Bölümler 18Şu an: 3. Bölüm unutlmamış iz
- 1 1gece yarısı455 kelime
- 2 2.bölüm sahil293 kelime
- 3 3. Bölüm unutlmamış iz729 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 4.bölüm yurtdışı597 kelime
- 5 5.bölüm üvey kardeş755 kelime
- 6 6. Bölüm ay tenli kadın334 kelime
- 7 7. Bölüm gece mektubu680 kelime
- 8 8. Bölüm rüya mı gerçek mi522 kelime
- 9 9.bölüm baba493 kelime
- 10 10.bölüm DNA testi440 kelime
- 11 11.bölüm gün batımı440 kelime
- 12 12. Bölüm sayılı günler630 kelime
- 13 13. Bölüm bilinmeyen numara713 kelime
- 14 14.bölüm nasıl olur630 kelime
- 15 15.bölüm sızı702 kelime
- 16 16.bölüm anne825 kelime
- 17 17 kutlama978 kelime
- 18 Yayın evi724 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
4 yıl sonra;
Nasıl mıydım? Daha iyiydim, en azından alışmıştım ama hala içimde bir boşluk vardı. Annem öldükten sonra bayılmış kalmışım, gözümü açtığımda ise karşımda abim ve Çağrı duruyordu.
O günden sonra ev annemin üstüne olduğu için kapıyı kitleyip çıkmış ve halamlara gitmiştik. Yetimhaneye gitmekten iyidir diye düşünürdüm o zamanlar şimdi ise ben 18’ime basmıştım ve abimle annemin evine dönüyorduk, abim arabayı ani frenle durdurduğunda boşluğuma gelmişti. Gelmiş miydik? Hangi ara gelmiştik? Oysa bana sorarsanız arabaya yeni binmiştik.
Kafamı kaldırdığımda abimin sürücü koltuğunda olmadığını görmüştüm, indiğini ben niye
hissetmemiştim? Kapımı açmış ve yaslanmış bir tek kolunu arabanın koluna dayamış olan
abime bakarken;
-Cadı.
-Ha?
-İn arbadan hadi, ne dalgınalaştın sende.
- Kapının önünden çekilirsen inicem Deniz abi.
- Agresif kız.
-Sağol ya.
-Ne demek abisinin cadısı.
“Söyle Gece, söylede kurtul. Neden gömdün beni bu karanlığa? Söyle Gece,
gece geceyi aydınlatabilir mi? Söylede kurtul.” Yazıyordu okuduğum kitapta. Gece geceyi aydınlatamazdı, insanın kendi kendini aydınlatamadığı gibi insan kendi ışığını yakabilir
miydi? Ay geceyi aydınlatırken çoğu insan kendi karanlığında boğuluyordu
oysa çoğu insan sahte gülüşlerde boğulurken sahte olmayan gülüşler çok nadirdi.
insanlar çoğu kez kendi karanlığında boğulurken ben o karanlıktan çıkmayı bekliyordum.
Bir ışık bir umut demekti. Bir umut gerekliydi şu karanlıktan çıkmak için bende artık gerçekten gülmek
istiyordum, sahte kahkahalar atmaktan yorulmuştum artık yorulmuştum.
kaç saatir evde boş beleş oturuyor ve annemle olmayan anılarımız gözümün önünden geçip
gidiyordu, sahile inip nefes almalıydım sanırım bir kaç gün sonra abim yurt dışına gidecekti yine ve yine. onun varlığına çok alışmıştım, üstüme beyaz bluz altıma ise gri eteğimi giyip ayağıma da beyaz sporlarımı geçirdim ve sırt çantamı alıp bağırdım.
-BEN ÇIKIYORUM!
-Nereye cadı?
Abim karşıma geçtiğinde ise elinde bir salatalık kemiriyordu.
-Nereye gidiyorsun cadı?
-İkinci kez diyorsun gerizekalı.
-Sahilde dolaşıcam biraz (Sırıtarak)
-Tamam küçük cadı.
Dediğinde kapıyı suratına kapattım, hala söyleniyordu. Kulağımda kulaklık öylece ilerlerken birine toslamış ve yere çakılmıştım.
-Özgüm geri mi döndünüz? Ne zaman döndünüz*
İç ses: yok bu benim hayaletim.
Çağrı’nın uzattığı elini tuttum ve ayağa kalktım şaşkınlığı güldürecek boyuttaydı.
Ne vardı evet dönecektim annemin evine annemizin evine…
ve sorduğu soruların anlamsızlığı karşısında hem gülmüş hemde gözlerimi devirmeden edememiştim. Üstümü silkeledim ve soruların cevaplarını bir bir vermek için kendimi düzelttim, Çağrı’nın sektirdiği basketbol topu şimdiye kadar hiç dikkatimi çekmemişti.
-Evet geri döndük.
-Hmm! ne güzel, dönmenize sevindim.
-oturalım mı? Özgüm.
Adımı o söyleyince değişik gelmişti, birbirimizi dört yıl sonra nasıl tanıdık bilmiyordum bence oda bilmiyordu, ben neredeyse onun adını dahi unutuyordum ama o unutmamıştı ve bu beni içten içe sevindirmişti, ben ise onun her zaman yerinde duran izinden tanımıştım kolundaki izinden.
Kolundaki yara şeklinde ay iziydi ve Çağrıya ayrı bir hava katıyordu.
-Özür dilerim.
-Anlamadım ama ne için?
-Düşmene sebep oldum ya.
-Sorun değil.
Kendi sessizliğimizde boğuluyorduk sanki, ne o konuşuyordu ne ben.
(Çağrı’dan)
Özgüm; yıllardır hasretini çektiğim, ilk gördüğümde aşık olduğum insan. Kim tanımaz ki?Ben tanımıştım, adını dahi unutmamıştım ki tanımayım. Yıllar boyunca değişmiş miydi? Evet, değişmiş olan tek şey güzelliğine güzellik katmak olmuştu, başka hiçbir şey değildi. Özgüm’le konuşurken dönmenize sevindim demiştim hayır dönmesine sevinmiştim özgümün abiside özgüm gibi özgüme karşı korumacılığını fazla belli etmesede korumacı bir abiydi anneleri öldüğünde özgümün bayılması üzerine abisi dönmüştü sanki o göz yaşlarını annesi için değilde daha çok kardeşi özgüm için dokmüş gibiydi özgüm bayıldığında bir odaya alınmış ve serum takılmıştı uyandığında ağızdan çıkan mırıltı abiydi özgüm nolduğunu sorduğunda abisi birşeyin olmadığını ve biraz dinlenmesi gerektiğini söylediğinde ise özgümün sesi yükselmiş ve sert bir şekilde annesine ne olduğunu sormuştu
hızlı adımlarla kardeşinin yanına oturan efe abi ve ardından hastalığını olduğunu öğrendiğimiz özgümle baş başa kalmıştık abisi belkide bu yüzden düşkündü kardeşine cadı
diyor deniz abi kardeşinin yanağını okşarken yumuşak bir dille annelerinin vefat ettiğini söylemeye çalışıyordu özgüm hemen abisni yanıtladı biliyorum abi diye yanıtlayan özgüme karşı abisi sıkıca özgüme sarıldı ve özgümün serumu bittiğinde ise konuşmamıza dahi izin vermeden kardeşini götürdü buralardan
-çağrı çağrı
özgümün seslenmesiyle anca kendime gelebilmiştim o gün hiç aklımdn çıkmıyordu ki
-noldu daldın gittin
-hiç güzelim
-anlamadım
-ağız alışkanlığı
-ha öyle mi
özgümün ağız ucunda bir şeyler gevemesiyle kaşlarım çatıldı özgüm herşeyiyle etkiliyordu beni her şeyiyle …
***
çağrıyla eve doğru koyulmuştuk nede çabuk varmıştık sessizliğimize rağmen zaman ne kadarda hızlı geçmişti oysa bu haksızlıktı sevdiğimiz insanların yanında zaman su gibi akıp gidiyordu sessizliğe rağmen herşeye rağmen hayat neden bu kadar acımasızdı ikimizde olduğumuz yerde durduk birkaç adım ilerleyip yanım geldiğinde ise birşey diyeceğini sansam da
eğilip sarılmasıyla şoka girmem bir oldu bir süre sonra ellerimi bende sırtında kavuşturdum
Bölüm etkileşimi
