3. bölüm · Yanlış Düğünde Doğru Yalan
Bölüm 3
Defne akşam yemeğine gitmeden önce tam kırk dakika boyunca dolabının önünde durdu. Bu, normalde önem verdiği bir şey değildi. Ama bu normal bir akşam değildi. Çünkü insan sahte sevgilisinin ailesiyle tanışmaya giderken yanlış kıyafet seçmek istemiyordu. Bu cümlenin saçmalığı bile başlı başına yorucuydu.
“Gitme o zaman,” dedi Zeynep yatağın üstüne uzanmış halde.
Defne siyah elbiseyi yatağa fırlattı.
“Bunu söylemek için mi geldin?”
“Hayır. Seni canlı görmek için geldim. Çünkü bu adamın annesi seni kaçırıp oğluyla evlendirebilir.”
Defne gözlerini devirdi.
“Abartıyorsun.”
“Defne.” Zeynep doğruldu. “Adam sana sabah çiçek gönderdi.”
Defne istemsizce salondaki vazoya baktı. Beyaz şakayıklar. Kartın üstünde yalnızca tek cümle vardı. “Umarım annem seni korkutmaz.” İmza bile yoktu. Gerek de yoktu zaten.
“Bu romantik değil,” dedi Defne savunur gibi. “Bu manipülasyon.”
“Tatlı manipülasyon.”
“Zeynep.”
“Tamam, susuyorum.”
Beş saniye sustu.
“Bu arada adamın fotoğraflarına baktım.”
Defne derin bir nefes aldı.
“Elbette baktın.”
“Çok sinir bozucu derecede zengin görünüyor.”
“Harika.”
“Bir tane İtalya fotoğrafı vardı—”
“Telefonunu ver.”
“Vermiyorum.”
Defne sonunda krem rengi sade bir elbise seçti. Ne fazla iddialıydı ne fazla resmi. Aynada kendine baktığında yalnızca yorgun görünüyordu. Belki de sorun buydu. Uzun zamandır biriyle tanışacak heyecanı hissetmiyordu. Çünkü insanlar yorucuydu. İlişkiler daha da yorucuydu. Ve Defne bir adamın hayatına girmenin, zamanla onun hayal kırıklığına dönüşmek anlamına geldiğini düşünmeye başlamıştı. Kapı zili çaldığında düşüncelerini bıraktı. Kalbi anlamsız şekilde hızlandı.
“Ben açarım!” dedi Zeynep.
“Hayır, sakın—”
Çok geçti. Zeynep kapıyı açtı. Sonra birkaç saniyelik ölüm sessizliği oldu.
“Vay canına,” dedi Zeynep sonunda. “Gerçekmiş.”
Defne gözlerini kapadı.
“Senin adına özür dileyemem artık.”
Arda kapının önünde durmuş gülüyordu. Bu adamın sürekli gülümsemesi yasal olmamalıydı. Bugün lacivert gömlek giymişti. Kollarını dirseğine kadar kıvırmıştı ve sanki reklamlardan çıkmış gibi görünüyordu. Defne’nin sinirini bozan şey, bunun farkında değilmiş gibi davranmasıydı.
“Merhaba,” dedi Arda.
“Hayır,” dedi Defne otomatik olarak.
Arda kaşını kaldırdı.
“Daha hiçbir şey söylemedim.”
“Önlem alıyorum.”
Zeynep araya girdi.
“Ben Zeynep.”
“Arda.”
İkisi tokalaştıktan sonra Zeynep Defne’ye öyle bir baktı ki Defne içinden onun arkadaşlığını sonlandırmayı düşündü.
“Tamam,” dedi Zeynep ciddi bir sesle. “Seni onaylıyorum.”
“Kim sana söz hakkı verdi?” dedi Defne.
“Ben kendi kendimi yetkilendirdim.”
Arda kahkaha attı. Adamın yanında herkes gereğinden fazla rahat hissediyordu. Arabaya bindiklerinde birkaç dakika sessizlik oldu. İstanbul akşam trafiği camların ardından ağır ağır akıyordu. Şehir sarı ışıkların içinde yorgun görünüyordu. Boğaz boyunca uzanan yolun kenarında insanlar yürüyordu; bir yerlerde vapur düdüğü duyuldu. Defne camdan dışarı baktı.
“Kaç kardeşsiniz?”
“Bir abim var.”
“Evli mi?”
“Mutlu görünmeye çalışıyor.”
Defne istemsizce güldü. Arda kısa bir bakış attı ona.
“Gülünce daha az tehditkâr görünüyorsun.”
“Ben tehditkâr değilim.”
“Defne, ilk tanıştığımızda eski sevgilini gözlerinle öldürmeye çalışıyordun.”
“Başarılı oldum mu?”
“Hayır. Ama dürüst olmak gerekirse biraz korktum.”
Defne dudaklarını bastırdı. Arda birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra daha yumuşak bir sesle konuştu.
“Gerçekten iyi misin?”
Defne ona baktı. Beklemediği şey buydu. İnsanlar genelde boş sorular sorardı. “İyi misin?” deyip cevabı dinlemezlerdi. Ama Arda dinliyormuş gibi bakıyordu. Bu tehlikeliydi. Defne bakışlarını kaçırdı.
“İyiyim.”
Arda bir şey demedi. Ama inanmadığı belliydi.
—
Yirmi dakika sonra Defne kendini Demir ailesinin yalısının önünde buldu. Ve gerçekten… insanlar bu kadar büyük evlerde yaşamamalıydı.
“Bu ev mi?”
Arda kontağı kapattı.
“Maalesef.”
“Burada yankı oluyordur.”
“Çocukken kayboluyordum.”
Defne istemsizce güldü. Kapı açılmadan önce derin bir nefes aldı.
“Bak,” dedi Arda sakin bir sesle. “Gerçekten rahatsız olursan istediğin an gideriz.”
Defne başını çevirdi. Adam ciddi görünüyordu. Bir anlığına o rahat, alaycı tavrı tamamen kaybolmuştu. Yerine yalnızca dikkatli biri kalmıştı. Bu hiç yardımcı olmuyordu. Çünkü Defne adamı yalnızca komik bulsaydı işler kolay olurdu. Ama nazik erkekler… Onlar insanın dengesini bozuyordu. Kapı açıldı. Ve yaklaşık ellili yaşlarında, şık giyimli bir kadın hızla dışarı çıktı.
“DEFNE!”
Defne daha ne olduğunu anlayamadan kadın ona sarıldı. Bildikleri tek şey birbirlerinin adıydı. Bu kadın neden ona aileden biri gibi davranıyordu?
“Çok güzelsin,” dedi kadın geri çekilip Defne’nin yüzüne bakarak. “Arda seni fotoğraflardan daha kötü anlatmış.”
“Anne.”
“Ne? Kız fazla güzel. İnsan hazırlıklı olmak istiyor.”
Defne kahkahasını zor tuttu.
Kadın döndü.
“Ben Nermin.”
“Defne.”
“Nihayet.”
Arda usulca Defne’ye eğildi.
“Sana korkutucu demiştim.”
Defne kısık sesle cevap verdi.
“Bu kadın beni evlat edinmeye çalışıyor.”
Nermin duymuş gibi döndü.
“Evlilik daha mantıklı.”
Defne öksürdü. Arda kahkahayı bastı. Ve Defne o anda korkunç bir gerçeği fark etti. Bu akşam çok uzun geçecekti.
