24. bölüm / 31
Allah'a DönüşBölüm 24
Bölümler 31Şu an: Bölüm 24
- 1 Bölüm 1222 kelime
- 2 Bölüm 2255 kelime
- 3 Bölüm 3266 kelime
- 4 Bölüm 4360 kelime
- 5 Bölüm 5371 kelime
- 6 Bölüm 6374 kelime
- 7 Bölüm 7406 kelime
- 8 Bölüm 8304 kelime
- 9 Bölüm 9234 kelime
- 10 Bölüm 10288 kelime
- 11 Bölüm 11300 kelime
- 12 Bölüm 12419 kelime
- 13 Bölüm 13295 kelime
- 14 Bölüm 14390 kelime
- 15 Bölüm 15394 kelime
- 16 Bölüm 16379 kelime
- 17 Bölüm 17355 kelime
- 18 Bölüm 18365 kelime
- 19 Bölüm 19414 kelime
- 20 Bölüm 20340 kelime
- 21 Bölüm 21293 kelime
- 22 Bölüm 22292 kelime
- 23 Bölüm 23260 kelime
- 24 Bölüm 24342 kelime · Okuduğun bölüm
- 25 Bölüm 25273 kelime
- 26 Bölüm 26270 kelime
- 27 Bölüm 27298 kelime
- 28 Bölüm 28313 kelime
- 29 Bölüm 29319 kelime
- 30 Bölüm 30265 kelime
- 31 Final373 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Zeynep Zonguldak merkeze indiği gün, aslında sadece birkaç eksik almak istemişti.
Pazarın içi kalabalıktı ama şehirdeki gibi bunaltıcı değildi. İnsanlar acele etmiyordu. Sesler birbirine çarpmıyor, yan yana akıyordu. Zeynep sebze tezgâhının önünde durdu. Yaşlı bir kadınla kısa bir pazarlık yaptı. Gülümsedi. Alışveriş torbasını koluna taktı.
Tam yürümek üzereyken torbaların biri yırtıldı. Portakallar yere yuvarlandı.
“Durun—” dedi bir ses.
Zeynep eğildiği anda biri de eğildi. Eller aynı anda bir portakala uzandı. Kısa bir anlık duraksama oldu.
Adam başını kaldırdı.
Otuz beş yaşlarındaydı. Sakalı düzenliydi ama gösterişli değildi. Üzerinde sade bir mont vardı. Gözleri sakindi; acele etmeyen, bakarken rahatsız etmeyen bir bakıştı.
“İzin verir misiniz?” dedi.
Zeynep başını salladı.
“Estağfurullah.”
Adam torbayı aldı, yırtık yerini düzeltti. Portakalları tek tek yerleştirdi. Acele etmedi. İşini bitirdikten sonra torbayı uzattı.
“Bu torbalar zayıf oluyor,” dedi. “Bir tane daha vereyim.”
Tezgahtan boş bir torba aldı, özenle yerleştirdi. Sonra geri çekildi.
“Allah bereket versin,” dedi.
Zeynep teşekkür etti. Yürümek üzereydi ki adam tekrar konuştu.
“Affedersiniz,” dedi. “Ereğli’den misiniz?”
Zeynep durdu.
“Evet,” dedi. “Yeni taşındım.”
Adam başını salladı.
“Sesinizden değil,” dedi gülümseyerek. “Yürüyüşünüzden.”
Zeynep ilk defa şaşırdı.
“Nasıl yani?”
“Şehir insanı hızlı yürür,” dedi. “Siz… sanki dinleyerek yürüyorsunuz.”
Zeynep gülümsedi.
“Belki alışmaya çalışıyorumdur.”
Kısa bir sessizlik oldu. Rahatsız edici değildi. Adam kendini tanıttı.
“Adım Yusuf,” dedi.
“Memnun oldum,” dedi Zeynep.
“Dedem burada bilinen bir âlimdi,” diye ekledi Yusuf. “Ben de onun yanında büyüdüm. Medrese görmedim ama kitapların içinde büyüdüm.”
Zeynep bu bilgiyi bir övünme gibi duymadı. Daha çok bir açıklama gibiydi.
“Evlendiniz mi?” diye sormadı. Yusuf kendisi söyledi, sanki sorulacağını biliyormuş gibi.
“Hiç evlenmedim,” dedi. “Nasip olmadı.”
Zeynep başını eğdi.
“Her şeyin vakti var,” dedi.
Yusuf gülümsedi.
“Buna inanırım,” dedi. “O yüzden acelem yok.”
Pazar kalabalığı aralarından akıp gidiyordu. İkisi de saatine bakmadı. Sonra Yusuf hafifçe geri çekildi.
“Sizi tuttum,” dedi. “Hakkınızı helal edin.”
“Helal olsun,” dedi Zeynep.
Ayrılırken Yusuf arkasından ekledi:
“Ereğli küçük yerdir,” dedi. “Yine karşılaşırız.”
Zeynep yürümeye devam etti. Kalbi hızlanmamıştı. Aklı karışmamıştı. Ama içinden bir cümle geçti, net ve sakin:
Bu bir tesadüf değildi.
Ne bir işaret,
ne bir acele…
Sadece
vakti gelmiş bir tanışma gibiydi.
Bölüm etkileşimi
