Zorunlu evlilik kitap kapağı

10. bölüm / 13

Zorunlu evlilik

BABAMIN BORCU - BÖLÜM 10: KIRMIZI ELBİSE*

Vaveyla Yazarı: Dilek Güldağ

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 13Şu an: BABAMIN BORCU - BÖLÜM 10: KIRMIZI ELBİSE*

O gün hiç geçmedi.

Saat 5'te kapı çaldı. İki kadın, 10 tane elbise askısıyla içeri girdi.

"Kemal Bey yolladı. Baran Bey de not yolladı."

Notta sadece bir cümle vardı. Baran'ın el yazısı:

_Kırmızı demiştin. Sözünü tut. - B.K_

Kutuyu açtım.

Kırmızı. Öyle bir kırmızı ki... Cehennem gibi. Cennet gibi.

Sırtı tamamen açık, göğüs kısmı kalpli, yırtmacı ta bacağımın sonuna kadar... Önünde durmaya utanacağım bir elbise.

"Bu... bu çok açık!" dedim.

Kadın gülümsedi. "Baran Bey özellikle bunu seçti. 'O giyerse herkes susar' dedi."

Hazırlanmam 2 saat sürdü. Saçlarım dalgalı, makyajım dumanlı... Aynada kendimi tanıyamadım. Ben o fakir hukuk öğrencisi Eylül değil, başka biriydim.

Tam 8'de araba geldi. Baran kapıda bekliyordu.

Smokin giymişti. Saçları geriye taralı. Elinde tek bir kutu vardı.

Beni görünce... dondu. Konuşmadı. Sadece baktı. Uzun uzun.

"Baran... çok mu açık oldu? Değiştireyim mi..."

Yanına geldi. Kutuyu açtı. İçinde... elmas bir kolye. Çok zarif, tek taş ama damla şeklinde.

"Babamın... anneme aldığı ilk kolyeydi." dedi sesi kısık. "Annem vakıf gecelerinde takardı. Şimdi... sen takacaksın."

"Baran ben bunu takamam! Çok değerli!"

"Emanet değil." dedi. Boynuma taktı. Parmakları boynuma değdi. "Sana ait. Tıpkı..."

"Tıpkı ne?"

"Tıpkı benim sana ait olduğum gibi."

Kalbim duracaktı.

Arabaya bindik. Elimi hiç bırakmadı. Dizimin üstündeki elimi sıktı.

"Korkuyor musun?" dedi.

"Çok."

"Korkma. Sadece benim gözlerime bak. Başka kimseye değil."

Vakıf gecesi... hayatımda gördüğüm en büyük yerdi. Çırağan Sarayı. İçerisi gazeteciler, kameralar, Türkiye'nin en zengin 100 ailesi...

Ve Selin.

Kapıdan girer girmez gördüm onu. Siyah bir elbise içinde, yanında annesi babası. Beni görünce gülümsemesi dondu.

Baran'la kol kola girdiğimizi görünce... bütün salon bize döndü.

Fısıltılar başladı.

"O kız mı? Borç için alınan kız mı?"
"Kırmızı giymiş bak..."
"Baran Karahan yanındaki kim?"

Baran hiç istifini bozmadı. Belime sarıldı. Daha sıkı.

"Gülümse." dedi kulağıma. "Sadece gülümse. Gerisini ben hallederim."

Kemal Bey geldi yanımıza. Beni görünce gözleri doldu.

"Tıpkı annesi... Rahmetli de kırmızı çok severdi..." dedi. "Hoş geldin kızım."

Sahneye çağrıldık. Kemal Bey konuşma yaptı. Vakıftan bahsetti. Sonra...

"Ve şimdi... oğlum Baran Karahan'ı sahneye davet ediyorum!"

Baran sahneye çıktı. Mikrofonu aldı.

Herkes sustu.

"Hoş geldiniz." dedi. Sesi her zamanki gibi soğuk ve net. "Bu gece vakıf gecesi ama ben vakıftan bahsetmeyeceğim."

Herkes şaşırdı.

"Ben... hayatımda hiç konuşma hazırlamadım. Hep hazır metin okudum. Ama bugün hazırlamadım. Çünkü söyleyeceğim şey metne sığmaz."

Bana baktı. Sahneden, herkesin içinde bana baktı.

"Bir ay önce babam bana bir dosya getirdi. Bir borç dosyası. 25 milyon. Ve bir kız. Borca karşılık bir kız."

Salonda buz gibi bir sessizlik. Gazeteciler deli gibi fotoğraf çekiyordu.

"Ben o kızı aldım. Evet. Aldım. Çünkü borcunu ödeyemiyordu. Çünkü çaresizdi. Ve ben... ben Karahan'ım dedim. Güçlüyüm dedim."

Durdu. Yutkundu.

"Ama ben güçsüzmüşüm. Çünkü o kız... o kız bu bir ayda bana babamın 30 yılda öğretemediğini öğretti."

"Ne öğretti biliyor musunuz? Hayır demeyi. Bana hayır dedi. Benim paramı istemedi. Benim evimi istemedi. Benim soyadımı istemedi. O sadece... adil ol dedi."

Gözleri doldu mu? Baran Karahan'ın gözleri doldu mu?

"Ve ben bugün burada... herkesin önünde... o kızdan bir şey istiyorum."

Sahneden indi. Adım adım bana doğru yürüdü.

Selin'in önünden geçti. Selin "Baran hayır!" diye bağırdı.

Dinlemedi.

Önümde diz çöktü.

Salonda 500 kişi... çığlık attı.

Cebinden küçük bir kutu çıkardı. Yüzük kutusu değildi. Daha büyük.

İçinde... anahtar vardı. Bir ev anahtarı mı? Hayır. Günlük anahtarı.

"Bu... bu benim çocukluğumdan beri tuttuğum günlüğümün anahtarı. Bunu annemden başka kimse görmedi. İçinde her şey var. Bütün korkularım, bütün sırlarım..."

Bana uzattı.

"Eylül Yılmaz... benim karım olur musun? Sadece bir yıllığına değil. Ömür boyu. Borç için değil. İçim için. Kalbim için... olur musun?"

Bütün salon bana bakıyordu. Kameralar, flaşlar...

Ben... ben ağlıyordum. Kırmızı rujum akmıştı.

"Baran... kalk... herkes bakıyor..."

"Baksınlar. Varsın baksınlar. Ben hayatımda ilk defa kimseden utanmıyorum. Cevabın ne?"

"EVET!" diye bağırdım. Bağırarak. Hıçkırarak. "EVET!"

Ayağa kalktı ve... herkesin önünde, 500 kişinin, Selin'in, babasının, gazetecilerin önünde...

Beni öptü. O kütüphanedeki gibi değil. Daha sahiplenici. Daha gerçek.

Selin'in bardağı yere düşüp kırma sesi geldi. Kimse dönüp bakmadı bile.

Çünkü o an...

Ben artık borç değildim.

Ben Baran Karahan'ın karısı olacaktım.

---

*BÖLÜM SONU YAZAR NOTU:*

> *EVLİLİK TEKLİFİ GELDİ! BARAN DİZ ÇÖKTÜ! Bu bölümü sevenler eylülle birlikte "EVET" yazsın!*
> *Sizce Selin intikam alacak mı?

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

23okunma 2beğeni 4yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.