8. bölüm / 31
Yanlış Düğünde Doğru YalanBölüm 8
Bölümler 31Şu an: Bölüm 8
- 1 Bölüm 1686 kelime
- 2 Bölüm 2627 kelime
- 3 Bölüm 3686 kelime
- 4 Bölüm 4689 kelime
- 5 Bölüm 5647 kelime
- 6 Bölüm 6684 kelime
- 7 Bölüm 7607 kelime
- 8 Bölüm 8685 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 Bölüm 9657 kelime
- 10 Bölüm 10596 kelime
- 11 Bölüm 11504 kelime
- 12 Bölüm 12627 kelime
- 13 Bölüm 13530 kelime
- 14 Bölüm 14539 kelime
- 15 Bölüm 15556 kelime
- 16 Bölüm 16612 kelime
- 17 Bölüm 17700 kelime
- 18 Bölüm 18582 kelime
- 19 Bölüm 19511 kelime
- 20 Bölüm 20523 kelime
- 21 Bölüm 21520 kelime
- 22 Bölüm 22512 kelime
- 23 Bölüm 23595 kelime
- 24 Bölüm 24562 kelime
- 25 Bölüm 25680 kelime
- 26 Bölüm 26526 kelime
- 27 Bölüm 27491 kelime
- 28 Bölüm 28480 kelime
- 29 Bölüm 29563 kelime
- 30 Bölüm 30617 kelime
- 31 Bölüm 31748 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Defne o öğleden sonra eve döndüğünde zihni olması gerekenden fazla doluydu. Bu normal değildi. Normalde bir erkekle geçirilen geceden sonra hissettiği ilk şey mesafeydi. Kendini geri çekme ihtiyacı. Telefonu biraz geç cevaplamak. Fazla alışmamak. Fazla rahatlamamak. Ama Arda’nın yanında geçirdiği saatler Defne’nin içine garip bir sakinlik bırakmıştı. Sanki uzun süredir omuzlarında taşıdığı bir ağırlık birkaç saatliğine hafiflemişti. Ve bu… Tehlikeli hissettiriyordu. Çünkü insan bazen mutsuzluğa alışıyordu. Mutluluk daha yabancı geliyordu. Zeynep salondaki kanepeye yayılmış halde onu bekliyordu. Defne içeri girer girmez doğruldu.
“Anlat.”
“Hayır.”
“Defne.”
“Çok yoruldum.”
“Yalan.” Zeynep ayağa kalktı. “Senin yüzün değişmiş.”
Defne kaşlarını çattı.
“Ne demek bu?”
“Bilmiyorum.” Zeynep gözlerini kıstı. “Ama bir adam sana düzgün davranınca yüzünde garip bir ışık oluşuyor.”
“Ben ışıldamıyorum.”
“Biraz ışıldıyorsun.”
Defne ayakkabılarını çıkarıp mutfağa yürüdü.
“Kahvaltıda annesi başımı öptü.”
Zeynep çığlık attı.
“NE?”
“Kadın beni sahiplenmeye başladı.”
“Ben olsam düğün tarihini sorardım.”
Defne istemsizce güldü. Bu bile tek başına problemdi artık. Çünkü son birkaç gündür kendini durdurmadan gülüyordu. Ve Arda’nın bunda payı vardı.
“Tamam,” dedi Zeynep kollarını bağlayarak. “Şimdi ciddi soruyorum. Çocuk nasıl biri?”
Defne durdu. Bu sorunun cevabı düşündüğünden daha karmaşıktı. Çünkü Arda’yı tarif etmek kolay değildi. Yakışıklıydı, evet. Komikti. Rahat tavırlıydı. Ama mesele bunlar değildi. Mesele… dikkatli olmasıydı. İnsanların sustuğu yerleri fark ediyordu. Bakış değişimlerini. Kaçırılan nefesleri. Ve Defne uzun zamandır biri tarafından gerçekten görülmemişti.
“Tehlikeli biri,” dedi sonunda.
Zeynep’in sırıtışı büyüdü.
“Ah. Yani hoşlandın.”
“Hayır.”
“Defne.”
“Hayır.”
“Adama üçüncü kez gidiyorsun.”
Defne kahvesini alırken homurdandı.
“Teknik olarak yalnızca iki.”
“Ve annesi seni seviyor.”
“Bu benim suçum değil.”
“Adam sana nasıl bakıyor biliyor musun?”
Defne istemsizce durdu.
“Nasıl bakıyor?”
Zeynep birkaç saniye sustu. Sonra ilk kez şakacı olmayan bir sesle konuştu.
“Sanki seni kıran herkese kişisel olarak sinirlenmiş gibi.”
Defne’nin içi tuhaf şekilde sıkıştı. Tam cevap verecekti ki kapı zili çaldı. İkisi de aynı anda kapıya baktı.
“Bir şey sipariş ettin mi?” dedi Zeynep.
“Hayır.”
Defne kapıya doğru yürüdü. Ve kapıyı açtığı anda bütün ruh hali değişti. Mert kapının önündeydi. Üstünde beyaz gömlek vardı. Eskiden Defne’nin çok sevdiği parfümü sürmüştü. Elinde küçük bir kahve taşıyordu. Tanıdık. Eskiden güven veren detaylar. Şimdi yalnızca geçmiş gibi hissettiriyordu.
“Merhaba,” dedi Mert dikkatlice.
Defne birkaç saniye hiçbir şey söylemedi. Çünkü insan bazen birini yeniden görünce özlem hissetmiyordu. Yalnızca neden bittiğini hatırlıyordu.
“Mert.”
“Konuşabilir miyiz?”
Zeynep arkadan kafasını uzattı. Sonra anında geri çekildi.
“Ben yokum,” diye fısıldadı ve kayboldu.
Korkak. Defne kapıya yaslandı.
“Ne konuşacağız?”
Mert ona uzun uzun baktı.
“İyi görünüyorsun.”
Defne içinden gözlerini devirdi. Eski sevgililer her zaman böyle başlardı. Önce sizi özlediklerini söylemezlerdi. Sizi gözlemlerlerdi. Değişip değişmediğinizi anlamaya çalışırlardı.
“Sen de iyisin,” dedi Defne nötr bir sesle.
Mert birkaç saniye sustu. Sonra gözleri Defne’nin boynuna kaydı. Orada ince altın bir kolye vardı. Arda’nın annesi sabah giderken zorla takmıştı.
“Bu evden boş gitmeni kabul etmiyorum.”
Defne çıkarmayı unutmuştu. Mert’in yüzündeki ifade hafifçe değişti.
“Demek doğruymuş.”
Defne kaşlarını çattı.
“Ne?”
“Sosyal medyadaki adam.”
İşte geldik. Defne yavaşça kollarını bağladı.
“Evet.”
Mert kısa bir kahkaha attı. Ama mutlu değildi.
“İnanmamıştım.”
Defne’nin içinde eski öfkeden geriye kalan küçük bir kıvılcım yandı.
“İnanmaman gereken kısmı neydi tam olarak?”
Mert hemen cevap vermedi. Bu bile cevaptı zaten. Çünkü bazı erkekler sizi kaybettiklerine inanmazdı. Siz gidince değil… Bir başkası sizi sevmeye başlayınca paniklerlerdi.
“Defne,” dedi Mert yavaşça. “Biz dört yıl birlikteydik.”
“Biliyorum.”
“Ve sen şimdi gerçekten başka biriyle misin?”
Sorunun içinde garip bir şey vardı. Şaşkınlık mı? İnançsızlık mı? Yoksa ego kırılması mı? Defne tam cevap verecekti ki arkasından tanıdık bir erkek sesi geldi.
“Kapıyı açık bırakınca içeri kahve kokusu geliyor.”
Defne’nin kalbi duracak gibi oldu. Arda. Yavaşça arkasını döndü. Arda elinde araba anahtarıyla koridorda durmuştu. Siyah gömleğinin kolları sıvalıydı. Saçları rüzgâr yüzünden hafif dağılmıştı. Ve yüzündeki ifade… Sakindi. Ama gözleri değildi. Mert ona baktı. Arda da Mert’e. O kısa sessizliğin içinde hava değişti. Erkekler bazen hiçbir şey söylemeden birbirlerinden hoşlanmadıklarına karar verirdi. Ve Defne tam ortada duruyordu.
“Rahatsız mı ettim?” dedi Arda sakin bir sesle.
Bu kesinlikle tehlikeli sakinlikti. Defne ağzını açtı ama Mert ondan hızlı davrandı.
“Sen Arda olmalısın.”
Arda hafifçe gülümsedi.
“Ve sen kesinlikle eski sevgili olmalısın.”
Defne gözlerini kapadı. Harika. Gerçekten harika. Çünkü bu konuşmanın iyi bitmeyeceğini içgüdüsel olarak anlamıştı. Ve en kötü kısmı şuydu:
Arda’nın geldiğini görünce rahatlamıştı.
Bölüm etkileşimi
