17. bölüm / 31
Yanlış Düğünde Doğru YalanBölüm 17
Bölümler 31Şu an: Bölüm 17
- 1 Bölüm 1686 kelime
- 2 Bölüm 2627 kelime
- 3 Bölüm 3686 kelime
- 4 Bölüm 4689 kelime
- 5 Bölüm 5647 kelime
- 6 Bölüm 6684 kelime
- 7 Bölüm 7607 kelime
- 8 Bölüm 8685 kelime
- 9 Bölüm 9657 kelime
- 10 Bölüm 10596 kelime
- 11 Bölüm 11504 kelime
- 12 Bölüm 12627 kelime
- 13 Bölüm 13530 kelime
- 14 Bölüm 14539 kelime
- 15 Bölüm 15556 kelime
- 16 Bölüm 16612 kelime
- 17 Bölüm 17700 kelime · Okuduğun bölüm
- 18 Bölüm 18582 kelime
- 19 Bölüm 19511 kelime
- 20 Bölüm 20523 kelime
- 21 Bölüm 21520 kelime
- 22 Bölüm 22512 kelime
- 23 Bölüm 23595 kelime
- 24 Bölüm 24562 kelime
- 25 Bölüm 25680 kelime
- 26 Bölüm 26526 kelime
- 27 Bölüm 27491 kelime
- 28 Bölüm 28480 kelime
- 29 Bölüm 29563 kelime
- 30 Bölüm 30617 kelime
- 31 Bölüm 31748 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bir süre öyle kaldılar.
Alaçatı’nın dar sokağında, insanların yanlarından geçip gittiği, uzaktan kahkahaların yükseldiği, eski bir şarkının taş duvarlardan yankılandığı o küçük gecenin ortasında…
Yalnızca birbirlerine bakarak.
Defne ilk kez bir sessizliğin bu kadar yoğun olabileceğini hissediyordu.
Çünkü Arda konuşmadığında bile onu hissettiriyordu.
Bakışlarıyla.
Yakınlığıyla.
Sanki Defne’nin kaçmaya çalıştığı her düşünceyi sakince ellerinin arasına alıyormuş gibi.
Arda’nın alnı hâlâ alnına yaslıydı.
Nefesi yüzüne değiyordu.
Ve Defne bunun neden bu kadar etkilediğini anlamaktan nefret ediyordu.
Çünkü adam onu aceleyle sevmiyordu.
Yavaş seviyordu.
İnsan yavaş sevildiğinde daha savunmasız hissediyordu.
“Şu an çok sessizsin,” dedi Arda.
Sesi alçaktı.
Yakın.
Defne gözlerini kısa bir an kapadı.
“Düşünüyorum.”
Arda hafifçe gülümsedi.
“Yine mi?”
“Bu senin suçun.”
“Gurur duydum.”
Defne istemsizce güldü.
Ama gülüşü uzun sürmedi.
Çünkü Arda ona öyle bakıyordu ki…
İnsan kendini saklayamıyordu.
Defne başını hafifçe geri çekti.
“Senin problemin ne biliyor musun?”
Arda kaşını kaldırdı.
“Liste uzun mu?”
“İnsanları rahat hissettiriyorsun.”
Arda birkaç saniye sustu.
Rüzgâr hafifçe Defne’nin saçlarını hareket ettirdi. Sokaktan geçen iki kadın yüksek sesle gülerek yanlarından geçti. Yakındaki masalardan rakı ve deniz kokusu geliyordu.
Hayat devam ediyordu.
Ama Defne’nin içindeki şey durmuş gibiydi.
Çünkü Arda’nın cevabını bekliyordu.
“Bu kötü bir şey değil,” dedi Arda sonunda.
Defne gözlerini ona çevirdi.
“Benim için biraz kötü.”
“Neden?”
Defne dudağını ısırdı.
Sonra omuz silkti.
“Çünkü birinin yanında rahat hissetmek…” sesi hafifçe düştü, “onu kaybetme ihtimalini gerçek yapıyor.”
Arda’nın yüzündeki ifade değişti.
Şaka yapan hali çekildi.
Yerine daha dikkatli biri geldi.
Adam eliyle Defne’nin yanağını tuttu.
Başparmağı çok hafif şekilde tenine değdi.
Defne’nin nefesi dağıldı.
“Beni bu kadar kolay kaybedeceğini kim söyledi sana?”
Defne cevap veremedi.
Çünkü mesele tam olarak buydu.
Arda’nın yanında ilk kez bir şeylere inanmak istiyordu.
Ve bu onu korkutuyordu.
Arda gözlerini ondan ayırmadan konuştu.
“Bazen sana bakıyorum…” kısa bir an durdu, “ve sanki biri seni uzun süre boyunca yalnız bırakmış gibi hissediyorum.”
Defne’nin boğazı düğümlendi.
İnsan bazı cümlelere hazırlanamazdı.
Bu da onlardan biriydi.
Çünkü Arda bunu acıyarak söylememişti.
Fark ederek söylemişti.
Ve fark edilmek…
Defne için uzun zamandır unutulmuş bir histi.
Başını başka tarafa çevirmeye çalıştı ama Arda izin vermedi.
Parmakları çenesinin altında durdu.
“Nereye kaçıyorsun?”
Defne kısa bir kahkaha attı.
Titrek.
“Kendimi küçük düşürmeden bu konuşmadan çıkmaya çalışıyorum.”
Arda’nın dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
“Geç kaldın.”
“Harika.”
“Defne.”
Sesi yeniden yumuşadı.
“Ben senin yanında kendim gibi hissediyorum.”
Defne gözlerini kaldırdı.
Adam gerçekten ciddi görünüyordu şimdi.
Gösterişsiz.
Savunmasız.
Bu hâli daha tehlikeliydi.
Çünkü Arda normalde her şeyi şakayla yumuşatırdı.
Şimdi yapmıyordu.
“Bu neden bu kadar korkutucu geliyor biliyor musun?” dedi Defne sessizce.
Arda başını hafifçe eğdi.
“Neden?”
“Çünkü…” nefes verdi, “sanki seni uzun zamandır tanıyormuşum gibi hissediyorum.”
Arda birkaç saniye boyunca ona baktı.
Sonra o yavaş gülümseme yeniden yüzüne yayıldı.
“Ben de aynı şeyi hissediyorum.”
Defne istemsizce güldü.
“Bu çok klişe.”
“Evet.” Arda yaklaşırken sesi düştü. “Ama seninle yaşadığım çoğu şey biraz film sahnesi gibi.”
Defne gözlerini kıstı.
“Şu an ciddi romantik erkek moduna mı girdin?”
“Hayır.” Arda dudaklarını onun saçlarına yaklaştırdı. “Bu benim normal hâlim.”
“Bu çok daha korkutucu.”
Arda güldü.
O sıcak, rahat kahkahası geceye karıştı.
Ve Defne o sesi sevdiğini fark etti.
Gerçekten sevdiğini.
Birlikte yürümeye başladıklarında omuzları birbirine değiyordu.
Arada küçük temaslar oluyordu.
Eller.
Dirsekler.
Bazen Arda’nın eli beline değiyordu kalabalığın içinden geçirirken.
Küçük şeylerdi.
Ama Defne’nin bütün dikkati dağılıyordu.
Bir ara küçük bir meydanda durdular.
Ortada yaşlı bir adam gitar çalıyordu. Birkaç masa doluydu. Sarı ışıklar taş zemine vuruyordu.
Arda Defne’ye baktı.
“Dans eder misin?”
Defne anında güldü.
“Kesinlikle hayır.”
“Neden?”
“Çünkü ben dans ederken utanç verici görünüyorum.”
Arda hiç düşünmeden cevap verdi.
“İmkânsız.”
“Arda.”
“Defne.”
“Hayır.”
Arda elini uzattı.
“Bir şarkılık.”
Defne o ele baktı.
Sonra ona baktı.
Ve kalbi yine o aptal şeyi yaptı.
Yumuşadı.
Çünkü Arda ona hiçbir zaman baskı kurmuyordu.
Sadece bekliyordu.
Sanki Defne’nin ona doğru kendi isteğiyle gelmesini istiyormuş gibi.
Ve Defne artık sürekli ona doğru gidiyordu.
İç çekti.
Sonra elini Arda’nın eline koydu.
Arda’nın yüzündeki ifade değişti.
O küçük, gerçek gülümseme geldi yine.
“Şu an kendimi inanılmaz şanslı hissediyorum,” dedi.
Defne gözlerini devirdi.
“Aşırı romantiksin.”
“Ve sen bundan hoşlanıyorsun.”
Defne cevap vermedi.
Çünkü adam haklıydı.
Arda onu yavaşça kendine çektiğinde Defne’nin elleri refleksle omuzlarına yerleşti.
Yakındılar şimdi.
Müzik yavaştı.
Gece sıcaktı.
Ve Arda’nın bakışları…
İnsan o bakışların içinde uzun süre kalırsa gerçekten âşık olabilirdi.
Defne bunun tam ortasında olduğunu hissetmeye başlamıştı.
Bölüm etkileşimi
