1. bölüm · Yanlış Düğünde Doğru Yalan

Bölüm 1

Buse ATEŞ

Bir insanın eski sevgilisinin düğününe gitmesi için yalnızca iki sebep vardı. Ya hâlâ âşıktı… Ya da hayatı yeterince kötü gidiyordu. Defne’nin durumunda ikisi de geçerliydi.
“Gülümse biraz,” dedi en yakın arkadaşı Zeynep, dişlerinin arasından konuşarak. “Dışarıdan bakınca sanki damadı zehirlemeye gelmişsin gibi görünüyorsun.”
Defne şampanya bardağını kaldırıp sahneye baktı.
“Henüz karar vermedim.”
Boğaz’daki tarihi otelin balo salonu altın ışıklarla parlıyordu. Tavandan sarkan kristal avizeler, canlı müzik, pahalı parfümler, yapay kahkahalar… İstanbul sosyetesi burada toplanmıştı sanki. İnsanların çoğu birbirine gülümsüyor ama gözleriyle birbirini parçalıyordu. Defne bu ortamları tanıyordu. Kendisi de yıllarca böyle masalarda oturmuştu. Kusursuz makyajlar, ölçülü kahkahalar, “ay canım tabii görüşelim” deyip asla görüşmemeler… Yalnızca bugün farklıydı. Bugün eski sevgilisi evleniyordu. Üstelik Defne’den yalnızca sekiz ay sonra tanıştığı kadınla.
“Erkekler gerçekten etkileyici canlılar,” dedi Defne sakin bir sesle. “Bir ilişkiyi mahvedip sonra ruh eşlerini bulmuş gibi davranabiliyorlar.”
Zeynep kahkahasını bastırdı.
“Sana bir şey söyleyeyim mi? Şu an korkutucu derecede sakinsin.”
Defne gözlerini sahneye çevirdi. Mert smokinin içinde hâlâ çok yakışıklıydı. Bu sinir bozucuydu. İnsanların kalbini kırınca otomatik olarak çirkinleşmeleri gerekiyordu. Evrenin adalet sistemi kesinlikle sorunluydu. Bir anlığına Mert’in bakışları kalabalığın arasında Defne’ye kaydı. Ve durdu. İşte o an Defne’nin içinde küçücük, zehirli bir tatmin hissi kıpırdadı. Çünkü bazı erkekler sizi kaybettiklerini ancak başka biriyle gülerken gördüklerinde anlardı. Sorun şuydu:
Defne’nin yanında gerçekten biri vardı. Hem de yanlışlıkla.
“Şimdi beni dikkatlice dinle,” dedi yanındaki adam sakin bir sesle. “Birazdan yaşlı bir teyze gelip bize ne zamandır birlikte olduğumuzu soracak. Sen de panik yapmadan gülümseyeceksin.”
Defne başını ona çevirdi.
“Affedersiniz?”
Adam şampanya kadehini kaldırmadan konuşmaya devam etti.
“Çünkü üç dakikadır bana eski sevgilini öldürmek isteyen bir kadın gibi bakıyorsun ve ailem bunu romantik sanmaya başladı.”
Defne birkaç saniye konuşamadı. Adam uzundu. Koyu renk takım elbisesinin içinde fazla rahat görünüyordu. Ceketinin kolunu hafifçe sıvamıştı; pahalı saatine rağmen o tip zengin erkeklerin yapay kibri yoktu üzerinde. Asıl sinir bozucu olan şeyse gözleriydi. İnsanla dalga geçiyormuş gibi bakan gözler.
“Bir,” dedi adam.
Defne kaşlarını çattı.
“Ne?”
“Üç saniye içinde teyzemiz geliyor.”
Gerçekten de beyaz saçlı, aşırı meraklı görünümlü bir kadın hızla onlara yaklaşıyordu.
“Arda!” dedi kadın heyecanla. “Sonunda sevgilin olduğunu duydum!”
Defne dönüp adama baktı. Adam hiç utanmadan gülümsedi.
“Tanıştıralım o zaman.”
Defne hayatında birçok kötü karar vermişti. Üniversitede kakül kestirmek. Mert’e ikinci şansı vermek. Gece iki buçukta internetten pilates matı sipariş etmek. Ama şu anda yaptığı şey muhtemelen ilk üçe girerdi. Çünkü kadın onlara yaklaşırken Defne refleksle gülümsedi. Ve adamın koluna girdi.
“Merhaba,” dedi Defne kusursuz bir ses tonuyla. “Ben Defne.”
Adam gözlerini ona çevirdi. Sanki bu oyunu onun kadar hızlı oynayabilmesine şaşırmış gibiydi. Sonra eli Defne’nin beline yerleşti. Rahat. Doğal. Tehlikeli derecede doğal.
“Teyze,” dedi adam sakin bir gülümsemeyle. “Bu da sevgilim.”
Defne’nin içinden geçen ilk düşünce şuydu: Tamam. Güzel. İkinci düşünceyse biraz daha problemdi. Çünkü adamın eli belindeyken… Uzun zamandır ilk kez gerçekten birine yakın durduğunu fark etmişti. Ve bu, eski sevgilisini görmekten çok daha korkutucuydu.

Yirmi dakika sonra Defne hâlâ aynı yalana devam ediyor olacağını bilmiyordu. Ama olaylar kontrolden çıkmaya başlamıştı.
“Yani nasıl tanıştınız?” diye sordu başka biri.
Defne ağzını açtı. Adam ondan hızlı davrandı.
“Kahve yüzünden.”
Defne döndü.
“Kahve mi?”
Adam hiç bozulmadan devam etti.
“Bana çarptı. Kahvemi üzerime döktü. Sonra suçlu hissettiği için numarasını verdi.”
Defne gözlerini kıstı.
“İnanılmaz. Çünkü benim hatırladığım versiyonda sen bana çarpmıştın.”
Adam gülümsedi.
“Bak? Hâlâ ilk kavgamızı unutamıyor.”
Masadaki insanlar güldü. Defne de güldü. İşin korkunç tarafıysa… eğlenmeye başlamış olmasıydı. Adamın adı Arda Demir’di. Oteller zinciri olan bir ailenin küçük oğluymuş. Zeynep bunu kulağına fısıldadığında Defne’nin verdiği ilk tepki şu olmuştu:
“Harika. Bir zengin daha. Tam ihtiyacım olan şey.”
Ama Arda beklediği gibi biri çıkmamıştı. Fazla rahattı. Fazla komikti. Ve Defne’yi sinirlendirecek kadar dikkatliydi.
“Eski sevgiline bakmayı bırak,” dedi Arda bir ara sessizce.
Defne hemen başını çevirdi.
“Bakmıyordum.”
“Tabii.”
“Bakmıyordum.”
Arda şampanyasından bir yudum aldı.
“Bir insanın aynı yöne dakikada on iki kez bakmasının bilimsel bir açıklaması vardır diye umuyorum.”
Defne istemsizce güldü. Küçük bir gülüştü. Ama gerçekti. Arda bunu fark ettiğinde yüzündeki ifade yumuşadı. O küçücük an bir anda gereğinden fazla samimi hissettirdi. Defne hemen bakışlarını kaçırdı. Çünkü bazı adamlar tehlikeli değildi. Bazıları daha kötüydü. Bazıları insana yeniden iyi hissedebileceğini hatırlatıyordu. Ve Defne uzun zamandır bununla uğraşmak istemiyordu.