27. bölüm / 27
A ve Z27.Bölüm:Hıçkırıkların Arasındaki Mühür
Bölümler 27Şu an: 27.Bölüm:Hıçkırıkların Arasındaki Mühür
- 1 1.Bölüm:Yeni Yuva1.635 kelime
- 2 2.Bölüm:Dondurulmuş Çığlıklar1.179 kelime
- 3 3.Bölüm:Ceza1.789 kelime
- 4 4.Bölüm:Saçlar Anıları Saklar1.551 kelime
- 5 5.Bölüm:İlk Ölüm2.037 kelime
- 6 6.Bölüm:Güven2.162 kelime
- 7 7.Bölüm:Bilinçaltı2.478 kelime
- 8 8.Bölüm:Tanışma2.347 kelime
- 9 9.Bölüm:İntihar1.894 kelime
- 10 10.Bölüm:Veda2.302 kelime
- 11 11.Bölüm:Kayıp1.763 kelime
- 12 12.Bölüm:Arkadaşlık1.638 kelime
- 13 13.Bölüm:Şüphe1.650 kelime
- 14 14.Bölüm:Söz2.292 kelime
- 15 15.Bölüm:İki Can Bir Kurtuluş2.434 kelime
- 16 16.Bölüm:Feda Et1.812 kelime
- 17 17.Bölüm:Umut2.156 kelime
- 18 18.Bölüm:Kan2.026 kelime
- 19 19.Bölüm:Kriz1.776 kelime
- 20 20.Bölüm:Kanayan Ruhlar2.083 kelime
- 21 21.Bölüm:Kaybolan Hayatlar2.410 kelime
- 22 22.Bölüm:Kaza2.121 kelime
- 23 23.Bölüm:İhanetin Eseri2.248 kelime
- 24 24.Bölüm:Şah Mat2.095 kelime
- 25 25.Bölüm:İkimizden Biri2.839 kelime
- 26 26.Bölüm:Küller ve Buzlar3.514 kelime
- 27 27.Bölüm:Hıçkırıkların Arasındaki Mühür3.193 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Selammm.Lütfen satır arası yorumlar bırakın.Benim için en önemli olan şey yorumlarınız 😊💙
Tavandaki tek ampul,sanki acımı hissetmiş gibi bir anda güneşten daha parlak bir şekilde yandı.Bir patlama sesi geldi,her yer karanlığa gömüldü.
Sona geldiğimi biliyordum.
Ölmek istemiyordum.
Gece'nin annesi Meltem:
Alarm çalmadan uyanmak her zaman kendimle gurur duymama sebep olurdu.Sanki hayatla aramızda gizli bir anlaşma vardı:ben geç kalmayacaktım,o da beni sabahları süründürmeyecekti.Gözlerimi açtığımda içim kıpır kıpırdı.Bugün yeni okulumda işe başlıyordum.Yeni okul,yeni insanlar,yeni bir düzen...Hepsi biraz ürkütücüydü ama itiraf etmeliyim,yenilik hoşuma gidiyordu.
Yataktan kalktım ve perdeleri açtım.Sabah ışığı odaya dolarken,yeni taşındığım ev bana hâlâ misafir gibi davranıyordu.Ama sorun değildi,ben zaten her yere biraz misafir gibi girip kısa sürede yerleşmeyi bilirdim.Banyoda saçımı ve makyajımı yapıp hazırlanırken:
"Tamam..." Dedim kendi kendime. "Bugün ciddi ama korkutucu olmayan öğretmen görünümü." Yeni okulda ilk izlenimler önemliydi sonuçta.
Mutfakta kahvemi hazırlarken günün provasını yaptım.Nakil olduğumu açıklayacağım,birkaç imza atılacak,öğretmenler odasında klasik tanışma gülümsemesi devreye girecekti.Her şey planlıydı.Kahvemden bir yudum aldım ve saate baktım.Harikaydım.Zaman benimle iş birliği yapıyordu.Bu nadir bir şeydi,tadını çıkarmalıydım.
Yatak odasına doğru ilerlerken evdeki sessizliği topuklu ayakkabımın yere vuran topuk sesi bozuyordu.Bu ses hep hoşuma gitmiştir.İçimdeki heyecan yüzümde tebessüm oluştururken odama geldiğimde belgelerin olduğu alt çekmeceyi açtım.Müdür,göreve başlayabilmem için üniversite diplomamı istiyordu.
Belgeleri tek tek inceledim.Nüfus cüzdanı fotokopisi,ikametgah belgesi,sicil özeti...her şey vardı ama diplomam yoktu.Hiç paniklemedim.Hatta hafifçe gülümsedim. "Sorun değil..." dedim, "Yan çekmecedesin."
Yan çekmece de boştu.
Gülümsemem biraz gerildi ama modumu düşürmedim.Masaya baktım,raflara baktım,hatta saçma bir umutla kendi ellerimle hazırladığım çantamın içine bile baktım.Diplomam yoktu.Birkaç saniye durup düşündüm.Sonra cevap, kafamın içinde net bir şekilde belirdi.
Eski ev.
"Tabii ya..." Dedim elimi alnıma götürüp.Telefonumu elime aldım.Rehbere girdim,Bülent'in ismini gördüğümde içim biraz rahatladı.Sonuçta o her şeyi biliyordu,her zaman bir çözüm bulurdu.O benim kurtarıcı meleğimdi.Arama tuşuna bastım.Telefon birkaç saniye çalmaya devam etti ama zaman aşımından dolayı beni telesekretere yönlendirdiğinde telefonu kapattım.
"Tabii" dedim kendi kendime,"ne bekliyordum ki?"
Bir iş adamıyla evli olmanın en net yan etkisi buydu,telefonlar çoğu zaman sadece çalar ve asla açılmazdı.Bir kez daha aradım,sonuç aynıydı.Ardından kısa bir mesaj yazdım.
"Üniversite diplomamı bulamıyorum.Eski evde kaldı galiba."
Mesajı gönderdim,bir süre bekledim.Cevap gelmedi,harikaydık.Derin bir nefes aldım ve panik yapmamaya çalıştım.Sonuçta çözülmeyecek bir şey değildi bu.Eski evimize gidecektim,diplomayı alacaktım ve okula geçecektim.Plan basitti.Tek küçük bir sorun vardı.
Eski evimin adresini bilmiyordum.
Durup boşluğa baktım.Sanki adres yeterince dikkat edersem,yeterince zihnimi zorlarsam bir yerden çıkıp gelecek gibiydi.Ama gelmedi.Zihnimde ne bir sokak adı vardı ne de bir bina görüntüsü.Hafızam bu konuda bana tamamen küsmüştü.
"Tamam... sakin ol Meltem.Modern çağdayız." Dedim ve telefonu tekrar elime aldım.E-devlet uygulamasına girip eski ikametgah bilgilerime bakıp eski evimin adresini buldum.İl,ilçe,mahalle...
Hepsi sırayla yazarken ne kadar süredir tuttuğumu bilmediğim nefesimi rahatça bıraktım,tüm bilgiler yazıyordu.Köşede gördüğüm tarihle kaşlarımı çattım.Adresimizin değiştiği tarih,benim kaza geçirmemden bir gün sonraydı.Ama Bülent'in dediğine göre ben kaza geçirmeden bir hafta önce her şey ayarlanmıştı.Kafam karışık bir şekilde ekrana bakmaya devam ederken içimde nedenini bilmediğim garip bir his uyandı.Bir terslik vardı sanki,bir şeyler yerine oturmuyor gibiydi.
İçimde bir anda uyanan bu his öyle bir histi ki üzerine gidersem hiç hoş olmayacak şeylerle karşılaşacağımı hissediyordum.Bu yüzden daha fazla sorgulamamaya karar verdim ve bakışlarımı telefondan çekip hızla çantamı koluma takıp odadan çıktım.Dış kapının kilidini açıp dışarı çıktıktan sonra gri arabama doğru ilerledim.Arabama binip çantamı kenara koydum,kemerimi takıp navigasyondan adresi belirleyip arabayı çalıştırdım ve sürmeye başladım.
Yol boyu kafamı kurcalayan,soru üstüne soru açan o tarih tüm enerjimi düşürmeye ve moralimi mahvetmeye yetmişti.Bülent bana yalan mı söylemişti?Peki ya böyle bir konuda neden yalan söylesin ki?Ve ben şu an kocamın bana yalan söyleme ihtimalini nasıl aklıma getirebiliyordum.
İçime şüphe düşmesinin en büyük nedeni hastaneden çıktığım gün karşılaştığım adamdı.Bülent hakkında öyle konuşup en başından beri içime şüphe tohumlarını ekmişti zaten ama sorun benim ona nedenini bilmediğim bir şekilde güvenip Bülent'e hiçbir şey anlatmamamdı.
Kendimi kötü hissetmemle yüzümü buruşturdum.Bülent'in yalan söylediğini düşünüp ondan şüphelenemezdim,ona bunu yapamazdım.O beni bu kadar çok düşünürken,beni bu kadar çok severken onun hakkında nasıl böyle düşünebilirdim?Bu konuda elbet mantıklı bir cevabı vardı onun.Akşam evdeyken ona bunu soracaktım.
Eski evimin mahallesine girdiğimde arabayı çok yavaş sürerek sıra sıra dizilmiş apartmanların isimlerine bakmaya başladım.Gül apartmanını gözlerim ararken sitelerin bahçelerinde koşuşturan çocukların kahkahaları,neşe dolu sesleri kulağıma ilişince gülümsedim.Çocuklar bu dünyanın en güzel,en masum,en temiz varlıklarıydı.Dünyanın,tüm insanlığın neşe kaynaklarıydı.
Yüzümdeki gülümseme genişlerken aynı anda başıma giren şiddetli bir acıyla yüzümdeki gülümseme anında silindi,hızla frene basıp durdum.Ağzımdan acı dolu inleme çıktığında başımı direksiyona yasladım,ellerimle direksiyonu sertçe tuttum acıyı direksiyondan çıkarmak istercesine.Gözlerimi sıkıca yumdum ve acının geçmesini bekledim.
Sanki zihnimin derinlerinde açılmak için zorlanan bir kapı var gibiydi,açılmaya çalıştıkça benim başıma daha şiddetli ağrılar giriyordu.Tekmeliyordu,yumrukluyordu ama üzerindeki paslı kilidi bir türlü kırıp da geçemiyordu.Açılmamak için bu kadar direnen kapının ardında ne vardı böyle?Beynim hatırlamamam için neden bu kadar savaşıyordu?
Nefeslerim sıklaşırken kulaklarımda çocuk sesleri yankılanmaya devam ediyordu,delirecekmişim gibi hissettiğimde hızla ellerimi başımdan çekip kulaklarıma bastırdım,parmak uçlarımla saçlarımın arasına doladım.Göğsüm sık nefeslerimle hızla inip kalkarken ben bu işkence ne zaman bitecek diye bekliyordum.
Beynimin içindeki sesler yavaş yavaş azalırken yerini hafif bir acıya bırakmıştı.Gözlerimi açmadan,başımı direksiyondan kaldırmadan derin derin nefesler alıp kendime gelmeye çalıştım.Bir anda sol taraftan cama tıklatma sesi sessizliği böldüğünde korkuyla sıçrayıp doğruldum ve cama döndüm.
Küçük bir çocuktu,yüzü gözü toz toprak içindeydi.Oldukça yorgun gözlerle bana bakıyordu.Kirden kapkara olmuş yüzünün yanı sıra gözlerinin maviliği capcanlıydı ama halsizdi.Az önce yaşadıklarımın etkisiyle titreyen ellerimle camı açtığımda çocuk içeri doğru bir paket mendil uzattı.
"Abla,mendil ister misin?" Diye sordu.Anlık şokla ona bakmaya devam ederken kalp ritmim düzelmiş,yerini buruk bir sessizliğe,sakinliğe bırakmıştı.Bu yaşta top oynayıp, çizgi filmler izlemesi gerekiyorken o mendil satmak zorundaydı.Hayat gerçekten hiç adil değildi,bu acımasız gerçek bir kez daha suradıma tokat gibi çarptığında kendime gelip çocuğa şefkatle gülümsedim.İpek gibi olan sarı saçlarını okşadım.
"Böylesine yakışıklı bir beyefendi bana mendil verecek de ben kabul etmeyecek miyim?" Dedim gülümseyerek ve elinden mendili aldım.Çocuk da bu hareketimle gülümsedi,yüzündeki o buruk gülümsemeyi görünce içim daha da acıdı.Bu çocuk yaşında yetişkin gibi davranmak zorunda kalmıştı bu çocuk,gülmeyi bile unutmuş gibiydi.
"15 lira abla." Dedi çocuk.Çantamdan cüzdanımı çıkardım ve içinden iki tane iki yüzlük çıkardım ve çocuğa uzattım.Çocuk hemen kaşlarını kaldırdı ve paraları bir ateş parçasıymış gibi geri uzattı bana.
"Hayır abla,teşekkür ederim." Dedi utangaç bir şekilde.Ben ise elinin üzerine elimi kapattım ve onu rahatlatmak istercesine gülümsedim.
"Biliyor musun,ben bugün yeni okulumda işe başlıyorum ve çok heyecanlıyım.Karşıma senin gibi güzel kalpli,melek yüzlü birinin çıkması benim için en büyük uğur." Dedim ve gülümsemeye devam ederken çocuğun elini açıp parayı küçük avucunun içine koyup kapattım.
"Ben bugün yeni bir hayata adım atıyorum,sen de benim şans meleğim ol.Anlaştık mı?" Diye sordum göz kırpıp.O ana kadar yüzü bir yetişkin kadar ciddi ve bir o kadar yorgun olan çocuk bir an duraksadı.Ve bir anda çocuğun dudaklarının kenarında başta çekingen,daha sonra tüm yüzüne yayılan bir gülümseme çiçek açtı.
Bu bir mendil satıcısının tebessümü değildi,bu, oyuncağını bulmuş bir çocuğun tebessümüydü.Dünyayı yeni yeni keşfeden bir ruhun saf ve aydınlık parıltısıydı.Bakışlarındaki o gri bulutlar dağıldı,yerini gülüşünün derinliklerinde saklı olan masum çocukluğuna bıraktı.
"Anlaştık..." Dedi.Son kez saçlarını okşadıktan sonra onunla vedalaşıp arabayı yavaş yavaş sürmeye devam ettim.Sonunda Gül apartmanını bulduğumda bahçeye girdim ve arabayı park ettim.Çantamı koluma alıp arabadan indim.Etrafı incelerken A bloğuna doğru yavaşça ilerliyordum.
"Meltem...Meltem!"
Birinin bana bağırarak seslenmesiyle etrafa hızlıca bakındım.Kimseyi görememle bakışlarımı yukarı çevirdim.Güneş gözümü alınca elimi siper edip gözlerimi kısarak baktım.2.katın balkonunda bir kadın elindeki çamaşırları sallayarak bana seslenmeye devam ediyordu.
"Meltem...!Kız nerelerdesin sen?!Çok korkuttun bizi!" Diye bağırmaya devam ediyordu.Ben ise buradan konuşmaktansa yukarı çıkmayı tercih ettim.İşaret parmağımı kaldırıp:
"Bir dakika,yanınıza geliyorum." Dedim ve binaya doğru ilerledim.Asansöre binip ikinci katın tuşuna bastım.Kadını hatırlayamamıştım ama büyük ihtimalle komşularımdan biriydi.Doktor anılarımın yavaş yavaş yerine geleceğini söylemişti ama hafızam hâlâ bana sırt çeviriyordu.
Asansörün kapısı açıldığında birkaç adım attım ve kadının kapıda beni beklediğini gördüm.Beni gördüğü anda terlik giyme gereksinimi bile duymadan çıplak ayaklarının parmak uçlarında hızla ilerledi ve sıkıca kollarını bana sardı.Şaşkın bir şekilde öylece kalakalsam da birbirimizi eskiden tanıdığımızı, sadece şu an onu hatırlayamadığımı bildiğimden bende ona onun kadar samimi olmasa da sarıldım.
"Seni kaç kere aradım ama asla ulaşamadım.O kadar endişelendim ki senin için.Son görüştüğümüz gün anlattıklarından dolayı da endişem artmış olabilir." Dedi ve geri çekilip beni omuzlarımdan tuttu.Son gün endişelenmesine sebep olabilecek neler anlatmıştım?Ben anlamsız gözlerle ona bakmaya devam etmiştim,hâlâ zihnimde onunla ilgili tek bir şey bile canlanmıyordu.Kadın dudaklarını birbirine bastırdı ve gülümsedi.
"Neyse ki iyisin..." Dedi ve gözlerime bakarken bir an duraksadı.Gülüşü yüzünden silindi bir an,daha sonra tekrar güldü.Ama samimiyetten uzak bir gülümsemeydi,zorlamaydı.Bir şeylerin ters gittiğini anlamış gibiydi.
"Neden bu kadar boş bakıyorsun?Özlemedin mi beni yoksa?Aşk olsun..." Dedi şakayla karışık ama sesindeki o kafa karışıklığını hissetmiştim.Onu tanıyamadığımı,hatırlayamadığımınasıl söyleyeceğimi bilemiyordum.Ellerimi saçlarıma atıp kafamı gergince kaşıdım.
"Çok şey oldu ve...nasıl açıklayacağımı bilemiyorum." Dedim ve bakışlarımı ellerime çevirdim.O ise hızla koluma girdi ve açık kapısından içeri doğru ilerletti.
"Daha yeni çay demledim,geç içeri.Ben diğerlerini de çağırayım,uzun uzun konuşup hasret giderelim olur mu?" Dedi neşeli ama altında merak ve cidden özlem de yatan bir sesle.Onunla oturmayı,son gün konuştuklarımızı ve aklımda biriken soruları ona sormak istiyordum ama bunun için vaktim yoktu.Bir an önce diplomamı alıp okula geçmem gerekiyordu.
"Oturmayı çok isterdim ama hiç vaktim yok,eski evimden bir belge alıp okula geçmem gerekiyor." Dedim.Kadın gözlerini kırpıştırıp bana baktı ve kafasını salladı.
"Aa...anladım.Boş gününde bekliyorum o zaman.Ben hep müsaitim zaten biliyorsun." Gülümsedim ve başımı salladım.
"Binanın sahibi hangi dairede oturuyor acaba?Evimin anahtarı bende olmadığı için yedek anahtarı alacağım da." Dedim.Kadın bir anlık afalladı,gözlerini birkaç kez kırpıştırıp bana öylece baktı.Şaşkın bir şekilde kısa bir kahkaha attı.
"Tam karşında duruyor." Dedi bina sahibi olduğunu belirterek.Kafamı salladım ve ifadesiz gözlerle bakmaya devam ettim.
"Ah...cidden beni tamamen unutmuşsun.Kırıldım haberin olsun." Dedi içeri girip birkaç saniye sonra elinde anahtarla gelince.Ayaklarına terlik geçirdi,gözlerinde cidden bana karşı oluşan bir hayal kırıklığı vardı.
"Demek ki yanında hiç değerim yokmuş ki gittiğin gibi benimle ilgili her şeyi unutmuşsun." Dedi hafiften tripli bir sesle.Ben ise olduğum yerde kalakalmıştım,ne diyeceğimi bilemiyordum çünkü hâlâ bir şey hatırlayamıyordum.Kaza geçirdiğimi,hafızamın silindiğini de ayaküstü anlatmak istemiyordum.
Birkaç adım atıp kendi evinin karşısındaki evin kapısını açmaya başladı anahtarla.Demek karşı komşumdu benim.Bu da bizi daha yakın arkadaş yapıyor olmalıydı.
"Rezil adam...Nasıl olur da onu affedersin anlayamıyorum.Oysaki oldukça kararlıydın boşanmaya.Neyse,bu konuyu konuşacağız seninle uzun uzun,bekle bir sen." Dedi hafif sinirli bir sesle.Bülent'ten mi bahsediyordu?Hızla ona doğru adımladım ve çatık kaşlarımla ona baktım.Yüzünden Bülent'e karşı saf bir nefret akıyordu.
"Neyden bahsediyorsun?" Diye sordum kadın kapıyı açtığı an.Anahtarı bana uzattı,ben ise anahtarı almak yerine sorgulayıcı bakışlarımla ona bakıyordum.
"Bülent'i affetmenden bahsediyorum.Ah cidden bugün neyin var senin?" Deyip elime anahtarları tutuşturdu.Ben ise hâlâ söylediği şeylerde takılı kalmıştım.
Bülent ile boşanmaya mı karar vermiştim?Bülent ile birbirimizi bu kadar çok seviyorken boşanmaya mı karar vermiştik?Peki neden?Neden sürekli Bülent hakkında içimdeki şüphe tohumlarını büyüten şeyler öğreniyordum?
"Meltem?"
Ben kaza geçirmeden önce,hafızam silinmeden önce,Bülent ile aramızda ne geçmişti?Bana yalan söylemişti,kazadan bir hafta önce taşındığımızı söylemişti ama tarih kazadan bir gün sonrasını gösteriyordu.Bülent hakkında öğrendiğim bilgilerin her biri bir yapboz parçası gibiydi,birleştirmem gerekiyordu ama ben ortaya çıkacak resimden oldukça korkuyordum.Yapbozu tamamlamanın sonucunda beni bekleyen şeylerden korkuyordum ama bir o kadar da merak ediyordum.
"Dinliyor musun sen beni?"
Bülent'in bana sunduğu o parlak hayat,geçmişin üzerini kapatmak için serilmiş ağır ve tozlu bir örtüden başka bir şey değildi sanki.Ve ben o örtüyü kaldırırsam altından çıkacak olan enkazdan ürküyordum.Neden bana söylediği her şeyin yalan olduğunu düşünüyordum?
Zihnimin kıyılarında şüphe bir sis gibi yayılırken,kalbim o sisi dağıtmak için var gücüyle çarpıyordu.Hayır diyordu içimdeki ses.Bir şeyler ters gidiyordu farkındayım ama...
O benim limanımdı.O benim güvenli sığınağımdı.Eğer her şey bir yalandan ibaret olsaydı,bir insan nasıl bu kadar derin bir şefkatle,aşkla bakabilirdi gözlerimin içine?Bülent'in her bir hareketinde,her bir susuşunda bile bana duyduğu o sessiz sadakati hissedebiliyorum.
Bülent'in elbet bir bildiği vardı,inanmıyordum içimdeki şüpheye.İnanmak,onun bana olan sevgisine ihanet etmek gibi geliyordu.Ve ben asla aşkıma ihanet edemezdim.Avucumdaki anahtara daha sıkı sarıldım ve gözlerimin önünde elini sallayan kadına çevirdim tüm odağımı.
"Meltem,duyuyor musun beni?Ay transa girdi kadın!Meltem!" Diye panikle elini sallamaya devam ediyordu.Bu hâline zorlukla gülümsedim ve alnımı ovaladım.
"Dalmışım,özür dilerim." Dedim.Sesim öyle boğuk ve kısık çıkmıştı ki duyduğundan bile emin değildim.Ama derin bir nefes bırakıp ellerini indirmesiyle duyduğunu anladım.
"O nasıl bir dalmak Meltem?Ne yapacağımı bilemedim elim ayağıma dolaştı." Dedi, gerçekten endişelenmiş gibiydi.Bu haline daha çok gülümsedim.
"Benim bir an önce belgeyi alıp okula geçmem lazım." Dedim ve açık kapıdan içeri girdim.Kadın da peşimden geldi.Salonu inceledim,eşyalar yerli yerinde duuryordu.Masanın üzerinde içki şişeleri vardı,açılıp genişletilmiş bir koltuk ve üzerinde ise katlanmamış bir battaniye duruyordu.Biz toparlanıp taşınmamış mıydık?
"Biz taşındıktan sonra başka biri mi girdi eve?" Diye sordum.Kadın içki şişelerini toplayıp tezgahın üzerine bırakırken konuştu:
"Kim girecek be?En son deli kocan gelmişti buraya.Eşyalarınızı yangından mal kaçırır gibi apar topar topladı ve anahtarları teslim edip gitti.Gecesinde içip sızmış herhalde burada." Dedi kadın yüzünü buruştura buruştura.Bülent'e karşı olan nefretini anlayamıyordum ve sormaya da korkuyordum açıkçası.
Yatak odasını bulmak için uzun koridorda ilerledim.Topuk sesi evde yankılanırken kadın salonda kalmayı tercih etti.Ben ise tüm odaları kontrol ettikten sonra koridorun sonundaki odaya girdim son olarak.Yatak odası olduğunu görmemle içeri adımladım ve hızla tüm çekmeceleri karıştırdım.Yatağımın yanındaki komodinin yanında yere saçılmış kağıtlara gözüm ilişince yere çöktüm,bir sürü belge vardı.Çoğu boş şeylerdi,karıştırırken üniversite diplomamı bulmamla kaşlarımı çattım.Benim için bu kadar önemli olan bir şeyin böyle yere saçılmış olması garip gelmişti ama sorgulamayacaktım.Sonuçta aradığım şeyi bulmuştum.
Ayağa kalkıp kapıya yönelmemle başıma balyoz inmiş gibi şiddetli bir acıyla inleyip elimi başıma götürdüm.Başım dönüyor ve kulağım çınlıyordu.Yine anlamlandıramadığım bazı sesler kafamda yankılanırken hızla dizlerimin üzerine çöktüm.Bir sürü ses kafamda çorba olup zihnimi doldururken aralarından sadece birini seçebildim.Bir silah sesi ve bir kızın çığlığı.Bir şey söylüyordu bağırarak ama seçemiyordum.Ellerimle saçlarımın diplerini çekerken bu işkencenin bitmesini beklemekten başka çarem yoktu.Derin derin nefesler alıp verirken parmaklarımın arasındaki saç tutamlarını daha sıkı kavradım ve yumruk yapmış olduğum ellerimi kafama daha çok bastırdım.
Kazadan sonra bazı şeyleri hafızam hatırlatmaya çalışırken bunu çok sık ve sancılı yaşayacağımı zaten söylemişti doktor.İlk günler hiç yaşamasam da son iki gündür gittikçe artıyordu bu anlar ve doğru düzgün bir anı da hatırlayamıyordu zihnim.Sadece kuru bir gürültü oluşuyordu ve kafamda yankılanan seslerden hiçbir şey seçemiyordum.Artık bir şeyler hatırlamak istiyordum ve kendimi oldukça zorluyordum.
"Meltem?Meltem!"
Kadının endişeli sesini duymamla ellerimi kafamdan çektim.Kadın endişeli bir şekilde yanıma çöktüğünde acıdan dolan gözlerimle ona baktım.Kafama yeniden yediğim şiddetli darbeyle kafamı tekrar eğdim ve ağzımdan yine acıyla karışık mırıltılar çıktı.Ellerini omuzumda hissederken bu seferki acı en üst seviyeye çıkmıştı ve sesler daha da artmıştı.Ama bu sefer aralarından biri oldukça güçlüydü.
"Annemi bırakın!"
"Kaç!"
"Anne!"
Parmaklarımı saçlarıma geçirip çekiştirdim,beynimi saran acı katlanılamaz bir hâle gelmişti.Nefeslerim daha da sıklaştı,boğuluyormuş gibiydim ve içime ne kadar nefes çeksemde boştu.Bir elimi boynuma götürdüm ve gömleğimin ilk düğmelerini titreyen ellerimle açmaya çalıştım.Ama öyle çok titriyordum ki beceremiyordum.
"Meltem,sakin ol.Derin nefesler al." Dedi kadın ve ellerimi indirerek kendisi gömleğimin önünü açtı.Elim boynumda gidip gelirken derin nefesler almaya çalışıyordum.Gözlerimin önünün karardığını hissediyordum ve zihnimin derinliklerinden gelen bir kızın ağlama sesi ise kafamın içinde çalmaya devam ediyordu.Endişeli ve panik bir halde her hareketimi izleyen kadına hızla sarıldım ve nedenini anlayamadığım bir şekilde üzerime çöken ağlama hissiyle kafamı omuzuna koyup hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.
Kadın bir an duraksasa da hızla ellerini sırtıma koydu ve bir ileri bir geri okşayıp beni sakinleştirmeye çalıştı.Ve işe yarıyor gibiydi,sesler ve ağrı azalmaya başlamıştı.Yerini düşüncelerime bırakmıştı.Aklıma bir anda bana kartını veren adam geldi,bir kızım olduğunu söylemişti.Ve şimdi kafamda beliriveren bu anı...
Gerçekten benim bir kızım mı vardı?
Kadından hızla ayrıldım,yaşlı gözlerimle ona baktım.Nasıl görünüyordum bilmiyorum ama kadın baya endişeli duruyordu.Zorlukla da olsa dudaklarımı hareket ettirebildim ve aklımın mantık hatalarıyla dolu bulduğu ama kalbimin garip bir şekilde inandığı o soruyu sordum:
"Benim...benim bir kızım mı var?"
Gece:
Ölümün kokusunu aldım.Ölümün tadını aldım.Ölümün sesini işittim.Ölümün dokunuşunu vücudumun her yerinde hissettim.Ruhumun dikiş yerlerinden söküldüğünü hissettim O an.
Zaman,damarlarımda akan o kontrolsüz elektrikle beraber durmuştu.Tavandaki ampul içimdeki acıyla yarışamayacağını anlamış gibi büyük bir gürültüyle pes etti.Cam kırıkları üzerimize birer yıldız tozu gibi serpilirken oda zifiri bir karanlığa gömüldü.Kulağımda uğuldayan derin sessizlik,ölmeden önceki o huzur muydu?
Ölmüş müydüm?Saçma bir soruydu bu.Ölseydim düşüncelerim de susardı.Yaşıyorsam neden bu kadar sessizdi?Öldüysem neden bu kadar kalabalıktı kafamın içi?
Tenime değen şeyi önce rüzgar sandım,hani ölenlerin ruhunu okşayan o serin esinti olur ya, öyle bir şey.Ama hayır,bu sırılsıklam bir soğuktu.Yukarıdan boşalan su yüzüme çarptıkça kendime geliyordum.Yangıj söndürme sistemi mi devreye girmişti?Göğsüm hızla inip kalkarken sıkıca yumduğum gözlerimi açmaya korkuyordum.Açtığımda sonsuz bir boşlukla karşılaşmaktan korkuyordum.Hayatta olup olmadığımı algılayamıyordum.
Ama sonra onun sesini duydum.Suyun sesini,kafamdaki gürültüyü susturan o kahredici sesi...Ayaz'ın karanlığın içinden gelen o çaresiz ağlayışını duydum.
Az önce içimdeki patlamanın etkisiyle kemiklerim sızlarken kendi acımı unuttum.Kendi nefesim kesilirken ona nefes olmak istedim,o karanlıkta boğulurken onu kıyıya çekmek istedim.Titreyen elleri yüzümün iki yanına tutundu.Öyle naif,öyle hassas dokundu ki yanaklarıma bir an varlığını sorguladım.Baş parmağı yanağımı hafifçe okşarken ağzından bir hıçkırık daha firar etti.
"Korkağın tekiyim ben...koruyamadım seni birtanem..." Diyordu hıçkırıklarının arasından.Gözlerimi açtım yavaşça,aynı karanlıkla karşılaştım.Ayaz'ı göremiyordum,içinde hayatı bulduğum güzel gözlerini göremiyordum.Ama varlığı sıcacıktı yanımda,göremesem bile her ayrıntısını hissediyordum.
"A-ayaz..." Dedim titreyen sesimle.Yanağımı okşayan parmakları kaskatı kesildi.Titrek bir nefes alışını duydum.Konuştuğuma inanamıyormuş gibiydi.
"Gece...birtanem,konuştun değil mi?Delirmiyorum ben,değil mi?" Dedi ağlamaklı bir sesle.Ben ise tekrardan konuşacak gücü kendimde bulamamıştım.Islak ve titreyen ellerimi zorlukla kaldırıp yüzünü buldum.Parmaklarımın ucuna değen sıcak gözyaşları,yukarıdan akan buz gibi suyun içinde kor bir ateş gibi yaktı tenimi. "Ağlama" demek istemiştim ama sesim sadece bir iç çekiş olarak kaldı,gözyaşlarını usulca sildim.Kendi ölüm kalım savaşımı bir kenara itip,onun ağlamasını,kalbindeki sızıyı geçirmek istedim.
Ölümün kıyısından dönmüş bile olsa,bir insan kendinden önce bir başkasını nasıl düşünebilirdi?
Ayaz'ın ağlayışları devam etti,sıcak avucu benim yüzündeki ellerimin üzerine kapandı.Hıçkırıklarım daha da artarken sesli ağlayışım odada yankılanıyordu.Ellerim aşağı inerken göğsünü buldu,sıkıca ıslak tişörtüne tutundum ve zorlukla doğrulmaya çalıştım.Elleri belimi tutarken doğrulmama yardımcı oldu.Tişörtünü kavrayan ellerimi omuzuna çıkardım,kollarımı boynuna doladım.Yüzlerimiz oldukça birbirine yakındı.Parmakları tekrardan yüzüme tutunduğunda,dudaklarından dökülüp tenime çarpan o titrek nefesi hissettiğimde anladım.Hayattaydım.
Çünkü ölüm bu kadar sıcak olamazdı.
Ölüm,onun gibi kokamazdı.
Bu sadece bir yakınlaşma değildi,bir veda ihtimaliydi.O an ikimizde bunu biliyorduk.Eğer bu odadan çıkamayacaksak,dünyanın geri kalanı o saniyede durmalıydı.
O an tepemizden akan suların altında,ölümün gölgesi hâlâ üzerimizdeyken yapabileceğim tek şeyi yaptım.Ona sığındım.İkimizde aynı şeyi düşünmüş olacağız ki ikimizin de dudakları aynı anda birleşti.
Hıçkıra hıçkıra ağlıyorduk.Sarsılan omuzlarımız,kesik kesik aldığımız nefesler ve birbirimize çarpan kalplerimizle bu bir kavuşmadan çok,bir veda türküsü gibiydi.Yukarıdan akan buz gibi su,yüzümüzden süzülen sıcak gözyaşlarımıza karışıyor,dudaklarımızın arasındaki o ıslak ve tuzlu tadı daha da acılaştırıyordu.Ama bırakmıyorduk.Ölüm bizi avlamak için vahşi bir hayvan gibi beklerken biz birbirimizin nefesine tutunuyorduk.
Bu sadece bir öpücük değildi,her şey vardı.Hiç kurulamayacak cümleler,yaşanmayacak sabahlar,birbirimize veremeyeceğimiz o mutlu gelecek...Öyle bir muhtaçlıkla,öyle bir çaresizlikle öpüyorduk ki birbirimizi,sanki bir an bırakırsak tamamen kaybolacakmışız gibi.Ayaz'ın hıçkırıkları dudaklarımın içinde erirken,kalbimin parçalandığını hissettim.Ona kıyamıyordum.Kendi acımı unutmuş,onun bu vedamıza parçalanışına ağlıyordum.
İlk öpücüğümüzdü bu...Ölüm kapıdaydı, tavanın çökmesine,nefesimizin kesilmesine belki de saniyeler vardı.Ama biz o saniyelerin her birine koca bir ömrü sığdırmak istermişcesine mühürlenmiştik.Bir saniye bile dudaklarından ayrılmak istemiyordum.Eğer her şey burada bitecekse,burası bizim mezarımız olacaksa hissettiğim son şey onun dudaklarındaki o titrek sıcaklık olsun istiyordum.
Sanki bu öpücük bizi sonsuza kadar koruyabilirmiş gibi öylece ağlayarak birbirimizde kaybolduk.İkimizde kabullenmiştik.Bizim için mutlu bir son yoktu.İkimize mutlu bir son yazmak isterdim.Hayallerimizi yaşayabildiğimiz,ergen liseli aşıklar gibi okulda takıldığımız,acı çekmediğimiz bir evren...
Hem önümdeki hem de arkamdaki kapı büyük bir gürültüyle açılırken odayı koridordaki alevler aydınlattı.Ayaz'ın yaşlı gözlerini gördüm,ikimizin de aynı anda ağlayışı şiddetlendi ama bir yandan da sadece gülümsedik.Bağırma sesleri geldi,içeriye silahlı görevliler girdi ama biz yine dudaklarımızdan ayrılmadık.Gözlerimi kapattım,etrafımızdaki sesleri,kafamın içindeki sesleri susturdum.Sadece Ayaz'ın sıcaklığına odaklandım.
Yaşıyordum.Çünkü sadece yaşayanlar,kendi canı çıkmak üzereyken bir başkasının hıçkırığı için dünyaları yakmak isteyebilirdi.
Ve artık emindim.Yaşıyordum.Çünkü sadece yaşayanlar bu kadar büyük bir acının içinde bu kadar derin bir sevdayı hissedebilirdi.
Selammm upuzun bir aradan sonra geri döndümm
Bölümü beğendiyseniz oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın.Okunma sayısı artıyor ama kimse yorumlarını belirtmiyor😔Benim için en önemli olan yorumlarınız lütfen yorum bırakın 😊
Bölümü nasıl buldunuz?Sizce Meltem'in bir sonraki adımı ne olacak?
Ayaz ve Gece'nin sahnesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Duyguları güzel aktarabilmiş miyim?
Yorumlarınızı merakla bekliyorummm 🤭💙
Bölüm etkileşimi
