Zorunlu evlilik kitap kapağı

4. bölüm / 13

Zorunlu evlilik

BABAMIN BORCU - BÖLÜM 4: SİYAH ELBİSE*

Vaveyla Yazarı: Dilek Güldağ

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 13Şu an: BABAMIN BORCU - BÖLÜM 4: SİYAH ELBİSE*

---

*BABAMIN BORCU - BÖLÜM 4: SİYAH ELBİSE*

Saat 19:00.

Odanın ortasında duruyordum. Yatakta siyah elbise, yanındaki kutuda siyah topuklular, minik bir çanta.

Giyecek miydim? Giymezsem ne olurdu?

Telefonum çaldı. Baran.

"Giyindin mi?"

"Hayır."

"15 dakikan var. Aşağıda bekliyorum."

"Ya giymezsem?"

Karşı tarafta bir sessizlik, sonra o tehlikeli sakin ses.

"O zaman yukarı gelirim ve sana ben giydiririm, Eylül. Seçim senin."

Telefon kapandı.

Deli! Tam bir deli!

Ama... elbiseye dokundum. İpeksiydi. Yıllardır böyle bir şey giymemiştim. Hep kot pantolon, kazak...

Denemekten ne zarar gelir ki?

Elbiseyi giydim.

Aynada kendime baktığımda... kendimi tanıyamadım.

Elbise vücuduma tam oturmuştu. Sırtı açıktı. Diz üstünde ama fazla kısa değildi. Asil duruyordu. Saçlarımı bıraktım, hafif makyaj yaptım. Topukluları giydim.

Kapı çaldı.

"Geliyorum!" dedim.

Kapı yine izinsiz açıldı. Baran.

Ve... Baran ilk defa donup kaldı.

Gözleri beni baştan aşağı taradı. Boğazı hareket etti. Yutkundu.

Bir şey söylemedi. Sadece bakıyordu.

"Nasıl olmuş?" dedim istemsizce.

Yanıma geldi. Elini sırtımdaki açık kısma getirdi. Dokunmadı, sadece havada gezdirdi. Ama tüylerim diken diken oldu.

"Sana siyahın yakışacağını söylemiştim." Sesi kısıktı. "Ama bu kadar yakışacağını söylememiştim."

Kalbim deli gibi atıyordu.

"Gidelim mi?" dedim konuyu değiştirmek için.

"Bir dakika." Cebinden bir kutu çıkardı. İçinde ince, zarif bir kolye vardı. Tek taş, siyah zincirli.

"Bu ne?"

"Emanetler boş boyunla gezmez."

"Baran ben takı istemiyorum..."

"İtiraz yok." Arkama geçti, kolyeyi taktı. Parmakları boynuma değdi. Soğuk parmakları... sıcak tenimde...

Aynada ikimize baktım. O siyah takım elbiseli, ben siyah elbiseli. Yan yana... tehlikeli bir çift gibi duruyorduk.

"Güzel." dedi. "Şimdi gidebiliriz."

---

*ÇIRAĞAN SARAYI - İŞ YEMEĞİ - 20:30*

Mekan... inanılmazdı. Boğaz manzaralı, en pahalı yer.

İçeri girdiğimizde herkes Baran'a bakıyordu. Saygıyla eğiliyorlardı.

"Baran Bey hoş geldiniz."
"Baran Bey sizi görmek ne güzel."

Ben yanında gölge gibiydim. Ta ki...

"Baran! Canım!" Selin. Yine o. Bugün de buradaydı. Üzerinde kırmızı, derin dekolteli bir elbise. Beni görünce yüzü düştü.

"Aa... sen de mi geldin? O elbiseyi nereden buldun? Baran'ın eski sevgililerinden biri unutmuş olmalı."

Baran'ın çenesi kasıldı.

"Selin. Yeter dedim sana."

"Bebek kızdı mı?" Bana döndü. "Tatlısın ama bu ortamlar sana göre değil canım. Burası iş dünyası, hukuk fakültesi kantini değil."

Tam cevap verecektim ki Baran elini belime koydu.

Sıcak, büyük eli... belimde...

"Selin, Eylül benim misafirim. Ve benim misafirime laf eden... bir daha bu masalara oturamaz."

Selin'in yüzü bembeyaz oldu.

O anda garson geldi. "Baran Bey, Demir Bey sizi bekliyor."

Masanın en başında 60 yaşlarında bir adam oturuyordu. Demir Bey. Silah kaçakçısı olduğu söylenen adam... Babamın adını andığı adam...

Baran'ın eli hala belimdeydi.

"Müsaadenizle." dedi ve beni o masaya götürdü.

"Baran! Evlat! Geldin!" Demir Bey ayağa kalktı. Bana baktı. "Oo... bu güzel hanımefendi kim? Yeni gözden mi?"

"Yakınım." dedi Baran kısa ve net. "Eylül Yılmaz."

Demir Bey elimi tuttu, öpmek istedi. Baran'ın eli belimde sıkılaştı.

"Memnun oldum kızım. Baran hiç yanında kadın getirmezdi. Demek özelsin."

Masaya oturduk. Yemekler geldi. İş konuşmaları başladı. Ben anlamıyordum. Milyon dolarlar, gemiler, gümrükler...

Sıkılmıştım. Telefonuma bakıyordum.

Bir anda Baran'ın sesi kulağımda.

"Ne yapıyorsun?"

"Hiç..."

"Benim yanımda sıkılmayacaksın. Bana bakacaksın."

"Herkesin içinde..."

"Evet." Elini masanın altından dizime koydu. "Herkesin içinde."

Nefesim kesildi. Elini çekmiyordu.

"Baran... elini çeker misin?"

"Hayır."

"Baran!"

"Shh... gülümse. Demir Bey bize bakıyor."

Zorla gülümsedim.

O sırada salonda müzik değişti. Yavaş bir müzik başladı. Dans pisti açıldı.

Demir Bey kalktı. "Baran, hadi! Misafirini dansa kaldır! Eskiden çok iyi dans ederdin!"

Baran bana baktı. "Dans edelim mi?"

"Ben... bilmiyorum..."

"Ben biliyorum. Bana bırak."

Ayağa kalktı, elini uzattı.

Herkes bize bakıyordu. Selin nefretle bakıyordu.

Elini tuttum.

Dans pistinin ortasına gittik. Bir eli belimde, bir eli elimde. Beni kendine çekti.

"Rahat ol." dedi kulağıma. "Kimseye bakma. Sadece bana."

Müzik yavaştı. Onun kokusu, sıcaklığı... başım dönüyordu.

"Neden bana böyle davranıyorsun?" diye fısıldadım.

"Nasıl?"

"Bir an tehdit ediyorsun, bir an... böyle..."

"Böyle nasıl?"

Cevap veremedim.

"Eylül..." dedi. Alnı alnıma değdi. Herkesin içinde. "Benim yanımda güvendesin. Bunu anla yeter."

"Güvende mi? Senden mi güvendeyim?"

"Evet. En çok da benden."

Dans bitti. Ama o beni bırakmadı.

Tam o anda Demir Bey alkışladı.

"Bravo! Bravo! Ne güzel çiftsiniz! Baran, bu kızı kaçırma! Böyle güzeli bir daha bulamazsın!"

Baran'ın gözleri benim gözlerimdeydi.

"Kaçırmam." dedi Demir Bey'e ama bana bakarak. "Asla."

O anladım. Bu bir yıl... sandığımdan çok daha zor geçecekti.

Çünkü İstanbul'un en tehlikeli adamı... bana bakarken... tehlikeli değil, sahiplenici bakıyordu.

Ve en kötüsü... ben bundan rahatsız olmuyordum.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

50okunma 8beğeni 5yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.