15. bölüm · Yanlış Düğünde Doğru Yalan

Bölüm 15

Buse ATEŞ

Yolun ilk iki saati Defne’nin planladığı gibi geçti.
Yani Arda’yı görmezden gelmeye çalışarak.
Kulaklığını takmıştı. Camdan dışarı bakıyordu. Kendini son derece mesafeli ve kontrollü biri gibi hissetmeye çalışıyordu.
Arda bunu aşırı eğlenceli buluyordu.
“Şu an bana trip attığını düşünüyorum.”
Defne kulaklığını çıkarmadan konuştu.
“Hayır.”
“Trip değilse neden üç şarkıdır dramatik şekilde dışarı bakıyorsun?”
Defne başını çevirdi.
“Ben sadece manzarayı izliyorum.”
Arda kısa bir kahkaha attı.
“Defne, TEM otoyolundayız.”
Defne istemsizce güldü.
Lanet olsun.
Bu adamın yanında ciddi kalmak gerçekten imkânsızdı.
Arda zafer kazanmış gibi sırıtınca Defne gözlerini devirdi.
“Şu an kendinle gurur duyuyorsun değil mi?”
“Biraz.”
“Ne kadar iticisin.”
“Ve yine de benimle tatile gidiyorsun.”
Defne cevap vermedi.
Çünkü bu cümlenin tehlikeli tarafı vardı.
Gerçek olması gibi.

İzmir’e vardıklarında hava İstanbul’dan tamamen farklıydı.
Güneş daha parlaktı. Rüzgâr daha sıcaktı. Sokaklarda tembellik hissi vardı.
Alaçatı insanı çalışmayı bırakmaya ikna eden bir yerdi.
Defne otelin önünde durup etrafa bakarken iç çekti.
Beyaz taş bina, mor begonviller, hafif müzik sesi…
Burası tam anlamıyla “insanı hata yapmaya sürükleyen romantik yer” gibiydi.
“Şu an kaçmayı düşünüyorsun,” dedi Arda valizini indirirken.
Defne güneş gözlüğünü düzeltti.
“Hayır.”
“Yalan.”
“Bu sefer kaşım kalkmadı.”
Arda ona doğru eğildi.
“Artık başka şeylerden de anlıyorum.”
Defne’nin kalbi aptalca hızlandı.
Bu da son zamanlarda çok olmaya başlamıştı.
Otelden içeri girdiklerinde resepsiyondaki kadın Arda’ya bakıp anında gülümsedi.
Fazla gülümsedi.
Defne bunu anında fark etti.
Ve bundan nefret etti.
Çünkü normalde kıskanç biri değildi.
Ama kadın kayıt yaparken sürekli saçını düzeltiyor, gereksiz yere Arda’ya gülüyordu.
“Rezervasyonunuz görünmüyor,” dedi kadın sonunda.
Arda kaşlarını çattı.
“Nasıl görünmüyor?”
“Bir dakika…”
Kadın bilgisayara tekrar baktı.
Sonra yüzü değişti.
“Küçük bir problem olmuş.”
Defne’nin içgüdüleri alarm verdi.
“Nasıl bir problem?”
Kadın suçlu şekilde gülümsedi.
“Otel tamamen dolu.”
Sessizlik.
Defne yavaşça başını çevirdi.
Arda’nın yüzünde o korkunç sakin ifade vardı.
Bu iyiye işaret değildi.
“Ve?” dedi Arda.
Kadın boğazını temizledi.
“Elimizde yalnızca tek bir suit kaldı.”
Defne boğuldu.
“Tek.”
Kadın başını salladı.
“Evet.”
Arda birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.
Sonra çok yavaş şekilde Defne’ye döndü.
Ve o sırıtış…
O korkunç sırıtış yüzüne yayıldı.
Defne anında işaret parmağını kaldırdı.
“Hayır.”
Arda masum görünmeye çalıştı.
“Ne hayır?”
“Yüzündeki ifadeye hayır.”
Kadın hâlâ onları izliyordu.
Muhtemelen biraz eğleniyordu da.
Arda resepsiyona döndü.
“Suitte kaç yatak var?”
Kadın cevap vermeden önce kısa bir an durdu.
“Bir tane.”
Defne gözlerini kapadı.
Evren onunla kişisel olarak uğraşıyordu artık.
Arda dudaklarını birbirine bastırdı.
Gülmemeye çalışıyordu.
Başarısızdı.
“Bunu komik bulursan seni öldürürüm.”
Arda valizini alırken tamamen ciddi bir sesle konuştu.
“Defne.”
“Ne?”
“Şu an hayatımın en iyi günlerinden birini yaşıyorum.”
Defne çantasını omzuna geçirip yürümeye başladı.
“Sen korkunç bir insansın.”
Arda arkasından rahatça geldi.
“Ve sen şu an aşırı panikliyorsun.”
“Paniklemiyorum.”
“Biraz hızlı yürüyorsun.”
“Çünkü seni boğmamak için uzaklaşmaya çalışıyorum.”
Arda kahkahaya boğuldu.
Lobideki insanlar dönüp onlara baktı.
Defne yüzünü kapattı.
“Allah kahretsin.”
Asansöre bindiklerinde ikisi de birkaç saniye sustu.
Küçük alan.
Yakın mesafe.
Fazla yakın mesafe.
Defne telefonuna bakıyormuş gibi yaptı.
Arda duvara yaslanmış onu izliyordu.
Sessizce.
“Bakmayı bırak.”
“Hayır.”
“Arda.”
“Efendim?”
Defne sonunda ona döndü.
“Bu kadar keyif alman normal değil.”
Arda bir adım yaklaştı.
Çok değil.
Ama yeterliydi.
“Birlikte aynı odada kalacağız.” Sesi düştü. “Bundan keyif almamı beklemiyor musun?”
Defne’nin nefesi dağıldı.
Çünkü Arda bazen bunu yapıyordu.
En sıradan cümleyi bile insanın bütün düşünce sistemini bozacak hale getiriyordu.
Asansör kapısı açıldı.
Defne hızla dışarı çıktı.
Arda peşinden yürüyordu.
Bu tatil sonunda ya birbirlerini öldüreceklerdi…
Ya da gerçekten âşık olacaklardı.