değil mi?” Güldü. “Hemde ne intikam”

Restoranttan içeriye girince içerisinin çok ta kalabalık olmadığını fark ettim. “Sabah saatleri çok kalabalık olmaz. Ama öğle saatlerine doğru öğrenci dolu olur” “O zaman biz neden bizi deli sikmiş gibi sabahın köründe geldik” Durdu ve bana döndü. Bakışlarımı kaçırdım ve etrafı seyretmeye başladım. “Deli takliti yapmak güzeldir ama hep işe yaramaz sakar” O ilerlemeye başlayınca bende arkasından ilerledim. Arka tarafa geçince bir asansörün önünde durdu. Kapısını açarak içeriye girdi bende hemen arkasından tabi. En üst katın düğmesine basınca sabırla beklemeye başladım. “Bu restoranta kimse randevu alamadan gelemez. Ben senin geldiğini gördüğüm için sorun çıkmadı ama bir dahakine randevu almak zorunda kalırsın. Yukarı katta aile salonlarımız var. Daha sonra çocuklar için ufak bir eğlence alanı. Onun bir üzerinde ise VIP kişilere özel salonlar var. En üst katta benim odam zaten. Senin buradaki işin VIP kişilerle ve çocuklarla ilgilenmek. Uzun zamandır VIP kişilerle ben ilgileniyorum fakat yarışmalarla uğraştığım için çok fazla ilgilenememeye başladım.” Asansör durunca kapıyı sonuna kadar açtı ve geçmem için kenara geçildi. Önden yürümeye başladım.

İç sesim ”Çok centilmen AS bayrakları AS AS” diye bağırsada onu umursamadım. Kattaki duvarlar siyah renkti. Ve sadece iki oda vardı. Bir odaya girince ardından da ben girdim. Burası onun odası olmalıydı. Yine siyah tonlardaydı. Arkası komple camdan oluşuyordu. “Otursana” Sesiyle kendime geldim ve masanın önündeki koltuklardan birine oturdum. Masaya oturmak yerine karşıma oturdu. “Evet ilk mesele burada disiplin her zaman söz konusudur. O yüzden müşteri memnuniyeti her zaman önemlidir. Sana bir şey demeye kalkan olursa hemen bana gelebilirsin. Ders programını bana at ki bende VIP müşterilerin geliş saatini ona göre ayarlayayım. “ Onu başımla onayladım. Elimi çantama attım ve telefonumu çıkararak ders programımı ona attım. Onu nasıl kaydettiğimi görünce güldü.

“Umarım bana burada küpeli çocuk deyip durmazsın” “Emredersiniz patron” Ayağa kalktı. Bende ayağa kalktım. “Birazdan bir çalışanım gelecek sana kısa bilgilerden bahseder” Onu başımla onayladım. Umarım bugün saçma değil güzel bir şekilde geçerdi....

...

“İyi akşamlar tekrar bekleriz” Koluma giren Esmayla ona döndüm. “Kızım herkese nasıl tatlı dilli davranıyorsun sen ya. Restoranta giren herkes gülerek çıkıyor” Elimle saçımı savurdum. “Ee var bende de birşeyler “ “Mesai saatinin bitmesine on dakika var. Patron bu saate kadar gelmediğine göre uyuya kalmıştır. Sen bir git bak istersen” “Neden uyuya kalsın ki?” Beni kolumdan tutarak ilerletmeye başladı. “Çünki her zaman aşağıya inerdi. Odasının yanında olan oda yatak odası. Tabi para bok gibi olunca adam kendine özel kat açtırıp daha birde yatak odası koydurdu. Ben daha önce o odaya girmedim. Uyuya kaldığı zamanlar bende Feyza’nın numarası var onu ararım o buraya gelir uyandırır. Ne kadar diğer çalışanlarına göre bana daha yakın olsada yanına gitmem. Ama sen ev arkadaşı olduğunuzu söyleyince uyandırmanda bir sakınca olmadığını düşünüyorum. “

Onu başımla onayladım. Asansörün önüne gelince durdu. “Mesai saati doldu dolacak ben yavaştan hazırlanayım” Onu başımla onayladım. Ve kata gelmesi için asansörün düğmesine bastım. Esma yanıma gelince bana buradaki işlerin nasıl ilerlediğinden bahsetmişti. Ve benim daha sakin bir yerde olduğumu da bastırarak söylemişti. VIP kişilerin olduğu salonda mutfak tarafında küçük bir asansör vardı. O yemeklerin aşağıdan yukarıya gelmesini sağlıyordu. Benimle beraber orada birkaç kişi daha çalışıyordu ama onlarla konuşma fırsatım olmamıştı. Asansör gelince kapısını açarak içeriye girdim ve en üst katın düğmesine bastım.

Aynadaki aksime bakınca bir an kendimden korksamda hemen saçımı bozup tekrar yarım bir şekilde topuz yaptım. Üzerimdeki gömleğin birkaç düğmesini açtım. Normalde buraya geldiğimde açıktı fakat sonradan düğmeleri iliklemiştim. Servis yaparken firikik vermek en son yapmak istediğim şeydi. Hele ki tecavüzcü erkeklerle dolu bir dünyada yaşadığınız zaman bu tarz ufak detaylara çok dikkat ediyordunuz. Asansör kata gelince kapısını açarak indim. Önce çalışma odasına gitme kararı alarak beni getirdiği odaya doğru ilerledim.

Kapıyı çalarak içeriye girdim. Masa bomboştu ve sokak direklerinin loş ışığı odayı aydınlatıyordu. Bir insan neden iş başında uyurdu. Kapıyı kapatarak yan odaya girdim. Kapıyı çaldım ama açan veya seslenen olmayınca içeriye girdim. Sokak lambasının loş ışığı bu oda da bir yatağa vuruyordu. Ve küpeli çocuk burada yatıyordu. Yanına doğru ilerledim. Kafası yastığa gömülü bir şekilde yatıyordu. Kolunu sarsmaya başladım. “Küpeli patronum kalkarmısınız? Saat çok geç oldu” Kolumdaki saate baktım. Mesai saati bitmişti. “Bence adı ile seslenmemde bit sıkıntı yok” Kolunu sarsmaya devam ettim. “Küpeli çocuk kalksana” Ben kolundan sarstığım yerde bir anda kolumdan tuttu ve beni kendine çekti.

Nefes nefese ona bakarken uykulu gözlerle bana bakıyordu. Şuan beni altına aldığının farkında değildi sanırım. “Küpeli?” Sesimle kendine gelince önce bir gözü kapalı bir şekilde etrafa baktı. “Sakar hayırdır?”Sesi çok kalın ve uyku sersemliği ile boğuk çıkmıştı. Yutkundum. Ne zaman üzerimden kalkmayı planlıyordu? “Restoran kapanacak hala uyanmadın küpeli uyandırmaya geldim ama” “Bana küpeli dememen konusunda anlaştığımızı düşünüyordum” Yüzünü yüzüme yaklaştırdı.

Sokak lambasının ışığı altında yüzü fevkalade duruyordu. Üzerindeki lacivert gömlek esmer tenini daha da bir şık gösteriyordu. Gerçekten çok çekici bir adamdı. Kolumu kaldırarak saati ona gösterdim. “Mesai saati bitti” Ben şirince gülümserken dikkatlice bana bakmaya başladı. Gülümsemem solarken bende onu incelemeye başladım. Sanırım ilk defa bana bu kadar dikkatli bakıyordu....

Evetttt bir bölümün daha sonuna geldikkkk

Ben bu kitabın en azından bazı insanların ailelerini yansıttığını düşünüyorum aileniz sizi dövmez belki ama sizden çok derslerinize odaklanır ve bu canınızı yakar. Aile bazıları için sıcak bir yuvayı temsil ederken bazıları için sadece acının merkezidir. Çevremdeki çoğu kişinin ailesi böyle olduğundan dolayı bu kitap Türkiye’de ailesinin hayatını kararttigini düşünen tüm kişilere armağanımmm

Evet bugün ne yaptık onu konuşalım ben bugun sabah saat 07.45 te uyandım sonra hızla hazırlandım ve kütüphaneye yola çıktım. Sonra oraya gidince bir de ne göreyim kütüphanenin yakınındaki bimi kaldırmışlar çıldırdım çünkü orda başka bim yok. Neyse bir marketegirdim birseyler aldım parka gittim kütüphane ile park iç içe sonra onları yedim( aldıklarımı) sonra kütüphaneye girdim üç saat kdr ders çalıştım sonra duvarlar üstüme üstüme geldi dışarıya çıktım o parkın karşısında bir park daha var orası sessiz arkadaşımla benim hep oturduğumuz banka gittim oturdum sonra müzik dinledim bir kaç saat orda oturdum ama hayatımın en huzurlu bir kaç saatiydi çünkü sadece ben ve düşüncelerim vardı. Sonra eve geldim eşref rüya izledim. Sonra telefonda takıldım birazdan da (bilgisayar şuan şarjda)kitaba bölüm yazacağım öyle

Kendimi şizofren gibi hissediyorum çünkü şuan bana yorum atan okurum yok zhxhhxhs

Evet bir bölümün daha sonuna geldikk
Diğer bölümde görüşmek üzere

Mutlu olalım Yıldız Tozlarımm...⭐️🖤🖤