12. bölüm / 31
Allah'a DönüşBölüm 12
Bölümler 31Şu an: Bölüm 12
- 1 Bölüm 1222 kelime
- 2 Bölüm 2255 kelime
- 3 Bölüm 3266 kelime
- 4 Bölüm 4360 kelime
- 5 Bölüm 5371 kelime
- 6 Bölüm 6374 kelime
- 7 Bölüm 7406 kelime
- 8 Bölüm 8304 kelime
- 9 Bölüm 9234 kelime
- 10 Bölüm 10288 kelime
- 11 Bölüm 11300 kelime
- 12 Bölüm 12419 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 Bölüm 13295 kelime
- 14 Bölüm 14390 kelime
- 15 Bölüm 15394 kelime
- 16 Bölüm 16379 kelime
- 17 Bölüm 17355 kelime
- 18 Bölüm 18365 kelime
- 19 Bölüm 19414 kelime
- 20 Bölüm 20340 kelime
- 21 Bölüm 21293 kelime
- 22 Bölüm 22292 kelime
- 23 Bölüm 23260 kelime
- 24 Bölüm 24342 kelime
- 25 Bölüm 25273 kelime
- 26 Bölüm 26270 kelime
- 27 Bölüm 27298 kelime
- 28 Bölüm 28313 kelime
- 29 Bölüm 29319 kelime
- 30 Bölüm 30265 kelime
- 31 Final373 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Zeynep onu ilk kez kütüphanede gördü. Sessizdi ama huzurlu değildi. Kitapların arasında dolaşıyor, birini alıp bırakıyor, hiçbirinde karar kılmıyordu. Zeynep masasında Kur’an okuyordu. Gözleri satırdaydı ama dikkati dağılmıştı. Karşısındaki kızın yüzünde tanıdık bir hâl vardı: kaçış.
Kız sonunda dayanamayıp yaklaştı.
“Affedersiniz,” dedi, “bu kitabı gerçekten anlayarak mı okuyorsunuz?”
Zeynep başını kaldırdı. Gülümsedi.
“Anlamaya çalışarak,” dedi. “Her gün yeniden.”
Kız sandalyeyi çekti. Oturdu.
“Ben anlayamıyorum,” dedi. “Zaten inanmıyorum.”
Bu cümle meydan okuma gibi değildi. Daha çok yorgunluk gibiydi.
“Adın ne?” diye sordu Zeynep.
“Defne.”
Zeynep adını söyledi. Kur’an’ı kapatmadı ama ileri de götürmedi. Defne kitabın üstüne baktı.
“Ben ateistim,” dedi açıkça. “Ama merak ediyorum. İnsanlar neden hâlâ inanıyor?”
Zeynep düşünmeden cevap vermedi.
“Çünkü inanmak bazen anlamaktan önce gelir,” dedi. “Bazen de sonra.”
Defne kaşlarını çattı.
“Bu bana kaçış gibi geliyor,” dedi. “Bilmediğini Allah’la kapatmak.”
Zeynep sakin kaldı.
“Ben bilmediğimi inkârla kapatıyordum,” dedi. “Bu da başka bir kaçış.”
Defne güldü ama alaycı değildi.
“Yani diyorsun ki ben de kaçıyorum.”
“Diyorum ki,” dedi Zeynep, “hepimiz kaçıyoruz. Soru şu: Nereye?”
Defne sustu. İlk defa biri ona cevap vermek yerine soru sormuştu.
Günler sonra yine karşılaştılar. Bu sefer Defne daha hazırdı. Notlar almıştı.
“Eğer Allah varsa,” dedi, “neden bu kadar kötülük var?”
Zeynep bu soruya hazırdı ama acele etmedi.
“Eğer Allah yoksa,” dedi, “iyiliğin anlamı ne?”
Defne itiraz etti.
“İnsanlık için,” dedi. “Ahlak için.”
“Peki,” dedi Zeynep, “ahlakı kim tanımlıyor?”
Tartışmalar uzadı. Sesler yükselmedi ama kelimeler sertleşti. Defne bazen sinirlendi.
“Sen her şeye ayetle cevap veriyorsun,” dedi bir gün.
Zeynep başını salladı.
“Hayır,” dedi. “Ben hayatla cevap veriyorum. Ayetler bana eşlik ediyor.”
Defne bir gün aniden sordu:
“Sen gerçekten inanıyor musun? Yoksa buna tutunmak zorunda mı kaldın?”
Bu soru Zeynep’i durdurdu. Uzun süre cevap vermedi. Sonra konuştu:
“Ben inanmak zorunda kaldım,” dedi. “Sonra inandım. Şimdi ise biliyorum.”
“Biliyorsun?” diye sordu Defne.
“Allah’ın varlığını değil,” dedi Zeynep. “Yokluğunun beni daha çok yaraladığını.”
Bu cümle Defne’yi susturdu.
Bir akşam Defne Zeynep’in okuduğu ayeti işaret etti.
“Bu ne diyor?” diye sordu.
Zeynep yavaşça okudu:
‘Şüphesiz biz insanı en güzel şekilde yarattık.’
Defne alay etmedi.
“Ben kendimi güzel bulmuyorum,” dedi.
Zeynep kitabı kapattı.
“Allah’ın kelamı,” dedi, “senin aynan değil. Sen ona bakmayı öğreniyorsun.”
Defne o gün ilk defa Kur’an’a dokundu. Okumadı. Sadece dokundu.
“Ben Müslüman olmak istemiyorum,” dedi. “Henüz.”
Zeynep gülümsedi.
“Ben seni Müslüman yapmak istemiyorum,” dedi. “Sadece dürüst kalmanı istiyorum.”
Defne başını kaldırdı.
“Ya sonunda yine inanmazsam?”
Zeynep sakin bir sesle cevap verdi:
“Allah, zorla geleni sevmez.”
Defne o gece uzun süre düşündü.
İnançla değil…
inkârla da değil…
sorularla baş başa kaldı.
Ve bu, yolun başladığı yerdi.
Bölüm etkileşimi
