26. bölüm / 27
A ve Z26.Bölüm:Küller ve Buzlar
Bölümler 27Şu an: 26.Bölüm:Küller ve Buzlar
- 1 1.Bölüm:Yeni Yuva1.635 kelime
- 2 2.Bölüm:Dondurulmuş Çığlıklar1.179 kelime
- 3 3.Bölüm:Ceza1.789 kelime
- 4 4.Bölüm:Saçlar Anıları Saklar1.551 kelime
- 5 5.Bölüm:İlk Ölüm2.037 kelime
- 6 6.Bölüm:Güven2.162 kelime
- 7 7.Bölüm:Bilinçaltı2.478 kelime
- 8 8.Bölüm:Tanışma2.347 kelime
- 9 9.Bölüm:İntihar1.894 kelime
- 10 10.Bölüm:Veda2.302 kelime
- 11 11.Bölüm:Kayıp1.763 kelime
- 12 12.Bölüm:Arkadaşlık1.638 kelime
- 13 13.Bölüm:Şüphe1.650 kelime
- 14 14.Bölüm:Söz2.292 kelime
- 15 15.Bölüm:İki Can Bir Kurtuluş2.434 kelime
- 16 16.Bölüm:Feda Et1.812 kelime
- 17 17.Bölüm:Umut2.156 kelime
- 18 18.Bölüm:Kan2.026 kelime
- 19 19.Bölüm:Kriz1.776 kelime
- 20 20.Bölüm:Kanayan Ruhlar2.083 kelime
- 21 21.Bölüm:Kaybolan Hayatlar2.410 kelime
- 22 22.Bölüm:Kaza2.121 kelime
- 23 23.Bölüm:İhanetin Eseri2.248 kelime
- 24 24.Bölüm:Şah Mat2.095 kelime
- 25 25.Bölüm:İkimizden Biri2.839 kelime
- 26 26.Bölüm:Küller ve Buzlar3.514 kelime · Okuduğun bölüm
- 27 27.Bölüm:Hıçkırıkların Arasındaki Mühür3.193 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Selaamm
Lütfen satır arası yorumlar paylaşır mısınız?Sizin yorumlarınız,düşünceleriniz beni çok mutlu ediyor da🤭
İyi okumalaarr💖
Odanın içindeki o sağır edici sessizlik,damarlarımdaki gürültüyü daha da dayanılmaz kılıyordu.Kapının ardındaki kıyamet umurumda bile değildi.Benim asıl cehennemim tenimin altındaydı.Bileğimdeki metal bilekliğin çıkardığı o tiz,kesintisiz cızırtı beynimin içinde yankılanırken,her sarsıntıda binlerce iğnenin sinir uçlarıma saplandığını hissediyordum.
"Özür dilerim..." Diye fısıldadı Ayaz.Dizlerinin üzerine çöküp yenilgiyi kabul etti. "Seni korumak için attığım her adım,seni öldürmek için kurulmuş bir tuzağa çıktı."
Ayaz odanın tam ortasında,kendi ışığının içinde bir enkaz gibi çökmüştü.Ben ise nefes nefeseydim.Tüm vücudumdaki acı her yerimi yakıyor,nefesimi kesiyordu.Ve bileğimde biriken enerjiyi aktaracak hiçbir şey yoktu odada.Ölüyordum.Bilekliğimden çıkan o tiz,metalik çığlık artık sadece kulağımı değil,ruhumu da parçalıyordu.
"Gece...bana dokun.Ben kaldırabilirim o enerjiyi." Dedi Ayaz çaresizce.O da kaldıramazdı,bu enerji kimde kalırsa o kişinin öleceğini ikimizde biliyorduk.
"Sakın benden böyle bir şey isteme Ayaz,sakın.Sana dokunursam..." dedim fısıltıyla, hıçkırıklarım göğsümü sarsarken. "Sana dokunursam, hissedeceğim son şey senin sıcaklığın değil, seni yok edişim olacak. Bunu bana yapma. Seni öldüren kişi olmama izin verme."
Ayaz yaşananlardan,ve şu an ölecek olmamdan dolayı kendini suçluyordu.Ama hayır,onun suçu değildi.Vicdan azabı çekmemeliydi.Gözleri yaşlarla parlıyordu.Küçük bir çocuğun yanlışlıkla bir karıncayı ezdiğindeki o üzüntüyü ve pişmanlığı görebiliyordum gözlerinde.Küçük bir çocuk gibi bakıyordu bana,yüreğindeki o saf acıyı ve pişmanlığı görebiliyordum.
"Bakma bana öyle..." Dedim zorla gülümsemeye çalışarak,sesim acının en saf haliyle titredi.Yüzümdeki sırıtık ifadenin aksine gözlerimden yaşlar süzülüyordu."Gözlerindeki o suçluluk duygusunu görebiliyorum.Yapma...Bu senin suçun değil."
"Benim suçum!" Diye haykırdı Ayaz.Gözyaşları çektiği vicdan azabı ile akıyordu. "Seni buradan çıkaracaktım.Sana nefesini verecektim,gökyüzünü verecektim,hayallerini verecektim..."
Zorlukla nefes aldım.Yerimden doğrulmaya çalıştım ama olmuyordu.Gözyaşlarım yüzümde değdiği her yeri yakıyordu.
"Sen bana umudu verdin.Sen bana sevilmenin ne kadar güzel bir his olduğunu öğrettin..." Dedim.Vücudum içimdeki elektriğin artışıyla istemsiz sarsılmaya başlıyordu.Tırnaklarımı avucuma geçirdim,dişlerimi sıktım.
"Sayende mutlu öleceğim.Teşekkür ederim..." Dedim dişlerimin arasından.Yaslandığım beton duvara daha çok sokuldum.Tüm hücrelerimde hissettiğim acıyla ağzımdan boğuk inlemeler firar ediyordu.Vücudum kontrolsüzce,şiddetle sarsılıyordu.Başım geriye doğru düşüyordu,elimi yere vurup acıyla çığlık attım.
Ölmek istemiyorum.Henüz değil.Ona son bir kez sıradan bir insan gibi sarılamadan gitmek istemiyorum.Onunla hayalimi gerçekleştiremeden gitmek istemiyorum.Hikayemiz böyle bitsin istemiyorum.Ayaz'ı burada bu vicdan azabıyla bırakmak için çok erkenciyim.
Çığlıklarım odanın duvarlarında yankılanıyordu.Ayaz dizlerinin üzerinde bana doğru hızla ilerledi.Tüm bedenim kontrolsüzce sarsılıyordu,direniyordum ama yararı olmuyordu.İçimdeki akım artık sadece bir enerji değil,bir canavardı.Göğüş kafesimi içeriden yumrukluyor,damarlarımı patlatmak istiyordu.
"Gece!Gece yalvarırım dokun bana.Bana aktar elektriği.N'olur Gece!" Yerde sarsılmaya devam ederken ondan uzaklaşmaya çalıştım.
"Hayır!" diye bağırdım.Ama bu bir kelime değildi,ruhumun derinliklerinden gelen,acıyla yoğrulmuş bir haykırıştı.
"Sakın dokunma Ayaz.Seni asla affetmem!"
Ayaz çaresizce başını yere yasladı,hıçkırıkları ile omzu sarsılıyordu.Kafasını kaldırdı,çenesinden akan yaşları omzuyla sildi.
"Lütfen..." Diye inledi,kendi bağırışlarımdan onu net duyamıyordum. "Senin ölümünü izleyemem Gece.Bana bunu yapma.Ben dayanırım,dokun bana!" Dedi çaresizce ağlamaya devam ederken.
"Seni seviyorum Gece.Beni hayata döndürdün sen.Seni kaybedemem,daha çok erken."
O an içimdeki o devasa barajın kapakları tamamen parçalandı.Göğüs kafesimden yukarıya doğru sıcak,geniz yakan bir dalga yükseldi.Acı bir çığlık bile atamadan ağzımdan boşalan o sıcak koyu kırmızılık,üzerimdeki gri tişörtümü bir veda mektubu gibi boyadı.
"Seni...seviyorum..." Dedim boğuk bir şekilde.Öksürmeye başladım.İçimde bir şeylerin patladığını hissettim.Tırnaklarımı duvara geçirdim.İçimdeki tüm acıyı atmak istercesine bağırdım.
Tavandaki tek ampul,sanki acımı hissetmiş gibi bir anda güneşten daha parlak bir şekilde yandı.Bir patlama sesi geldi,her yer karanlığa gömüldü.
Sona geldiğimi biliyordum.
Ölmek istemiyordum.
4 saat öncesi :
Küçükken en sevdiğim animasyon karlar ülkesi elsaydı.Dokunduğu şeyin yaşamına son veren,herkesten kaçmak zorunda kalan,sonsuza dek yalnız ve mutsuz olmaya mahkum bırakılmış Buzlar Kraliçesi Elsa...Şu anki halimi düşününce ne kadar da ortak yönümüz varmış onunla.
Kalbim her çarptığında,damarlarımda kan yerine hırçın bir akım dolaşıyor.Elsa'nın çektiği acıyı,dünyayı donduran o buzdan korkusunu şimdi en derinlerimde,ama yakıcı bir şekilde hissediyorum.Onun dokunduğu her şey bir heykele dönüşüp donuyordu.Benim dokunduğum her şey ise yanıyordu.
A dizlerinin üzerine çöktü.Gözlerinde o kadar saf,o kadar temiz bir şefkat ve endişe vardı ki,gözleri gözlerime değdiği anda parçalandım.Bana acımıyordu,benden korkmuyordu.Benden kaçmıyordu,gözlerini bir an olsun benden ayırmıyordu.
Burnumu çektim ve dudaklarıma acı bir gülümseme yerleştirdim.Elimin tersiye yüzümdeki yaşları sildim.
"Elsa'yı bilir misin A?" Dedim ve titrek bir şekilde kıkırdadım.A ise donmuştu,nefes bile almadan sadece delirmenin eşiğinde olan bana öylece bakıyordu.
"O,kalbini birine yaklaştırmaktan korkuyordu çünkü değdiği her şey donuyordu." Devamında gözlerime yaşlar tekrardan hücum etti,sesim yine acıyla titredi.
"Elsa eldivenlerini giydiğinde dünyayı dışarıda tutabileceğini sanmıştı.Bende ellerimi saklıyorum,ama bak...hiçbir işe yaramıyor." Dedim ellerimi öne doğru uzatarak.Gözyaşlarım yanaklarımdan çeneme süzülürken sertçe yutkunup hıçkırıklarımı bastırdım.
"O insanlara zarar vermekten korkuyordu,tıpkı benim gibi...Ama onun gücü bir masal gibiydi;Benimki ise her saniyesinde ölümün soğukluğunu hissettiğim bir kabus gibi.Beni içten içe yakıyor."
Ellerimi yüzüme kapattım.Mideme sanki kramplardan örülmüş bir yumruk oturdu.O bildiğim mide bulantısı başladı.Saf bir acı boğazıma kadar yükseldi.Nefesim kesiliyor,karnımdaki o yanma hissi boğazımı yakıyordu.
"İçimdeki elektrik beni parçalıyor!"
İçimdeki tüm öfkeyle,acıyla,çaresizlikle bağırdım.Midem altüst olmuştu.Öyle bir öğürdüm ki,sanki sadece yediklerimi değil,tüm geçmişimi,buradaki günlerimi,bileğimdeki metalin ağırlığını kusacaktım.
Ellerimi yere koydum.Önce sadece su...Acı,yakıcı bir su çıktı ağzımdan.Vücudum sarsılıyor,her bir kasım kontrolsüzce kasılıyordu.
"Tamam,tamam...sakin ol lütfen Z."
A'nın bana doğru hareket ettiğini işitince yerden destek aldığım elimi korkuyla karışık bir dehşetle kaldırıp boğuk bir sesle:
"Sakın..." Dedim.Bir kez daha öğürdüm, kafamı kaldırıp kesik kesik nefesler içime çektim.Zorlanarak bir kez daha öksürdüm,ciğerlerim parçalanıyor gibiydi.Yere baktığımda,bembeyaz fayansın üzerinde yayılan o koyu kırmızı lekeyi gördüm.Kirpiklerime kadar titredim.Elimi kalbime götürdüm,kulaklarım uğuldadı.Kendi kanımın metalik tadı ağzıma dolarken,gözyaşlarım kanlı lekeye karıştı.
Vücudumda tekrar bedenimi yakıp kavuran acıyı hissettim.A bana doğru yine adım attı.
"Uzak dur!" Diye inledim,sesim kanlı bir hırıltı gibi çıktı. "Gelme...ne olursun gelme...Seni de yakacağım."
Ama o dinlemedi. "Umurumda değil!" Diye bağırdı.Sesi ağlamaklıydı,elleri bana uzanıyor ama görünmez ölümcül kalkan onu engelliyordu,dokunmaya çekiniyordu,elleri titriyordu.A'dan uzaklaşmak için hızla geri geri sürünüp duvara yaslandım.
A'nın arkasını dönüp kapıyı sertçe açıp odadan bir fırtına gibi çıkışını izledim.Odada sadece benim ağır,hırıltılı nefesim kaldı.
Sanki biri göğsümün içinden sopayla vuruyor,derim yırtılmak üzereydi.Kan tadı ağzımda paslı bir anahtar gibi dönüyor.Gözlerimin önünde karanlık büyüyor.Işık, üzerine siyah boya dökülmüş bir mum gibi titreyip sönüyor.Hiçbir şey görmüyorum, sadece çöküşü hissediyorum.
"Dayan..." Diyorum kendime ama sesim çok ince,titrek.Kulaklarım uğulduyor.Dünya birden çok sesli bir radyoya dönüyor,hepsi karışıyor,hepsi birer ipe dönüşüyor,boynuma sarılıp boğuyor beni.Ellerim...kontrolümde değiller.Titriyorlar,üşüyorlar,sanki benden kaçmak istiyorlar.
"Geçecek..." Diyorum ama içimdeki ses fısıldamıyor artık,bağırıyor:
"Geçmiyor!"
Ellerimle kendimi geriye sürdüm ve duvara yaslandım.Acıyla karışık bir inleme ağzımdan döküldü.Sanki vücudumun her tarafına bıçaklar saplanıyordu.Ben nefes almaya çalıştıkça,hareket ettikçe o bıçaklar içimde dönüyordu.Kalbim korkmuş bir kuş gibi duvara çarpa çarpa kaçmaya çalışıyor.
Kendimi kaybediyordum,kendimi duyamıyordum.
Kapının tekrar sertçe açılmasıyla duvara daha çok sindim.Birileri konuşuyordu ama kelimeleri seçemiyordum.Görüş alanıma birileri giriyordu ama bulanık gördüğümden kim olduğunu anlayamıyordum.A'nın olmadığını biliyordum,bir kadın sesiydi.Büyük ihtimalle Karen'dı.A durumumu anlatmış,Karen da beni çok düşünüyormuş,önemsiyormuş gibi koşa koşa gelmişti.
Dokunmasınlar diye uyaramıyordum,sesim çıkmıyordu.Ama Karen zaten dokunmaması gerektiğini biliyordu.Bilekliğimdeki elektriğin tekrar arttığını,vücudumun her yerindeki acıdan dolayı anlayabiliyordum.Tüm vücudum yanıyordu.Damarlarım,tüm hücrelerim sanki ateşe verilmişti.Zor da olsa elimi hemen yan tarafımda duran metal kapıya dokundurdum.Ruhum çekildi sanki,ama üzerimdeki ağırlık da kalktı.
Ben böyle güçsüz,hemen yıkılacak biri değildim.Ben en son ilkokula gittiğim zamanlar kustuğumu hatırlıyorum.Şimdi ise gözlerim hiçbir şeyi görmüyor.Kan kusacak kadar kötüleşmiştim.Bana ne yapmışlardı böyle?
Kolumda küçük bir acı hissettim.Dakikalar sonra nefesim düzene girmeye,görüntüler netleşmeye başladı.Bakışlarımı ilk önce saçlarını tepeden at kuyruğu yapan Karen'a çevirdim,daha sonra da koluma çevirdim.Karen büyük bir dikkatle kolumdaki kelebeğin içine iğneyle bir sıvı sıkıyordu.Büyük ihtimalle sıktığı şey beni kendime getirmişti.
"Z...ni...duyabili...musun?" Karen'ın sesi boğuk ve kesik kesik geliyordu.Söylediklerini zor seçebiliyordum.Cebinden bir mendil çıkardı ve dudağımın kenarlarına sürmeye başladı.Mendili geri çektiğinde kırmızı leke görmemle yüzüme bulaşan kanı sildiğini anladım.
"Gel,yatağına uzan." Deyip kolumu tuttu.Halsizce kolumu kaldırıp onun kolunu ittim.Ayağa kalkacak gücüm yoktu.Etraf çok gürültülüydü ve başım zonkluyordu.Ayrıca Karen'ın sahte samimiyetini de çekemeyecektim.
"Yalnız...bırakın beni." Dedim zorlukla ve kafamı duvara yaslayıp gözlerimi kapattım.Karen'la beraber odadaki gürültünün de uzaklaştığını işitince gittiklerini anladım.
Bir şey düşünecek kadar bile gücüm yoktu.Beynim donmuştu sanki.Gözlerim kapalı,bilincim açık ne kadar süre öylece kaldım bilmiyorum ama yaşadığımı bile hissedemiyordum.
...
Koridorda yankılanan gürültü ile gözlerimi araladım.Penceremden gün ışığı sızmıyordu,güneş batmıştı.Ve koridordan hiç yabancı olmadığım birinin bağırış sesleri geliyordu.Aynı zamanda bir şeylerin kırılma sesleri.
"Başınıza yıkacağım lan burayı!"
A'nın sesiydi.Kalbim korkuyla sıkıştı,hızlı atışlarıyla yerinden çıkacak gibiydi.Zorlukla doğrulmak için hareket ettiğim an ağzımdan acıyla karışık bir mırıltı çıktı.Sanki dayak yemişim gibi her yerim ağrıyordu.Duvara tutunup destek alarak ayağa kalktım.Yalpalayarak kapının önüne çıktım.Baygın gözlerle etrafıma baktım,A elindeki ahşap sandalyeyi duvarlara vura vura parçalıyor,etrafındaki eşyalara zarar vermeye çalışıyordu.
"Hepiniz aşağılık katillersiniz!
A duvardaki yangın tüpünü yerinden söküp cam bölmelere vurdu.Tuzla buz olan her cam,içindeki öfkenin küçük bir yansımasıydı.
"Bu siktiğimin deneyi için yaptığınız şeylere bakın lan!" Diye bağırdı kırıp dökmeye devam ederken.Yerimde kilitlenip kalmıştım,merdivenden yukarı doğru çıkan üç görevliyi gördüm.İçim korkuyla doldu,A'ya zarar vereceklerdi.
"Sizi de deneyinizi de sikeyim!"
Görevlilerin ellerini silahlarına attıklarını gördüm.Ama bu A'yı daha da delirtmiş olacaktı ki elindeki yangın tüpünü bütün gücüyle öndeki görevlinin kafasına geçirdi.Görevli bunu beklemiyordu,hazırlıksız yakalanmıştı.Kafasına yediği sert darbe ile yere düştü,kafasını tutup acıyla inledi.Diğer iki görevli ise silahlarını A'ya doğrulttular.
"Vursanıza!Sıksanıza lan hadi!" Diye bağırdı A silahın önünde durarak.Görevliler silahı daha sıkı kavradı ama tetiği çekmediler.A alaycı bir şekilde güldü.
"Vuramazsınız değil mi?Çünkü bize ihtiyacınız var!"
Kenardaki kırılan sandalyenin bacağını eline aldı ve saldırılarına devam etti.Ne yapmaya çalıştığını anlamıyordum,ceza alacaktı.Kendini öldürtmeye mi çalışıyordu?
Yanımdan görevliler ellerindeki silahlarla hızla geçiyor,A'yı durdurmak için yerlerini alıyorlardı.Zarar veremiyorlardı çünkü A'nın da dediği gibi,bize ihtiyaçları vardı.
"Seni son kez uyarıyoruz.Eğer durmazsan ateş edeceğiz!" Dedi görevlilerden biri.Gözlerindeki kararlılığı görebiliyordum.A ise elindeki yangın tüpünü yerde yatan adamın koluna hızla geçirdi.A bu kadar mantıksız davranmazdı.Ama şu an bunları neden yaptığını anlayamıyordum.Başım dönmeye başlamıştı,hızla elimi duvara atıp tutundum.Geriye doğru bir adım sendeledim
Arkadan M'nin bana seslendiğini duyduğum anda arkama döndüm.M yüzünde meraklı ve endişeli bir ifadeyle bana doğru koştu.Bana dokunmasın diye geri geri adımlayıp duvara yapıştım.Ellerimi öne uzattım.
"Dokunma." Dedim zorlukla.M geri çekildi,aklında tonlarca soru vardı ama ileriye gözü takılınca daha kötü şeylerin yaşandığını gördü.
"Neler oluyor?A ne yapıyor?" Diye sordu.R de hızla yanımıza geldi.B ve L ise rahat bir yüz ifadesiyle yanımıza geldi.C ise çatık kaşları ile etrafı inceleyip neler olduğunu anlamaya çalışıyordu.B ve R'ye döndüm.A'yı durdurabilecek tek kişiydiler.
"A'yı durdurmalıyız yoksa zarar görecek." Dedim boğuk bir sesle.Ama R ve B yerlerinden gram kımıldamadı, umursamadı.
"Kime diyorum?Bir şey yapsanı-" cümlemi tamamlayamadan sağır edici bir el ateş sesi koridorda yankılandı.Anlık reflex ile elimi kulaklarıma bastırıp eğildim.Kalbim yerinden çıkacak gibiydi.Hızla doğruldum ve korkuyla A'nın iyi olup olmadığına baktım.A'yı arkasından kollarından tutup dizlerinin üzerine çöktürmüşlerdi.En öndeki güvenlik silahın arkasıyla sertçe A'nın suradına vurdu.Tam ileri doğru atılıp A'nın yanına gidecektim ki C önüme geçti.
"Gitsen de hiçbir şey yapamazsın." Dedi.Bir yandan haklıydı ama burada böylece durup A'ya yardım edememek beni mahvediyordu.
"Orospu çocuğu!" Dedi adam bir kez daha A'ya vururken.Bir anda A'nın kahkahaları koridorun soğuk duvarlarında yankılandı.A'yı hızla yere yatırıp kafasını zemine yasladılar.A gülmeye devam ediyordu.
"Ne gülüyorsun lan?" Dedi güvenlik amiri,botuyla omzuna baskı uygulayarak. "Bu yaptıklarından sonra seni harcamaktan kaçınmayacaklar,öleceksin."
"Sadece..." Dedi A,dişlerinin arasındaki kanı yere tükürerek. "Sıcağı sever misiniz diye merak ediyorum."
Tam o anda,binanın en derinliklerinden gelen,zemini sarsan boğuk bir patlama sesi geldi.Öyle güçlü bir patlamaydı ki,tavandaki alçı tozları üzerimize kar gibi yağdı.
Güvenlikler şaşkınlıkla birbirine baktı.Ellerindeki silahlar titremeye başladı.A o an yine kahkahayı bastı.Kanlı dudaklarının arasından çıkan o delice kahkaha,koridordaki patlamayla beraber gelen seslerle karıştı.
"Neler oluyor?Bu ses de neydi?" Diye bağırdı amir telsizine.Cevap ise,koridorun sonundan bize doğru nefes nefese koşan,yüzü is içinde kalmış bir başka görevliden geldi.Adam öyle korkmuş,öyle dehşet içindeydi ki,sesi hıçkırık gibi çıkıyordu.
"Amirim!Bodrum katı...Jeneratörler patladı!Yangın havalandırma kanallarına sıçradı,her yer yanıyor!Söndüremiyoruz,sistem devre dışı kaldı.Alevler yukarıya doğru tırmanıyor,her yere yayılıyor!" Adam delirmiş gibiydi.A'yı tutan adamlar onu bıraktı.
"Söndüremiyor musunuz?" Diye sordu alaycı bir şekilde başını yerden kaldırıp amirin gözlerinin içine bakarak.A'nın kahkahası durmuş,yerini buz gibi bir ifadeye bırakmıştı.
"Söndüremezsiniz tabi...Çünkü bu bina,içindeki masumların ahıyla yanmak için yapılmış.Şimdi gidin,o küçücük tüplerinizle cehennemi söndürmeye çalışın!"
Güvenlikler panik içinde telsizlerinden yükselen kaos çığlıklarını dinlerken,A'yı koridorun ortasında unutuverdiler.Hepsi arkasına bakmadan koşmaya başladı.
Karanlık koridorda dumanın o keskin kokusu burnuma geldi.Hareket edemiyordum,şok içindeydim.Yanımdakiler bana bir şeyler söylüyordu ama duyamıyordum.A bana doğru koştu.Elini gözlerimin önünde sallayınca bakışlarım boşluktan ona döndü.
"Beni duyuyor musun?" Diye bağırıyordu A.Konuşamıyordum,kafamı 'evet' anlamında aşağı yukarı salladım.Nefesim daralıyordu,etrafıma bakındım.M ve R yan yanaydı,eli kalbinin üzerindeydi.L ise B'ye işaret dili ile bir şeyler anlatıyordu.C ise gitmişti,göremiyordum.
"Z,bana bak." Dedi A.Gözlerimi zorlukla çevirdim.Kirpiklerime kadar titriyordum.A gözlerimi yakalamaya çalışıyordu.
"Gidiyoruz.Beni takip et,yanımdan ayrılma tamam mı?"
"Anlamıyorum,sen...nasıl?" Sesimi sonunda titrek de olsa çıkarabilmiştim.
"Açıklamak için vakit yok.Buradan kaçmak için tek şansımız bu." Dedi.A koşarak ilerlemeye başladı,diğerleriyle beraber bizde A'yı takip ettik.
"A...peki diğer denekler?" Diye sordum.A sağa sola bakınıp koşmaya devam ederken:
"Merak etme,onların da haberi vardı.Başlarının çaresine bakarlar." Dedi.Kalbim sanki kulaklarımda atıyordu.Heyecandan dizlerim titriyor,midem kasılıyordu.
Kaçıyorduk.Bu cehennemden kurtuluyorduk.Her adımımda bir yerlerden patlama sesleri duyuyordum ama bu sefer bu sesler bana birer zafer marşı gibi geliyordu.Koridorlardaki dumanın arasından süzülürken,ciğerlerimi yakan o is kokusu bile sanki özgürlüğün habercisiydi.Yanımda A vardı.Elini tutamıyordum,tenine dokunamıyordum belki ama varlığı içimdeki korkuyu silip yerini garip bir heyecana bırakıyordu.
Dakikalar sonra bu binadan çıkacağız ve ben upuzun bir zaman sonra ilk kez üzerimdeki gri denek önlüğüyle değil,sadece "kendim" olarak nefes alacağım.Soğuk akşam havasını ciğerlerime çektiğimde içimdeki bu yangın da sönecek,biliyorum.
"Hızlı olun,hadi!"
A'nın bağırışı ile daha hızlı ilerledik.Önümüzdeki her köşe dönüldüğünde,sanki özgürlüğe bir milim daha yaklaşıyorduk.İçimdeki elektrik bile o an uysallaşmıştı sanki.O da benim gibi yorulmuştu bu savaştan,o da sessizce evine dönmek istiyordu.
A ile anlık göz göze geldik.Gözlerinde ilk kez farklı bir şey gördüm,yarın sabahın hayali...O an inandım.İlk kez,alevlerin aydınlattığı bu karanlık koridorların sonunda bir ışık olduğuna gerçekten inandım.
A durdu,koridor ayrımında ne taraftan gideceğimizi bulmak için bakınıyordu.Biz de arka tarafında durmuş,heyecan ve stres içinde bekliyorduk.
"Hâlâ inanamıyorum,gidiyoruz." Dedi M heyecanla.Eli hâlâ kalbinin üzerindeydi.O kadar imkansız geliyordu ki buradan çıkmak,şu an buradan kaçmaya çalışmamız rüya gibi geliyordu.Bir anda mutluluktan gözlerimden yaşlar akmaya başladı.Buradan çıktığımızda gözyaşlarım sadece mutluluktan akacaktı.Eve döndüğümüzde acılarımız bitecekti.
"İçimde bir huzursuzluk var.Peşimize düşmüyorlar.Çıkıp gidiyoruz." Dedi B donuk bir sesle.Sesi şu an ki durumumuza göre fazla umutsuz çıkıyordu.
"Evrene negatif enerji gönderme B,kurtuluyoruz işte.Peşimize düşmemelerinin nedeni şu an alevlerin her yere yayılması ve onların söndürmeye çalışması." Dedi R.Kafamı sallayarak R'yi onayladım.Onlara arkamı dönüp A'ya seslendim.
"A,bulamadın mı?"
"Yanınıza geliyorum." Diye seslendi A.Kollarımı birbirine bağlayıp A'nın geleceği koridora döndüm ve bekledim.Bir patlama sesinin gelmesi ile birinin beni arkamdan öne doğru itmesi bir oldu.Anlık itilmem ile dizlerimin üzerine düştüm.Arkamdan büyük bir gürültü geldi.Arkama dönüp baktığımda tavanın çöktüğünü ve alevlerin buraya da sıçradığını gördüm.Hızla ayağa kalktım ve çöken tavanın diğer tarafında kalan R,L ve B'ye seslendim.
"İyi misiniz?"
Ağır duman kokusundan dolayı nefes almak zorlaşıyordu.Kolumu ağzıma ve burnuma bastırdım,öksürmeye başladım.Karşı taraftan da öksürme sesleri geldi.
"Biz iyiyiz...sen?" Diye bağırarak seslendi B.
"İyiyim!" Diye bağırdım.A koşarak yanıma geldi.Endişeli gözler ile bana baktı.
"İyi misin Z?Diğerleri nerede?" Diye sordu bana.Elimle alevlerin arkasını gösterdim.
"Tavan çöktü,arka tarafta kaldılar." Dedim.A hemen diğerlerine seslendi:
"Aşağı kata inin,orada buluşalım.Dikkatli olun!"
Diğerleri de onayladı ve hızla aşağı kata indik.Bu kat daha beter haldeydi.Nefes almak tamamen imkansızdı.Göğsüm daralıyor,öksürmekten boğazım acıyordu.Diğerlerinin inmesi gereken merdiven de beton yığınları ve alevlerle kaplıydı.
"A...yolları kapalı." Dedim boğuk bir sesle.Arkama döndüm,bizim geçmemiz gereken yolda dolaplar üst üste düşmüş,alevler içindeydi.
"Ve bizim yolumuzda kapalı." Dedim.A telaşla etrafına bakındı.Ben ise bir elimi duvara yasladım,diğer kolumla da ağzımı kapatıyordum.
A hızla bana döndü ve sağımızda kalan kapıyı işaret etti.
"Bu oda diğer oda ile birleşik.Ortak kapıları var.Bu odadan geçip diğer odadan tekrar koridora çıkabiliriz." Dedi.Kafamı sallayıp onu onayladım.A hızla kapıyı açtı,haklıydı.Ortak kapı vardı,geçebilirdik.Odanın ortasına ilerlerken öksürmekten nefes alamıyordum.
"A..." Dedim zorlukla ve yere çöktüm.A hemen yanıma geldi ve:
"İyi misin?İlerlememiz lazım." Dedi.Kafamı salladım.
"Biliyorum,bana bir dakika izin ver." Dedim ve nefesimi düzene sokmaya çalıştım.Tam o anda,odayı sarsan bir gürültü koptu.Dönüp baktığımda,hem önümüzdeki hem arkamızdaki kapının bir duvar gibi üzerimize kapandığını gördüm.Gözüm kapının yanındaki kontrol paneline takıldı.Kalın bir koruyucu camın arkasında,o küçük kırmızı ışık bizimle alay eder gibi yanıp sönüyordu.
"Siktir!" Diye bağırdı A ve önümüzdeki kapıyı yumruklamaya başladı.Delirmiş gibiydi,kapıyı yumrukladıkça elinin üstü kanla kaplanıyordu.
İçimdeki stres ve korku ile ellerim ve dizlerim zangır zangır titremeye başlamıştı.Zorlukla ayağa kalktım ve sendeleyerek kapıya doğru ilerledim.
"A...A dur.Ben deneyeyim." Dedim.A kenara çekildi.Kapının önünde durdum.Kapının yanındaki kontrol paneli kare bir camın arkasındaydı.
"Bu kapı elektrikle çalışıyor olmalı değil mi?" Diye sordum A'ya.A sinirle ellerini saçlarına geçirdi.
"Elektrik ile çalışıyor olsa da, dışarıdan kontrol ediliyor.Hiçbir şey yapamayız." Dedi.Kendinde değil gibiydi.Odada panikle bir ileri bir geri yürüyordu.
"Belki şu kırmızı ışık yanan panele dokunursam etkisiz hâle getirebilirim." Dedim A'ya dönüp.A hızla bana döndü.
"Yapma.Ne olacağını bilmiyoruz,tehlikeli olabilir." Dedi.Kafamı sağa sola salladım.
"Denemekten zarar gelmez." Dedim ve kapıya geri döndüm.Tam panele dokunacakken A bağırdı.
"Zarar görebilirsin Z,yapma!"
Onu dinlemedim ve hızla parmaklarımı camın üzerine koydum.
Lütfen....lütfen çalış.Ne olur bir kez bir şey yolunda gitsin.
Bütün gücümle o cama abandım ama hiçbir şey olmadı.Parmak uçlarımdaki elektrik camın yüzeyinde cızırdayarak dağıldı ama içeriye,o kilidi açacak devrelere ulaşamadı.Kapıya dokundum,yine elektriği aktaramadım.Bu oda benim gibi biri için tasarlanmış gibiydi.Dokunduğum her şey yalıtkandı.Enerjimi aktaracak tek bir metal parçası bile yoktu.
"Açılmıyor..." Diye fısıldadım.Sesimdeki titremeyi durduramıyordum.Arkama döndüm ve ona baktım.Gözlerindeki o az önceki umudun,saniyeler içinde saf bir korkuya ve çaresizliğe dönüşünü izledim.
"Bizi buraya kapattılar." Dedi A donuk bir şekilde.Sırtımı soğuk kapıya yasladım,gözlerim boşlukta takılı kaldı.
İçimdeki elektrik,bu hayal kırıklığıyla birlikte yeniden uyanmaya başlamıştı.Ama bu seferki uysal bir güç değildi.Bu seferki,kandırılmış bir çocuğun öfkesi gibi yakıcı ve yıkıcıydı.
O an anladım.Burası bizim çıkış yolumuz değildi,bizi diri diri gömmek için hazırlanmış tabuttu.Az önce kurduğum A ile gelecek hayalleri,o kahvaltı masaları,ailemin sesleri...hepsi kapının ardında,ulaşamayacağım kadar uzak bir evrende kalmıştı.
"Hayır!" Diye fısıldadım.Sesim odanın yalıtkan duvarlarına çarpıp suratıma geri döndü.Kapıya vurmaya başladım
"Hayır...hayır...hayır!Açın kapıyı!" Dedim elim kapının üzerinde asılı kaldı.
Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.Kafamı kapıya yasladım.Vücudumdaki elektrik attıkça sona yaklaştığımı hissediyordum.Bu odadan hemen çıkmazsam ölecektim.İçimdeki elektrik benim sonumu getirecekti.
"Hayır...ölmek istemiyorum...eve gitmek istiyorum..."
İçimdeki elektriğin acısı ve ani şiddeti ile olduğum yerde sarsıldım.Duvarın dibine çöktüm ve sırtımı duvara yasladım.
"Z...iyi misin?" Diye sordu A olduğu yerden hareket etmeyerek.Ağzımdan acıyla karışık mırıltılar döküldü.A'nın gözlerine baktım,çaresizliği her halinden okunuyordu.Buradan kurtulamayacağımı anlamıştım.
"A...gerçek adın ne?" Diye sordum ona.A bana öylece baktı.
"Ne?" Diye sordu.İçimdeki acı ile yüzümü buruşturdum.Vücudum arada istemsiz sarsılıyordu.Kesik kesik konuştum:
"Yani...sevdiğim adamın adını merak ediyorum" Dedim.Anlık bir sarsıntı ile dudaklarımın arasından acı dolu bir inleme döküldü.
"Z,hiç iyi görünmüyorsun.Yine elektri-"
"Ben Z değilim.Adım Gece.Annem koymuş ismimi." Dedim gözlerimden yaşlar süzülürken.Boğazımdaki düğüm beni mahvediyordu.Kaç gündür ensemde hissettiğim o ölümün gölgesi şimdi içimde gibiydi.Her hücremde hissediyordum.
"Seni buradan çıkarmamız lazım.İçindeki elektriği boşaltmamız lazım." Dedi A panikle.Ben ise gözyaşları ile konuşmaya devam ettim:
"Seninle ilgili hayallerim vardı.En büyük hayalimi seninle gerçekleştirmek istiyordum,bir kız çocuğumuz olsun istiyordum A."
A gözlerindeki endişeye rağmen buruk bir şekilde gülümsedi bana.Gözlerindeki acıyı görebiliyordum.
"Gözlerin gibi adın..." Dedi.Zor da olsa bende gülümsedim.
"Benim adım da Ayaz.Kimin koyduğunu bilmiyorum." Dedi titreyen sesiyle.Ayaz...onun ismini ölümümden saniyeler önce öğrenmek çok garip bir histi.
"Tanıştığıma...memnun oldum." Dedim gözlerimi silerken.Gülüşüm canımı yakıyordu ama gülümsemeye devam ettim.Ayaz cevap vermedi.Koluyla gözlerini sildi.
Odanın içindeki o sağır edici sessizlik,damarlarımdaki gürültüyü daha da dayanılmaz kılıyordu.Kapının ardındaki kıyamet umurumda bile değildi.Benim asıl cehennemim tenimin altındaydı.Bileğimdeki metal bilekliğin çıkardığı o tiz,kesintisiz cızırtı beynimin içinde yankılanırken,her sarsıntıda binlerce iğnenin sinir uçlarıma saplandığını hissediyordum.
"Özür dilerim..." Diye fısıldadı Ayaz.Dizlerinin üzerine çöküp yenilgiyi kabul etti. "Seni korumak için attığım her adım,seni öldürmek için kurulmuş bir tuzağa çıktı."
Ayaz odanın tam ortasında,kendi ışığının içinde bir enkaz gibi çöktü.Ben ise nefes nefeseydim.Tüm vücudumdaki acı her yerimi yakıyor,nefesimi kesiyordu.Ve bileğimde biriken enerjiyi aktaracak hiçbir şey yoktu odada.Ölüyordum.Bilekliğimden çıkan o tiz,metalik çığlık artık sadece kulağımı değil,ruhumu da parçalıyordu.
"Gece...bana dokun.Ben kaldırabilirim o enerjiyi." Dedi Ayaz çaresizce.O da kaldıramazdı,bu enerji kimde kalırsa o kişinin öleceğini ikimizde biliyorduk.
"Sakın benden böyle bir şey isteme Ayaz,sakın.Sana dokunursam..." dedim fısıltıyla, hıçkırıklarım göğsümü sarsarken. "Sana dokunursam, hissedeceğim son şey senin sıcaklığın değil, seni yok edişim olacak. Bunu bana yapma. Seni öldüren kişi olmama izin verme."
Ayaz yaşananlardan,ve şu an ölecek olmamdan dolayı kendini suçluyordu.Ama hayır,onun suçu değildi.Vicdan azabı çekmemeliydi.Gözleri yaşlarla parlıyordu.Küçük bir çocuğun yanlışlıkla bir karıncayı ezdiğindeki o üzüntüyü ve pişmanlığı görebiliyordum gözlerinde.Küçük bir çocuk gibi bakıyordu bana,yüreğindeki o saf acıyı ve pişmanlığı görebiliyordum.
"Bakma bana öyle..." Dedim zorla gülümsemeye çalışarak,sesim acının en saf haliyle titredi.Yüzümdeki sırıtık ifadenin aksine gözlerimden yaşlar süzülüyordu."Gözlerindeki o suçluluk duygusunu görebiliyorum.Yapma...Bu senin suçun değil."
"Benim suçum!" Diye haykırdı.Gözyaşları çektiği vicdan azabı ile akıyordu. "Seni buradan çıkaracaktım.Sana nefesini verecektim,gökyüzünü verecektim,hayallerini verecektim..."
Zorlukla nefes aldım.Yerimden doğrulmaya çalıştım ama olmuyordu.Gözyaşlarım yüzümde değdiği her yeri yakıyordu.
"Sen bana umudu verdin.Sen bana sevilmenin ne kadar güzel bir his olduğunu öğrettin..." Dedim.Vücudum içimdeki elektriğin artışıyla istemsiz sarsılmaya başlıyordu.Tırnaklarımı avucuma geçirdim,dişlerimi sıktım.
"Sayende mutlu öleceğim.Teşekkür ederim..." Dedim dişlerimin arasından.Yaslandığım beton duvara daha çok sokuldum.Tüm hücrelerimde hissettiğim acıyla ağzımdan boğuk inlemeler firar ediyordu.Vücudum kontrolsüzce,şiddetle sarsılıyordu.Başım geriye doğru düşüyordu,elimi yere vurup acıyla çığlık attım.
Ölmek istemiyorum.Henüz değil.Ona son bir kez sıradan bir insan gibi sarılamadan gitmek istemiyorum.Onunla hayalimi gerçekleştiremeden gitmek istemiyorum.Hikayemiz böyle bitsin istemiyorum.Ayaz'ı burada bu vicdan azabıyla bırakmak için çok erkenciyim.
Ben ölmek istemiyorum.
Çığlıklarım odanın duvarlarında yankılanıyordu.Ayaz dizlerinin üzerinde bana doğru hızla ilerledi.Tüm bedenim kontrolsüzce sarsılıyordu,direniyordum ama yararı olmuyordu.İçimdeki akım artık sadece bir enerji değil,bir canavardı.Göğüş kafesimi içeriden yumrukluyor,damarlarımı patlatmak istiyordu.
"Gece!Gece yalvarırım dokun bana.Bana aktar elektriği.N'olur Gece!" Yerde sarsılmaya devam ederken ondan uzaklaşmaya çalıştım.
"Hayır!" diye bağırdım.Ama bu bir kelime değildi,ruhumun derinliklerinden gelen,acıyla yoğrulmuş bir haykırıştı.
"Sakın dokunma Ayaz.Seni asla affetmem!"
Ayaz çaresizce başını yere yasladı,hıçkırıkları ile omzu sarsılıyordu.Kafasını kaldırdı,çenesinden akan yaşları omzuyla sildi.
"Lütfen..." Diye inledi,kendi bağırışlarımdan onu net duyamıyordum. "Senin ölümünü izleyemem Gece.Bana bunu yapma.Ben dayanırım,dokun bana!" Dedi çaresizce ağlamaya devam ederken.
"Seni seviyorum Gece.Beni hayata döndürdün sen.Seni kaybedemem,daha çok erken."
O an içimdeki o devasa barajın kapakları tamamen parçalandı.Göğüs kafesimden yukarıya doğru sıcak,geniz yakan bir dalga yükseldi.Acı bir çığlık bile atamadan ağzımdan boşalan o sıcak koyu kırmızılık,üzerimdeki gri tişörtümü bir veda mektubu gibi boyadı.
"Seni...seviyorum..." Dedim boğuk bir şekilde.Öksürmeye başladım.İçimde bir şeylerin patladığını hissettim.Tırnaklarımı duvara geçirdim.İçimdeki tüm acıyı atmak istercesine bağırdım.
Tavandaki tek ampul,sanki acımı hissetmiş gibi bir anda güneşten daha parlak bir şekilde yandıBir patlama sesi geldi,her yer karanlığa gömüldü.
Sona geldiğimi biliyordum.
Ölmek istemiyordum.
Bölümü beğendiyseniz oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın ❤️🌼
Şu ana kadarki en uzun bölümümle karşınızdayım.
Bölüm nasıldı?
Yorumlarınızı merakla bekliyorumm☺️
Bölüm etkileşimi
