21. bölüm / 31
Allah'a DönüşBölüm 21
Bölümler 31Şu an: Bölüm 21
- 1 Bölüm 1222 kelime
- 2 Bölüm 2255 kelime
- 3 Bölüm 3266 kelime
- 4 Bölüm 4360 kelime
- 5 Bölüm 5371 kelime
- 6 Bölüm 6374 kelime
- 7 Bölüm 7406 kelime
- 8 Bölüm 8304 kelime
- 9 Bölüm 9234 kelime
- 10 Bölüm 10288 kelime
- 11 Bölüm 11300 kelime
- 12 Bölüm 12419 kelime
- 13 Bölüm 13295 kelime
- 14 Bölüm 14390 kelime
- 15 Bölüm 15394 kelime
- 16 Bölüm 16379 kelime
- 17 Bölüm 17355 kelime
- 18 Bölüm 18365 kelime
- 19 Bölüm 19414 kelime
- 20 Bölüm 20340 kelime
- 21 Bölüm 21293 kelime · Okuduğun bölüm
- 22 Bölüm 22292 kelime
- 23 Bölüm 23260 kelime
- 24 Bölüm 24342 kelime
- 25 Bölüm 25273 kelime
- 26 Bölüm 26270 kelime
- 27 Bölüm 27298 kelime
- 28 Bölüm 28313 kelime
- 29 Bölüm 29319 kelime
- 30 Bölüm 30265 kelime
- 31 Final373 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Aradan dört yıl geçti.
Zaman Defne’yi yormadı; derinleştirdi.
Artık Kur’an’ı eline aldığında sayfalar yabancı değildi. Ayetler yerini biliyor, kelimeler kalbine yaslanıyordu. Hafız olmuştu. Hem de zorlanarak değil; sabırla, sessizlikle, düşe kalka. Ezberi güçlüydü ama asıl gücü, okurken durabilmesindeydi. Anladığı yerde susmayı, susması gereken yerde devam etmeyi öğrenmişti.
Sabahları erken kalkardı. Ev hâlâ uykudayken pencereyi aralar, serin havayı içine çekerdi. Mushafı açar, yavaşça okurdu. Sesi artık titremezdi. Kendine güvenirdi ama göstermezdi. Çünkü hafızlığın, ses yükseltmek değil; kalbi alçaltmak olduğunu Zeynep’ten öğrenmişti.
Zeynep onu dinlerken bazen gözlerini kapatırdı. Defne okurken ayetler sanki yerini bulurdu. Duraklar yerli yerindeydi. Tecvid düzgündü. Ama en çok, okumanın hâli etkilerdi Zeynep’i. Defne okurken acele etmezdi. Ayeti bitirdiğinde, sanki o ayetle birlikte kendi içinden de bir şey bırakırdı.
Bir gün Zeynep dayanamayıp sordu:
“Ne zaman fark ettin hafız olduğuna?”
Defne gülümsedi.
“Fark etmedim,” dedi. “Bir gün okumayı bıraktım… ayetler okumaya devam etti.”
Artık başkalarına da öğretmeye başlamıştı. Genç kızlara. Sessiz, iddiasız. Kendi hikâyesini anlatmazdı. Sadece şunu söylerdi:
“Kur’an’la kavga etmeyin. O sizi yormaz.”
Bazen annesinin yanına giderdi. Yaşayan annesinin. Sessizce oturur, bir sayfa okurdu. Annesi dinlerken gözleri dolardı. Defne okumayı bitirdiğinde hiçbir şey söylemezdi. Çünkü Kur’an bazen konuşmayı gereksiz kılardı.
Zeynep içinse Defne artık bir emanet değil, bir şükürdü.
Bir akşam birlikte otururken Zeynep fısıldadı:
“Allah seni bana gösterdi.”
Defne başını salladı.
“Hayır,” dedi. “Allah seni bana sabrettirdi.”
O gece Defne, hafızlığını tamamladığı gün okuduğu ayeti tekrar etti. Ezbere, ama her seferinde yeniymiş gibi:
“Şüphesiz bu Kur’an, en doğru yola iletir.”
Ve artık Defne biliyordu:
O yol bir anda açılmamıştı.
Tartışmalarla, gözyaşlarıyla, rüyalarla, ölümlerle ve dualarla örülmüştü.
Ama şimdi sağlamdı.
Dört yıl önce inanmaktan korkan o kız gitmişti.
Yerine, Kur’an’ı kalbinde taşıyan bir kadın gelmişti.
Ve Zeynep her dinlediğinde aynı duayı ediyordu:
“Allah’ım,
kelamını taşıyan bu kalbi
hep kendine yakın tut.”
Bölüm etkileşimi
