4. bölüm / 27
A ve Z4.Bölüm:Saçlar Anıları Saklar
Bölümler 27Şu an: 4.Bölüm:Saçlar Anıları Saklar
- 1 1.Bölüm:Yeni Yuva1.635 kelime
- 2 2.Bölüm:Dondurulmuş Çığlıklar1.179 kelime
- 3 3.Bölüm:Ceza1.789 kelime
- 4 4.Bölüm:Saçlar Anıları Saklar1.551 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 5.Bölüm:İlk Ölüm2.037 kelime
- 6 6.Bölüm:Güven2.162 kelime
- 7 7.Bölüm:Bilinçaltı2.478 kelime
- 8 8.Bölüm:Tanışma2.347 kelime
- 9 9.Bölüm:İntihar1.894 kelime
- 10 10.Bölüm:Veda2.302 kelime
- 11 11.Bölüm:Kayıp1.763 kelime
- 12 12.Bölüm:Arkadaşlık1.638 kelime
- 13 13.Bölüm:Şüphe1.650 kelime
- 14 14.Bölüm:Söz2.292 kelime
- 15 15.Bölüm:İki Can Bir Kurtuluş2.434 kelime
- 16 16.Bölüm:Feda Et1.812 kelime
- 17 17.Bölüm:Umut2.156 kelime
- 18 18.Bölüm:Kan2.026 kelime
- 19 19.Bölüm:Kriz1.776 kelime
- 20 20.Bölüm:Kanayan Ruhlar2.083 kelime
- 21 21.Bölüm:Kaybolan Hayatlar2.410 kelime
- 22 22.Bölüm:Kaza2.121 kelime
- 23 23.Bölüm:İhanetin Eseri2.248 kelime
- 24 24.Bölüm:Şah Mat2.095 kelime
- 25 25.Bölüm:İkimizden Biri2.839 kelime
- 26 26.Bölüm:Küller ve Buzlar3.514 kelime
- 27 27.Bölüm:Hıçkırıkların Arasındaki Mühür3.193 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Odamın köşesinde yere çökmüş,başımı dizlerime yaslayıp hıçkıra hıçkıra ağlıyordum.Saçlarımın kesilmesi son nokta olmuştu.Nefesimi düzenleyemiyordum,göğsüm hızla inip kalkıyordu.Ciğerlerime çektiğim hava yetmedi,yetmiyordu.Boğazım yanıyordu ama yutkunamıyordum.Bir şey düğümlenmişti oraya.Çığlık mıydı?Hıçkırık mıydı?Bilmiyordum.
Sadece içimde bir boşluk açıldığını hissediyordum.
Saçlarım...
Titreyen parmaklarımı başıma götürdüm,kısa tellerin varlığını bir kez daha hissedince göğsüm sıkıştı.Kaç defa dokunmuştum bu tellere?Kaç defa uzanıp hâlâ orada olup olmadıklarını kontrol etmiştim?Her dokunuşumda sonuç değişmiyordu.Yoktu.Geri gelmeyeceklerdi.
Kısa telleri parmaklarımın arasına sıkıştırıp hafifçe çektim.Sonra daha sert,daha sert...Sanki ne kadar çeksemde gelmeyeceklerini anlamaya çalışıyordum.
Göğsümde bir şey çatladı o an.Sanki içeride bir şeyler devrildi,kırıldı,yok oldu.
Annemin şefkat dolu elleri benden uzaklaşmış gibi hissediyordum.Hani derler ya 'saçlar anıları saklar' diye.Bütün yaşantım,güzel anılarım saçlarımın kesilmesiyle yok olmuş gibiydi.Kendimi bir çukurun dibinde yapayalnız mahsur kalmış gibi hissediyordum.
Karen neyi elimden aldığını biliyor muydu?Sadece saçlarımı kestiğini sanıyorsa yanılıyordu.O,benden çok daha fazlasını aldı.Çocukluğumu,ailemi,beni...
Gözlerimi sımsıkı kapattım.Ama hatıralar kapıyı çoktan aralamıştı.Annemin yumuşak sesi zihnimde yankılandı:
"Güzel kızım,Rapunzel'im..."
Babamın beni kucağına alıp saçlarımın arasına bıraktığı naif öpücükleri,annemin her gece parmaklarını saçlarıma dolayarak ninniler mırıldanışını hatırladım.
Karen saçlarımı kesmedi.Aileme dair son bağımı kopardı.
"Neden?" Diye bağırdım hıçkırıklarımın arasından.
"Neden bana bunları yaşatıyorsunuz?" Daha da bağırarak ağlamaya başladım.Gözyaşlarım durdurak bilmiyordu.Savaşacak gücüm kalmış mıydı bilmiyorum.Kalmışsa da savaşabilecek miydim bilmiyorum.Buradan kurtulabilecek miydim bilmiyorum.Hiçbir şey bilmiyordum.Doğru düzgün düşünemiyordum.
Yerde duran sandalyeyi tekmeledim,masanın üzerinde ne varsa hepsini yere fırlattım.İçimde kaynayan öfke beni yakıyordu,bir şeyleri parçalamam gerekiyordu,yok etmem gerekiyordu.
Ayağa fırladım, hızla banyoya yöneldim.Parmaklarım kapıya öyle sert bastı ki neredeyse menteşelerini sökecektim.Kapıyı açıp aynaya baktığım an,mideme saplanan bir bıçak gibi bir acı hissettim.
Bu ben miydim?
Saçlarım kazılıydı,çok değişik görünüyordum.Ağlamaktan kızarmış gözlerim,kurumuş dudaklarım ve kökünden kesilmiş saçlarım aynadan bana göz kırpıyordu.Daha fazla bu görüntüye bakamadım.Ağlayışım daha da şiddetlendi.Öfke ve acıyla bağırarak elime ne geçirdiysem aynaya fırlattım.Cam parçaları etrafa saçıldı.
Başım dönüyor,midem bulanıyordu.Hızla banyodan çıkıp sarsak adımlarla kendimi salondaki koltuklardan birine bıraktım.Uzanıp tavanı seyretmeye başladım.Gözlerim ağlamaktan dolayı yanıyordu,uyku beni kendine çekiyordu.
Ailem beni hâlâ bulamamıştı.Onların da mı başı beladaydı?Bunu düşünmek istemiyordum,en iyisine tutunmalıydım.Güçlüydüm ve öyle de kalmalıydım.
Gözlerim kapalı ama uyanık bir şekilde uzanmaya devam ettim.Uyuyamıyordum.Kapının tıklatılıp açılmasıyla gözlerimi zar zor araladım ve gelen kişiye baktım.Karen'dı.Gözlerimi tavana tekrardan çevirdim.
"Akşam yemeğine katılacak mısın?" Diye sordu sakin bir sesle.Cevap vermeden tavanı seyretmeye devam ettim.Derin bir nefes verip:
"Gelmek istersen gelirsin." Dedi ve sessiz adımlarla odadan çıktı.Diğer esirlere daha sabah buradan kurtulacağımızı söylemişken onlardan biri olmaya boyun eğdiğimi görmelerini istemiyordum.Bu yüzden bir süre aç kalacaktım.
Gözlerimi tekrardan kapattım.Uzun bir süre böyle kaldım.Kafam o kadar yoğundu ki hiçbir şey düşünemiyordum.Beynim düşünceden düşünceye atlıyordu.
...
Kapının tekrardan tıklatılmasıyla gözlerimi açtım.Kapı açılmadı ve tekrardan tıklatıldı.Karen veya Frank olsaydı kapıyı direkt açardı.Kimdi bu?Kapüşonlu ceketimin kapüşonunu kafama atıp ayağa kalktım ve kapıya doğru yürüdüm.Kapıyı az bir aralıkla açtım ve kim olduğuna baktım.
"İçeri girebilir miyim?"
Gelen kişi elinde tepsiyle A'ydı,şaşırmıştım.Ağlamaktan kızarmış gözlerimi kırpıştırdım ve hiçbir şey söylemeden kapıyı açık bırakıp tekrardan koltuğa oturdum.A elindeki tepsiyi kenardaki masanın üzerine bıraktı,ayakkabılarını çıkardı.Kapıyı kapatıp tepsiyi önümdeki masanın üzerine bıraktı ve tekli koltuğa oturdu.
"Normalde yemekler salonda hep birlikte yenir,çiğnenmez bir kuraldır bu.Ama sen yenisin diye bir kereliğine çiğnemene izin verdiler." Dedi.
"Yemeyeceğim,geri götürebilirsin." Dedim ağlamaktan kısılan bir sesle ve tepsiyi ona doğru ittim.
"Gurur yapma da ye." Dedi A tepsiyi benim önüme iteleyip.
"Onların elinden hiçbir şey yemek istemiyorum." Dedim.
"Yemek zorundasın.Başka seçeneğin yok." Dedi A.Haklıydı,eninde sonunda yiyecektim.Daha fazla salak salak direnmedim ve tepsiyi önüme alıp çorbadan bir kaşık aldım.
"Bu kadar erken kabulleneceğini düşünmemiştim.Tepsiyi yere devirmen falan lazımdı senin." Dedi A gülerek.Gözlerimi devirip etli pilavdan da bir kaşık alacaktım ki durdum.Allah bilir ne eti koymuşlardı içine?
"Bu ne eti?" Diye sordum kaşlarım çatık bir şekilde ona bakarak.
"Merak etme,tavuk eti." Dedi.İçim pek rahatlamamıştı.Kaşlarım çatık bir şekilde pilavın içindeki etlere bakmaya devam ettim.İnsanları öldürüp etlerini kemiklerinden sıyırıp yemeğin içine koymamışlardı,değil mi?İyice paranoyak oldum,çok fazla korku filmi izlemenin zararları...
"Abartma istersen,insan eti mi içine koyacaklar?" Diye sordu A.Zihnimden geçeni nasıl tahmin etti bu?Gerçi surat ifademden zor olmasa gerek.
"Olabilir." Dedim.Düşüncesi bile midemi bulandırmıştı.
"Eğer yemeyeceksen bana ver.Aşağıda iki tabak yedim,bu da üçüncüsü olsun." Dedi A ve elini benim tabağıma doğru uzattı.Sinirle eline vurdum,elini geri çekip arkasına yaslandı.
"Sen iyice alıştın benim payıma konmaya,ben yiyeceğim." Dedim ve bir kaşık aldım.Çiğnedim,çiğnedim... Anormal bir tat yok gibiydi.
"Ee?İnsan eti miymiş?" Diye sordu A.Ağzım dolu dolu cevap verdim.
"Değilmiş galiba." Ağzım dolu olduğu için kelimeler ağzımdan değişik çıkmıştı,umarım anlamıştır.Kıkırdayışını duydum.
Ben yemeğimi yedim,o beni izledi.Yemeğimi bitirene kadar böyle sürdü.Son olarak suyumu da içip bardağı tepsiye bıraktım.Derin bir nefes verip arkama yaslandım.Tıka basa doymuştum,öyle ki karnım ağrıyordu.Her ne kadar kabul etmek istemesem de yemeğin tadı güzeldi.Yemekleri kim yapıyordu acaba?
"Afiyet olsun,bir an tabakları da kemirmeye başlayacaksın zannettim." Dedi A gülerek.Ona ters ters bakınca gülüşü yavaş yavaş yüzünden silindi.
"Kaç gündür doğru düzgün yemek yiyemiyordum,ne yapayım?" Dedim.A'nın koyu kahve gözleri kapüşonumla kapattığım kazılı saçlarımdaydı.
"Saçlarının bu hâline alışmak senin için zor olacak.Malum Rapunzel'den bir farkın yoktu." Dedi A.İçim tekrardan acıyla burkuldu.İçimdeki acıyı ona yansıtmamaya çalıştım.
"Buradan kurtulunca saçlarım uzayana kadar peruk kullanırım bende." Dedim.
"Hâlâ buradan kaçabileceğini mi düşünüyorsun?" Diye sordu A.
"Evet." Dedim kararlı bir şekilde.
"Bence böyle konuşarak kendini iyi hissettirmeye çalışıyorsun." Dedi A.
"Evet,bu yüzden kapa çeneni." Dedim sert bir sesle.
"Neden buradan kaçmaya çalışıyorsun ki?Kendine ait bir evin,üç öğün yemeğin var." Dedi A.
"Bunlara dışarıdaki hayatımda da sahibim." Dedim.
"Ama burada okul derdin yok,para kazanma derdin yok." Diye devam etti.
"Sen kafayı mı yedin acaba?Benim dışarıda bir ailem,arkadaşlarım,hayatım var.Hayallerim var benim ve bunların hepsini benden aldılar." Dedim sinirle.
"Bence burası cennetten farksız." Dedi A.
"Beynini yıkamışlar senin." Dedim ve devam ettim:
"Senin ailen yok mu?"
"Yok." Dedi.Ailesi ölmüş müydü?Ses tonumu biraz daha yumuşatıp konuşmaya devam ettim.
"Arkadaşların?"
"Yok."
"Geride bıraktığın kimse yok mu?" Diye sordum bu sefer.
"Yok.Ben tek takılmayı seviyorum,pek sosyal biri değilim.Tek takılmak en iyisi çünkü kimsenin samimiyetine inanmıyorum." Dedi A.
"Bak bu konuda haklısın.Bende çoğu kişinin samimiyetine inanmıyorum.Sadece menfaatleri için benimle konuştuklarını düşünüyorum." Dedim.A bana doğru yaklaştı ve:
"Sana istediğin bilgiyi veririm ama kaçmana yardım etmem." Dedi.Neden bir anda böyle ciddileşti bu?
"Yardımını isteyen yok zaten." Dedim ve ilk sorumu sordum:
"Bizi buraya kaçırmalarının nedeni ne?"
"Yarın öğreneceksin." Dedi.
"Çok sağol ya,çok yardımcı oluyorsun teşekkür ederim." Dedim alaycı bir ses tonuyla.O ise büyük bir ciddiyetle:
"Rica ederim." Dedi.Ona boş gözlerle baktım.Sonra kafamı aşağı indirip derin bir nefes aldım.İçimden 'ya sabır' çekip kafamı kaldırdım.Sakinliğimi koruyarak:
"Ben şimdi öğrenmek istiyorum." Dedim kelimelerin üzerine tek tek basarak.
"Bende şimdi öğrenmek isterdim ama yarını beklememiz lazım." Dedi.
"Nasıl yani?Sen bilmiyor musun şimdi?" Diye sordum.
"Hayır,aşağıda yarın açıklayacaklarını söylediler." Dedi A.
"Peki,hepimizi buraya aynı anda mı getirdiler?" Diye başka bir soruyu ona yönelttim.
"Hayır,ben bayadır buradayım.Üç ya da dört hafta oldu." Dedi.
"Peki bu üç-dört haftada ne öğrendin?" Diye sordum.
"Pek bir şey öğrenemedim.Açıkçası benim amacım onların sabırlarını sınamaktı.Gayet iyi ilerliyorlardı sabır konusunda ama bir kapsülü parçalamamla ve onların öfke krizi geçirmeleriyle bu iyi ilerleme maalesef kötü bir şekilde sonlandı." Dedi A.Bir de bana zorluk çıkarıyorsun diyorlardı,benden daha beteri varmış.Hatta ben hiçbir şey yapmamışım ki gerçekten yapmadım.
"Peki o kapsüldeki insanlar?"
"Beyin ölümleri gerçekleşmemiş,yaşıyorlar yani." Dedi A.
"Onların da saçları bizimki gibi kazılıydı ve kafalarına uzun kablolar takılıydı.Bize ne yapacakları hakkında bir fikrin var mı?" Diye sordum düşünceli bir sesle.
"Var.Onlarla iletişime geçmemizi isteyecekler.Ama bunu nasıl gerçekleştirecekler bilmiyorum." Dedi A.
"Geliştirdikleri bir teknolojiyi bizim üzerimizde mi deneyecekler acaba?" Diye sordum.
"Olabilir,bizler birer denek olacağız." Dedi A.
"Bizi kaçırma zahmetine girdiklerine göre önemli ve tehlikeli bir teknoloji olmalı." Dedim.Birazcık gerilmeye başlamıştım.
"Haklısın,öyle olmalı." Dedi ve ayağa kalktı.
"Başka sorun yoksa benden bu kadar.Zaten yarın her şeyi öğreneceğiz." Dedi A.
"Yok,görüşürüz.Yemek için teşekkürler bu arada." Dedim.
"Rica ederim." Dedi ve gitti.Ben ise tekrardan sessizliğe gömüldüm.Yatak odama gidecek hâlim yoktu.Bu yüzden koltuğa tekrardan uzandım ve bu sefer rahat bir şekilde uykuya daldım.Benim gibi biriyle konuşmak iyi gelmişti.
...
Sabah gözlerimi kapının öküz gibi çalınmasıyla açtım.Koltuğumda esneyip doğruldum.
"Kırdın,kırdın." Diye bağırdım ve kapıya doğru sersem adımlarla yürüyüp kapıyı açtım.Gelen kişi A'ydı.
"Alarm kursan iyi olur.Her sabah seni ben kaldıramam." Dedi ve gitti.
"Tek takıla takıla düzgün iletişim kurmayı unutmuş.İnsan bir günaydın der be!" Diye bağırdım arkasından ve kapıyı kapattım.Banyoya doğru ilerledim,yerlerdeki büyük cam parçalarını hızla topladım.Süpürgeyle de bir güzel temizleyip ellerimi ve yüzümü yıkadım.
Odama ilerleyip dolaptan dizlerimin biraz üzerinde biten hastane elbisesini alıp giydim.Tek bir çeşit kıyafet olduğu için seçim yapmak çok da zor olmadı.Odamdaki boy aynasına doğru ilerleyip saçımı düzeltecektim ki saçlarımın olmadığı aklıma geldi.Derin bir nefes alıp verdim.Sonra ise saçlarımı kapatmayı düşündüm ama hemen bu düşünceyi zihnimden kovaladım.Bu şekilde aşağı inip her şeye rağmen hâlâ güçlü durabildiğimi görsünler istedim.
Odadan çıkıp hiçbir yere sapmadan direkt salona indim.Herkes oturmuş kahvaltıya başlamıştı,ben yine geç kalmıştım.Bu sefer yerime oturana kadar kimse bana bakmadı,bir kişi hariç...
Yerime oturup kahvaltımı yapmaya başladım.Önüme çay bardağı konmasıyla kafamı kaldırıp kimin koyduğuna baktım.A'ydı.
"Sen bana doldurmamıştın ama bak ben sana doldurdum." Dedi.
"Yani?" Dedim bir kaşımı kaldırarak.
"Yani mi?Bana diyene bak,asıl sen düzgün iletişim kurmayı unutmuşsun.İnsan bir teşekkür eder." Dedi ve önüme koyduğu çayı alıp kendisi içti.Arkasından söylediğim şeyi duymuştu demek ki.
Hiçbir şey söylemeden önüme döndüm ve kahvaltıma devam ettim.O kadar uykuluydum ki konuşmaya bile üşeniyordum.Ama bu uykulu hâlime rağmen bir şey farkettim.A konuşunca hepsi şaşırmış bir şekilde ona bakıyordu.Frank ve Karen da dahil.Sadece bir çocuk çatık kaşlarıyla bize bakıyordu ama pek umursamadım.A geldiğinden beri hiç konuşmamış mıydı da her konuştuğunda herkes şaşırıyordu böyle?
Diğerlerinin bakışı ara ara kafama kayıyordu.Bu beni rahatsız etmiyordu ama sanki buradan kaçabileceğime olan inançları bitmiş gibiydi.
Herkes kahvaltısını bitirdikten sonra Frank çatalını tabağa bıraktı ve gözlerini hepimizin gözleriyle buluşturduktan sonra konuşmaya başladı.
"Burada olma amacınızı öğrenmeye hazır mısınız?"
Bölümü beğendiyseniz beğenmeyi ve yorum yapmayı unutmayın 💜
Sizce amaç ne?
Bölüm etkileşimi
