12. bölüm / 20
BİR EV MESELESİKayıp
Bölümler 20Şu an: Kayıp
- 1 BİR EV MESELESİ4.090 kelime
- 2 Eğlenceli Kadın3.880 kelime
- 3 "Benimle gelirmisin?"4.179 kelime
- 4 Yeni Başlangıçlar3.804 kelime
- 5 İş Başı3.574 kelime
- 6 Son Noktası3.319 kelime
- 7 Ev3.512 kelime
- 8 Yeni Ev3.505 kelime
- 9 Geri Dönüş3.496 kelime
- 10 Sürpriz3.586 kelime
- 11 Yardım3.391 kelime
- 12 Kayıp3.856 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 Tutku3.288 kelime
- 14 İtiraf3.586 kelime
- 15 Tiyatro Salonu3.327 kelime
- 16 Yabancı Tanıdık3.152 kelime
- 17 Korkak Kız Çocuğu2.411 kelime
- 18 Kenti Terk Etmek2.560 kelime
- 19 Pamuk İpliği1.304 kelime
- 20 Gelecek497 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Başarıya aşık olan her aile çocuğunu kaybeder. Bir gün bir an diğer gün her an”
12. BÖLÜM
KAYIP
PARS ARAM MUTENA-
Sevgisizlik damarlarımda akan kan gibi süzülürken onlarla karşılaşmıştım. Feyza, Ekin ve Cankut. Ailemlerdi onlar benim. Ben sevginin ne olduğunu bilmediğim zamanlar bana sevginin ne olduğunu öğretmişlerdi. Ben onlar sayesinde sevmeyi öğrenmiştim. Onlar sayesinde sevilme hissini öğrenmiştim. Sonra o gelmişti. Alya. Benim Alyam. Sakar kızımdı o benim. Havalimanında olan karşılaşmamızdan sonra onu bizim evde görmem çok şaşırmama sebep olmuştu. Sonra ona aşık olmuştum. Düşünceli bir insandı, sevecendi. Güzeldi kara gözlerine inat mor rengine aşıktı. Cıvıl cıvıl havası ile insanın kalbini ısıtıyordu. İnsanların kalbini kırmamak için o kadar çabalıyordu ki. Ona beni sevip sevmediğini ima ettiğim her seferde kalbimi kırmamak için konuyu değiştiriyordu. Çünkü o da duygularından emin değildi. Eğer emin olsaydı şuan bizim arkadaşlığımız kalmamış olurdu. Çok güzeldi. Özellikle kokusu bana adımı unutturuyordu. Bir ortama girdiği zaman kokusu hemen odaya doluyordu. İnsanlarda benim aldığım kokuyu alır diye ödüm kopuyordu. Onunla havalimanında olan karşılaşmamızda ailemin yanından dönüyordum. Aktarmalı uçaklarımdan birisinde karşılaşmıştık.
Onu merdivenlerde tuttuğum gün gözleri beni fazla etkilemişti. Aslında normal kahverengi gözlerdi ama o gözler benim için sonsuz bir çukur gibiydi. Baktıkça içine çekiliyor ve asla çıkamıyordum. Çıkmak isteyen kimdi ki? O gece o gözler aklımdan çıkmamıştı ertesi gün ise o gözlerle aynı evde yaşamaya başlamıştım. Koluma yediğim yumrukla kendime gelince bakışlarım Cankut’a kaydı. “Oğlum bak son zamanlarda o elin kolun bana fazla hareket yapmaya başladı. Dikkat et kırarım” “Lan konuşuyoruz şurada daldın gittin gene” “Söyle dinliyorum” Ekin bakışlarını bana çevirdi. “Bak bir süre Alya’ya bu meseleden bahsetmeyeceğiz. Zamanı gelince ona anlatırız ama şuan değil” Sinirle elimi saçımın arasından geçirdim. “Zamanı geldiğinde anlattığımızda bize daha iyi bir tepki vereceğini sana düşündüren nedir?” “Çünkü o zaman bize gerçekten alışmış olacak. Bizi gerçekten severse uzun zaman önce yaşanmış bir meseleyi çok önemsemez ama şuan bizi tanımıyor bile bunu hangi niyetle yaptığımızı umursar mı sanıyorsun?” Bakışlarımı yere çevirdim. Cankut elini koluma atarak sıvazladı. “Biliyorum için rahat etmiyor ama söz veriyorum eğer bu meseleyi öğrenmesi gereken zamandan daha erken öğrenirse senin ona anlatmamızı istediğini ona söyleyeceğim”
Kapının çalma sesini duyunca ayağa kalktım. Odadan çıkarak kapının önüne gelince kapının kolunu çekerek kapıyı açtım. Feyza gelmişti. “Sakar nerede?” İçeriye girerken kaşlarını çatarak konuştu. “Burada değil mi?” Başımı iki yana salladım. Cankut’un odasından içeriye girdiğinde bende onu takip ettim. “Lan Alya nerede?” “Evde değil mi?” Başını Ekin’e çevirdi. “Telefonunu burada unutmuştu onu almaya geldi. Hatta siz uyuyorsunuz diye anahtarla gelmişti. Bende ayakkabılarını kapının önünde göremeyince yine dondurma filan almaya gittiniz diye düşündüm” Üçümüzünde bakışlarını birbirine kilitlenince aynı anda aynı cümleyi kurduk. “Siktir ya” “Ne oldu?” “Ya biz burada şu ev meselesini konuşuyorduk. O da gelmiş bizi duymuştur. Çıkıp gitmiştir işte” Odadan çıkarak salona doğru ilerledim. Askılıktaki montumu üzerime geçirdim. Odaya tekrar dönünce yatağın üzerinde ki telefonumu aldım. “Ne kadar oldu evden çıkalı?” “Yarım saat falan” Sesi titreyerek söylediğiyle bakışlarım ona döndü. “Bulacağım onu söz veriyorum. Can, Ekin siz onun telefon sinyalini arayın. Çok uzaklaşmış olmamalı”
Telefonumu cebime attım ve Feyza’nın önüne geçtim. Avuçlarımla yüzünü kavradım. “Onu bulacağız söz veriyorum. Şimdi ben sokaklara çıkacağım” Ondan uzaklaştım ve odadan çıktım. Kapıyı açtım ve dışarıya çıkarak ayakkabılarımı ayağıma geçirdim. Asansörün önüne gelince düğmeye basarak kata gelmesini bekledim. Kalbim onun başına bir şey gelmesi korkusuyla hızla çarpıyordu. Burada bildiği yerler kısıtlıydı. Ona neden söylememiştik ki? Nereye gidecekti? Gecenin bu saati başına bir şey gelmesi korkusu etrafımı sardı. Kata gelen asansöre bindim ve giriş katın düğmesine bastım. Sırtımı aynaya yaslarken aklıma beraber asansöre bindiğimiz zamanlar geldi. Cıvıl cıvıldı hep konuşacak bir şey buluyordu. Onu her gördüğümde içimden bir parçam hala benimde mutlu olabileceğime beni ikna ediyordu. Çok ilişki insanı değildim. Asansörün kapısını açarak dışarıya çıktım. Yağmur yağmaya başlamadan onu bulmam lazımdı. Demir kapıyıda ittirerek açtım ve dışarıya çıktım. Hava bulutluydu. Önce buralarda her beraber gittiğimiz kafelere gitmem lazımdı. Sonuçta bir insanı bulamamanın yolu onu gözünün en dibine sokmaktı. Montumun cebinden arabanın anahtarını çıkardım ve kilitleri açtım. Sürücü koltuğuna geçince hızla arabayı çalıştırdım. Ve evin önünden ayrıldım.
En son ilişkim o kadar beni dağıtmıştı ki ne yapacağımı şaşırmıştım. Hani insanın boşlukta olduğu ve yanına kim gelirse ona sarıldığı halleri olur ya. Karşındaki düşmanın dahi olsa ona sarılırsın. Bende o hallerden birince iken karşıma bir kız çıkmıştı. Ona aşık olmamıştım. Belki ufak bir hoşlantıydı ama aşk değildi. Sonra eski sevgilimin yakın arkadaşı olduğunu öğrenmiştim o kişinin. İşte o zaman ne kadınlara nede aşka bir güvenim kalmamıştı. Sonra onu görmüştüm. Alya. Bu zamana kadar karnımda kelebekler dolaşmasını sağlayan tek kadındı. Evet bir kız çocuğu gibi görünsede kadındı. Sadece hayatı boyunca insanlar onu göremesin diye asla susmuyor ve neşeli davranıyordu. İnsanı en üzgün haldeyken bile neşeli olmaya sürüklüyordu. Onu seviyordum. Arabayı tanıdık kafelerden birinin önünde durdurdum ve araçtan indim. Kafenin önüne gelince kapıyı açarak içeriye girdim. Sıcak hava yüzüme çarpınca birazda olsa rahatlasamda aklıma onun dışarıda olduğu ve dışarının çok soğuk olduğu geldi. Hızla kasaya doğru ilerledim. Beni gören çalışan hemen konuştu. “Oo hoş geldin Parsım” Başımı salladım. “Hoşbuldum abi. Bizimkilerle geldiğimiz zaman yanımızda bir kız vardı. Onu gördün mü buralarda?” “Valla Parsım sabahtan beri arkadan çıkamadım işler yüzünden ama ben bi çocuklara sorayım.” O arkaya doğru giderken ellerimi ceplerime sokarak beklemeye başladım.
Bizimkiler ne yapmışlardı acaba? Adamın tekrar gelmesi ile ellerimi ceplerimden çıkardım. “Çocuklar görmüşler mi?” “Valla böyle kısa mor saçlı birinin şu caddeden koşarak indiğini görmüşler ama nereye gittiğini bilmiyorlarmış” Onu başımla onayladım. Hızlı adımlarla çıkış kapısına ilerlerken konuştum. “Saol abi” Kapının kolunu tutarak çektim ve dışarıya çıktım. Arabanın önüne gelince kapıyı açarak hızla araca bindim. Emniyet kemerimi takarken diğer yandan cebimden telefonumu çıkardım. Arabayı çalıştırırken telefonu tutacağa sabitledim. Çaldı, çaldı ve açıldı. “Bir şey bulabildiniz mi?” “Yok hala deli gibi araştırıyoruz. Sende durumlar ne?” “Bende bizim oradaki kafeye geldim. Onu caddede koşarken görmüşler.” “Neden öyle koşuyor ki sanki gidecek yeri varmış gibi” Ekin’in kısık sesle söyledikleriyle tüylerim diken diken oldu. Onun buralarda kimsesi yoktu. Aklıma gelenle duraksadım. “Tabi ya. Feyza bu sakarın buralarda bir dayısı vardı. Ona ulaşamazmısınız? Ona ulaşıp yanında olup olmadığını sorun. Belkide oraya gitmiştir. Dayısı ne taraflarda oturuyor?”
Kısa süreli bir sessizlik oldu. Arabayı caddede sürerken diğer yandan da etrafa bakınıyordum. “Dayısı bildiğim kadarıyla esenyurt taraflarında oturuyordu. Yani oraya gidiyordur. Caddelere bak sen ara sokaklardan gitmez o. Ama yanında otobüs kartı filan hiçbirşey olmadığı için yaya gidecek yüksek ihtimalle telefonunun konumu açıktır. Biz ona bakarken sende yollara odaklan” “Tamam kolay gelsin” Telefonu kapattım. Yollar su gibi akıp giderken hala ona rastlamamıştım. O gideli yarım saat olduktan sonra aramaya çıkmıştık. Evden çık kafeye git diyene kadar bir saat geçmiş olmalıydı. Yaya gittiği için esenyurta sabaha anca varırdı. Yollar hızla biterken önce on dakika geçti sonra yirmi, otuz dakika dolduğu zaman kalbim artık duracak raddeye gelmişti. Her on dakikada bir çocukları arıyordum. Telefonum ben aramadan onlar tarafından aranınca hızla aramayı cevapladım. “Bulabildiniz mi bir şey?” “Bulduk. Konumu açık değildi. Sonradan açınca bulduk. Yakınlarda konumu yolluyorum” “Tamam onu alıp geliyorum” Telefonu kapattım ve üstten gelen konuma girdim. Buraya on beş dakikalık uzaklıktaydı. Gaza daha da basarak konuma doğru sürdüm. Ona ulaşmama çok az kalmıştı. Peki ona ulaşsaydım ne olacaktı? Onu benimle gelmeye ikna edebilecekmiydim? Bu gece o eve gelmeyeceğine emin olmuştum. Bakışlarım açık olan telefonuma kaydı. Saat gece ikiye geliyordu. Canlı konumun olduğu yere gelince arabayı sokağın kenarına park ettim. Arabanın anahtarını cebime atarak telefonumu aldım ve araçtan indim. Bakışlarım sokakta gezindi. Karşı yolda kaldırımda yürüyen kişiyi saçlarından tanımam zor olmamıştı. “Sakar!” Sesimi duyar duymaz ara sokağa girerek koşmaya başladı. Bende arkasından koşmaya başlarken arabaların hızla geçmesi ile yolun ortasında kaldım. “Hay sikeyim böyle işi ya” Işıkların yanması ile hızla karşıdan karşıya geçerek sokağa girdim. Çoktan gitmiş olmalıydı. Yol ayrımı sokaklara gelince soldaki sokağa girdim. Nefes nefese kalmıştım. Onu bulduğumda gerçek bir ceza verecektim.
Sokağın köşesini dönünce karşılaştığım çıkmaz sokakla koşarak geldiğim yolu dönmeye başladım. Köşeyi döndüğümde karşı sokaktaki köşeyi dönen onu fark ettim. Sadece şuan yakalayabilirdim. Mor saçları onu karanlıkta bile belli ediyordu. Diğer sokağa giriş yaptığımda adımlarımı daha da büyük atarak koştum. Sokağı dönünce ileride olduğunu ve yürüdüğünü fark ettim. İzini kaybettirdiğini düşünmüş olmalıydı. Adımlarımı yavaşlatarak ona doğru adımlamaya başladım. Sanırım sadece ona sıkıca sarılınca bu stresim geçecekti. Tam ona yaklaşmama çok az kalmışken arkasını dönerek beni fark etti. Tekrar koşmaya başlarken birkaç büyük adımla ona ulaştım ve kolundan tutarak kendime çektim. Elimi başını çarpmaması için duvara koyarken onu duvara yasladım. “Ne yapıyorsun ya bırak beni?” Elleriyle bana vurmaya çalışırken bileklerinden tutarak duvara sabitledim. “Asıl sen ne yapıyorsun ya?” Yüzümü yüzüne yaklaştırdım. Göğsü hızla inip kalkarken boş sokakta sadece nefes seslerimiz duyuluyordu. “Yalancısınız siz. Yalancı pislikler” Ellerini kurtarmaya çalışırken daha da sıkı tuttum. “Tamam ne dersen haklısın güzelim. Ama ne olur şuradan çıkalım gidelim evimize öyle konuşalım”
“Ne evi ya? Evim mi var benim?” Başını kaldırıp gözlerini bana dikmiş şekilde söyledikleriyle bakışlarım yüzünde dolaştı. Fazla mı yakındık? Bir elim yumuşak saçlarının altındayken diğer elimde narin bileklerini tutuyordum. Bana böyle alttan alttan bakması inatçı şekilde konuşması...
Bu kız gerçekten bana neler hissettirdiğinin farkında değildi. “Eve gitmiyoruz. Ama şuan sokakta kalamayız heralde. Sadece sakin ol” Beni başıyla onayladı. Bileklerindeki elimi çektim. Ve elimi ona doğru uzattım. “Sadece sakin olacaksın” Diğer elimi de saçının altından çektiğimde hızla yanımdan geçerek kaçmaya çalıştı. Belinden tuttuğum gibi kaldırdım ve onu sırtıma attım. “Zaten senden sakin olmanı beklemek hata olurdu.” Sokaktan çıkmak için adımlarken elleriyle sırtıma vuruyordu. “İndir indir dedim. Köpek” Durdum ve bakışlarımı ona çevirdim. Ama onun başı arkada olduğu için göz göze gelemedik. “Bana bunu demenin hesabını sana soracağım. Ama önce arabaya gitmeliyiz sakar” Ben sokaktan çıkmak için adımlarken o hala bağırıyordu. Sokaktan çıkınca karşıdan karşıya geçtim. Ne hikmetse bu sefer arabalar sokakta yoktu. Cebimden anahtarı çıkararak kapıları açtım.
Yan koltuğun kapısını açtığımda bağırarak bana vurmaya devam ediyordu. “Binmem ben o arabaya” Onu hızla sırtımdan indirerek koltuğa attım ve kapıyı yüzüne kapattım. Anahtarla otomatik kapıyı kilitlerken kapının açılmadığını fark emiş olmalı ki cama vuruyordu. Sürücü koltuğuna geçerken üzerimdeki montu çıkardım. Kapıyı açarak araca binince anahtarı yuvaya yerleştirip emniyet kemerini taktım. “Ya binmeyeceğim deyince sen ne anlıyorsun ya” Montu yüzüne fırlatmamla bağırdı. “Pars!” Adımı uzun zaman sonra ilk defa ondan duyuyordum. Bakışlarım ona kayınca o da ne dediğini fark etmiş gibi duraksadı. Adımın ağzına bu kadar yakışacağını bilseydim ona daha önce söylettirirdim. Arabayı çalıştırarak yakınlardaki otele sürmeye başladım. Yolculuk boyunca hiç konuşmadı. Ne kadar istesede onu bırakmayacağımın farkında olmalıydı. Arabayı otelin önünde durdurunca anahtarı alarak emniyet kemerimi çıkardım ve araçtan indim. Onun tarafına geldiğimde kapının kilidini açtım ve kapıyı açtım. Arabadan inince elindeki montumu bana doğru fırlattı ve yürümeye çalıştı. Evet çalıştı çünkü onu kolundan tutarak durdurdum. “Sana o montu bana geri at diye değil giy diye verdim” Arabanın kapısını kapattım ve anahtarı cebime attım. Tuttuğum kolunu montun içinden geçirirken sesini çıkarmıyordu. Diğer kolunuda geçirince montun fermuarını çektim. Onu süzünce gözüme daha da bir güzel geldi. Sanki bana ait birşeymiş gibi. Benimmiş gibi. Elimi beline atarak o önde ben arkada otelden içeriye girdik. Lobiye gelince çalışanlar bizi karşıladı. Ben bir otel odasına tutana kadar hatta yukarıya çıkana kadar bile asla konuşmadı. Odadan içeriye girince oda kartını masanın üzerine bıraktım. Odada iki tane ayrı yatak vardı. O yataklardan birine otururken bende masanın yanındaki sandalyeyi çektim ve önüne oturdum. Göz göze gelince konuşamayacak kadar yorgun olduğunu fark ettim. Belkide bu konuşmayı erteleyebilirdim. Saat gece üç olabilirdi belkide daha geç. Aklıma diğerlerine haber vermediğim gelince elimi cebime atarak telefonumu çıkardım ve hızla onun yanımda olduğuna dair mesaj attım.
“Sabah konuşuruz. Geç uyu hadi sen” Ayağa kalktı ve yatağın diğer tarafına geçti. Ayağındaki ayakkabılarını çıkararak yere koydu. Üzerindeki montu çıkardığında hızla yorganın altına yerleşti. Odanın sıcaklığı gayet iyiydi. Ayağa kalkarak odanın ışığını kapattım. Tekrar eski yerime yerleşince onu izlemeye başladım. Ay ışığının parlattığı yüzü o kadar güzeldi ki. Bu kadın sanki benim için yaratılmış gibiydi. Ona sıkıca sarılmak ve asla bırakmamak istiyordum. 24 senelik hayatımda ilk defa böyle hissediyordum. Ona duygularımı söylemeden önce çok düşünmüştüm. Aramızda 6 yaş vardı. Üniversite hayatına yeni başlayan bir genç olarak benimle aynı olgunlukta olmasını bekleyemezdim. Ama o bu düşüncelerimin aksi olduğunu bana kanıtlamıştı. İşte o yüzden ona bu kadar aşıktım. Kafamda onunla yapmak istediğim herşeyin bir planı vardı. Ülke ülke gezmek isterdim mesela. Katıldığım yarışmalarda beni ön koltuktan izlemesini isterdim. Bolca fotoğraf çekip bize ait büyük bir fotoğraf defterimiz olsun isterdim. Çocuklarımıza anlatabileceğimiz bir hikayemiz olsun isterdim.
“Sen uyumayacakmısın?” Sesini duyunca irkilerek düşüncelerimden çıktım. “İkimizde yan yana yatamayız. Malum koltuklar yan yana. Zaten bize bu gece uyku yok” Sonrası sessizlik oldu. Sabahın ilk ışıkları yüzünü aydınlatana kadar onu izledim. Başta uyanık olsada sonradan yorgunluktan sızmıştı. Saat sabah sekize geliyor olmalıydı. Bir süre sonra sandalye rahatsız edici bir hal alınca yere oturmuştum. Yerden kalkarak onun yanına doğru ilerledim. Yatağının yanına gelince tam karşısına yere oturdum. Elini yastığın altına koymuştu ve huzurlu bir şekilde uyuyordu. Her nefes alış verişinde burnu hafifte olsa havaya kalkıyordu. Onu gerçekten dikkatli bir şekilde izlediğim zamanlar kendimi ona yetersiz görüyordum. İnsanların fikirleri değil onun bana karşı olan fikri önemliydi benim için. Yan yana geldiğimizde nasıl duracağımız önemliydi. Ben tam önüne oturduğum için güneş ışığı yüzüne gelmeyi kesmişti. Bir süre sıkı nefesler aldı. Başta kabus gördüğünü zannetsemde ard arda hapşurması ile gülümsedim.
Gözlerini açarak etrafa baktı. Sanırım nerede olduğunu çözmeye çalışıyordu. Bakışları bana kayınca irkilir gibi olsada bozuntuya vermeden bakışlarını gözlerimle buluşturdu. “Hiç uyumadın mı?” Sesi çatallı çıkmıştı. Sesinin içimi bir hoş ettiğinin farkındamıydı? “Seni izledim” “Tüm gece?” “Tüm gece” Bakışları camdan dışarıya kaysada tekrar bana döndü. “Saat kaç?” “Sabah sekiz olmalı” Beni başıyla onayladı. “Neden bana söylemedin?” Gözlerimi gözlerinden çekmeden konuşmaya başladım. “Yolun başından beri ben zaten söyleme taraftarıydım. Ama Feyza bunu kabul etmedi. Sonra sen geldin. Seni tanıdıktan sonra böyle birşeyi duyarsan ne kadar sinirlenebileceğin hatta bize kırılabileceğini öğrendim. Dün geceki konuşmalarımızda da duyduğun gibi ben başından beri söyleme taraftarıydım. Hatta söyleyecektim de ama biraz daha zaman geçmesini beklediler” “O eve dönmek istemiyorum” Uzanarak elini tuttum. “Tabi güzelim ne kadar istersen o kadar o eve dönmezsin ama unutma olur mu onlar bunu senin iyiliğin için yaptı. Seni sevdikleri için” “Bunu konuşmayalım lütfen” Onu başımla onayladım. Elimi yüzüne çıkararak yanağını okşadım. “Bugün okula gitmeyebilirsin istersen. Hem ödevini nasıl yapacağımızı konuşuruz” Beni başıyla onayladı. Elimle yanağını sıktım. “Varya çok tatlısın” Gülerek elimi itti. “Tamam ya hadi kahvaltı edelim” Ayağa kalktım ve iki yatağın arasındaki komidine doğru ilerledim. Üzerinde resepsiyonla konuşmamız için bir telefon vardı. Telefonu elime alınca komidinin üzerindeki kağıdı fark ettim. Resepsiyonun telefon numarası vardı. “Ne yeriz?” “Tost ve çay” “Bana uyar” Hızla numarayı tuşlayarak aradım. “Merhaba iyi günler biz 129 numaralı odaya iki tane karışık tost ve çay sipariş edecektik.” “Tabi efendim. Kahvaltının hemen odanıza getirilmesini mi talep edersiniz?” “Evet lütfen” Telefonu kapatarak ona döndüm. “Birazdan gelir” Yatakta karşısına oturduğumda bakışları ben dışında her yerde dolanıyordu. “Anlat bakalım bu ödev meselesini” Farklı bir konuyu açmam onu gülümsetmişti. Bakışları gözlerime çıktı. “Bizim gösteri saat bir gibi yani dersim bittikten sonra. Biz o rolde birbirini anlamayan iki insanı oynayacağız. Her anlamda. Yaklaşık on beş dakikalık bir konuşma yapsak yeter. Amaç seyirciye birbirimizi nasıl anlamadığımızı ve birbirimizi nasıl kırdığımızı göstermek. Üzerimize hangi dönemi canlandırmak istersek onu giyebiliriz. Sence hangi dönem?” “Bence roma dönemini canlandırabiliriz. Düşman aile çocuklarının hem ailevi sıkıntılarını hemde birbirine olan tutkulu aşkını anlatabiliriz. İmkanıszlıklar dahilinde bir hikaye ortaya çıkarabiliriz.”
Kapının çalması ile ayağa kalkarak hızlı adımlarla kapının önüne geldim. Kapıyı açtığımda gece beni resepsiyonda karşılayan kadını gördüm. “Yemek servisi” Elindeki tepsiyi aldım. “Teşekkürler” Kapıyı kapatarak içeriye girdim. Elimdeki tepsiyle yatağa doğru ilerledim. Yatağın üzerine oturunca tepsiyi aramıza bıraktım. Gri çelik kapağı kaldırmamla tost kokusu odayı sardı. “Deli gibi acıkmışım” O hemen yemeye başlarken bende mini çaydanlığa uzanarak çaylarımızı doldurmaya başladım. “Evet bu arada düşman aileler baya iyi olur” “O zaman bize replik yazman gerekmiyor mu?” Başını iki yana salladı ve ağzı dolu bir şekilde konuştu. “Aslında ben doğaçlama gideriz diye düşündüm. Hem doğaçlama olursa fazla stres olmayız ve aklımıza geleni söyleriz bu da seyircinin aklını daha da karıştırır.” Bende tostumu yemeye başlarken bir süre sessiz olduk. Sonrasında derin sessizliği o bozdu. “Çok korktular mı?” Bakışlarım ona değdiğinde sanki konuşan hiç o değilmiş gibi yemeğine odaklanmıştı. “Çok korktular. Özellikle de Feyza. Yanımıza geldiği zaman senin yanımızda olmadığını öğrendiğinde yüzündeki ifadeyi görmeliydin sakar. “ Bakışlarında kısa bir pişmanlık dalgası geçsede sessiz kaldı. Kahvaltıyı ettikten sonra o yine yatarken bende başında oturmuş bekliyordum. Bu meseleyi erkenden halletmemiz lazımdı.
Telefonumun çalması ile cebimden çıkararak baktım. Ekin arıyordu. Telefonun sesini kısarak kısa süre uyuyan sakara baktım. Daha sonra da masanın üzerindeki oda kartını alarak çıkışa doğru ilerledim. Telefon bir an kapansada tekrar çalmaya başladı. Odadan dışarıya çıkınca telefonu açtım. “Oğlum kızı buldum dedin. Saat kaç oldu hala gelmediniz?” “Belkide farklı işleri vardır agacım bıraksada çocukları” Cankut’un eğlenen sesi telefonun hoparlörde olduğuna işaretti. “Ne diyorsunuz siz ya? Ben dün kızı bulduğumda nasıldı biliyormusunuz? Zorla getirdim otele zaten sonra da uyudu konuşmadık. Sabah kalktık kahvaltı ettik şimdi tekrar uyudu. Siz ben onu bulunca eve getirmeye ikna edeceğim filan mı sandınız? Kız eve gelmek istemiyor zaten gece o yüzden otelde kaldık” “Aynı odada mı farklı odalar da mı? Yani bizde ona göre önlemimizi alalım canım” “Aklını sikeyim Cankut. Siz oturup biz bu kıza kendimizi nasıl affettiririz diye düşüneceğinize sen bunu mu düşünüyorsun? Bana bakın şimdi ben kapatacağım sizde artık bir yolunu bulun bu kıza kendinizi affettirin. Yoksa olacakların sorumluluğunu almam” Telefonu yüzlerine kapatmamla mesajlar bölümüne girerek onlara otelin konumunu attım. “Hadi bakayım göreyim sizi”
Odanın önüne gelince kartla kapıyı açarak içeriye girdim. Kartı masaya bırakırken bakışlarım uyuyan ona kaydı. Onu ikna etmenin yolunu bulamıyordum. Aklıma gelenle kısık sesle güldüm. Feyza’ya ceza olarak ömür boyu evi temizlettirebilirdi. Tekrar yerime sandalyeye oturunca derin bir nefes aldım. Yorulmuştum. Ne kadar insanlara yok desemde benimde bazen aileye ihtiyacım oluyordu. Hayatım boyunca ailesinin desteklediği çocuklara özenmiştim. Bunun benim için nasıl bir hazine olduğunu bilmiyorlardı. Senelerimi ailemden uzakta geçirmiştim. Onları mutlu etmek ve gururlandırmak için elimden geleni yapmıştım. Ve yolun sonunda şunu fark etmiştim ben ne yaparsam yapayım hatta ağzımla kuş tutsam bile onların gözüne giremeyecektim. Ben onlar için uzakta yaşayan bir çocuktum o kadar. Başta aklımda kalbimde onların fitne fesatlıklarına çalışmasada sonradan öğrenmiştim kimlerle karşı karşıya olduğumu. Ama aile ya insan bırakamıyordu. Şimdi ise herşey değişmişti. Belki farkında değildi ama gelişiyle benim ailemle aramda olan o kara bağı o koparmıştı. Ve bana bir umut vermişti. Yeniden bir ailemin olabileceği umudunu. Onunla bir ailem olabileceği umudunu. Onu o kadar çok seviyordum ki o sevgi kalbimden taşıyordu. Aşıktım ben bu kadına. Hemde delicesine....
...
“Ama hayalindi değil mi?” “Evet ya. Yani bide insanları mutlu etmek onların ilham kaynağı olmak ne bileyim güzel geliyor bana. Belki bir gün bir komedi programı açarım belki bir gün komedi oyuncusu olurum. Kim bilir.” “Aşçılıkta benim hayalimdi ya. Hayatım boyunca severek yaptığım iş sayısı bir elin parmağını geçmez ama bu başka. Böyle ben bu işe aşkla yaklaşıyorum. Avrupa yarışmalarını da kazanırsam işte o zaman önüm çok açılır. İnsanlar benimle anlaşma yapmak ister. Bide evet şuan restorantım var ama daha büyük bir zincir açtırmak istiyorum. Kişisel olarak başında durduğum restorantımın sadece bana özel tariflerle dolu olmasını istiyorum” Güldü. “Senin hayaller büyük. Ama önünde engel yok. Başarılısın” “Bazen başarı yetmiyor işte” Birkaç saat uyuduktan sonra uyanmıştı. Geceden de uykusuz olduğu için uyandığında saat akşam beşe eliyordu. Sonra akşam yemeği yemiştik. Şimdi ise kahvelerimizi içtiğimiz yerde konuşuyorduk. Yaklaşık bir saatten fazla konuşuyorduk ve geldiğinden beri ilk defa konuşma fırsatı bulmuştuk. Birbirimizin hobilerine enlerini konuşmuştuk. Zaman su gibi akıp giderken bu gecede oteldeyiz gibi duruyordu. Telefonuma gelen mesajla cebimden çıkararak mesaja baktım.
Akıl Yoksunu:) Alya’yı odanızın camından dışarıya baktırsana. Hızlı oll
Bakışlarım sakara kaydı. “Dışarıda bugün festival varmış galiba. Yakınlardaymış. Acaba buradan baksak görürmüyüz?” Ayağa kalktı. “Ne festivali ya normalde bu tarz şeylerin belirli bir günü yokmudur” O camın önüne geçerken bende peşinden hızla ilerlemeye başladım. Camın önüne gelince gördüğümüz manzara ile duraksadık. Yüzümde yavaş yavaş bir gülümseme oluştu. Cankut, Ekin ve Feyza ateşten yazdıkları yazının yanına oturmuş yukarıya bakıyorlardı. Yazıda “Affet bizi Alyam” yazıyordu. Onunda yüzünde bir gülümseme oluşurken tam bir şey diyecekti ki çocukların yanına gelen polislerle şaşkınca onlara baktım. Polisler onları yerden kaldırırken aynı zamanda kollarından kelepçeliyorlardı. “Ne oluyor ya?” Hızla diğer yatağın üzerindeki montumu aldım ve masaya doğru ilerledim. Oda kartınıda alınca ona döndüm. O benden hızlı davranmış ve odanın kapısını açmıştı. O çıkarken bende onun peşinden gidiyordum. Asansörün önüne gelince hızla düğmeye bastı. Elimdeki montu omuzlarının üzerine bıraktım. Kollarını hızla geçirirken konuştu. “Başlarına iş açmazlar değil mi?” “Öyle umuyorum” Asansörün kata gelmesi ile hızla asansöre bindik. Giriş katın düğmesine bastım. “Polisler filan götürdü bunları ne yaparlar?” “Bilmiyorum ama büyük bir şey olacağını zannetmiyorum. Yüksek ihtimalle birkaç saat tutup bırakırlar”
Arabaya binip karakola gelene kadar bir hayli zaman geçmişti. Onlar içeriye girdikten sonra ben ne kadar polislerle konuşsamda bana adam akıllı bir şey anlatmıyorlardı. Telefonumu çıkardım ve avukatımı aradım. “Kimi arıyorsun?” “Avukatı” Çaldı, çaldı ve açıldı. “Alo abi acil sana bir işim düştü” “Buyur Parsım dinliyorum” “Şimdi bizim arkadaşlar bir otelin önünde ateş yaktılar. Birşeyler filan yazmışlar. Poliste geldi bunları aldı ama bize bir bilgi vermiyorlar. Hala onları çıkarmadılar. Sence bu durum nasıl ilerler? Yani avukat çağırmamıza gerek var mı?” Sakarla göz göze geldim. Gözleri endişe ile bana bakıyordu. “Öncelikle otele hiçbir zarar gelmemişse sıkıntı olmaz. Tutmalarının sebebi onların gözünü korkutmaktır. Yani bir saat kadar sonra bırakırlar” Rahat bir nefes verdim. “Saol abi” Telefonu kapatarak cebime koydum. “Ne diyor?” Bakışlarım ona döndü. “Bir saat kadar tutar geri gönderirler. Göz korkutmak için yapıyorlar diyor” “Zaten geleli yarım saat kadar oldu” Onu başımla onayladım. “Birer kahve alayım geleyim bekle” Beni başıyla onayladı. O bulunduğu yerdeki sandalyeye otururken bende karakolun kantinini aramaya başladım. Belkide onların buraya gelmesi onun diğerlerini affetmesine yol açacaktı. Birer kahve alarak yanına döndüğümde üzerindeki montun fermuarını açıyordu. “İstersen dışarıya çıkalım. Hava alırız” Beni başıyla onayladı ve ayağa kalktı. Ben önde o arkada yürümeye başladık. Acaba sevgili olduğumuzda ne yapacaktık? Ya da biz sevgili olabilecekmiydik? Dışarıya çıkınca temiz havayı ciğerlerime çektim. Arkamı dönerek elimdeki karton bardaklardan birini ona uzattım. “İyi gelir” Başını yavaşça sallayarak kahvesinden bir yudum aldı. “Onlar senin için fazla endişeli. Diğerleri bile seni kısa zamanda o kadar önemsediler ki artık senin iyi hissetmen için her şeyi yapmaya çalışıyorlar. O da senin iyiliğin içindi. Aileni biliyorduk. Bu yüzden seni korumamız lazımdı. Bak hepimizin aileleri birbirinden kötü ama onlar bizim hayatımıza müdahale edemiyor. Fakat sen hala ailenle onların senin hayatına müdahale edeceği samimiyettesin. Bunun kıymetini bilirken aynı zamanda lüften bizi anla” Kahvelerimiz bittiğinde çıkış kapısından çıkan çocuklar bize doğru gelmeye başladı. Onun sırtı dönük olduğu için onları görmüyordu. “Biz gerçekten senin için yaptık”
Hep bir ağızdan söyledikleri ile yerinde sıçradı ve onlara döndü. “Bak lütfen bu meseleyi uzatmayalım. Zaten şuan öyle bir şey yok. Sen benim en yakın arkadaşlarımdan birisin. Nolur bu mesele daha uzamasın” Cankut’un dediklerine rağmen hala konuşmamıştı. Cankut kollarını açarak ona doğru ilerledi. Tam ona sarılacakken elini kaldırdı bunun tokat atmak için olduğunu anlayınca gözlerimi kapattım ve gelecek sesi bekledim. Ama öyle bir şey olmadı. Gözlerimi açınca ona sıkıca sarıldığını gördüm. Yüzümde bir gülümseme oluştu. O kadar yufka yürekli bir insandı ki sevdiği insanı affetmenin yollarını bazen kendisi arıyordu. Ben gerçekten doğru kişiye aşık olmuştum....
Evettt bir bölümün daha sonuna geldikk
Şimdi şu farkım olsun diye her bölüm sonunda yaptığım etkinliğe devam ediyorum. Bugün sabah altı buçukta uyandım spor yaptım daha sonra simit almaya gittim. Arkadaşımı almaya gittim sonra da okula geçtik. Bugün İngilizce sınavı vardı pek ümidim yok bu sınavdan bugün hava çok sıcaktı bu arada siz nerede yaşıyorsunuz???
Ben gaziantepliyim. Buralar baua sicaklamaya başladı sonra okul çıkışı eve geldim telefonumu aldım ve arkadaşımgile gittim. Yemek filan yedik biraz oturduk geri eve geldim. Misafir vardı onların yanında oturdum şimdi de kitaba bölüm yayimliyorum
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere
Mutlu olalım Yıldız Tozlarımm....⭐️🖤🖤
Bölüm etkileşimi
