5. bölüm · Yanlış Düğünde Doğru Yalan
Bölüm 5
Yemekten sonra Nermin Hanım gerçekten Defne’ye perde göstermeye çalıştı. Bu şaka değildi. Kadın onu üst kata çıkarıp yaklaşık yirmi dakika boyunca “bejin sıcak tonları” hakkında konuştu. Arda kapının kenarında durmuş annesine boş gözlerle bakıyordu.
“Anne,” dedi sonunda. “Kızı iç mimar diye işe alma.”
“Ne var? Fikrine güveniyorum.”
“Kadın beni üç gündür tanıyor.”
“Ben insanları hissederim.”
Defne istemsizce güldü. Nermin Hanım hemen parladı.
“Bak yine güldü.”
“Anne, sen bir noktada onu korkutacaksın.”
“Kaçmadığı sürece sorun yok.”
Defne tam cevap verecekti ki telefonu titredi. Ekrandaki ismi görünce içindeki bütün sıcaklık bir anda çekildi. Mert. Kalbi eskisi gibi hızlanmadı. Bu garipti. Çünkü insan bazı insanları unutmaya çalışırken, onları özlemeyi bırakmanın nasıl hissettireceğini düşünürdü. Ama kimse size şunu söylemezdi:
Bir gün yalnızca yoruluyordunuz.
Defne’nin yüzündeki değişimi Arda fark etti hemen. Bakışları telefona kaydı. Sonra yeniden Defne’ye.
“İstersen aç,” dedi sakin bir sesle.
Defne birkaç saniye ekrana baktı. Sonra telefonu ters çevirdi.
“İstemiyorum.”
Arda hiçbir şey söylemedi. Ama yüzündeki ifade hafifçe değişti. Sanki bu cevabı beklemiyormuş gibi.
—
Gece biraz daha ilerlediğinde herkes salona geçti. Kerem televizyonun karşısında kahve içerken Aylin battaniyeye sarılmıştı. Nermin Hanım mutfaktan tatlı taşımaya devam ediyordu; kadın fiziksel olarak durmayı bilmiyor gibiydi. Defne camın önünde durup Boğaz’a baktı. Şehir gece olunca başka birine dönüşüyordu. Daha dürüst. Daha yalnız. Camın yansımasında Arda’yı gördü önce. Sessizce yanına yaklaşmıştı.
“Elmalı tarttan kaçıyorsun.”
“Annen beni zorla beslemeye çalışıyor.”
“Bu onun sevgi dili.”
Defne hafifçe gülümsedi. Arda camın yanına yaslandı. Birkaç saniye konuşmadılar. Aşağıdan geçen teknelerin ışıkları suyun üstünde kırılıyordu. Uzakta bir müzik sesi vardı. İstanbul bazen dünyanın en kalabalık şehri değil de, gece geç saatte uyanık kalan birkaç insanın paylaştığı büyük bir sır gibi görünürdü.
“Gerçekten neden geldin?” diye sordu Arda sonunda.
Defne başını çevirdi.
“Ne demek istiyorsun?”
“Bu akşam.”
Sesi yumuşaktı. Yargılayan değil. Merak eden bir sesti.
“Çünkü annen beni duygusal şantajla kandırdı.”
Arda güldü.
“Ama tek sebep bu değil.”
Defne sustu. Sorun şuydu ki… haklıydı. İnsan yalnızken bunu çok belli etmediğini sanıyordu. Sonra biri gelip sizi gerçekten güldürdüğünde anlıyordunuz. Ne kadar uzun zamandır sessiz yaşadığınızı. Defne camdan dışarı baktı.
“Mert’le dört yıl birlikteydik,” dedi sonunda.
Arda bir şey söylemedi. Yalnızca dinledi.
“İnsan dört yılın sonunda…” Defne hafifçe omuz silkti. “Farklı bir son bekliyor.”
“Onu hâlâ seviyor musun?”
Soru o kadar direkt geldi ki Defne birkaç saniye cevap veremedi. Sonra dürüst olmaya karar verdi.
“Bilmiyorum.”
Arda başını hafifçe eğdi. Defne iç çekti.
“Bazen bir insanı değil de… onun yanında olduğun halini özlüyorsun.”
Arda uzun süre sustu. Sonra gözlerini ondan ayırmadan konuştu.
“Bence sen onun yanında kendini yeterince sevememişsin.”
Defne’nin nefesi durdu. Çünkü bazı insanlar insanın canını bağırarak acıtmazdı. Bazıları bunu sakin sakin yapardı. Ve nedense daha çok etkilerdi. Defne bakışlarını kaçırdı. Kalbinin içinde küçük, huzursuz bir kıpırtı vardı şimdi. Bu adam fazla dikkatliydi. Fazla anlayışlıydı. Ve Defne’nin en büyük problemi buydu zaten. Kötü adamlardan uzak durmak kolaydı. İyi adamlardan değildi. Tam o sırada telefon yeniden titredi. Bu kez mesaj geldi.
Mert:
“Konuşabilir miyiz?”
Defne ekrana birkaç saniye baktı. Sonra kısa bir kahkaha attı. Yorgun bir kahkaha.
“Ne oldu?” diye sordu Arda.
Defne telefonu ona gösterdi. Arda mesajı okuduğunda yüzündeki ifade değişmedi. Ama gözleri hafifçe karardı.
“Düğünden sonra mı yazdı bunu?”
“Evet.”
“Cesurmuş.”
Defne başını cama yasladı.
“Erkekler garip.”
“Katılıyorum.”
“Önce seni kaybediyorlar.”
“Evet.”
“Sonra başka biriyle mutlu olabileceğini hissedince geri dönüyorlar.”
Arda birkaç saniye sustu. Sonra ona baktı. Bu kez yüzünde alışılmış o rahat sırıtış yoktu.
“Belki de seni kaybetmenin nasıl bir şey olduğunu ilk kez anlıyordur.”
Defne bir anlığına konuşamadı. Çünkü Arda bunu öyle doğal söylemişti ki… Sanki Defne gerçekten kaybedilecek biriymiş gibi. Sanki sevilmeye değer olmak için çabalamak zorunda değilmiş gibi. Göğsünün içinde yavaş, sıcak bir şey yayıldı. Tehlikeli bir şey. Arda hafifçe yaklaştı.
“Mesaja cevap verecek misin?”
Defne başını kaldırdı. Adam çok yakındı şimdi. Ve Defne ilk kez şunu fark etti: Arda yaklaşınca geri çekilmiyordu. Bu korkutucuydu. Çünkü bazı insanlar hayatınıza gürültüyle girerdi. Arda gibi insanlar ise sessizce yerleşirdi. Ve insan onları ne zaman beklemeye başladığını fark etmezdi.
