7. bölüm · BİR EV MESELESİ
Ev
“Özgürlüğe aşık birisini dört duvar arasına hapis ediyorlar.
Delirmiş olmalılar bayım..”
7. BÖLÜM
EV
Gözlerimi açınca beyaz tavanla karşılaştım. Gözlerimin üzerindeki ağırlıkla gözlerim tekrar kapanırken bilincim yavaş yavaş yerine geliyordu. Ben bayılmıştım değil mi? Gözlerimi tekrar açtım ve etrafa baktım. O sırada elimi tutan Feyza’ya bakışlarım kaydı. Elimi tuttuğu yerde kafası yastığıma dayalı bir şekilde uyumuştu. Üzerinde bir battaniye vardı. Armut koltukların üzerinde Cankut yatıyordu. Üzerinde bir battaniye vardı. Bakışlarım tekli koltukta yatan küpeli çocuğa kaydı. Son konuşmalarımız hala kulağımdaydı. Hepsi üzerleri örtülü bir şekilde uyuyorlardı. Yavaşça yerimde doğruldum ve etrafa baktım. Bakışlarım orta sehpadaki ilaçlara kaydı. Tüm gece başımda beklemiş olmalılardı. İçeriye dolan adım sesleriyle başımı kapıya çevirdim. Ekin elinde bir yemek tepsisi ile buraya geliyordu. “Tüm gece başındalardı” Elindeki tepsiyi aldım ve dizlerimin üzerine koydum.
“Uyandıralım da yataklarına yatsınlar” “Saat geç oldu. Okulları var yani kaldırsan bile yatamazlar” Ellerini hızla birbirine vurdu. Çıkan sesle hepsi sıçradı. “Hadi uyanın uykucular. Kahvaltı zamanı” Feyza’nın bakışları bana döndü. “İyimisin kuzum?” Onu başımla onayladım. Dizimdeki tepsiyi koltuğa koydum ve ayağa kalktım. Başım dönmeye devam ederken hızla koltuğa tutundum. “Alya iyimisin?” Elimi ileriye uzatarak Ekin’i durdurdum. “İyiyim ya hızla kalkınca başım döndü.” Elimi koltuktan çektim ve oturma odasından çıkmak için yürümeye başladım. Oturma odasından çıkarak giriş kattaki lavaboya girdim. Aynadaki aksime baktığımda gözlerimin üzerindeki yorgunluk kendini belli ediyordu. Başım feci şekilde çatlıyordu. Bayılmanın böyle etkileri olduğunu öğreneli uzun zaman olmuştu.
Musluğu açarak yüzümü yıkamaya başladım. Daha önce de çok kez bayılmıştım. Hatta bir insanın hayatta bayılabileceğinden daha fazla bayıldığıma emindim. Çok fazla stresli olduğum zamanlar ya da fazlasıyla yorgun olduğum zamanlar beynim kısa bir süreliğine resetleniyordu yani bayılıyordum. Buna o kadar alışmıştım ki artık benim için günlük su içmek kadar doğal bir alışkanlık olmuştu. Musluğu kapatarak yüzümü kağıt havlu ile kuruladım. Kağıt havluyu çöpe attıktan sonra lavabodan çıktım ve oturma odasına doğru ilerledim. Benim yattığım yeri toparlamış ve hepsi yemeklerini almıştı. Kalktığım yere oturunca üzerimdeki uzun kollu gecelik takımını fark ettim. “Üzerimi kim değiştirdi?” Feyza ağzı dolu bir şekilde elini kaldırdı.
Tepsiyi kucağıma aldım ve kahvaltımı etmeye başladım. Kısa süreli bir sessizlikten sonra Cankut konuşmaya başladı. “Daha önce böyle bir şey yaşadın mı?” Kafamı “oho” der gibi salladım. “Çok kez” “Neden böyle oluyor?” Küpeli çocuğun merak dolu sorusunu cevapladım. “Stresli ya da yorgun olduğum zamanlar beynim bazen resetleniyor yani bayılıyorum” Yemeğime tekrar dönerken portakal suyumdan bir yudum aldım. “Özür dilerim” Feyza’nın dedikleri ile ona döndüm. “Ne için?” “Buraya benim yüzümden geldin. Tüm stresin bayılmaların hepsi benim yüzümden eğer sana yolun başında kimlerle ev arkadaşı olacağını söyleseydim bu kadar stres olmazdın. “ “Öyle düşünme. Eğer ben bu eve gelmeseydin asla sizinle tanışamayacaktım. Ama şimdi başka bir eve çıksam bile biliyorum ki hala benim şoförlüğümü yapacak bir Ekin var. Ya da hala Cankut şarkı söyleyerek beni uyandırabilir. En önemlisi hala bir şef tarafından yapılan yemeklerden yiyor olabilirim. Ama bunların hiçbiri olmasaydı. İşte orasını düşünemiyorum bile”
Dediklerim ile hepsinin yüzünde buruk bir tebessüm oluştu. Kısa bir zamanda birbirimize alışmıştık. Onların yanındayken sanki yıllardır eksik olan parçamın tamamlanmış olduğunu hissediyordum. Yemeğime dönerken Cankut’un ağzını açması ile yine ortaya bir tartışma konusunu atacağını hissettim. Yüzümde buruk bir gülümseme oluştu. Sanırım bu hallerini özleyecektim. “Bakın şimdi. Bunu bana bizim bölümden bir arkadaş anlattı bu olayı onun bir akrabası yaşamış. Bizimki bir gün Antalya’ya gitmiş kuzeninin yanında kalmaya. Kuzeni evliymiş. Neyse bu onun yanına kalmaya gittiği zaman bu adamın karısı eve geç geliyormuş. Bu da kuzenine sormuş hani bu ne iş diye. Kuzeni de bizimkinin işi hep geç bitiyor demiş. Tabi bunlar iki senedir evli oldukları için adam bunu yadırgamıyor ama kuzeni bunu yadırgıyormuş. Neyse bir gün bu kız yine geç gelince kuzeni daha da meraklanmış. Bizim Akın’ı biliyorsunuz maceraperest bide meraklı sen git kadını takip et. İşte sabah kuzenine bir işim var diyip çıkmış bu. Kadın normal bir şekilde işe gitmiş. Bizimki bunu iş çıkış saatine kadar beklemiş” “Bak bu hikayenin altından net bir aldatma hikayesi çıkacak” Cankut aşağılar gibi güldü. “Acayip hikayeler bende var koçum”
“Akın bunu çıkış saatine kadar beklemiş. Kız işten çıkmış ama çıkış saati kaç?” “Kaç?” Hepimizin aynı anda söylemesiyle gülecek gibi olsada konuşmaya devam etti. “Normalde bu kadın saat dokuzda eve geliyormuş ama işten çıktığı saat altıymış” “Bak yine bir aldatılma hikayesi geliyor” Feyza’nın dedikleri ile Cankut başını iki yana salladı. “Lan hayır bir dinleyin işte. Sonra bu kadını takip etmiş kadın bir eve girmiş. Kadın eve girdikten yarım saat sonra bu tabi o sırada eve girmenin yollarını arıyor. Arka taraftan dolanmış falan ev bahçeli olduğu için başta nasıl yukarıya çıkacağını bulamamış” “Galiba arkadaş kendini hızlı ve öfkelide zannediyor” Diğerleride beni başıyla onayladı. “Bu duvarın dibinde olan merdivenle yukarıya tırmanmış şansına ki balkon kapısı açık. Balkona giripte içeriye girince ne görsün. Evet burada bir reklam arası herkes fikrini söylesin”
Elindeki çay kaşığını bana doğru tuttu. “Bence ya iş yerindeki bir arkadaşıyla ya da eşinin yakın arkadaşı ile birlikte olmuştur.” Elindeki mikrofonu Feyza’ya çevirdi. “Evet katılıyorum. Net öyle bir durumdur” Bu sefer mikrofonu küpeli çocuğa tuttu. “Yani en farklı onun başka bir kuzeni ile birlikte olmuştur ama değişik bir durum olmamıştır diye düşünüyorum” Bu sefer son kez kaşığı Ekin’e tuttu. “Asabiye katılıyorum” Kaşığı kendine doğru tuttu ve bağırarak konuştu. “Dıt!” Elimi kulağıma bastırdım. “Yanlış olduğunu böyle bağırarak söylemene gerek yoktu” “Ne olmuş biliyormusunuz? Bu çocuk içeriye girince bir kadınla yengesini altlı üstlü birşeyler yaparken görmüş” “E çüş amına koyim” “Devenin nalı kanka” “İğrenç” “Değil mi? Bende duyunca şaşırdım hadi senin yönelimin farklı neden bu adamla evlendin değil mi yani?” “Midesizlik aga” Diğerleride beni başıyla onayladı.
Ekin ayağa kalktı. “Yeter bu kadar şamata hadi okula” Hepsi tek tek ayağa kalkarken bende ayağa kalkıyordum ki Ekin kolunu omzuma bastırarak beni oturttu. “Hastaneden rapor aldık yani gitmezsen devamsızlık yazılmaz. Hem asabi çocukta yanında olacak bir şey olursa diye” “Adamın işi gücü vardır ya ne işi var benimle” Cankut yanıma gelerek elini alnıma koydu ve ateşimi kontrol etti. “Yok ateşide yok yani niye böyle davranıyor anlamadım” Kızım!” Bağırması ile yerimden sıçradım. “Bu adam kendi işinin patronu yani istediği zaman tatil yapabilir ama biz” Eli ile dördümüzü gösterdi. “Öyle bir hakka sahip değiliz. O yüzden yanında o kalacak” “Tamam ya demedim bir şey” Bana havadan öpücük attı ve kalçasını sallayarak odadan çıktı. Diğerleride odadan çıkınca rahat bir nefes verdim.
Küpeli çocukla göz göze geldik. Gülümseyerek konuştu. “İyimisin?” Gözlerimi açıp kapattım. Tepsiyi elime alarak ayağa kalktım. Hızla yanıma gelirken elimdeki tepsiye uzandı. “Hastasın kızım otur oturduğun yerde” Elimdeki tepsiyi aldı. “Ben hallederim sakın hiçbirşeye uzanma” Ben yerime geri otururken oda oturma odasını terk etmişti. Tüm gece başımda beklemişlerdi. Bunun benim için ne kadar değerli bir şey olduğunu biliyorlarmıydı bilmiyordum. Elinde bir su bardağı ile içeriye gelince orta sehpadaki ilaçlara uzandı. “Bunları içersen güzel bir şekilde iyileşirsin. Tekrar bayılıp bizi endişelendirme” Elindeki hapları bana uzattı. Avucumu açtım ve hapları elime bırakmasına izin verdim. İlaçları ağzıma atarken bana uzattığı bardaktaki suyu içtim. Bardağı tekrar ona uzattığımda aldı ve işine devam etti.
O tabakları toparlarken bende telefonumu arıyordum. Annemler endişelenmiş olmalılardı. İçeriye zıplayarak giren Cankut’la irkilsemde sakin kalmaya çalıştım. “İlaçlar içildi mi?” Ekin’in sorusunu başımı onaylar gibi sallayarak cevapladım. “Telefonum nerede?” Feyza elindeki telefonu bana uzattı. Telefonumu aldım ve hızla açtım. “Annenlerle konuştum” Başımı Feyza’ya çevirdim. “Ne dedin?” “Bayıldığını söylersem oradan çıkıp buraya geleceklerini biliyordum. O yüzden uyuduğunu söyledim.” Onu başımla onayladım. Yatar pozisyona geçerek üzerime ince battaniyeyi örttüm. Bugün sadece uyumak istiyordum. Odadan çıkan adım seslerini duyunca rahat bir nefes alarak gözlerimi kapattım. Kötü hissediyordum. Sanırım ben birşeyleri hallederim zannederken halledememiştim...
...
Gözlerimi açtığımda etraf karanlık gibiydi. Birkaç kez gözlerimi kapatıp açtım. Hava kararmıştı. Dışarıda fırtına kopuyordu. Çok fazla yağmur yağıyordu. Üzerimdeki battaniyeye daha da sarıldım ve yattığım yerden doğruldum. Orta sehpanın üzerinde ki ıslak bezler ateşimin yükseldiğini gösteriyordu. Cama yakın olan tekli koltuğa oturdum ve dışarıyı izlemeye başladım. Normalde bu tarz havaları çok sevmezdim ama bu sefer gözüme güzel gelmişti. Karşıma gelen bedenle irkildim. Armut koltuklardan birini önüme çekmişti. Elindeki tepsiyi bana uzattı. Tepsiyi aldığımda üzerindeki çorba ve ilaçları fark ettim. Orta sehpaya doğru ilerleyerek üzerindeki ateş ölçeri aldı. Yanıma gelerek ateşimi ölçtü. Sıkıntıyla yüzünü sıvazlarken konuştu.
“Ateşin düşmüş ama uyuduğun zaman çok fazlaydı.” Güldü. “Hatta bir an uyuduğunu değil tekrar bayıldığını düşündüm” Acıyla gülümsedim. Başım fena derecede ağrıyordu. Kaşığa uzanarak çorbadan bir kaşık aldım. Çorbanın boğazımda bıraktığı tat çok tuhaftı. Bu zamana kadar içtiğim hiçbir çorbaya benzemiyordu. Beklenti ile yüzüme bakması ile gülümsedim. “Çok güzel olmuş ellerine sağlık. Ne çorbası bu?” Gülümsedi. “Benim uzun uğraşlar sonucu yaptığım kendi özel çorbam” Kaşlarımı kaldırdım. “Bizim çocuklar her hasta olduğunda onlara bundan yaparım. Hemen iyileşirler” “Ee sen hasta olduğunda sana kim çorba yapacak? Çorbanın tarifi diğerlerinde var mı?” Elini çenesinin altına yasladı. Karşımda oturuşu ve uzun boyuna rağmen bana alttan alta bakışı tuhaf hissettirmişti. “Bunu hiç düşünmedim. Yani tarifi birine vermek ve ben hastayken bana yapmasını istemek” Düşünür gibi baktı.
Bakışlarımı ondan çektim ve çorbaya döndüm. Tadı çok güzeldi. Gerçekten aşçı olmanın hakkını veriyordu. “Çorbanın adı ne?” “Ha” “Çorbanın adı?” “Yok” Tekrar yemeğime döndüm. “Buldum” “Ne?” Ayağa kalktı ve hızlı adımlarla odadan çıktı. Çorbamı içmeye devam ettim. Gerçekten acıkmıştım. Çorba bittiğinde o da gelmişti. İlaçlarımı kutusundan çıkarırken karşıma geçti ve oturdu. Elindeki kağıdı bana uzattı. “Burda çorbanın tarifi yazıyor. Senin” Kafamı bir sağa bir sola çevirdim ve elimle kendimi gösterdim. “Benim mi?” Hızla başını salladı. Elimdeki ilaçlarımı ağzıma attım ve su yardımı ile yuttum. Elindeki kağıdı aldım ve bakışlarımı kağıda çevirdim. El yazısı bana taş çıkarırdı. Bakışlarımı ona çevirdim. “Bu sanırım evden gitsen bile ben her hasta olduğumda geleceksin demenin kibar haliydi” Güldü. “Doğru” Bende güldüm.
“Bu evden gidecek olursam sizinle görüşmeye devam edeceğim. Evet belki işe giderken Cankut’un sesini bastırmak için kullandığın kulaklıklarını birisi ile paylaşamayacaksın ama beni istediğin zaman görebileceksin” Gülümsemesi soldu. “Gitmesen olmaz mı?” Masumca sorduğu soruyla benimde gülüşüm soldu. “Mecburum. Yani annemler geldiğine eğer cebime girebilecekseniz o zaman gitmem” Güldüm. Güldü. “Onu da yaparız ya sıkıntı yok” Ayağa kalktı ve elimdeki tepsiye uzandı. Tepsiyi dizlerimden kaldırdım ve ona uzattım. Tepsiyi alarak odadan çıktı. Büyük bir gök gürleme sesi ile bir yere yıldırım düştüğünü anladım bunu anlamak için üstün zeka olmaya gerek yoktu. Dizlerimi kendime çektim ve başımı dizime yasladım. Düşünmek istemiyordum yoksa daha da kötü olacaktım. Ama düşünmek istemezken bile düşündüğümün farkında değildim.
Koltuğun üzerindeki telefonumla göz göze geldim. Almaya gitmeye eriniyordum. Birkaç dakika daha dışarıyı izlemekle geçerken başımın ağrıdığını hissediyordum. Küpeli çocuk elindeki kupalarla içeriye girince bakışlarımı ona çevirdim. Karşıma oturdu ve elindeki kupalardan birini bana uzattı. Elindeki kupayı alırken konuştum. “Saat kaç?” “Yedi buçuk” Kaşlarım havaya kalkarken şaşkınlıkla konuştum. “O kadar uyudum mu ya?” Beni başıyla onayladı. Geldiğimden beri merak ettiğim o soruyu sormanın zamanı gelmişti sanırım. “Kulağını deldirme fikri nerden aklına geldi?” Güldü. “Bana burda kızmısın sen de kulağını deldireceksin edebiyatı yapmazsan anlatacağım” Kahkaha attım. “Hayır tabikide anlat” Dizlerini kendine çekti ve rahat bir pozisyona geçti. “Şimdi ben üniversiteye ilk geçtiğimde bu kulak deldirme işleri modaydı. Birkaç arkadaşımdan gördüm bende yaptırdım. Sonra kulağım ilk başta fazla şişti filan onunla uğraştım. Hatta ilk dövmemide o zaman yaptırmıştım.” Pazularının üzerindeki bıçak dövmesini gösterdi.
“Dövmenin anlamı ne?” “Mesleğimle ilgili öyle özel bir anlamı yok. Zaten bu zamana kadar yaptırdığım hiçbir dövmenin özel bir anlamı yok. Kulağımı tekrar deldirmek istiyorum. Ama bu sefer kıkırdak noktasından deldirmek istiyorum. Fakat vakit bulamıyorum” Heyecanla yerimde dikleştim. “E tamam şimdi vaktin var. Gidelim deldirmeye” “Yok ya hem sen hastasın kızım olmaz” “Ya delirdin mi? Hem beraber gitmiş oluruz hemde boş vaktin varken yaptırırsın” Kararsız kalmış gibi bana baktı. Koltuktan kalktım ve onu kolundan kaldırmaya çalıştım. “Hadi kalk bak ben üzerimi değiştirmeye gidiyorum aşağıya indiğimde sende hazır ol” Oturma odasından çıkmadan önce koltuktan telefonumu aldım ve oturma odasından çıktım.
Merdivenlerden çıkarken üzerime ne giysem diye düşünüyordum. Dışarısı yağmurluydu. Kolu uzun ince bir kazak altıma pantolon onun üzerine ise montumu giyerdim. Odamın önüne gelince kapıyı açarak içeriye girdim. Tuvalet aynasının önünden geçerken bakışlarım kendime kaydı. Saçım başım dağılmıştı. Dolabıma doğru hızla ilerledim kapaklarını açarak mavi kot pantolonuma uzandım. Altımdaki pijama takımını çıkarırken bir an başım dönecek gibi olsada hızla toparlandım. Üzerimdeki uzun kollu geceliğin üstünü çıkardım ve mor sweetimi giydim. Çok kalın olmadığı için beni yakmazdı. Askılıkta asılı olan montumu da üzerime giydiğimde hazırdım. Montum beyazdı. Tuvalet aynasının önüne doğru ilerledim. Tuvalet aynasının önündeki tarağımı aldım ve dağılmış saçlarımı taramaya başladım.
Saçlarım sonunda bir düzene girince tarağı aynanın önüne bıraktım ve telefonumu da cebime atarak odadan çıktım. Merdivenlerden inerken Feyza’nın ben uyurken ayağıma çorap giydirmeyi nasıl akıl ettiğini düşünüyordum. Kapının önüne gelince beni beklediğini gördüm. “Bekletmedim değilmi?” “Hayır” Ayakkabılıktan botumu çıkardım ve hızla ayağıma geçirdim. O da ayakkabısını giydikten sonra evden çıktık. Yağmur yağdığı için hızlı adımlarla dışarıya doğru ilerledik. “Araban vardır umarım” Güldü. “Tabikide var” Kapının önüne gelince duraksadım. Gördüğüm araba gerçek olamazdı değil mi? Gülme sesini duydum. “Biraz daha durursan daha da hasta olacaksın” Arabanın yolcu koltuğunun kapısını açtım ve bindim. Emniyet kemerimi takarken o bir yandan ısıtıcıyı açıyor diğer yandan ise aracı sürüyordu. “Bu bebek senin mi?” İnanamayarak sorduğum soruyla güldü. “Evet benim. Birkaç haftadır tamirdeydi. O yüzden bizim çocuklarla gidip geliyordum”
Arabası mercedes-benzin G serisi tasarımındandı. Fiyatı dudak uçuklatan bu arabanın siyahı ondaydı ve mükemmeldi. Ona doğru döndüm ve ellerimi birbirine kenetleyerek ona döndüm. “Lütfen ben bundan sonra seninle geleyim” Güldü. “Düşünmem lazım” “Bak kulaklarım artık ayaklanıp intihar edecek Cankut’un sesinden. Hem aynı yere gidiyoruz sayılır” Bir an gülecek gibi olsada ciddiyetini korumaya çalıştı. “Düşünmem lazım” Kollarımı birbirine sararak oturdum. “Bir kere hasta insanın istediği yapılır sen hiç öyle bir şey yapmıyorsun” Yan bir şekilde güldü. “Ya öyle mi olurmuş?” Onu başımla onayladım. Araba ışıklarda durunca eğlenir yüz ifadesi ile bana döndü. “O zaman hasta insanın dediğini yapalım” Güldüm. “Beni Cankut’un sesi ile cezalandırmayacağını biliyordum.” “Bence sesi o kadar kötü değil ya” Ona attığım bakışı görmüş olmalı ki duraksadı. “Tamam o kadar kötü ama yapacak bir şey yok” Güldüm. Araba tekrar hareketlenince konuştum.
“Feyza’nın aklına nasıl geldiyse bana çorap giydirmek aşağıya inerken giymeyi unutmuştum. Bu kız benim kurtarıcım abi” “Feyza yapmadı ki” Ona döndüm. “Kim yaptı?” Bakışlarını kısa bir an bana çevirsede geri önüne döndü. “Ben uyuduğunda titrediğini görünce giydirdim. Farkettiysen çorap onun dolabındandı” Bir an duraksadım. Aklıma daha önceki günler yaşadıklarımız gelince hemen onları geldiği yere geri göndermeye çalıştım. “Teşekkür ederim” Araba durunca geldiğimiz yere baktım. Cadde üzerindeydi. Ama görünürdü hiç dövmeci dükkanı yoktu. Emniyet kemerini çıkardım ve kapıyı açarak aşağıya indim. Onun yanına doğru ilerledim. “Dükkan ara sokakta” O önce ben arkada yürürken konuştum. “Biz cidden beraber zor dışarıya çıkarız ya. Birimiz önde diğeri arkada olmuyor böyle” Gülme sesini duydum. “Hallederiz ya” Bir dükkanın önüne gelince durdu ve arkasındamıyım diye bana baktı.
“Burası” O önden ben arkadan içeriye girdik. Bir adam onu karşılarken hemen konuşmaya başladılar. “Oo Pars bey sizi buralarda görmeyeli uzun zaman oldu” O an bir şey fark ettim. Ben ona hep lakabı ile seslendiğim için adını unutmuştum. Onlar ayak üstü konuştuktan sonra adam onu kulağını delmek için bir koltuğa oturttu. Karşısına geçtim. Üzerindeki kabanını çıkarırken bakışlarımız kesişti. Çıkardığı kabanını elinden aldım ve koluma aldım. Kulağını önce bir kalemle işaretleyip daha sonra ise iğne ile deldiler. Kulağına takılan hızma onu gerçekten Ekinlerin de dediği gibi “Asabi çocuk” olarak göstermişti. “Dövmede yaptırmak istiyorum.” Adam onu başıyla onayladı. “Nasıl bir model?” “Ben söyleyeyim sen yapay zekaya çizdir” Adam onu başıyla onaylayınca koltuktan kalktı.
Bakışları bana dönünce konuştu. “Malum yan yana duramıyoruz sen gel otur bende işimi halledip geleyim zaten dövmeyi burada yapacağız” Onu başımla onayladım ve kalktığı koltuğa oturdum. Başım ağrımaya başlamıştı. En erken şekilde kendi evimi tutmam lazımdı. Annemlerin gelmesi an meselesiydi. Ama eğer ben erkenden ev tutarsam geldikleri zaman hazırlıklı olurdum. Yaklaşık on beş dakika sonra ikiside geldiğinde oturduğum yerden kalktım. Küpeli çocuk tekrar aynı yere otururken bende karşısında duruyordum. Dövmeyi deli gibi merak ediyordum. “Üzerini çıkar Pars geliyorum şimdi” Adamın dedikleri ile ona döndüm. “İstersen dışarıda bekleyebilirim” Başını iki yana salladı. O böyle bir şeyi umursamazsa bende umursamazdım. Üzerindeki kısa kollu tişörtü çıkardı. Bakışlarımı etrafta gezdirme fikri aklımda dolansa da bunu yapmayacaktım. Bu odada kalmamı istiyorsa benden çekinmiyordu.
“Abi uzanmayacağım böyle yapacaksın dövmeyi” Adam elinde eldivenle ve küçük ayaklı bir masayı sürükleyerek içeriye girdi. “Tamam kardeşim” Bakışlarım bir an vücuduna kaydı. Vücuduna bakıyordu. Ama bu eve geldiğimden beri spor yaptığını görmemiştim. Sanki aklımı okumuş gibi sorumu cevapladı. “Arabam tamirde olduğu için bizimkilerle gidip gelmek zorunda kalıyordum. Normalde evde spor yapıp çıkıyorum ama onların okulları erken olduğu için son zamanlarda aksadı” Anlamış gibi başımı salladım. Adam arkasında dövmeyle uğraşırken sanki canı hiç acımıyormuş gibi bana bakıyordu. Bir süre sadece bakıştık. “Sevgilimisiniz?” Dövmeyi yapan adamın sorduğu soruyla ona döndüm. “Hayır “ “Pardon. Dışarıdan öyle görünüyorsunuz” “Sadece arkadaşız” Ben konuşsamda o konuşmamıştı. Arkadaşız dememişti. Evet arkadaştık ben onu uyandırdığımda beni altına çeken bir arkadaşım vardı.
Telefonumun çalması ile elimi cebime attım ve telefonumu çıkardım. “Cancan” yazısını görünce gülümsedim. Arkamı döndüm ve telefonu açtım. “Efendim” Arkadan gelen birkaç patırtı sesinden sonra onun sesini duydum. “Kızım siz neredesiniz?” “Dövmeciye geldik. Küpeli çocuk kulağına yeni bir delik açtırmak istedi.” “Yani sen hastayken Pars onunla dövmeciye gelmene tamam dedi?” Ekin’in sorusunu cevapladım. “Hayır konusu açılınca ben ısrar ettim. Neyse çok uzun sürmez gelmemiz. Siz evdesiniz galiba” “Evet biz evdeyiz bebek. Koş gel eve sana bomba haberim var” “Tamamdır. Yarım saate evdeyiz” Telefonu kapattım ve cebime koydum. Küpeli çocuğa döndüm. “Feyzalar eve geçmiş” Beni başıyla onayladı.
“Bitti mi?” “Bitti” “Bakabilirmiyim?” Gülerek başını salladı. Hızlı adımlarla yanından geçerek arkasına geçtim. Bu halime güldü. İkimizde birinin solumuzda olmasını sevmediğimiz için bunu yapmıştım. Sırtında sol omzunun üzerinde bir çiçek dövmesi vardı. Ne çiçeğiydi bilmiyordum ama mor ve büyük bir çiçekti. Sanırım yine anlamsız bir dövme yaptırmıştı. Üzerine tişörtünü giymeye başladı. Bende arkasından çıktım ve önüne geçtim. Elimdeki kabanını ona uzattım. Üzerine geçirdikten sonra işlemleri yapmak için odadan çıkmaya başladık. Bu sefer ben önde o arkada gidiyorduk. Girişe gelince o hesapla ilgilenirken bende dışarıya çıktım. Yağmur hala hız kesmeden yağmaya devam ediyordu. Ama dükkanın altında olduğum için yağmur bana değmiyordu. Dükkanın kapısının açılma sesini duyunca bakışlarımı çıkan adama çevirdim. Son zamanlarda kafamda soru işaretleri bırakan kişiydi. Ama öyle olmaması gerekiyordu.
O önde ben arkada ilerlemeye başladık. Hızlı adımlarla yürürken bir an durdu ve bana döndü. Bana dönmesi ile duraksadım. Bir süre sadece bana baktı. Sonra tekrar döndü ve yürümeye başladı. Bende hızla yürürken arabanın önüne gelince yolcu koltuğuna geçtim. Emniyet kemerini takarken nefes nefese kalmıştım. Arabayı çalıştırdı. Araba caddeden çıkarken arkama yaslandım. Yorulmuştum. Bakışları bana dönsede hemen önüne döndü. “Dövme hakkında konuşmadın” “Güzel bir dövme. Asıl önemli olan yine anlamsız bir dövmemi” Bakışları bana döndü. “Değil” Tekrar önüne dönerken ben konuştum. “Sanırım anlamını söylemeyeceksin” “Doğru” Yol akıp giderken bir daha konuşmadık. Üzerimde bir ölü toprağı vardı. Araba sonunda evin önünde durduğunda bakışlarım yol boyunca sürekli bana bakıp duran adama döndü.
Emniyet kemerini çıkardım ve arabadan indim. Hızlı adımlarla yürüyerek eve doğru ilerledim. Arkamdan gelen adım seslerinden onunda peşimden geldiğini anlamak zor değildi. Evin önüne gelince zile bastım ve parmağımı çekmedim. Kapının açılması ile bir adet kızgın suratlı Feyza ile karşılaştım. Gülümsedim ve yanağından makas aldım. “Naber fıstık?” İçeriye geçtim ve ayakkabılarımı çıkardım. Onları ayakkabılığa koyarken montumuda çıkarıp askıya astım. Oturma odasına doğru ilerlerken diğerleride arkamdan geliyordu. İçeriye girince kendimi koltuklardan birine attım. “Kızarmışsın” Ekin’in dediğiyle hepsinin bakışları bana döndü.
Cankut orta sehpada sabahtan beri duran ateş ölçeri aldı. “Dışarısı soğuk ya birde hızlı hızlı geldim. O yüzdendir” Cankut çoktan ateşimi ölçmeye başlamıştı. “Aynen aynen o yüzden ateşin 38,23” “Şu kızı hasta halde niye dışarıya çıkarıyorsun?” Feyza ona hesap sorarken araya girdim. “Telefonda da söyledim şimdide söylüyorum onu dışarıya ben çıkarttım. Zaten bana da iyi gelmiş oldu hava aldım” Cankut eli ile dışarıyı gösterdi. “Dışarıdaki havada mükemmel” “Ya tamam gittim geldim. Hadi siz bana ne anlatacağınızı söyleyin” Feyza heyecanla yerinden doğruldu. “Hazırmısın?” Onu başımla onayladım. “Sana ev bulduk!” Şaşkınlıkla ona baktım. “Nasıl? Nerede?” “Benim teyzemin oturduğu apartmanda bir bina boşalmış hemde eşyalı. Fiyat konusunda da anlaştık.” “Ne ara ya?” Güldüler. “Sen burada yatarken bizde boş durmadık heralde. Evi gezdik bakıma ihtiyacı var mı diye baktık. Eşyaları kontrol ettik”
“O zaman bu iş halloldu değil mi?” “Oldu kızım oldu” “Hemde ne olmak” Hepside bana ev buldukları için çok sevinmişlerdi. Bir kişi hariç. Bakışlarım küpeli çocuğa döndü. Kollarını birbirine sarmış bu durumdan pekte memnun değilmiş gibi duruyordu. Ne kadar bende sevinsemde bir yanım hala bu evde onlarla yaşayıp biriktirebileceğim onlarca anı varken gitmeye razı değildi. Sevinmiştim ama aynı zamanda onlarla olamayacağım için üzülmüştüm...
Evettt uzun bir aradan sonra ben geldimmm
Şimdi soyleki benim bu zamana kadar yazdığım kitaplar birazcık entrika dolu ilk defa bir kitapta normal hayattan esinleniyorum.
Şimdi size bugün ne yaptığımı anlatacağım çünkü neden olmasın shshshhs
Bugün sabah saat sekiz buçukta uyandım sonra sporumu yaptım üzerimi giydim arkadaşımın yanına gittim onun hazırlanmasını bekledim sonra beraber durağa gittik maalesef bizi motoru ile bırakacak bir sevgilimiz yok kütüphaneye gittik içinde de bir park var önce parkta oturduk biraz yedim içtik sonra kütüphaneye girmeme kararı aldık çünkü neden olmasın shshsjshhs sonra karşı parka gittik orası daha sakin orada oturduk muhabbet ettik test çözecektik ama olmadı hshshshs sonra saat bir buçuk gibi kalktık otobüs durağına geldik otobüse bindik bizim evlerin oradaki durakta indik daha sonra tekrar otobüse bindik ve arkadaşımın kuzeninin okuluna gittik. Bu arada otobüste bir adama denk geldik elli yaşında vardır adam amk kör taklidi yapıyor böylelerini cidden havada sikeceksin sonra indik okula gittik yarım saat kdr kapıda bekledik sonra beraber yürüyerek eve geldik. Ben eve gelince önce yatağa yatıp müzik dinledim sonra duşa girdim yemek yedim kitaba bölüm yazdım şimdi de bölüm yayınlıyorum birazdan da ziraat kupası maçını izleyeceğim bu aradaaa
Ben Galatasaraylıyım peki ya siz?
Diğer bölümde görüşmek üzere
Mutlu olalım Yıldız Tozlarımm....⭐️🖤🖤
