14. bölüm · BİR EV MESELESİ

İtiraf

Ebru Ermeç

“Aşk, tutku ve şehveti değil sevda ve gururu bilir”

14. BÖLÜM

İTİRAF

Duyduğumuz anons sesi ile birkaç adım benden uzaklaştı. Anons yabancı dil olduğu için ben ne dediğini anlamamıştım. Yanından geçerek çıkış kapısına doğru ilerledim. Beni etkilemesine izin vermemeliydim. Kapının önüne gelince kapıyı açarak balkondan çıktım. İçerinin sıcak havası yüzüme çarpınca rahat bir nefes verdim. Bizim masamıza doğru ilerlerken diğerlerinin aralarında fısır fısır konuştuğunu gördüm. Ben yanlarına ulaştığımda susmuşlardı. “Ne oluyor?” Ekin’e başımı iki yana sallayarak cevap verdim. Orta sehpadaki kulaklığı kulağıma geçirdim. Bakışlarım aşağıdaki masalara kaydı. Küpeli yerine geçmişti. Büyük alanda duyulan gong sesi tüm salonu doldurdu. Daha sonra ise aşinası olduğumuz ses kulaklarımıza doldu. “Evet ilk yarışmanın son etabındayız. Tadım etabı sırası ile bir. İki ve üçüncü masaların tabaklarına bakacağım. Bugün buradan iki takım elenecek. İyi olan kazansın diyor ve hemen tadıma geçiyorum” İlk masadaki yarışmacılardan birisi önündeki tabağı alarak şefin yanına doğru ilerledi. Şefin önüne geldiğinde onun önündeki masanın üzerine tabağı bıraktı ve geri masasına doğru ilerledi. Şef vakit kaybetmeden tadıma başladığında ıstakoz yemeği yaptıklarını fark ettim. Yemekten sadece bir çatal aldıktan sonra tabağı ileriye itti ve elinin altındaki deftere birşeyler yazdı. “İkinci masa” İkinci masadaki yarışmacı elinde tabağı ile şefin yanına yaklaşırken üzerimdeki kazağı çekiştirdim.

Strese girmiştim. İkinci masadaki yarışmacı tabağı bırakarak tekrar masasına dönerken şef hemen yemeğe odaklandı. Bu seferki adını bilmediğim bir yoğurtlu yemekti. Şef bu sefer kaşığa uzanarak hemen tadım yaptı. Bu seferki yemektende bir kaşık alarak onu ileriye itti. Elinin altındaki deftere yine not alırken sıranın üçüncü masaya geldiğini bilmenin heyecanı ile kalbim sıkıştı. Umarım kazanırdı. Üçüncü masadaki kadın yarışmacı elindeki tabakla şefin yanına doğru ilerlerken ona aşağılayıcı bakışlarımı atıyordum. Neyseki farklı bir yerde denk geleceğim birisi değildi. O geri masasına dönerken şef çatal ve bıçak yardımı ile somonu keserek tadım yaptı. Sosunda tadına baktığında oturduğu sandalyeden ayağa kalktı. Bende oturduğum koltuktan ayağa kalkarken demir trabzanlara uzanarak kollarımı ona dayadım ve aşağıyı izlemeye başladım. Elim istemsizce kalbime giderken heyecandan kalp atışlarım kulaklarımda çınlıyordu. “Öncelikle bu yarışmaya katıldığınız için hepinize teşekkür ediyor ve bu yarışmaya katılma hakkını kazandığınız için bile kendinizle gurur duymanızı istiyorum. Ama her yarışmada da olduğu gibi bu yarışmada da kaybedenler olacak. O zaman başlayalım”

Aşağıdakilerde ağızları kulaklarında şefi dinlerken heyecan tüm vücudumu ele geçirmişti. “İlk masa ıstakoz yemeğinizin etleri çok sertti. Yemeği mükemmel bir zamanda yaptınız fakat birşeyi çabuk yapmanız onu mükemmel bir şekilde yaptığınız anlamına gelmez. O yüzden size Avrupa’da veda ediyoruz” İki yarışmacının da gözlerinin dolduğunu farketmemek için kör olmak gerekiyordu. “İkinci masa yoğurtlu yemeğiniz fazlası ile tuzluydu. Yoğurt ise limondan kaynaklı tadında değişime uğramıştı. O yüzden elendiniz” Son dediği ile hızla Feyza’ya döndüm. “Kazandık” Mutluluk akan sesimle ona doğru ilerledim ve sıkıca sarıldım. Yerimde zıpladığım yerde kendimi inandırmak için hep aynı şeyi söylüyordum. “Kazandık biz kazandık” Ondan ayrılınca Cankut’a doğru ilerledim. Ona da sıkıca sarılırken ikimizde heyecandan olduğumuz yerde zıplıyorduk. Kulaklarımdaki kulaklık boynuma düşse bile umursamadım. Ekin’in yanına gittiğimde ben ona sarılırken o boynuma düşen kulaklığı çıkarıyordu. Ondan uzaklaşınca bakışlarım etrafta gezindi. Küpeli’nin Feyza’dan ayrılarak bana doğru ilerlediğini gördüğümde bende kollarımı açarak ona doğru ilerledim. Ortada buluştuğumuzda parmak uçlarımda yükselerek kollarımı boynuna doladım.

“Kazandın” “Kazandım” Derin derin aldığı nefeslerle güldüm. “Bu gece sana mükemmel bir kutlama yapacağız” Güldü. “Böyle bir anda yanımdasınız ya. Ben başka ne isterim ki sizden” Göz yaşlarının boynumu ıslattığını hissedince güldüm. “Sanırım bizim asabi çocuk o kadar da asabi değil ha” Benimde gözlerim dolarken kalbimdeki heyecan geçmiyordu. Birinin adına ondan daha çok mutlu olmak bu olsa gerekti. Kollarımı boynundan çekince benden birkaç adım uzaklaştı ve hemen arkasını dönerek göz yaşlarını sildi. Bunu o kadar çok istiyordu ki mutluluk göz yaşları döküyordu. Çantamı alarak koluma taktım. Diğerleride toplarlanınca merdivenlerden aşağıya inmeye başladık. O sırada yukarıya çıkan küpelinin masa arkadaşı ve onun takımı ile denk geldik. Kadın yabancı dil birşeyler söyleyerek ona elini uzattı. ELİNİ UZATTI. Bakışlarım hızla küpeliye dönerken o eli sıkmamasını umdum. Yoksa bu sefer onu kimse elimden alamazdı. Kadının eline kısa bir süre baktıktan sonra yanından geçerek merdivenleri inmeye devam etti. Rahat bir nefes verdim. Eğer o eli sıksaydı başına gelecekleri benim bile aklım şuan almıyordu. Diğerlerini takip ederek merdivenlerin son basamağınıda indiğimde Ekin beni kolunun altına aldı ve ilerlemeye başladık.

Cankut yürüdüğü yerde bize döndü ve ters bir şekilde yürüyerek konuşmaya başladı. “Evet bu geceyi nasıl kutlayalım? Fikirlere açığım” “En son öyle yürüdüğünde kalça kemiğin kırılmıştı hatırlatırım” Omuz silkti. “Olmaz bana birşe-” Demeye kalmadan popusunun üzerine düşünce bir kahkaha patlattım. “Ama biz sana dedik” Feyza ona doğru ilerleyip elini uzatarak onu ayağa kaldırdı. Tekrar yürümeye başlarken bu sefer ben konuştum. “Bence bu gece için hep beraber güzel bir yemeğe gidelim. Mümkünse içkili olmayanından.” “Çünkü eğer hepimiz sarhoş olursak başımıza ne gelir bilemiyoruz” Sözümü devam ettiren Ekin’i başımla onayladım. “O zaman bu gece yemeğe gidelim yarın ki şampiyonluk içinde bize mekan kapatırız” “Şampiyon olacağıma bu kadar eminsiniz yani?” Ekin ayağını kaldırarak küpelinin poposuna vurdu. “Tabiki eminiz oğlum. Erkenden şampiyonluk için hazırlık yapmaya başladık.” Ceketlerin bulunduğu dolabın önüne gelince Feyza kapakları açtı ve tek tek hepimizin montunu uzattı. Montumu alarak bir kolumdan geçirdim diğerinide geçirecektim ama çantam kolumdaydı. Küpeli uzanarak çantayı kolumdan aldı.

Ona bir gülümseme gönderdim ve montun diğer kolunuda giyerek fermuarımı kapattım. Çantamı ondan aldığımda diğerleride montlarını giymişti. Hep beraber dışarıya çıktığımızda derin bir nefes aldım. “Bence buradan direkt yemeğe geçelim. Git gel yaparsak trafik olabilir” Feyza’nın fikrini hepimiz mantıklı bulunca Ekin hemen bir taksi çağırdı. Küpeli önüme geldiğinde benimle konuşacağını anladım. Diğerleri sanki bu anı bekliyormuş gibi bizden biraz uzaklaştı. “Dediğin gibi o kızdan uzak duruyorum” Söylediğini umursamadan konuştum. “Türkiye’ye döndüğümüzde benim tiyatro işim var unutmadın değil mi?” Bana birkaç adım yaklaşırken konuştu. “Seni bile unutamıyorken senin işini nasıl unuturum söylesene?” Kalbim hızla çarparken farklı bir konu açmak istiyordum ama aklıma hiçbirşey gelmiyordu. Telefonumun sesi sessizliği bozunca rahat bir nefes verdim. Galiba hayatımdaki tüm şansımı burada kullanmıştım. Çantamın ağzını açarak telefonumu çıkarttım ve hızla aramayı cevapladım. “Ne yapıyorsun kızım?” “Ne yapayım anne Feyza ile yemek yemeye gidiyorum. Siz?” Yalan değildi yemek yemeye gidiyordum sadece Türkiye’de değildim. Ama onun bunu bilmesine gerek yoktu.

“Bizde ne yapalım baban dükkanda bende ev temizliyorum. Dersler nasıl gidiyor?” Ve konuşmanın başından beri sormasını beklediğim soruyu sormuştu. “İyi gidiyor. Zaten boş vaktim pek olmuyor dersler ve okul çok sıkı. Birde sınavlar var ya derslerim bitse bile provada oluyorum. İlk defa boş anım oldu onda da Feyza ile yemeğe çıkıyoruz.” “Hmm iyi iyi çalış kızım” “Tamam ben kapatayım şimdi yemekler gelecek hadi görüşürüz” “Görüşü-” Telefonu kapatarak çantama attım. “O kadar kolay yalan söylüyorsun ki bu oyunculuğun karşısında şaşırmamak elde değil” Kollarımı birbirine sardım. “Ama ben yalan söylemek istemiyorum. Beni yalan söylemek zorunda bırakıyorlar” Ekin’in sesi ile bakışlarım onlara döndü. “Hadi taksi geldi” Gelen arabaya doğru ilerlemeye başladım. Arabanın önüne gelince arka koltuğa geçtim. Ben, Feyza, Cankut ve Küpeli arkaya otururken Ekin öne oturmuştu. Küpeli yabancı dilde birşeyler konuşarak kadına yolu tarif ederken kendimi bir kez daha cahil gibi hissetmiştim. Buradaki en büyük farklılık ise kadınlarında taksi şoförü ya da otobüs gibi işleri yapmasıydı. Hatta bu işleri yapan kişilerin çoğunluğu onlardan oluşuyordu. Bir ülkede kadına bu kadar imkan sunulması güzeldi. Eğer şuan Türkiye’de bir kadın dolmuş veya taksi şoförü olsaydı hem fiziksel hemde sözsel bir şekilde tacize uğrayabilirdi. Her anlamda mükemmel bir ülkeydik. Vatanına aşık bir kadındım ama kadınların başına gelen bu kadar duruma karşı bazı devlet büyüklerinin bile ses çıkarmaması ülkenin kötü bir hala gideceğine işaretti. Tanıştığımızdan beri ikinci defa küpeli ile yan yana oturuyorduk. Tam koltuğa sığamadığı için kolunu omzumun üzerine uzatmıştı. Gözlerimiz bir biri ile buluştuğunda bana olan bakışlarının yoğunluğu ile karşılaştım. Bana öyle bir bakıyordu ki göğsüm sıkışıyor ve kalbim hızla atmaya başlıyordu. Ben bu adamla ne yapacaktım?

....

Kahkahalarım durmazken elimdeki çatal ve bıçak yardımı ile balığı kestim. “Ama varya öyle bir hikayeydi ki bende aynı böyle güldüm” Gülüşlerim yavaş yavaş dururken çatalıma aldığım balığı ağzıma attım. Yine ve yine Cankut’un hikaye anlatma zamanlarındaydık. Parmaklarımla kadehi kaldırdım ve suyumdan bir yudum içtim. O sırada bakışlarım beni izleyen küpeliye değdi. O kadar anlamlı bakıyordu ki yüreğimde tarifsiz bir heyecan oluşuyordu. “Ee yok mu sizin hikayeniz?” “Bence bu sefer sakar birşeyler anlatsın” Tebessüm ettim. “Burcu” Adını söylemek bile canımı yakıyordu. Yokluğunu tüm zerremde hissediyordum. Beni kimse onun kadar iyi anlamıyordu. “Bir keresinde Burcu ile beraber bizim evde kalıyorduk. O zamanlar annemler tatildeydi. Akşam gece üç suları filan biz acıktık. İşte mutfağa gittik sıcak su koyduk. Sonra da bunun kaynaması uzun sürer diye düşünerek içeriye geçtik. Müzik filan açtık ama müzik sesi tüm evi dolduruyor. Dans ettik eğlendik filan ama böyle bir tuhaf hissediyoruz. Koluyla dürttü beni “Aga biz bir şey filan mı unuttuk lan?” dedi. Sonra burnumuza yanık kokusu geldi. Böyle göz göze geldik. Aynı anda “Su” dedik ve koşarak mutfağa geçtik. Ama mutfağın halini görmeniz lazım ya. Su kaynamaktan süblimleşmiş artık. Mutfak rafları filan yanıyordu. Evden bir kaçışımız var ama salak gibi ben çorap giymişim ama ayağıma başka bir şey giymeden aşağıya inmişim”

Son dediğimle onlar kahkaha atarken burukça tebessüm ettim. Bu hikayeleri onlara Burcu ile beraberde anlatabilirdim. Onu o kadar çok özlüyordum ki yokluğu canımı çok acıtıyordu. “Gerçekten suyu nasıl unutursunuz?” “Biz birbirimizin yanına gelince herşeyi unuturduk” Cümlemin sonundaki geçmiş zaman eki masaya ağır bir havanın çökmesini sağladı. Dolan gözlerimi kaçırdım ve masanın üzerindeki suyumu alarak birkaç büyük yudum aldım. Hani bazen boğazınıza bir yumru otururdu ne içtiğiniz su boğazınızdan geçerdi ne de yediğiniz yemek, nefes almaya çalışırdınız ama burnunuzun direği sızlardı. İşte şuan öyle bir durumdaydım. “Kalkalım mı?” Başımla onları onayladım ve sandalyemden kalktım. “Size bir taksi çağıralım bizim dışarıda biraz işimiz varda” Bakışlarım Cankut’a döndü. “İçip içipte yapmamanız gereken şeyler yapmanızı istemediğim için sizi kutlama yapmaya göndermiyoruz” Yemek salonundan çıktığımızda Feyza ve Cankut montlarımızı almak için askılığa doğru ilerledi. “Nerden anladın?” “Benimde kendimce yeteneklerim var” Feyza’nın uzattığı montumu aldım ve ona havadan bir öpücük attım. Montlarımı üzerimize giyince restoranttan çıktık. Hava soğumuştu. Şuan en büyük isteklerimden birisi sıcak kahve ve battaniyeydi. “Taksiyi mi bekleyeceğiz birde?” “Yok benim limuzinim gelecek”

....

Üzerimdeki battaniyeye daha da sıkı sarılırken sokak lambalarının aydınlattığı şehri izliyordum. Feyza bana sabahtan beri Cankut’a olan aşkını anlatıyordu. “Sen beni dinlemiyormusun?” Bakışlarımı ona çevirdim. Onunda üzerinde kalın bir battaniye vardı. “Sabahtan beri aynı şeyleri tekrarlayıp duruyorsun Feyza. Evet aşıksın anladım. Eğer sen bana oturupta ya olmazsa diye ihtimalleri sayarsan o zaman bende daha fazla kötü ihtimal sayarım sana. Artık bu meseleyi ikinizin halletmesi lazım. Ben aşk doktoru değilim. Ve insanlara hayatın gerçeklerini söylemeyi severim. Sen şuan bunları göz ardı ediyorsun Feyza. Sonuna kadar mutlu olacağınızın ihtimallerini o kadar çok düşünüyorsun ki bana kötü ihtimalleri saydığın yerde bile içine kurt düşüyor. Sen bu meseleyi önce içinde hallet. Ama aşk sarhoşu olmadan önce kim olduğunu unutma” Oturduğum sandalyeden kalkarak balkondan çıktım. Üzerimdeki battaniyeyi yatağımın üzerine fırlattım ve odanın çıkışına doğru ilerledim. Çıkış kapısının yanındaki kartlıktan oda kartımı alarak odadan çıktım. Adımlarım beni asansöre götürürken düşünüyordum. Acaba bende mi aşık olursam Feyza gibi olurdum? Annem her zaman aşkın insanın gözünü kör ettiğini özelliklede böyle durumlarda insanların onları aydınlatacak birine ihtiyaç duyduğunu söylerdi. Ne kadar eskiden ilişkilerin olursa olsun ya da deneyimlerin yolun sonunda gerçekten birine aşık olduğun zaman onun kusurlarını görmediğini söylerdi. Evet bu doğruydu. Ben anneme babamın ne kadar onu sevsemde kötü taraflarını anlatırken annem her zaman onu savunur ve onun mükemmel bir adam olduğunu söylerdi. Ama onun yaptığı şeyleri insanın görmemesi için kör olması gerekirdi. Aşk illeti çok kötü birşeydi. O yüzden ben birisine aşık olmak değilde sevdalanmak isterdim.

Asansörden inince lobinin karşısındaki koltuklara doğru ilerledim. Dışarıya çıkabilirdim ama üzerime montumu almamıştım. Kendimi tekli koltuklardan birine atınca rahat bir nefes verdim. Bizimkilerle gelince bir süre bizim odada oturmuştuk. Daha sonra ise onlar gitmiş bizde balkona geçmiştik. Saat gece on bir buçuğa geliyor olmalıydı. Karşımda hissettiğim hareketlilikle bakışlarım oraya döndü. Cankut gelmişti. “Sen ne iş burada?” Tek gözümü kırparak kafamı salladım. “Asıl sen ne iş?” Güldü. “Canım sıkıldı azıcık hava alayım dedim.” “Korktun bence dışarıya çıkmaya bir kez daha kaybolursan Küpeli seni kulaklarından tavana asardı” Güldü. “Belki” Bakışlarım dışarıya kaysada tekrar ona döndüm. “Sana bir şey diyeceğim” Başını salladı. “Bizimki sana karşı birşeyler hissediyor” Gözleri kocaman açılırken eli ile ağzını kapattı. Bu haline güldüm. Öne doğru eğildi ve kısık sesle konuştu. “Gerçekten mi?” Onu başımla onayladım. “O zaman ben yanına gidiyorum” Tam ayağa kalkacakken kolundan tuttum. “Saçmalama otur şuraya” Geri yerine otururken rahat bir nefes verdim. “Eğer şimdi yanına gidersen benim söylediğimi anlar. Yarın akşam kutlamada söylersin” “Ne kutlaması ya?” Elimle alnıma vurdum. “Hani yarın Küpeli şampiyon olacak ya onun kutlaması” Aydınlanmış gibi bana baktı. “Kutlamanın sonuna doğru onu kaçırır konuşurum” Parmağımı şıklatarak onu gösterdim. “Aynen öyle. Hem de hiç unutamayacağınız bir tarih olur”

“O zaman yarın büyük gün” Onu başımla onayladım. “Yarın bir çok şeyin başlangıcı olacak” “Ne gibi?” Omuz silktim. “Bilmem”

....

Yine aynı salonda oturuyorduk. Bu sefer hepimizinde içinde dinmeyen bir heyecan vardı. Lavabonun karşısında saçlarımı düzeltirken kendi kendime düşünüyordum. Bugün küpeliye hayatının en güzel hediyesini verecektim. Üzerimdeki kazağın yakalarını düzelttikten sonra eteğimi biraz indirdim. O sırada kabinlerden birinin kapısı açıldı. İçinden çıkan sarı çiyana kısa bir an baksamda tekrar önüme döndüm ve lavabonun üzerindeki çantamı alarak çıkmak için adımladım. O sırada yabancı dil birşeyler söylediğini duydum. Yüksek ihtimalle bana söylüyordu. Ne dediğini anlamadığım için pekte sikimde değildi. Lavabonun kapısını açarak dışarıya çıktım. O sırada sırtını duvara yaslamış bir şekilde beni bekleyen küpeliyi fark ettim. Adımlarımı ona doğru yönlendirirken kolumdan tutulmamla bakışlarım tutan kişiye döndü. Sarı çiyan kolumdan tutarak beni durdurmuş ve yabancı dilde saçma sapan şeyler söylüyordu. Arkamda hissettiğim bedenle kalbim ağzımda atmaya başlarken kadına odaklanamıyordum. Neden bu kadar yakındı? “Ne diyor bu sıçan?” Bakışlarımı küpeliye çevirdim. “Bilmesen daha iyi” Tek kaşım havaya kalkarken ellerini teslim olur gibi havaya kaldırdı. “Tamam şampiyon demedim bir şey. Sadece son dediğine yetiştim. Senin onun dilini bilemeyecek kadar cahil olduğunu söyledi.” Dudaklarıma sinirden oluşan bir gülümseme yayıldı.

“Ona benim dilimi bilemeyecek kadar cahil olduğunu söyle” Bakışlarını tereddüt kapladı. “Söyle” Küpeli yabancı dilde birşeyler söylerken kolumu onun elinden kurtardım ve arkamı döndüm. Ama dönmemle küpeli ile burun buruna geldim. Arkadaki kadının bağırışlarını ve yabancı dilde konuşmalarını duyuyordum. Ama gözlerimi onun gözlerinden çekemiyordum. Elini belimde hissedince kaskatı kesildim. Dudaklarındaki büyük gülümseme ile yüzünü yüzüme yaklaştırdı. “Sen iyimisin?” Diğer elini yüzüme çıkarırken yanağımı baş parmağı ile okşadı. “Bir kızardın sanki” Elini ittirdim ve ondan uzaklaştım. “Yarışma” Yüzündeki sırıtışı gizlemek ister gibi başını salladı. “Yarışma yok mu ya? Hadi oraya gidelim” Hızlı adımlarla yanından geçtim ve yarışma alanına doğru ilerledim. Kalbim resmen göğüs kafesimden dışarıya fırlayacaktı. Yarışma alanına geldiğimde masasının başında olan kadınla göz göze geldim. Şampiyonluk bu kadına kalırsa Küpeliyi gerçekten döverdim. Bizim için ayrılan koltukların yanına ulaştığımda kendimi yerime attım. Aynı kişi tekrardan bize kulaklıkları getirirken elinden kulaklıklarımızı aldık. Kulağıma geçirdim ve aşağıyı izlemeye başladım. “Evet Avrupa şampiyonluk yarışmasının ikinci ve son günündeyiz.” Çalan telefonumla bakışlarım masaya döndü. Kar topunun veterineri arıyordu. Buraya gelmeden önce onu veterinere bırakmıştık. Telefonu sessize aldım ve tekrar önüme döndüm. “Bugün kimsede bulunmayan kendi özel tariflerinizi yapacaksınız. Eminim ki ikinizinde vardır. “ Eli ile alanın diğer tarafını gösterdi. “Beş dakika içinde malzemelerinizi toplayıp buraya geleceksiniz. Toplam bir saatiniz var. Hazırsanız üç, iki ve bir” İkiside hızlı adımlarla malzeme almaya giderken kulaklığımı çıkardım.

Telefonumu aldım ve üçüncü defa arayan veterinerin aramasını cevapladım. “Merhaba Alya Hanım. Kediniz hakkında konuşmak için aramıştım. Rahatsız etmiyorumdur umarım” “Hayır hayır. Bir sorun mu var?” “Aslında ufak bir şey var. Malum Kar topu burada kalıyor. Biraz hastalanmışta. Siz herhangi bir durum olduğunda beni arayın dediğiniz için sizi aramıştım” Kalbim hızla atarken kaybetme korkusu bir kez daha etrafımı sardı. “Ama önemli bir şey yok değil mi?” “Yok merak etmeyin Alya hanım. Zaten ufak bir soğuk algınlığı. Biz gerekli önlemleri aldık.” “Peki herhangi bir gelişme olduğunda beni ararsanız sevinirim” “Tabikide Alya Hanım iyi günler” “Sizede” Telefonu kapatarak masaya koydum. “Ne oldu?” “Kar topu biraz rahatsızmış üşütmüş onun için aramış” “İyimiymiş?” Ekin’in sorusunu başımla onaylayarak cevapladım. Kulaklığı tekrar kulağıma takarken Küpelinin malzemeleri alıp geldiğini ve çoktan yemek yapmaya başladığını fark ettim. Dün gibi bugün de bakışları bizim olduğumuz tarafa asla değmiyordu. Zaman su gibi akıp giderken bir anlığına göz göze geldik. Dudaklarımı büyük bir gülümseme kaplarken o da bana gülümsedi ve önüne döndü. Süre artık bittiğinde kulağımdaki kulaklığı çıkardım ve masanın üzerindeki telefonuma uzandım. Telefonumu çantamın içine attım ve çantamı koluma taktım. Feyza’yı kolumun altına aldım ve aşağıya inmeye başladık.

“Kazanmıştır değil mi?” Heyecan dolu sesine güldüm. “Kesinlikle kazanmıştır” Cankut ve Ekin bizden önce inmiş ve ona sarılmışlardı. Son basamağa geldiğimizde konuştum. “Önden git de ona sarıl” O hızla yanımdan geçerek küpeliye doğru ilerlerken ben daha yavaş adımlar atmaya başladım. Eğer ikimizde aynı anda gidersek hangimize sarılacağını bilemeyecekti bir tarafta kardeşi diğer tarafta ise sevdiği kadın olduğu için birimize sarılsa diğerine ayıp olabilirdi. Yanlarına ulaştığımda kollarımı açtım ve küpeliye sıkıca sarıldım. Kulağıma doğru eğilerek konuştu. “Ne yaptığını anlamadım sanma. Biliyormusun ben aslında seni bu kadar düşünceli olduğun için seviyorum” Ondan ayrılsamda ellerim hala kollarının üzerindeydi. “Kazanırım değil mi?” “Şüphen mi var?” Masaların karşı duvarındaki koltuklara sıra ile dizildik. “Yüzdün yüzdün kuyruğuna geldin be oğlum.” “Evet artık şu yarışmayı kazan da. Yukarıda ter atmaktan bir hal olduk” “Sen bir de benim attığım terleri gör. Hayatım boyunca bu kadar elimin titrediğini görmemiştim. Son yirmi dakika kala kendime geldim.” Cankut güldü. “Son yirmi dakika kendine gelmeni sağlayan şey neydi kardeşim?” Diğerleride gülerken biz gülmüyorduk. Çünkü son yirmi dakika kala benimle göz göze gelmişti. Aramızdaki konuşmalar devam ederken gong sesi tüm salonu doldurdu. Küpeli ayağa kalktı. “Hadi bakalım” “İyi şanslar”

Diğerleri sanki bu anı bekler gibi uzaklaşırken bana doğru eğildi. “Bana bir şans öpücüğü versen?” Utana sıkıla söylediği şeyle güldüm ve uzanarak yanağına bir buse kondurdum. Ondan uzaklaştığımda gözlerinin kapalı olduğunu fark ettim. “Yarışmayı kazanmasamda olur daha büyük bir şey kazandım” Gözlerini açtığında gözlerinde gördüğüm duygu yoğunluğu beni korkuttu. Ben bu kadar sevgiye alışık değildim. Arkasını dönüp masaların yanına giderken kalbimin atışlarının oradan duyulup duyulmadığını düşündüm. Bu şey bana bu kadar iyi hissettirmemeliydi. Kulaklıkları bu sefer bizimkiler aşağıya indirdiği için hızla birini aldım ve kulağıma taktım. Diğerleride yanıma gelince yerlerine yerleşti. “Evet bir saatin sonunda yaptığınız yemeklerin tadının nasıl olduğunu çok merak ediyorum. Uzun konuşmalara gerek duymadan hızla tadıma geçelim.” Bu sefer önce küpeli tabağını şefin önüne götürdü. Bir et yemeğiydi yanında da sosu vardı. Eti pişme ayarı yanında ki sosu lezzeti herşeyini kendisi hazırlamıştı. Hemde bu yemek daha önce hiçbir yerde yenmeyen bir şeydi. Bu adam her haliyle mükemmeldi. Şef tadım yapıp birkaç not aldıktan sonra tabağı kenara itti ve diğer kadının tabağını getirmesini bekledi. Kadın tabağını getirdiğinde onun küpelinin tam aksine sebzelerle bir yemek yaptığını fark ettim.

Şef tadımı yaparken birkaç görevli bir ayaklı masanın üzerinde kupayı getiriyorlardı. Gümüş renkte olan bu kupa uzaktan bile fazla dikkat çekiciydi. İki yarışmacıda ortaya konan kupanın yanına sanki anlaşmış gibi ilerledi ve biri sağına diğeri ise sola geçti. Şef ayağa kalktı ve kupanın önüne doğru ilerledi. “Eğer son aşamaya kadar gelmişseniz kendinizle gurur duymanızın vakti gelmiş demektir. Bugün ikinizden birisi şampiyon olacak öncelikle kaybeden kişi hakkında konuşmak istiyorum. O kişinin kim olduğunu tabikide söylemeyeceğim. Sadece şunu bilmesini istiyorum. Güzel yerlere gelebilme ihtimali olduğunu. Takımlar kulaklıkları çıkarabilir elimle gösterdiğim taraftaki aşçı kupayı almış olacak” Kulaklığımı çıkardım ve ayağa kalktım. Yavaş adımlarla masanın olduğu tarafa doğru ilerlerken şef elini kaldırdı ve onu gösterdi. Adımlarım yavaşladı. Sesler kulağıma boğuk gelmeye başladığı zaman beynim olanları yavaş yavaş algıladı. Hızlı adımlarla küpeliye doğru ilerlerken onun da donmuş olduğunu fark ettim. Yanına ulaştığımda uzandım ve ona sıkıca sarıldım. “Biz kazandık” Kulağına fısıldadıklarımla bir an kaskatı kesilse de sonra kollarını sıkıca bana doladı ve etrafında döndürmeye başladı. Kahkaha attım. “Dur düşeceğiz” Beni yere indirdiğinde göz yaşlarım çoktan akmaya başlamıştı.

Diğerleride ona sarılırken şef sakinlikle bizi izliyordu. Sarılma faslı bittiğinde hepimiz yan yana dizilmiş küpelinin kupayı kaldırmasını bekliyorduk. Kupanın yanına gittiğinde önce onu okşadı. Bu yol için herşeyini feda etmiş olmalıydı. Sonra onu elleri arasına alarak kaldırdı. Gözlerindeki mutluluk artı kendisine duyduğu gurur gözlerini doldurmuştu. Kazanmıştı. Hayallerini başarmıştı....

....

Kollarımı bar tezgahından ayırdım ve bana doğru gelen adamın yanına ilerledim. “Şu koskoca mekanı beş kişi için kapattığınıza inanamıyorum.” Güldüm. “İçip içip bir bok yeriz diye korktuk.” Güldü. “Dışarıya çıkalım mı?” Beni başıyla onayladı. Kapıya doğru ilerlerken o önde ben arkadaydık. Askılıktaki montlarımızı aldı ve birini bana uzattı. Montumu aldım ve hızla giydim. O da kabanını giyince dışarıya çıktık. Mekanın diğer duvarına doğru ilerlerken doğru bir yer seçmeye çalıştığını anlamıştım. Diğer duvara gelince ben sırtımı duvara dayarken o karşıma geçti. “Sanırım önemli bir şey diyeceksin” Onu başımla onayladım. “Şimdi sen yarışmayı kazandın ya” “Hmm” “İşte bende sana bir hediye vermek istedim” Beni başıyla onayladı ve bana doğru temkinli bir adım attı. “Ama sonra düşündüm ve sana benden başka güzel bir hediye olmayacağına karar verdim” Son söylediğim ile koca bir kahkaha attı. Ben onu hayran hayran izlerken gülmeye devam ediyordu. “Aram ben senden hoşlanıyorum” Gülüşü durdu. Bakışları bana kayarken az önce söylediğimin gerçekliğini sorgular gibiydi. Hem ona ondan hoşlandığımı söylemiş hem de ikinci adını kullanmıştım. “Sen ciddisin” Sesi titreyerek sorduğu soruyla gülümsedim. Onu başımla onayladım. Titreyen elini saçıma götürdü. “Emin misin?” Onu başımla onayladım. “O zaman çok istediğim o şeyi yapabilirmiyim?” “Neyi?” Kafasını boynuma götürürken derin bir soluk aldı. “Bugün ki kupa umrumda bile değil ben bugün seni kazandım Linam” Kolları beni sardığında bende ona sarıldım. Ben ilk defa bir insanın üzerinde böyle bir etki yaratabilmiştim. Onun için çok değerliydim ve bu beni çok mutlu ediyordu. Kalp atışlarımı durduracak kadar çok.....

Evettt bir bölümün daha sonuna geldikkk bölümler uzun olduğundan dolayı belki de kitap daha az bölümle biter bilemiyorum

Simsi size bugün neler yaptığımı anlatacağım.

Sabah saat on buçuk gibinuyandim kahvaltı yaptım sonra flim filan izlerim kitaba bölüm yazdım. Sonra dedim ki kendi kendime ben neden viral olan suponfli yapmıyorum markete gittim geldim omu yaptım. Bu arada ben kolay kolay yemek yapan bir tip değilim daha çok yeme taraftariyim sonra saat dört buçuk gibintatliyi yedik flimim başladı onu izledim yemek yedim şimdi de kitaba bölüm yayimliyorum

Bu arada öfke timi 11 bin olmussssss

Tabu o watpadde olduğu için okuyamıyorsunuz

Neyse bir sonraki bölümde görüşmek üzere

Mutlu olalım Yıldız Tozlarımm....⭐️🖤🖤