17. bölüm · YANLIZLIĞA GİDEN YOL

17 kutlama

vavelya geceninsevdalisiı

bir şey demedi baktı bana sonra sarıldı çok güzel kokuyordu sarılmadım ama itirmedimde o'zaman itiremedim anne demek istedim özür dilerim anne kızın çok korkak demek istedim kızın çok korkak anne özür dilemeyecek kadar korkak demek istedim bana sarıldığın dan beri bunları düşünüyordum ve öyleki haftalar geçmişti sarılmmasının üstünden hatta öyleki yaralarım iyileşmiş yayınevi ile anlaşmıştım ve yayın evinin yanına gidecektim odamdan aşağı indiğimde bizimkiler kahvaltı yapıyordu beni hazırlanmış bir şekilde görünce abim sorgular bakışlarını atmaya başlamıştı ağzı dolu bir şekilde konuştuğunda tam olarak şöyle anlaşıldı

-neroyö gidoson haborumozde yğok

-kahvaltıyı çağrıyla yapıcam abi

-sende anca arasa haber ver git

diye deniz abiden tirip yememle ayağımdaki sporları çıkarmadan yanına gidip sarılmıştım e dalga geçmesem de olmazdı sen küstün mü sen diye dalga geçip yanaklarını
sıktığımda aras abim kahkaha attığında aynı şekilde onunda yanaklarını sıktığımda gülme sırası deniz abime geçmişti

-dikkatli git kızım

-bana kızım diye seslenmemen konusunda bir ricada bulunmuştum sanki

birşey demesine fırsat vermeden arkamı dönüp evden çıktığımda çağrıyla karşılaştım yanıma gelip elimi tuttuğunda bir arabaya doğru ilerleyip kapısını açmış ardından binmem için eliyle işaret ettiğinde arabaya binmiştim sürücü koltuğuna gecip her zaman söylediği şarkıyı açtığında ikimizde bağıra bağıra bazen şarkıyı karıştırarak bazen telaffuz edemeyerek ama bunların hiç birini umursamadan şarkıyı söyledik şarkıları söyledik pek de umursamadık sadece o anı yaşadık araba durduğunda gözlerime dahi inanmadım sanki denizle orman birleşik di ve tam ortasında restorant vardı böylle bir yerin olduğundan haberim dahi yoktu gerçi nasıl olabilirdi ki restoran da bir yer bulmuş otururken krem rengi eteğimi düzeltmiş üstümdeki krem omzu düşük tişörtü de pek umursamamaya karar vermiştim kuşlarınn cıvıltısı ağacların hışırtısı ve dalga sesinin birleşiminin güzlliği ile gözlerimi kapatıp sesleri dinlerken başımı hafif geriye atmış bulundum

-güzelim yemekler geldii

çağrının sesini duymamla kafamı kaldırmış onun mavi gözlerine bakıyordum ne yemek umrumdaydı nede başka bir şey sanki gözleri gözlerim olmuştu derin bir nefes aldığımda hafif kıkırtı duymamla kaşlarımı hafif çattığımda bana bakmada yemeğini ye diyen çağrıya peki desem de ağzıma yemeği aldığımda aklıma ilk gelenn yarın yayın evine gideceğimi söylememiştim lokmamı yutup yarın yapacaklarımı anlatığımda gözlerini büyütüp kocaman bir şekilde gülümsedi

-benim bunlardan neden daha önce haberim olmadı güzelim

-bilmem

-istersen bende gelebilirim güzelim

-olur

çağrıyla yarın hakkında bir tur daha konuştuğumuzda yarın için çok heyecanlıydım ve görünüşe göre çağrıda öyleydi heyecandan ellerim titrer olmuştu heycanımı nasıl bastıracağımı bilemesem de çağrı masanın üstünde duran elimi tutmasıyla tüm dikkatim dağılmıştı

-özgüm seni sana layık sevemem belki ama buna çaba gösterebilirim ne olursa olsun benimle birliktesin değilmi sevgilim

gülümseyip başımı önüme eğdiğimde ne yapacağımı bilememiştim aşırı utanmıştım ve bakışlarımla yeterli cevabı verdiğimi düşündüğüm içinde sadece gözlerine bakmaya devam etmiştim bir süre daha durmuş hemen ardından fazla oyalanmadan çıkmıştık elimi tutp hemen karşımızdaki çiçekçiye sürüklediğinde

-en sevdiğin çiçek ne güzelim

-şakayık deyiverdim birden ablanın konuşmasıyla bakışlarımız ablaya yönelmişti

-aman be güzel kızım şakayık zor bulunur bulunması imkansız gibi bir şeydir

bunun üzerine çağrı kırmızı güller alıp vermişti ellerime bilmezdi oysa güllerden pek de haz etmediğimi bir şey demeden almış gülümsemiştim sonuçta düşünmesi yeterliydi bilmesi değil

çiçekçiden çıkıp arabaya binmiş bir süre sonrada eve varmıştık sarılmış o deniz kokusunu içime çekmiş hemen ardından ikimizde geriye çekildiğimizde çağrı herzamanki gibi geri geri evine gidiyordu kapıyı açıp içeri girdiğinde benimde sırıtarak eve girmem bir olmuştu bir yandan ayakkabılarını çıkarırken bir yandan da telefondan saate baktığımda yuh dedim içimden saat ne ara 20.00 olmuştu

iç ses: bu arda yuh muh demedi

kafamı kaldırdığımda deniz abi telefonuna bakıyor mehtap abla dizi izliyordu özgür abi nerde diye mırıldandığımda denizin yanına oturmuş ortadaki minik masayda çiçeği bırakmıştım abim çiçeği alıp içinde bir şeyler aradığını anladığımda çiçeği elinden almak için parmak uçlarımda yükseldiğimde vermemek için daha da yukarı kaldırdığında kaşlarımı çatıp daha deminki yere oturup ellerimi karnımın orda kavuşturmuştum

-al be kızım sende amaa huysuz musun

-rahat bırak kızımı deniz

mehtap abladan böyle birşey duymayı beklemiyordum kaşlarımı yukarı kaldırmış ister istemez dudaklarımı aralamıştım abim ayı gibi kendini koltuğa bıraktığında tüm gücümle koluna vurduğumda pis bakışlar atıyordu bir süre sonra başımı yana çevirdiğimde özgür abimi görmemle irkilmem bir oldu

-allah hangi ara geldin manyak

diye seslendiğimde herkes kahkaha atmaya başlamıştı abim yanıma doğru ilerlerken sen geldikten hemen sonra demesiyle yok ebesinin yani abi diye karşılık verdiğimde gülümsemekle yetindi yanıma oturduğunda size bir şey diycem deyip yarın gideceğim yeri falan söylediğimde tepkiler tam olarak şöyle oldu

-yuh harbi mi senin adına çok sevindim cadı

-hangi ara yaptın tüm bunları lan diyerek saçlarımı karıştıranda özür abiydi mehtap abla birşey deyip dememek arasında kalmışa benziyordu pek sesimi çıkarmadım

-hayırlısı olsun kızım

-teşekkür ederim bence yeterli cevaptı abim bu sefer kızmadın dediğinde analamdığımı beli eden bir surat ifadesi takınmış olucam ki annemin kızım demesine kızmadın dediğinde omuz silkerek karşılık verdim ben deme desem de diyecekti bunu öğrenmiştim istediğini diye bilirdi bense içten anne dıştan abla demeye devam edecektim bunun sonu yoktu belki baska bir evrende asla kopmayan anne kız ilişkimiz vardır başka bir evrende mutlu olmayı hak etmiştik yemek yapacağımı söyleyip mutfağa geçtiğimde zaten hazır yemek olduğunu gördüğümde gülümsedim elimde kuru dolmayla içeri girdiğimde elimdeki domayı kapıp yiyen aras abiydi

-ya öküz

-malesef en sevdiğimiz yemek aynıymış boncuk kız

bu sefer karşı koltuğa mehtap ablanın yanına kendimi atıp somurtmaya başladığımda iki abimde yanıma gelip gıdıklamaya başladığında gülmekten yorulmuş kızarmış hatta gözümden yaş gelmişti en son koltuktan kayıp yere düştüğümde bi tur daha kahkaha attıktan sonra ayağa kalkıp ben çocuk değilim diye bağırıp ikisine de yastık fırlatığımda

-iyice cocuk oldunuz ha koca adamlara bak gelin bana yardım edin sofrayı kurun

-bu dediğini özgümün yapması gerekmez mi anne

-kızın dinlenmesi lazım ayrıca elleme kardeşini kalkta yardım et

-bu gün sana izin küçük hanım kutlama yapıcaz ama sanmaki yarın ev işlerine yardım etmeyeceksin

-of köle git annene yardım et diyerek kahkaha attığımda sırf yayıneviyle anlaşıyorum diye kutlama yapılacaktı kitabı çıkardığımda düşünemiyorum.. sonrası da sonraydı yemekler yenmiş kaldırılmış sohbetler edilip abi kardeş klasik tartışmamızı yaptıktan sonra dizi bulup izledik derken saat gece 2 olmuştu kendimi odama zor sürüklemiş yatağa bodozlama atmıştım kendimi sonra derin bir uyku kollarını araladı bana