24. bölüm / 27
A ve Z24.Bölüm:Şah Mat
Bölümler 27Şu an: 24.Bölüm:Şah Mat
- 1 1.Bölüm:Yeni Yuva1.635 kelime
- 2 2.Bölüm:Dondurulmuş Çığlıklar1.179 kelime
- 3 3.Bölüm:Ceza1.789 kelime
- 4 4.Bölüm:Saçlar Anıları Saklar1.551 kelime
- 5 5.Bölüm:İlk Ölüm2.037 kelime
- 6 6.Bölüm:Güven2.162 kelime
- 7 7.Bölüm:Bilinçaltı2.478 kelime
- 8 8.Bölüm:Tanışma2.347 kelime
- 9 9.Bölüm:İntihar1.894 kelime
- 10 10.Bölüm:Veda2.302 kelime
- 11 11.Bölüm:Kayıp1.763 kelime
- 12 12.Bölüm:Arkadaşlık1.638 kelime
- 13 13.Bölüm:Şüphe1.650 kelime
- 14 14.Bölüm:Söz2.292 kelime
- 15 15.Bölüm:İki Can Bir Kurtuluş2.434 kelime
- 16 16.Bölüm:Feda Et1.812 kelime
- 17 17.Bölüm:Umut2.156 kelime
- 18 18.Bölüm:Kan2.026 kelime
- 19 19.Bölüm:Kriz1.776 kelime
- 20 20.Bölüm:Kanayan Ruhlar2.083 kelime
- 21 21.Bölüm:Kaybolan Hayatlar2.410 kelime
- 22 22.Bölüm:Kaza2.121 kelime
- 23 23.Bölüm:İhanetin Eseri2.248 kelime
- 24 24.Bölüm:Şah Mat2.095 kelime · Okuduğun bölüm
- 25 25.Bölüm:İkimizden Biri2.839 kelime
- 26 26.Bölüm:Küller ve Buzlar3.514 kelime
- 27 27.Bölüm:Hıçkırıkların Arasındaki Mühür3.193 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kuşların havada ötüştüğü,yan bahçedeki köpeklerin durmadan havladığı ve güneşin tam tepede durmasına rağmen serin bir sabahtı.Hafif hafif esen rüzgarın soğukluğu Bülent'in içine işliyordu.Karşısındaki çok eski,ama pek samimi olmadığı arkadaşının hamlesini yapmasını beklerken çayından bir yudum aldı.
Bülent'den on üç yaş büyük ve satrançta da epey başarılı olan Kemal,çapraz şekilde ilerleyen filini Bülent'in şahını mat etmek üzere konumlandırdı.Hamle yapma sırası Bülent'e geçmişti.Bülent çok da keyifli olmayan bir şekilde kıkırdadı.Kemal,Bülent'i alt etmek için her zamanki taktiğini uyguluyordu.
"Yine ve yine aynı taktik...ezberledim artık." Deyip şahını sağ tarafa kaydırdı Bülent.Çayından son yudumunu aldı ve ince belli çay bardağını masaya geri bırakırken keyifle arkasına yaslandı.Bülent,Kemal'in her hareketini ezberlediğini düşünüyordu.Yüzünde zafer kazanmış bir gülümsemeyle Kemal'in sıradaki hamlesini bekledi.
Kemal kafasını iki yana salladı ve derin bir nefes alıp hamlesini yapmadan önce konuştu:
"Yine ve yine aynı hatayı yapıyorsun...iyi ezberleyememişsin demek ki." Dedi.Bülent'in yüzündeki kendinden emin ifade hızla uçup gitti.Yaslandığı yerden doğruldu ve Kemal'in yapacağı hamleyi merakla izledi.Bülent'in şahını kaydırdığı yerde Kemal,atı ile şah çekmişti.Bülent hamle yaptığı sırada file odaklanmışken Kemal'in beyaz atına dikkat etmemişti.
Kemal beyaz atını havaya kaldırdı.Ters L harfi olacak şekilde Bülent'in şahına doğru kaydırdı.
"Şah..."
Elindeki atı Bülent'in şahına vurup mat yapmadan önce Bülent'in gözlerinin içindeki yenilgiyi keyifle izledi.Bülent kaşları çatık,gözlerindeki yenilgiyle,karşısında keyifle mat yapmaya hazırlanan Kemal'e uzun uzun baktı.Kemal,Bülent'ten bakışlarını ayırmayarak atını siyah renk şaha vurdu.
"Mat."
Bülent Kemal'den nefret ediyordu.Her zaman da nefret etmişti.Çünkü Kemal ondan daha başarılıydı.Sadece satranç konusunda değil,çoğu konuda onun önündeydi.Ondan daha zeki,bilgili ve kültürlüydü.Ve Bülent bunun yaş farkından dolayı olmadığını biliyordu.Bülent'e en çok koyan da buydu zaten.
Bülent gözlerindeki kinin ve nefretin üzerini örterek gülümsedi ve Kemal'e doğru elini uzattı.Bunca yıl Kemal'e olan nefretini belli etmediğini sanıyordu.Ama Kemal,Bülent'in de farkında olduğu üzere ondan daha zekiydi ve her şeyin farkındaydı.
Kemal de Bülent'den pek haz etmezdi zaten.
"Tebrik ederim.Her zamanki gibi formundasın." Dedi Bülent yapmacık bir gülümsemeyle.Kemal uzattığı elini uzun uzun sıktı.
"Keyifli bir oyundu.Son oynayışımıza göre daha iyiydin." Dedi Kemal.Bülent sıktığı elini aşağı yukarı sallayarak:
"Seninle oynamaya layık olmaya çalışıyorum Kemal başkan." Dedi.Kemal kahkaha atarak kafasını iki yana salladı ve elini geri çekti.Bülent de elini geri çekip tiksinerek elini pantolonuna sildi.
"Yine ne isteyeceksin bakalım?" Dedi Kemal arkasına yaslanıp kollarını birbirine bağlayarak.Bülent iki elini havaya kaldırıp:
"Bir şey isteyeceğimi nereden çıkardın?" Diye sordu ona.Ve evet,Bülent Kemal'e işi düştüğü için buraya gelmişti.Bir çıkarı olmadığı sürece evinin olduğu sokağın önünden bile geçmezdi.
"Uzatma Bülent.Ne isteyeceksen iste." Dedi Kemal bıkkınlıkla.Gözlüğünü çıkarıp masanın üzerine koydu.Bülent ise buraya gelme amacını anlatmaya başladı.
"Üzerime açılan bir davayı hiç açılmamış gibi yok etmeni istiyorum." Dedi Bülent çok basit bir şeymiş gibi.Kemal kaşlarını çattı ve sorusuna yanıt vermedi.Bunu artık yapmayacaktı.
"Karının kaza geçirdiğini duydum,geçmiş olsun." Dedi Kemal.Bülent sinirlenmeye başlamıştı.Alnını ovuşturdu ve Kemal'in söylediğine cevap vermeyerek konuşmaya devam etti.İstediğini almadan buradan ayrılmayacaktı.
"Kemal,bak biz birbirimizi yıllardır tanıyoruz.Arkadaşının isteğini geri mi çevireceksin?" Dedi.
"Benden istediğin şey sana açılan bir davayı hiç açılmamış gibi göstermek.Bunu nasıl yapacağımı söyle,yapayım." Dedi Kemal sesini yükselterek.Bülent ise sakinliğini korumaya çalıştı.Kavga etmeyecekti,suyuna gidip istediğini alacaktı.Almak zorundaydı ve alacaktı.
"Öncekileri nasıl yaptıysan öyle yapacaksın." Dedi.Kemal sinirle güldü.
"Hah,öyle mi Bülent?Peki,ne davası ve kim tarafından açıldı?Beni biraz bilgilendirmen lazım." Dedi hızla.Sistemden yok ettiği önceki dosyalar küçük şeylerdi,sonradan peşine düşülmeyecek,Bülent'in kesin kazanacağı,küçük nedenlerle açılan davalardı.Bülent de uğraşmak istemediğinden Kemal'e söyler ve Kemal de hallederdi.
"Karımın bana açtığı boşanma davası." Dedi Bülent sakince.Kemal'in gözleri faltaşı gibi açıldı.
"Yuh ama Bülent!Ben o davayı yok ettikten sonra karın peşine düşmeyecek mi?Polise şikayet ederse sen de bitersin ben de biterim."
"Kema-"
"Bülent,beni ikna etmek yerine davayı geri çekmesi için eşin ile aranı düzelt." Dedi Kemal sinirle ve hızla ayağa kalktı.
"Meltem'in hafızası geçici olarak kayboldu.Aramızın iyi olduğu zamanları hatırlıyor,son günleri hatırlamıyor." Dedi Bülent.Kemal şok bir şekilde Bülent'e döndü ve:
"Kaza geçirmesine sen mi sebep oldun?" Diye sordu Kemal şüpheci bir şekilde.Bülent gözlerini kocaman açıp:
"Oha be abi!Böyle bir şey yapacağımı nasıl düşünürsün?" Diye sitem etti.Kemal yer yer ak düşmüş saçlarını karıştırdı ve:
"Boşanma davası falan açtığını hatırlamıyor yani..." Diye sordu daha ılımlı bir şekilde.Bülent onu yakalamıştı.O da ayağa kalktı ve Kemal'in tam karşısında durdu.
"Karımla aramı düzeltmem için,yaptığım hataları telafi etmem için Tanrı bana ikinci bir şans verdi.Lütfen Kemal abi.Bu şansımı iyi değerlendirmek istiyorum." Dedi Bülent Kemal'i ikna etmek için şekilden şekile girerek.Kemal kafasını kaşıdı.Bu büyük bir davaydı,yok etmek çok zor olacaktı.
"Bülent,yardım etmek isterdim ama yapamam.Bu diğer davalara benzemez."
"Yapabileceğini biliyorum ve yapacaksın." Dedi Bülent emir verirmiş gibi.Bu Kemal'in hoşuna gitmemişti.Bülent'e bir adım atıp:
"Yapmazsam ne olur?" Diye sordu ona.Bülent ise keyifle kıkırdayıp başını aşağı eğdi.Geri kaldırdığında buz gibi bakışlarıyla Kemal'i baştan aşağı süzdü.
"Karın ve çocukların İtalya gezinde ne boklar yediğini öğrenir Kemal." Dedi Bülent tehditkar bir sesle.Kemal duyduğu şeyle kaskatı kesilmişti.İtalya'da sarhoşken birçok hata yapmıştı,birçok günah işlemişti.Aldığı canın borcunu da her gece kabuslarıyla,boğazını sıkan ellerle ödüyordu.
"Sen bunu nereden..." Dedi ve cümlesini tamamlayamadı Kemal.İşaret parmağını salladı Bülent'e doğru.Bülent ise onun parmağını hafifçe aşağı indirdi.
"Yerin kulağı var derler Kemal abi..." Dedi ve keyifle gülümseyip geriye doğru iki adım attı.Satranç da zafer kazanamamıştı ama şu an en büyük zaferi kazandığını hissediyordu Bülent.İşaret parmağı ile Kemal'in beyaz renkli şahına vurup yere düşürdü.Bu hareketiyle asıl zaferi kendisinin kazandığını Kemal'e de gösterdi.
"Eğer sen yuvamı yeniden inşa etmeme yardım etmezsen,yuvanı başına yıkarım Kemal." Dedi Bülent ve bahçe kapısına doğru ilerledi.Kemal öfkeyle yumruklarını sıkarken o davayı yok etmekten başka seçeneğinin olmadığını anlamıştı.Karısı yaptığı şeyi öğrenmemeliydi.Eğer öğrenirse iki çocuğunu da alıp onu terkederdi.Ve bu,Kemal gibi ailesine çok düşkün biri için ölüm olurdu.
Bülent ise mutlu mutlu arabasına bindi ve hastaneye,Meltem'in yanına doğru yola koyuldu.Bugün Meltem taburcu oluyordu,gidip onunla ilgilenmeliydi.Karısının hafızasının silinmesi onun için kriz değil fırsat olmuştu.Her şeyi baştan yazmak için bir fırsat.Ve bu sefer tek bir hata bile yapmayacaktı.
Tek bir hata,Bülent'in bütün sırlarını ortaya dökerdi.Bu yüzden attığı zarların hepsi 6 gelmek zorundaydı.
Gece (Z):
A ile beraber saatlerdir neyi beklediğimizi bile bilmeden bu odada bekliyorduk.Karen ve Frank ile konuşmamızdan sonra bizi birkaç makineye koyup röntgenlerimizi çektiler,daha sonra da bu odada oturup beklememizi söylediler.Arada mavi ve beyaz takımlı görevliler odaya giriyor,bilekliklerimizi kontrol ediyor,daha sonra aralarında fısıldaşıp odadan geri çıkıyorlardı.Neler olduğu hakkında gram fikrimiz yoktu.Ama bileklikler ile ilgili olduğu kesindi.
Bu durum iyice canımızı sıkmıştı.Ben ahşap sandalyede oturmuş sıkıntıyla ofluyordum.A ise odada bir ileri bir geri volta atmaya başlamıştı.Sinirle kafamı geriye atıp gözlerimi kapattım.Duvarlar üstüme üstüme gelmeye başlamıştı.
"Daha ne kadar burada bekleyeceğiz?" Dedim bıkkınlıkla.A'nın yere çarpan sert adım seslerini işitiyordum.
"Eğer bir daha odaya girip hiçbir şey söylemeden çıkarlarsa şu kenardaki makası aralarından birine saplayacağım." Dedi A sinirle.Gözlerimi kocaman açıp sandalyede doğruldum.
"Saçmalama!Öyle bir şey yapmazsın...yapmazsın herhalde değil mi?" Diye sordum ona endişeyle.A bana öyle bir baktı ki eğer biraz daha bu odada kalırsak,o makası beyaz önlüklü adamların münasip yerlerine saplayacağını anladım.Tekrardan sıkıntıyla oflayıp bacağımı sallamaya başladım.Kapı bir anda açılınca bakışlarım o tarafa döndü.Karen ve Frank önde olmak üzere beyaz ve mavi önlüklü birkaç görevli odaya girdi.Karen odanın ortasında durdu ve A'ya dönerek:
"Seninle işimiz bitti,odana geçebilirsin." Dedi.A bana döndü ve:
"Hadi gidelim Z." Dedi.Sandalyeden yavaşça kalkıp A'nın yanına doğru ilerlerken Frank'in konuşmasıyla durdum.
"Sen kalıyorsun.O gidiyor." Dedi ilk önce beni sonra A'yı parmağıyla işaret ederek.Kaşlarımı çattım.
"Neden ben kalıyorum ya?Biraz daha burada kalırsam cesedimi çıkaracaksınız bu odadan." Diye isyan ettim.
"Çünkü seninle işimiz daha yeni başlıyor,gidemezsin." Dedi Frank.Sinirle ofladım ve A'ya döndüm.
"Ne işiniz var Z ile?" Diye sordu A yanıma gelerek.Harbiden benimle ne işleri vardı?Yine ne yapacaklardı bana?
"Sana şu an açıklayamayız A,gitmelisin." Dedi Karen düz bir sesle.Nedense Karen benimle göz göze gelmemeye çalışıyormuş gibi hissetmiştim.Ve sesinden de kafasının acayip karışık olduğunu anlayabiliyordum.Sanki o da neler olduğunu anlamıyormuş gibiydi.
"Ben de kalıyorum." Dedi A kararlı bir sesle.Karen sıkıntılı bir nefes verdi.Frank'in sinirle kıpırdandığını hissettim.Artık neler olduğunu fazlasıyla merak etmeye başlamıştım.Bir an önce öğrenmek istiyordum.A kalmaya direttikçe ortam daha da geriliyordu.
"Yemeyeceğiz kızı merak etme.İşimizi hallettikten sonra geri göndereceğiz." Dedi Frank sesini yükselterek.A ise Frank'e doğru bir adım attı.
"Güvenmiyorum.Şerefsizin tekisin." Frank de A'ya doğru bir adım attı.
"Haddini bi-"
Artık sabrım kalmamıştı.Hızla A'nın kolunu tutup kendime döndürdüm.
"Bir şey olursa kendim halledebilirim,merak etme.Gidebilirsin." Dedim.A itiraz edecek gibi oldu ama sonra dudaklarını birbirine bastırdı.Kapıya doğru ilerlerken parmağını Frank'e salladı.
"Eğer ona zarar verirseniz-"
"Sorun çıkmayacak A.Hadi git." Dedim sert bir şekilde.A bir şey söyleyecekti,Frank bir şey söyleyecekti ve olay yine büyüyecekti.Bu yüzden sert konuşmam lazımdı.A kapıdan çıkmadan önce elini kaldırıp vedalaştı,bende başımı aşağı yukarı salladım.Frank,Karen ve görevliler ile başbaşa kalmıştım.Ellerimi iki yana açıp:
"Evet...Neler oluyor?" Diye sordum.Karen ve Frank birbirine baktı.Sonra ise Frank her zamanki gibi alaycı bir şekilde konuştu.
"Duygularını kontrol etmeyi öğrenmelisin Z." Dedi.Dudağının kenarı alayla kıvrıldı.
"Ne?" Diye sordum.Hiçbir şey anlamıyordum ve biraz daha gevelemeye devam ederlerse kafamı duvarlara vuracaktım.Karen dirseğiyle Frank'in koluna sertçe vurdu.Gözlerini devirdi ve gülümseyip bana doğru adımladı.
"Frank aslında doğru bir şey söylüyor ama hiçbir şey bilmediğin için kafan karıştı." Ellerini omuzlarıma koydu ve sandalyeyi işaret etti.
"Sana her şeyi anlatacağım.Ama anlatacağım şeylerden sonra Frank'in de dediği gibi sakinliğini koruyup,duygularını kontrol etmelisin.Tamam mı?" Diye sordu.Adımlarımı sertçe yere basıp sandalyeye oturdum.
"Neler olduğunu artık anlatacak mısınız?O röntgenleri neden çektiniz?" Diye sordum sinirle.Karen da kenardaki sandalyeyi önüme getirip oturdu.Derin bir nefes aldı,boğazını temizledi.Sanki kendini yapacağı konuşmaya hazır hissetmiyor gibiydi.
"Kriz anında bileğinde şiddetli bir acı hissettiğini söyledin,değil mi?A da bilekliğinden kıvılcımlar çıktığını söyledi.Ve A'ya dokunduğun anda senin bileğin hafifledi ama A'nın canı yandı." Dedi.Kafamı aşağı yukarı salladım.
"Evet,bunları zaten biliyorum." Dedim sabırsızca bacağımı sallayarak.
"Biz bir şeyden şüphelendik ve şüphelerimizde de yanılmadık." Karen'ın gözlerindeki tüylerimi ürperten endişeyi gördüm.Bir şey olmuştu.Çok kötü bir şey olmuştu.
"N-neyden şüphelendiniz?" Diye sordum tedirgin bir şekilde.Karen boğazını temizledi ve bilekliğin olduğu elimi tutup havaya kaldırdı ve parmağıyla bilekliği gösterdi.
"Bu bileklik geliştirdiğimiz teknolojinin bir parçası.Bu sayede kapsüldeki kişilerin bilinçaltına girebiliyorsunuz.Ayrıca diğer deneklerle de temas kurmanızı engelliyoruz." Dedi ve hızla devam etti:
"Bilekliğin içinde vücut sinyallerini algılayan sensörler ve düşük seviyede uyarıcı elektrik akımı veren mikro devreler bulunuyor.Ama bileklik sende beklenmedik bir şekilde farklı çalışmaya başladı." Dedi.Gözlerim bir Frank'e bir Karen'da gidip gelirken:
"Nasıl?Nasıl farklı çalıştı?" Diye sordum.Karen bileğimi bırakınca elim kucağıma düştü.Frank bir-iki adımla Karen'ın yanında yerini aldı ve bu sefer o konuşmaya başladı:
"Bilekliğin elektronik devreleri ile senin sinir sistemin arasında,hiç kimsede görülmeyen nadir bir biyo-elektromanyetik rezonans oluştu.Bu rezonans,bilekliğin güvenlik limitlerini aşarak yüksek voltajlı enerji biriktirmesine yol açtı." Frank konuşmaya devam edecekken parmağımı havaya kaldırıp durdurdum.Kafam allak bullak olmuştu.
"Elektromanyetik renozan da ne be?" Diye sordum.
"Biyo-elektromanyetik rezonans." Diye düzeltti beni Frank.Gözlerimi devirdim.
"Her neyse işte,o ne?Bilimsel terimlerden pek anlamıyorum da." Dedim.Bu sefer Karen sözü aldı:
"Yani bilekliğin,senin vücudunun doğal elektrik/manyetik frekansıyla sekronize olup daha güçlü elektrik alışverişi yapması."
Yine bir bok anlamamıştım.
"Gerizekalıya anlatır gibi anlatır mısınız rica etsem?" Diye sordum tekrar çekinerek.Frank'in ofladığını duydum.Hızla ayağa kalktım.
"Salak salak terimler kullanıyorsunuz anlamıyorum ne yapabilirim?" Diye isyan ettim.Bileğim acımaya başlamıştı.
"Sekronizasyon,Frekans...Hiç mi duymadın?Dışarıdaki hayatında ne bok yiyordun sen?" Diye çıkıştı bana.Öfkeyle işaret parmağımı ona doğrulttum.
"Bu seni hiç alakadar etmez!" Diye bağırdım.Bileğimdeki acı daha da katlandı.
"Seni kaçırdığımız iyi oldu.Sayemizde kelime dağarcığını genişleteceksin." Dedi alayla.Tam cevap verecekken Karen'ın korkuyla bağırmasıyla durdum.
"Frank sus!Bilekliğe bak!" Diye bağırdı.Bileğimdeki ağrı artık katlanamayacağım seviyeye ulaşmıştı.Bileğimdeki titreşimler gitgide güçleniyordu.Sanki derimin altından sıcak bir dalga yayılıyor,tonlarca iğne batıyor,damarlarımın içinde kıvılcımlar dolaşıyor.Nefesim hızlanmaya başladı,avuç içlerim terledi.Bileğimi kaldırıp bilekliğime baktım,kıvılcımlar çıkıyordu.Acıdan dolan gözlerimle bir Karen'a bir Frank'e baktım.
"Canım acıyor!Bir şey yapın!Yalvarırım durdurun!" Diye acıyla haykırdım.Karen ne yapacağını bilemez hâlde başını ellerinin arasına aldı.Görevliler panikle oradan oraya koşuşturuyordu.
"Sakin olmalısın Z.Panik yaparsan bu daha da artacak." Diye bağırdı Karen.
"Sakinleşemiyorum!" Diye son kez bağırdım.Bir anda göğsümde patlayan bir ateş gibi keskin bir acı hissettim.Acıyla çığlık attım.Parmaklarım istemsizce kıvrıldı,yumruklarım kilitlendi.Bacak kaslarım kasıldı ve direkt yere çakıldım.Vücudum istemsiz sarsılıyor,boğazımdan istemsiz boğuk bir inilti çıkıyordu.
Karen'ın sesi boğuk bir şekilde kulağıma ilişti.
"Gece!"
Vücudum yanıyordu.Göğsümdeki tarif edilemez acıyı,gözlerimden hunharca akan yaşlarımla atmaya çalışıyordum.Nefes nefeseydim.Birkaç kişinin beni koltuk altımdan tutup kaldırdı ve bir yere doğru sürükledi.Ayağım yerde sürüklenirken hâlâ istemsiz titremeler yaşıyordum.Kulaklarımdaki uğultular yükseliyordu,gözlerim kararıyordu.Bileğimdeki acı ise bileğimi kesip atmak isteyeceğim kadar fazlaydı.
Ölüyor muyum?Bana ne oluyordu?
Biri elimi tuttu ve bir yüzeye dokundurdu.Gözlerimi açamıyordum.Ve bir anda bileğimdeki tüm acı çekildi.Bileğimin üzerindeki baskı tamamen hafifledi.Hâlâ vücudum yanıyordu ama titremelerim geçmişti.Karanlık beni kendine çekerken dışarıdaki gürültü artık çok uzak geliyordu.
Hepsi bu kadar mıydı?Yaşıyor muydum yoksa ölüyor muydum?
Karanlığa hapsolmadan önce annemin yüzü gözlerimin önüne geldi ve küçükken her gece bana mırıldandığı ninninin melodisi kulaklarımı doldurdu.Annemin ince sesinden çıkan bu melodi,içimdeki yangının üzerine su dökmüştü.Annemin şefkat dolu sesi tüm bedenimi koruma altına almıştı.Hafifçe gülümsedim ve bende zihnimde yankılanan melodiye eşlik ettim.
İçimde her geçen gün artan özlem,göğsümü az öncekinden daha çok yakıyordu.Ben evimi özlemiştim,annemi özlemiştim,babamı özlemiştim,hayatımı özlemiştim...
"Gece..."
Annemin sesi hiç olmadığı kadar net ve canlı geliyordu.Sanki yanımdaydı,başucumdaydı.Gözlerimi açmaya çalıştım ama yapamıyordum.Göz kapaklarımda bir ağırlık vardı,açamıyordum.Bu yaşadıklarım bir kabus muydu?Ben evimde miydim?Neler oluyordu?Yoksa gerçekten ölüyor muydum?
Karanlığa tamamen hapsolmak üzereyken annemin yanımda olup olmadığını anlamak için fısıldadım:
"Anne..."
Cevabımı alamadan karanlığın içinde kayboldum.
Bölümü beğendiyseniz oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın 💜
Bülent ve Kemal arasında geçenleri nasıl buldunuz?
Sizce Gece'ye ne olacak?
Yorumlarınızı merakla bekliyorumm ❤️
Bölüm etkileşimi
