6. bölüm / 13
Zorunlu evlilikBÖLÜM 6: HASTA BAKICI BARAN*
Bölümler 13Şu an: BÖLÜM 6: HASTA BAKICI BARAN*
- 1 BABAMIN BORCU - BÖLÜM 1: SÖZLEŞME*470 kelime
- 2 BÖLÜM 2: KARAHAN MALİKANESİ* -572 kelime
- 3 BÖLÜM 3 - OKULDAKİ ŞOK*600 kelime
- 4 BABAMIN BORCU - BÖLÜM 4: SİYAH ELBİSE*697 kelime
- 5 BABAMIN BORCU - BÖLÜM 5: EMANETİME DOKUNMA*746 kelime
- 6 BÖLÜM 6: HASTA BAKICI BARAN*647 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 BÖLÜM 7: ESKİ SEVGİLİ*642 kelime
- 8 BABAMIN BORCU - BÖLÜM 8: CEZA*490 kelime
- 9 BÖLÜM 9: KARAHAN'LARIN VARİSİ*646 kelime
- 10 BABAMIN BORCU - BÖLÜM 10: KIRMIZI ELBİSE*675 kelime
- 11 BÖLÜM 11: BALAYI*480 kelime
- 12 BABAMIN BORCU - BÖLÜM 12: KARAHAN SOYADI*566 kelime
- 13 BABAMIN BORCU - BÖLÜM 13: SABAH*499 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
*BÖLÜM 6: HASTA BAKICI BARAN* -
---
Gözlerimi açtığımda elimi hala tutuyordu.
Şömine sönmüştü. Sabah olmuştu. Işık kütüphanenin perdelerinden içeri giriyordu.
Baran aynı pozisyonda uyuyakalmıştı. Yerde, başı koltukta, benim elim onun elinde. Takım elbisesi buruşmuştu. Bu adam hiç böyle uyur muydu? Hep dimdik, hep kontrollü olan adam...
Elimi çekmeye çalıştım. Hemen uyandı.
Gözlerini açtığında bir an nerede olduğunu anlamadı, sonra beni gördü ve toparlandı.
"Ateşin nasıl?" dedi, hemen profesyonel maskesini takarak. Sanki az önce yerde uyuyan o değilmiş gibi.
"Düştü... sanırım."
Alnıma dokundu. Eli sıcaktı. Büyük eli alnımın tamamını kapladı.
"İyi. Düşmüş." Elini çekti ama çok yavaş çekti.
Etrafıma baktım. Masanın üzerinde ilaçlar, su, ıslak bir bez...
"Bütün gece burada mıydın?"
"Başka işim yoktu." Ayağa kalktı, belini tuttu. Yerde yatmaktan ağrımıştı belli ki. "Kahvaltıyı yukarı getirecekler. Bugün okula gitmiyorsun."
"İtiraz edemem zaten, değil mi? Dün gece izinsiz çıktım diye..."
"Evet. Ceza olarak bugün evdesin."
"Ceza mı! Hasta oldum diyorum!"
"Hasta olmanın sebebi cezanın kendisi zaten." Arkasını döndü, kapıya gitti. Tam çıkarken durdu.
"Eylül."
"Efendim?"
"Beyaz elbise... sana yakışmış."
Ve gitti.
Yatağa geri düştüm. Yanaklarım yanıyordu. Ateşten mi, ondan mı bilmiyorum.
Telefonuma baktım. Zeynep'ten 15 mesaj:
_"Eylül iyi misin? Baran seni resmen kaçırdı!"_
_"Bütün okul bunu konuşuyor!"_
_"Emre çok bozuldu!"_
Tam o sırada kapı çalındı. Bu sefer gerçekten çalındı.
"Gel."
Gelen Baran değildi. 50 yaşlarında bir kadındı. Güleryüzlü.
"Ben Fatma Abla, bu evin aşçısıyım kızım. Baran Bey tembihledi, çorbanı getirdim. İç hadi, ilaç içeceksin."
Çorbayı içtim. Fatma Abla başımda durdu.
"Oğlan dün gece çok korktu biliyor musun?" dedi birden.
"Oğlan mı? Baran mı?"
"He ya. Seni kucakta getirdiğinde yüzü bembeyazdı. 'Doktor çağır' diye bağırıyordu. Ben 20 yıldır bu evdeyim, Baran'ı hiç böyle görmedim."
"Nasıl yani?"
"Bu evde kimse hastalanmazdı. Kimseye değer verilmezdi. Burası hep soğuk bir evdi. Sen gelince... şömine yandı kızım. İlk defa."
Fatma Abla gittikten sonra uzun süre öylece kaldım.
Öğlene doğru ateşten eser kalmamıştı. Sıkıldım. Aşağı indim.
Baran salonda toplantıdaydı. 4 tane takım elbiseli adamla konuşuyordu. Beni görünce sustu.
"Toplantı bitene kadar odana dön." dedi sertçe.
Ama adamlardan biri - genç olanı - bana baktı ve gülümsedi.
"Demek meşhur Eylül bu. Merhaba yenge!"
Yenge mi!
"Ben yenge değilim!"
Baran'ın gözleri o adama döndü. Buz gibi.
"Murat. Kes sesini."
Murat gülmeye devam etti. "Abi kusura bakma ama bütün İstanbul seni konuşuyor. Baran Karahan partiden kız kaçırmış diye."
"Toplantı bitti." dedi Baran ayağa kalkarak. "Çıkın."
Adamlar apar topar çıktılar. Salonda ikimiz kaldık.
"Yenge mi?" dedim sinirle. "Herkese ne anlattın sen!"
"Bir şey anlatmadım. İnsanlar gördüğünü anlatır."
"Ne görmüşler!"
"Benim... emanetime nasıl baktığımı."
Yine o kelime. Emanet.
Ama artık kulağa eskisi gibi kötü gelmiyordu. Tuhaf.
"O çocuk Murat... sana yenge dediğinde neden kızarmadın?" dedi birden.
"Kızarmadım! Kızardım mı?"
"Kızardın." Bana doğru yürüdü. "Tıpkı şimdi kızardığın gibi."
"Ben... ben okula gitmem lazım! Sınavım var!"
"Yarın gideceksin. Bugün dinlen. Ve..."
Ve cebinden telefonumu çıkardı. Dün gece partide düşürmüştüm.
"Bir daha benden izinsiz bir yere gidersen, telefonuna değil, sana konum takarım."
"Deli misin sen!"
"Deli değilim. Sadece... emanetime düşkünüm."
Telefonumu verdi. Parmaklarımız değdi.
O an... o an kapı tekrar açıldı ve Selin içeri daldı.
Ve bizi o şekilde gördü. El ele.
Selin'in yüzündeki ifade... hayatımda unutmayacağım.
"Baran... sen... bu hizmetçi parçasıyla..."
Baran elimi bırakmadı.
"Selin. Son kez uyarıyorum. Bu evden çık. Ve bir daha izinsiz girme. Şifreyi değiştiriyorum."
"Sen beni bu kız için mi kovuyorsun!"
"Bu kızın bir adı var. Eylül. Ve evet. Onun için."
Selin ağlayarak çıktı. Topuk sesleri evde yankılandı.
Kapı kapanınca Baran bana döndü.
"Gördün mü? Kural 3'ü hatırlıyor musun? Başka erkeğin yanında gülmeyeceksin demiştim. Ama kural 4'ü söylememiştim."
"Kural 4 ne?"
"Benim yanımdayken başka kadının adını duymayacaksın. Selin bitti. Konu kapandı."
Kalbim... yine o hızlı atış...
"Baran... biz neyiz?"
Bir an durdu. Bu soruyu beklemiyordu.
"Biz..." dedi. Gözleri dudaklarıma kaydı, sonra geri gözlerime geldi. "Biz bir anlaşmayız. Bir yıllık bir anlaşma."
"Anlaşmada el tutmak var mıydı?"
"Anlaşmada gece başında beklemek var mıydı?"
İkimiz de sustuk.
Çünkü anlaşmada olmayan şeyler olmaya başlamıştı.
Ve ikimiz de bunun farkındaydık.
...
Bölüm etkileşimi
