17. bölüm · BİR EV MESELESİ

Korkak Kız Çocuğu

Ebru Ermeç

"Yalanlar arasından ortaya çıkma ihtimali az olanı seçmeli"

17. BÖLÜM

KORKAK KIZ ÇOCUĞU

Gözlerim perdelerin arasından sızan ışıkta takılı kalırken derin düşünceler içindeydim. Dün gece ikimiz içinde zor geçmişti. Ailesi yüksek ihtimalle bir otelde kalıyordu. Ve gitmeye niyetleri yok gibiydi. Eve gelir gelmez kendi tarafına geçmiş ve uyuyacağını söylemişti. Biraz onu kendine bırakmanın daha iyi olacağını düşünmüştüm ama şuan deli gibi onu merak ediyordum. Saat sabah altı sularıydı. Gece eve gelince çocuklara üstün körü bu meseleden bahsetmiştim. Bu meseleyi yanında konuşmamaları içinde özellikle onları uyarmıştım. Deli gibi onu merak ederken daha fazla dayanamayıp yatakta doğruldum. Üzerimden yorganımı iterek ayağa kalktım ve masama doğru ilerledim. Rafın üzerindeki anahtarı alarak odanın kapısını yavaşça açtım ve dışarıya çıktım. Adımlarım kapıya doğru ilerlerken bakışlarım oturma odasına kaydı. Çocuklar burada televizyon izledikleri yerde uyuyakalmışlardı. Hızlı adımlarla oturma odasına girdim ve orta sehpadaki kumandayı alarak televizyonu kapattım. Youtube açık olduğu için uzun uzun uygulamadan çıkmakla uğraşamazdım. Ekin'in üzerindeki battaniyeyi düzelterek oturma odasından çıktım. Kapının önüne gelince kapıyı yavaşça açtım ve dışarıya çıktım. Koridordaki soğuk hava çıplak bacaklarıma çarparken vücudumu titreme aldı. Kapıyı kapatarak ayağıma terliklerimi geçirdim ve karşı eve doğru ilerledim. Kapının önüne gelince terliklerimi çıkararak hızla kapıyı açtım.

Kapıyı kapatarak içeriye girdiğimde rahat bir nefes aldım. Ev sıcak olduğu için rahat rahat geziyordum ama merdiven gerçekten soğuktu. Kapısı kapalı odaya doğru ilerledim. Yavaşça kapıyı açarak içeriye girdim. Kapıyı ardımdan kapattıktan sonra elimdeki anahtarı masaya bıraktım ve yanına doğru ilerledim. Yastığına sarılmış bir şekilde uyuyordu. Gözlerinin altı çökmüştü. Hemde tek gecede. Bu insanlar onda nasıl yaralar açmıştı? Gece boyu uyumamış olmalıydı. Yatağının yanına oturdum ve yüzünü izlemeye başladım. Yorgundu. Bana anlatmadığı ne sıkıntıları vardı acaba?
O kadar olgun bir adamdı ki. Bazen hayatın ona yaşattıklarından nefret ediyordum. Ailesi ona ne yapmıştı acaba? Aslında dikkatli incelediğim zaman bizde birşeyler fark ediyordum. Hepimizin ailevi sorunları vardı. Cankut'un annesi onu terk etmişti. Şuan ise bir pavyonda çalışıyordu. Bu çocuk bunun utancı ile hayatını geçirmeye çalışıyordu. İçinde bir yerler hala acıyordu. Diğerleri ona aile olsada şuan annesini, nerde olduğu bilinmeyen babasını bekliyordu. Feyza ve Ekin, zamanında ailesine rest çekmiş kişilerdi. Ne yaşadıklarını pek detaylı bilmiyordum ama o kadar güçlülerdi ki. Onları öldürmeyen acı onları olgunlaştırmıştı. Aile sevgisini arıyorlardı. Aile sevgisi tatmadıkları için kendileride aile kuracaklarına inanmıyorlardı. Aram, ailesi işleri yüzünden ona hiç bakmamıştı bile. Kendi kendini büyütmüştü. Şimdi de koca adam olmuştu. Ailesi gelmişti. Ama bu saatten sonra ailesine ihtiyacı yoktu. Bense ailemi seviyordum ama bu sevgi bana kadardı, onlara kadar değildi. Hayatımın sadece derslerden ibaret olduğunu düşünen kişilere olan sevgim asla onlara kadar işlemeyecekti. Benim sevgim her zaman bana kadar olacaktı.

Biz beşimiz aileden nasibini almış kişilerdik. Hepimiz yaralıydık ve birbirimizin yaralarını sarıyorduk. Mükemmel bir aile olacaktık. Parmaklarımı Aram'ın saçlarının arasına daldırdım. Bu saçlar hiç okşanmamıştı. Ben gülümseyerek onu izlerken gözlerini açtı ve bana baktı. Dudaklarında bir gülümseme oluştu. Birinin uyandığında ilk gördüğü yüz olmak güzel bir histi. O kişiyle ne kadar vakit geçirirseniz geçirin onu her gördüğünüzde kalbinizin ilk andaki gibi atması gibi. "Sabah sabah başımda ne dikiliyorsun ya" Sesi yeni uyandığı için pürüzlü çıkmıştı. "Canım seni görmek istedi" "Gel uyuyalım" Yana kayması ile bir kaç saniye duraksasam da ayağa kalktım ve yatağa oturdum. Yanına değildi karşısına gelecek şekilde oturunca duraksadı. "Şimdi biz nasıl yatalım acaba" Güldü. Beni kolumdan tuttu ve kendine doğru çekti. Yüzlerimizin ani bir şekilde birbirine yaklaşması ile duraksadım. Gözlerindeki parıltıyı görebiliyordum. O parıltı benim sonum olabilirdi. Beni hızla altına alması ile kalbim hızla çarpmaya başladı. "Ne yapıyorsun?" "Uyuyacağız" Az önce yan yana olsak bile yakınlığımızdan dolayı bir rahatsızlık hissetmemiştim. Bu şey, uzun yıllardır bu durumdan müzdarip olan bana karşı mühim bir durumdu. Başını boynuma yerleştirdi. Derin derin nefesler alırken belkide ilk defa bu derece yakın olmamızdan dolayı yaptığı her hareket bana yakıcı derecede sıcak geliyordu. Her nefes aldığında sıcak nefesi boynuma çarpıyor ve vücudumu yakıyordu. Oda da klima çalışmasına rağmen yanıyordum.

Bir süre sadece öyle durduk. İkimizde uyumuyorduk sadece zamanın geçmesini bekliyorduk ya da yanımızda birinin varlığını istiyorduk. Kokusu burnuma dolarken bunun benim için dünyanın en huzurlu şeyi olduğunu fark ettim. Kör kütük bir insan nasıl aşık olur diye düşünürken içine ben düşmüştüm. Öyle de oluyordu. Birisine gerçekten aşık olunca sadece onu görüyor ama aynı zamanda sadece ona kör oluyordunuz. Aşk böyle birşeymiş. Bir kaç dakika daha aradan geçerken odayı telefonunun zil sesi doldurdu. Elini komidinine uzatarak telefonunu aldı. "Ne saçmalıyorsun ya?" Bir süre susarak karşı tarafı dinledi. "Benim özel hayatım sizi ilgilendirmez" Yine ne oluyordu acaba? "Benden uzak durmanızı tavsiye ederim Mutena ailesi yoksa sizin için iyi şeyler yaşanmaz" Telefonu kapattı ve tekrar başını boynuma yerleştirdi. Parmaklarım saçlarını bulurken deli gibi ne olduğunu sormak istesem de susmam gerektiğini biliyordum. Yüksek ihtimalle bizimle ilgili konuşmuşlardı. Onu bu tüm karmaşanın içinden çekip almak istiyordum. Ama ben daha kendi problemlerimi çözememişken onun problemlerine elimi atarsam zararlı çıkabilirdim.

"Sormasan olmaz mı?" Çocuk gibi çıkan sesi ile gülümsedim. "Sormam" Kollarını belimin altından geçirdi ve beni daha da sardı. Belki o şuan kafasının doluluğundan farkında değildi ama gerçekten fazla yakındık. Ama bu yakınlık beni rahatsız etmek yerine daha çok iyi hissettiriyordu. "Kalbin çok hızlı atıyor" Gözlerimi sıkıca kapattım. Gerçekten kalp atışlarımın sesi dışardan böyle duyuluyormuydu? "Senin yanındayken çok fazla oluyor küpeli" Parmaklarım saçlarından boynuna doğru indi kulağındaki küpeye ulaştığında onu incelemeye başladım. Sade halka şeklinde bir küpeydi. "Ama bu kadar hızlı atmasının diğer sebebi fazla yakın olmamız olabilir" Boğazından gülmeye dair bir ses çıkardı. "Hmm" "Kulağını ne zaman deldirdin?" "Sanırım lise yıllarımda. Başta çok hoş geliyordu, bir ara hoşuma gitmemeye başladı ama şimdi seviyorum" Konuştuğu yerde hala başı boynumda olduğu için sıcak nefesini tenimde hissediyordum. "Bir elini belimden çekerek parmaklarını yüzüme çıkardı. Dudağımdaki piercinge dokunması ile irkildim. "Peki sen ne zaman yaptırdın?" Dudaklarımda buruk bir gülümseme oldu. "Burcu ile beraber yaptırmıştık. O" Derin bir nefes aldım ve bakışlarımı ondan çekerek tavana çevirdim. "O deli dolu bir kızdı. Kalbi bu dünya ya göre fazla masumdu. Kafasına eseni yapan bir tipti. Bir gün uzun ısrarları sonucu piercing yaptırmaya gittik. Eve geldiğim zamanı hatırlıyorum" Gözlerimi kapattım. O anlar gözümde canlanınca dudaklarımdan bir kıkırtı çıktı.

"Annemler ne kızmıştı bana. O sakinleştirmişti" "Çok özlüyormusun onu?" "Çok" Sesimden akan özlem kemiklerimi sızlatmıştı. "Düşündüğüm zaman çocuklardan birini kaybetsem. Sanırım kendime gelemezdim" Gülümsedim. "Öyle olmuyor işte. Bir süre sonra kendine de geliyorsun. Öyle dersen sınanırsın deme" Başımı ona çevirmemle göz göze geldik. "Seni seviyorum biliyorsun değil mi?" Onu başımla onayladım. Bakışları yüzümde gezinirken beni deli gibi öpmek istediğini anlamamak mümkün değildi. Parmakları yüzümde dolaşırken bakışlarını gözlerimden çekmiyordu. İşte o an doğru adamı seçtiğimi anladım. Beni deli gibi öpmek istemesine rağmen yanlış anlaşılmamak için bakışlarını dudaklarıma indirmiyordu. Bir elimi ensesine doğru götürdüm ve onu kendime çektim. Dudaklarım dudaklarına temas ettiğinde titrek bir nefes aldı. Heyecanını hissediyordum. Dudakları alt dudağımı kavradığında o kadar yavaş davranıyordu ki sanki acısını hissetmemden korkuyordu. Kalbim bir kez daha sıkıştı. İnsanlara karşı acılarını gizlemeyi o kadar çok sevmişti ki birisi onu görür diye ödü kopuyordu. Avucumu yanağına yasladım ve dudaklarına doğru daha fazla çekildim. Dudaklarını dudaklarımdan ayırması ile bakışlarımı ona çevirdim. "İyikimsin." Gülümseyemedim. Hani bazı anlar olurdu ya birisi size güzel bir söz söylerdi ama siz onu tanıdığınız için o söze gülümsemez sadece ağırlığı altında ezilirdiniz....

….

"Lan düşeceksin" Cankut cama tutunduğu yerde omuz silkti. "Olmaz bana bir şey" Güldüm. "Şimdi oradan düşüpte bizi derde sokma" Kucağımdaki Kar topunun tüylerini severken konuştum. Sabah erken saatte Aram'ın yanına gittiğim için bir süre sonra ikimizde uyuya kalmıştık. Yaklaşık bir kaç gündür kar topu onların evindeydi. O yüzden rahattık. Feyza tüylerinden rahatsız olduğu için çocukların yanına sürgüne göndermiştik. Feyza yüzünü buruşturarak kar topuna baktı. "Ya geri o tarafa gönderelim. Her yerde dolaşıyor tüyleri yere dökülüyor. Gece uyuyamıyorum hapşırmaktan" Onu başımla onayladım. "Biraz onlarda biraz bizde kalır işte" Cankut balkon kapısına sarılı bir şekilde konuştu. "Bu ne amına koyim. Evlatlık mı aldık biz bu kediyi?" Güldüm. "Sen şimdi oradan düşüp bir yerini kıracaksın" Aram kollarını birbirine sarmış bir şekilde tezgahın önünde duruyordu. Bugün biraz temizlik işine girmiştik. "Aynen paşam aynen şimdi düş-" Ellerini kaldırarak konuşması ile yere kapaklanması bir oldu. Kahkahayı bastım. Diğerleri de gülerken Cankut bağırdı. "Lan insan bir kaldırır" Ekin ayağa kalktı ve onu kaldırmaya gitti. Sanırım kolunu çarpmıştı. Ekin onu yerden kaldırırken kolunu omzuna atması ile çığlığı bastı. Tiz sesi ile yüzümü buruşturdum. "Ya çok acıyor oğlum kırılmış olmasın?" Ağlamaklı bir sesle konuşması ile duraksadım. "Bir hastaneye filan mı götürsek?" "Ya bence de bi hastaneye gidelim" Aram omuz silkti. "Olmaz bir şey buna" "Lan kolum çok kötü acıyor diyorum. Ölmemi mi bekliyorsunuz beni götürmek için"

Güldüm. "Birde bayıl istersen feriha" Boş gözlerle bana baktı. Gözleri kayarken Ekin'in üzerine düşmesi ile kahkahayı bastım. "Oyunculuk desen var" "Benden iyisin bu işte" "Lan gerçekten bayıldı bu" Gülümsemem yüzümde solarken ciddi bir ifade ile Ekin'e baktım. Aram Cankut'u kaldırmasına yardım ederek onu ayakta tutmaya çalıştı. Ayağa kalkarak kapıya doğru ilerledim ve askılıktan montlarımızı almaya başladım. "Feyza sende telefonları ve arabanın anahtarını al. Bu kesin acıdan bayıldı" Kendi montumu üzerime geçirdim. Diğerleride gelince Cankut'un montunu Feyza'ya uzattım. Montu alarak onun omuzlarına bıraktı. Kapıyı açarak dışarıya çıktım ve hızla ayakkabımı giymeye başladım. "Abi bir insan nasıl bu kadar hızlı bayılabilir" Güldüler. "Bilmiyorum ama kolu düzelene kadar nazını çekeceğimiz belli" Feyza Cankut'un ayakkabılarını giydirirken diğerleri de ona destek oluyordu. "Geçin siz giyin ayakkabılarınızı ben tutarım." Cankut'un koluna girdim ve sırtından destek vererek onu ayakta tutmaya çalıştım. Feyza da bana yardım etsede onu taşımamız imkansızdı. Sadece sabit tutabilirdik. "Bu çocuk ne yiyor amına koyim. Ayı gibi" Elimdeki Ekin'in montunu ona uzattım. Hızla montunu üzerine geçirdi ve benim kenara çekilmemle Cankut'u kolundan tutarak onu asansöre doğru ilerletmeye başladılar. "Siz direkt inin biz arkadan geliyoruz" "Tamamdır" Kapıyı kapattım ve Aram'a döndüm. "Gerçekten bir gün bir yerini kıracağı belliydi." Güldüm ve elimdeki montunu omuzlarına bıraktım. Ama bunu yapmak için parmak uçlarımda yükselmem gerekmişti.

Montun kollarını geçirdikten sonra önünün fermuarını çektim ve montun üzerindeki hayali tozları sirkeledim. Bakışlarımı ona çevirince bana hayran hayran baktığını fark ettim. Gülümsedim. "Öyle bakarsan sana aşık olurum" "Ol diye öyle bakıyorum zaten" Belimden tutarak beni kendisine çekti. Kalbim yine maraton koşmuşum gibi atarken bakışlarımı gözlerine çevirdim. "Aşağıya inmemiz lazım" Başını boynuma doğru eğdi. "Hmm" Dudaklarının boynuma değmesi ile irkilmemek için kendimi zor tuttum. "Hastaneye gitmemiz lazım" Bir elini boynuma koyarak beni kendine çekti. Dudaklarını kısa süreli tenimden ayırdı. "Hmm" Kendimi geriye çektim. Bu hareketimle kaşlarını çatsada montunu tutarak onu kendime çektim ve dudaklarımı dudaklarına yasladım. Bir eli belime giderken diğer eli hemen yanağımı okşamak için yüzüme doğru yol almıştı. Alt dudağını dudaklarımın arasına alarak onu kendime daha da çektim. Bu hareketimle dudaklarını dudaklarıma daha da bastırdı. Bir an ondan ayrıldım. "Hastaneye gideceğiz" Ondan ayrılarak koşar adımlarla asansöre doğru ilerledim. Neyseki asansör kattaydı. Hızla kapısını açarak içeriye girdim. Sırtımı asansörün camına yasladım ve rahat bir nefes verdim. Asansörün kapısı kapanmak üzereyken bir el tarafından tutuldu ve açıldı.

İçeriye girer girmez yanıma doğru geldi ve elini belime atarak beni kendine çekti. Dudaklarını dudaklarıma yaslaması ile gözlerimi kapattım. Bir elimi ensesine atarak onu kendime daha da çektim. Dudakları ile alt dudağımı emerken sadece durup bu anın tadını çıkarıyordum. Ensesinde ki elimi saçlarına doğru çıkararak onlarla oynamaya başladım. Dudaklarını dudaklarımdan kısa bir an çekince alnını alnıma yasladı ve konuşmaya başladı. "Mükemmel bir kadınsın. Her halinle beni etkiliyorsun ve senden o kadar fazla etkileniyorum ki seni istemekten kendimi alıkoyamıyorum" Alnımı alnından ayırdım. "Hastaneye gideceğiz" Asansörün tuş düğmelerine doğru ilerledim ve eksi katın düğmesine bastım.

….

Çığlık atması ile elimi hızla geriye çektim. "Lan sanki seni sikmişim gibi hareketler yapıyorsun yapma" Hastaneye gitmiştik. Cankut yolda ayılmış olmasına rağmen hastane de yine çocuklar onu taşımışlardı. Doktor kolunun kırık olduğunu söylemişti ve alçıya almışlardı. Daha sonra eve gelmiştik. Şimdide alçısına imza atmaya çalışıyordum ama çığlık atıp atıp duruyordu. Bir kez daha çığlık atması ile elimdeki kalemi kafasına fırlattım. "Siktir git yapmıyorum amına koyim bi bok" Zil sesi evin içini doldururken mutfaktan çıkarak kapıya doğru ilerledim. Direkt çocukların evine geçmiştik. Kapıyı açmamla Aram'ın annesigille karşılaşmam bir oldu. Eli ile beni ittirerek içeriye geçti. "Pars nerdesin?" Aram üzerine tişört giyerken odadan çıktı. "Ne işiniz var sizin burada?" Tişörtünün ucu katlandığı için karın kasları görünüyordu. Onu düzelterek annesine döndü. Keşke o öyle kalsaydı be yiğidim. "Ne demek sizi sildim ya. Biz senin aileniz kendine gel. İki yarışma kazandın diye seni biz yetiştirmedik değil" "Ne yetiştirmesi lan! Ben kendi kendimi büyüttüm. Senin benim hayatıma tek katkın ne biliyormusun? Beni yapmak. Saçma sapan zevkleriniz yüzünden beni yapmışsınız şimdi de bu saçmalığı başıma kakmaya çalışıyorsunuz. "

Çocuklarda mutfaktan çıkmış salona gelmişti. Onlarda şaşkınlıkla olanları izlerken hiç birimiz müdahale etmiyorduk. Çünkü bu onların özel meselesiydi. "Biz seni yetiştirmek için ne bakıcılar tuttuk biliyormusun sen?" "Ben kendim büyüdüm. Sizin saçma sapan para ve şöhret görgüsüzlüğünüz umrumda değil. Hayatımdan çıkın ve bir daha gelmeyin"

Kapının açılması ile bakışlarım oraya döndü. Gördüğüm yüzlerle şok geçirirken bakışlarım donuklaştı. Yüzüme yediğim tokatla başım yana düştü. Ne olmuştu az önce? Annemlerin burada ne işi vardı? Başımı kaldırdım ve ona döndüm. Konuşmak için ağzımı açmamla elini kaldırarak beni susturdu. Büyük bir kahkaha attı. "Biz hanımefendiyi buraya okul okusun diye gönderiyoruz kendisi ta buralardan Avrupalara gitsin. Ve biz bunu televizyonda oynayan bir yarışmadan öğrenelim ha." "An-" "Konuşma!" Yüksek sesi ile irkildim. "Sana dedim tek bir yalnışını gözüm görürse seni buradan alırım eve götürürüm bir daha da asla okula dönemezsin diye ama sakalımız yok ki sözümüz dinlensin. Madem sen benim sözüme uymuyorsun o zaman zorla uydururuz. Eşyalarını topluyorsun akşam yola çıkacağız" Bakışları çocukların üzerinde dolaşırken kaşlarını çatarak onlara baktı.

"Bunlar kim?" Konuşmak için ağzımı açsam da beni susturdu. "Ya da boş ver yine sinir olacağım bir şey yapmışsındır." Gözlerimden yaşlar süzülürken Cankut söylememesi gereken bir şey söyledi. "Merak etmeyin efendim yabancı değiliz Alya'nın ev arkadaşlarıyız" Söylediği sözler ortama ateş gibi düşerken annemin bakışları ağır ağır bana döndü. Gözlerimi sıkıca kapattım. Bu sefer net sıçmıştım....

-SON-

Uzun zaman sonra sizlerle birlikteyim. Bölüm diğer bölümlere göre kısa olabilir. Çünkü eğer benim diğer kitaplarımı da okuduysaniz kitabın bitmesine çok az kala bölümler kısalıyor. Son zamanlarda kafam pekte iyi olmadığı için bölüm atamadım ilk defa böyle bir durumla karsilasiyorum. Normalde asla kitaplarımda duraksama yaşamam. Özel hayatımda yaşadığım sorunlar buraya yansimaz ama bir süre ara vermek zorunda kaldım. Araya lgs filan da girdiği için sınav stresi vs bölüm yazamadım.

Dün gece yarılarına kadar oturup yazdığım bölümü yayimliyrium şimdi de

Bugün sabah on buçukta uyandım. Daha sonra kahvaltı yaptım. Sonra da hep telefonda takıldım bilgisayar şarjda olduğu için bölümlerle uğraşırken ona ihtiyacım vardı. Sonra bilgisayarda bölümlerle ilgili ayarlama yaptım. Şimdi de kitaba bölüm yayimliyorum.

Kitabın bitmesine çok az kaldı. Tabikide sonuna kadar yaşanacak olaylar farklı ve değişik olacak ama size şunu net bir şekilde soyleyebilirim ki üç bölüm sonra bir ev meselesi defteri kapanıyor...

Bu süreçte bölüm atmamı bekleyenleriniz varsa sabirlari için onlara teşekkür ediyor ve bugün ya da geçen hafta sınava giren arkadaşların sınav notlarının güzel olmasını diliyorum.

Mutlu olalım Yıldız Tozlarımm....⭐️🖤🖤