12. bölüm · YANLIZLIĞA GİDEN YOL
12. Bölüm sayılı günler
bir hafta bir yıl gibiydi sanki sayılı günlerim kalmış ölümüne de onu bekliyor muşum gibi insan bazen kendini bile sorgular hale gelirdi kulübeden çıkıp az buz ilerledikten sonra derin bir soluk almak için ağıçın birine yaslanıp yere çöktüğümde ağlamaya başladım birden bire neden ağlıyorum orası biraz tartışılırdı ama içimden gelenleri hunharca haykırmak istedim ama dudaklarımın arasından dökülen tek kelime yeter oldu ağlamam şiddetlenirken nefes alış verişlerimi konturol edemez oldum nefret ediyordum beni bu hale getiren her kesden ve herşeyden düşüncelerimi konturol edemiyordum aklımdakileri söküp atasım vardı sanki gitmeliydim herkesden her şeyden uzağa en ufak haraketimde kendi sesimi duya bileceğim bir yere uçsuz buçaksız bir yere ve kimsenin ummedığı bir anda yok olurcasına ve yok olmak istercesine bu yalan dünyanın hangi köşesine aittim mesela yada aitt olduğum bir yer varmıydı bilmiyordum ama bir şeyi çok iyi biliyordum anlatmakdan kolaydı yazmak bende insanlara anlatamadıklarımı kitaba dönüştürmeye karar vermiştim kitabı taslağa geçirmiştim bunun bir önemi vardı ama bu düşünce bile cok gürültülü geliyordu artık bana düşüncelerim bile gürültüydü o gürültüyü susturmanın tek yolu ise yazmaktı en azıdan benim için hava soğumuş kararmış ve bedenim daha fazla dayanamayarak kenara yığılmıştı gözlerimi araladığımda kulubenin içindeki renkli odadaydım buraya nasıl geldiğimi sorgularken bakışlarımı cam kaplı tavandan ayırmış önüme çevirdiğimde çağrıyla göz göze gelmiştik fırlarcasına doğrulduğum da cağrının önüne geçip ne işin var burda dediğimde gülümseyip solona geçtiğinde anlam veremesemde peşinden ilerledim koltuğa yayıldığında
-nasıl buldun burayı
-nerde olursan ol bulurum ben seni
-yerini deniz efe den öğrendim demiyonda
sırıtarak karşılık verdiğinde başımı gülerek iki yana sallayıp yanına oturduğumda elimi avucunun içine aldığında yine aynı şarkıyı mırıldanmaya başlamıştı başını yana yatırıp gülerek gözlerimin içine bakarken sanki gülen dudakları değildi de gözleriydi ve ben o gözlere tarifi edilemeyen duygular besliyordum mavi gözlerinden gözyaşı süzüldüğünde kaşlarımı yukarı kaldırmıştım neden ağlıyordu ki şimdi
-özür dilerim seni sana layık sevemediğim için
-ha ne neden
anlam veremeyen bakışlar atsam da suratını avuçlarımın içine almış gözyaşlarını sildikten sonra başımı omzuna koyduğumda seni anlamıyorum ama şunu biliyorum çağrı seni seviyorum demek için illa konuşmak gerekmez ben bunu sende öğrendim
(özgür arasdan)
yıllarca aradığım kardeşimi bulmuş fakat o gerçeği öğrendiğinde gitmeyi tercih etmişti gitme diyemezdik demedik de ne zaman döner bilmem ama şuan gelmesini isterdim küçük kardeşimin haberi yok ama ona adını ben vermiştim hayır özgümü değil birayı ay gibi karanlığa düştüğünde bile parlaya bilsin diyedir belkide ona bu ismi koymamızda ısrar edişim fakat bilmezdim küçük arasın ne düşündüğünü bildiğim tek bir şey var oda küçük arasın daha mutlu oluğuydu kapı çalındığında kendime gelmeye çalışarak hafif dalgınlıkla kapıyı açtığımda tepki verememiştim dönmüştü bir adım atıp sıkıca sarıldığımda sarılmadı ama ittirmedi de yutkunmadan edemdim geriye çekildiğimde
-kapının önüne kamp kurmaya mı karar verdin çekilde geçeyim dediğinde gülerek çekildiğimde içeri girdiği gibi mutfağa yöneldiğinde yiyecek birşey varmı diye sorduğunda
cevap alamadığında hiçbir şey demeden bir şeyler hazırlamış hemen ardından sofra başına geçmek yerine odasına yöneldiğinde o burada değil bana boş bakışlarla bakarken babam diyerek mırıldandığımda geri dönmüş sofranın başına geçmişti
-annemiz nasıl biri abi gerçi oda ölmediyse
-ne dedin
-öz annemiz dedim nasıl biri hatırlamıyorum ne var
-severdi seni ama ne anlatsam faydası olacağını düşünmüyorum
deniz efe salona girdiğinde donup kalmış hemen ardından anlamlandıramayan bakışlar atıyordu ki özgüm beni gördüğüne çok sevinmiş gibi duruyorsun abi bir süre sonra sofrayı olduğu gibi bırakmış ve odasına çıkmıştı özgümün tarağını almış arkama saklayıp ayakta dururken özgümün solona girmesiyle bir şeyler aradığının farkındaydık tarağım nerde dediğinde ise
-bende
-ver tarağımı
-sakin ol sadece saçını taramak istiyorum bu lafımdan sonra özgümle efe birileriyle bakıştığında ne olduğunu anlamasamda
-sadece saçını taramak istiyorum
-isteme isteme bakma öyle masummuş gibi babama benziyorsun ver tarağı işte
bir yandan konuşuyor bir yandan da sürekli hareket ediyordu eli boğazına gitmişti sanki boğuluyormuş gibi derin soluklarıyla yanıma gelmiş tarağı almış ve gitmişti deniz efeye neden böyle olduğunu sorduğumda babam dedi devamı iste yoktu bazen tek kelime binlerce
anlam taşırdı
