10. bölüm · Vampir Köylü

9. Bölüm: Melike değil, Melike İpek

Zynep .

Meydandaki masadaydık. Kerem, ben birde lanetlenmekten yorulmuş, yaşlı ruhlarımız...

Hemen yanımızda İdil'in 2 gün önce can verdiği yer, evet burası meydan. Uykumda bile yaşadığım o anın yaşandığı yerdeyiz. Başkaları için sadece bir anı olan ama benim defalarca öldüğüm yerdeyiz. İçinden asla çıkamadığım ve belkide hiç çıkamayacağım o yerdeyiz.

Yine o günkü gibi masadaydık ama etrafımızdaki yangın benim öfkemden ibaretti.

Yine o günkü gibi masadaydık ama yanımızda neşesiyle bize umut olan İdil yoktu.

Ve yine o günkü gibi masadaydık ama bu sefer Kerem'in karşısında kuzeni Melike yoktu. Düşmanı Melike İpek vardı.

şuana kadar hep kendimi Melike olarak görmüştüm. Melike benim güçlü yanımdı, İdil'i koruyup kollayan ve her şeye rağmen dimdik duran tarafımdı. İpek ise asla kabullenemediğim o yanımdı, nazik zarif ve kibar. İpek benim saf yanımı temsil ediyordu ve ben bu hayatta kendimi hiç ipek olarak görmemiştim. ama bugün Melike'yle ve ipek'le, iki yanımla, tüm özelliklerimle ve tüm duygularımla buradaydım.

Artık Kerem'in karşısında kendini Melike diye tanıyan ve tanıtan biri değil, İpek ismini kabullenmiş ve tüm benliğiyle gurur duyan bir kadın duruyordu.

"Beni dinlediğin için teşekkür ederim." Kerem ilk baş söze mahcupluğunu belli eden bir tavır ve cümleyle başlamıştı ama benim gardımı indirmeye niyetim yoktu. "Henüz dinlemedim, anlatacak mısın artık?"

Kerem onu terslememe aldırmadan derin bir nefes aldı. Bu nefes ikimizin sandığındanda derindi çünkü yılların pişmanlığını, heyecanını, dostluğunu ve acılarını taşıyordu. Her ne kadar ben hatırlamasamda.

"Pekala," diyerek başladı söze. "Sen komadan uyanmadan İdil ile bir plan kurduk, onu asıyormuş gibi yapıp kaçıracaktım ama sen uyanınca seni de dahil etmek zorunda kaldık. Başlarda planladığımız gibi önce İdil'i kaçırıp sonrada aynı şekilde seni kaçıracaktık ama Zümra bizden şüphelendiği için İdil'in herkesin önünde asılmasına karar verdi. Bende senin ve kendimin canını kurtarmak ve şüphesini gidermek için kabul ettim."

İçimden tüm nefretimi kusmak, ellerimle onu boğmak geliyordu ama yapmadım. Sadece sustum.

Bizim için İdil'i kurban etmesine rağmen, ona hiç acımamasına rağmen sustum.

İdil ilk ihanetini buraya geldiğinde değil idam sehpasına çıktığında yaşamıştı. Bense bunu dahi yeni öğreniyordum. Günlerce, yıllarca hatta ömrüm boyunca Kerem'in İdil'i bizim için kurban etmesini düşünecektim ama bunu içimde yaşamalıydım.

"Bir şey demeyecek misin?" Kerem endişeyle karışık bir ses tonuyla sormuştu bu soruyu. Öncekine göre daha ciddi şekilde sorusuna cevap verdim. "Ne diyeyim? Canımı kurtardığın için teşekkür falan mı bekliyorsun?"

Kerem hayal kırıklığına uğramıştı. Belkide buraya gelirken onu anlamam umuduyla gelmişti ama bu umrumda değildi. Ben bu dünyada Kerem'i anlayacak en son kişiydim ve hep öyle kalacaktım.

Düşüncelerimin de getirdiği bir sinirle Kerem'e söz hakkı tanımadan tekrar konuştum. "Artık beni düşünüyormuş gibi yapmayı bırak, eğer gerçekten düşünseydin o gün yanımda doktoru öldürmezdin! İdil asılırken izlememe göz yummazdın ve ben burada defalarca ölürken zevkle beni izlemezdin!" Her kelime sonrası hem sinirim hemde ses tonum artıyordu. Artık içimde hapsettiğim öfkeyi tutamıyordum.

"Tamam" dedim sadece benim duyabileceğim bir sesle. "Sakin ol, sakin kalmalısın."

Derin bir nefes alıp tekrar sakin halime dönmeye çalıştım ama artık çok geçti. Sinirimi bir kez göstermiştim ve bir daha göstermemem çok zor olacaktı benim için.

Kerem bir yandan tırnaklarını avuç içine bastırırken bir yandan ne diyeceğini düşünüyordu. Birkaç saniyenin sonunda konuştu. "Evet size gerçekten ihanet ettim. Beni anlamadığınızı ve bana haksızlık ettiğinizi düşündüm ama en başından beri sizi kurtarmak için canımı tehlikeye attım. Sizin umrunuzda olmadı! Her zaman birbirinize sahip çıkıp beni arka plana attınız."

Kerem'in seside hiddetlenmişti ve artık pişmanlıktan çok bıkkınlık barındırıyordu. Yıllardır bıktığı bir durumu dillendiriyormuş gibiydi.

İkimizde sinirlerimize yenik düşmüş şekilde birbirimizin karşısındaydık. Sinirimiz, merhametimiz, geçmişimiz ve geriye kalan her şeyimizle buradaydık. Ve ben ilk defa Melike İpek olarak her şeyimle birinin karşısında duruyordum.

"Bu doğru değil!"

Kerem inkarıma aldırmadan devam etti. Bana cevap verme gereği dahi duymamıştı. "Buraya ilk geldiğinizde sizi kurtarmak için hayatımla karşı karşıya geldim, İdil bunu biliyordu ama sana söylemedi. Hatta biliyor musun bence kendisinin bile umrunda değildi! Siz buradan çıkmak için plan yaparken ben sizin için neler çektim biliyor musun?" Kerem'in siniri artarken yağmur şiddetide artıyordu. Artık Kerem son raddedeydi, benim konuşmama fırsat vermeden kendi sorularına bile kendisi cevap veriyordu ama ben onu bölmeden dinlemeyi seçtim. Her zaman yaptığım gibi susmayı seçtim.

"Tabii ki bilmiyorsun! Çünkü senin tek yaptığın şey kendi canın için savaşmaktı. Artık kendini istediğin kadar savaşa verebilirsin çünkü ben seni tutmaktan ve yaşatmaktan yoruldum.
Sadece siz yaşayın diye iki yöneticiyi tehtid ettim, hastanede çalışan bir doktorun ölümünü izledim, ikinizden birinin ölümüne karar verdim ve kuzenimi kendi ellerimle toprağa gömdüm. Ben idil'i gömerken sen ne yapıyordun İpek?"

Sustum.

Bana bilerek İpek demişti. Melike ismini güçle bağdaştırdığımı ve İpek olduğumu asla kabul etmediğimi biliyordu. Bugün bana İpek diyerek aslında güçsüz yanımı vurgulamıştı.

"Susacaksın her zaman yaptığın gibi, söylemen gereken her şeyi yutacaksın yine ama bu sefer umrumda değil!Sen susarsan ben söylerim gerçekleri." Gözlerinden izinsiz şekilde akan yaşlarını silerken elleri yetersiz kalmış beyaz kazağı kullanmak zorunda kalmıştı.

"Ben İdil'i gömerken sen bana bakıp ağlıyordun. Ben ağlayamadım bile İpek. Bu ne demek biliyor musun? Ona ihanet ettiğim için ağlamayı kendime layık görmedim, ben ancak onun mezarını kazan kişi olabilirdim çünkü."

Bizim için bu kadar şey yaptığını bilmiyordum, bilemezdimde. Bunu bir tek İdil bilebilirdi ama bana söylemediği için onu suçlamayacaktım. ben Kerem'in aksine İdil'e ihanet etmeyecek ve onu savunacaktım.

Kerem de benimle aynı şeyleri düşünmüşcesine bu seferde İdil'den konuşmaya başladı.

"İdil'in ölmemesi için elimden geleni yaptım hatta İdil'in yaşamasını senden bile fazla istedim ama ilk o bana ihanet etti. Seni bana karşı doldurdu, Benden nefret etmeni sağladı. Bende onun ihanetine dayanamayıp İdil'i bizim için feda ettim. Hala her gece pişman oluyorum ama bu gerekiyordu çünkü İdil sana da ihanet edecekti! Onu ben durdurdum."

Hözlerim yaşarırken aklım ve kalbim sorguluyordu. 'hayır' dedi kalbim içinde buruk bir hisle 'O sana ihanet etmezdi, o senin kardeşin'.
Beynim ise kalbimi susturmaya çalışıyordu. Kendini haklı çıkarmak için benimle oyun oynuyordu. 'O bir hain, sana bildiklerini neden anlatmadı? Sizi buradan o kurtarcakken neden Kerem'den nefret etmene izin verdi? Yoksa kurtulmanı istemiyor muydu?'

Kafamdaki sorular birbirini tekrarlarken bir Kereme birde İdil'i son gördüğüm, kokusunu son kez içime çektiğim yere bakıyordum. Hala İdil'in kanı oradaydı. İki gündür yağmur yağmadığı için kurumamıştı ama lekeleri ve kokusu belli oluyordu.

Kerem'e inanmak istemiyordum. Sadece İdil'in intikamını almak istiyordum ama beynim buna engel oluyordu. Kalbim ve beynim arasındaki çatışma giderek büyüdüğünde artık bunu içimde saklayamadığımı farkettim. Nefesim sıklaşmış, kalp ritmim hızlanmıştı.

Kerem içimdeki çatışmayı farketti ama bana acımadan sözlerine devam etti.

"İdil vampirin kim olduğunu biliyordu, ama sana söylemedi. Çünkü o sana ihanet etti! o gün cafede seni öldürmek istedi ama yapamadı ama her zaman seni öldürmek için zaman kolladı. anlasana, İdil seni öldürmek istiyordu."

Nereye bakacağını bilemeyen gözlerim tek bir noktaya, Kerem'e odaklandı. Onun söyeldiklerinin yalan olmasını diliyordum ama çatışmayı beynim kazanıyor gibiydi.

Kalbim Kerem'e inanmamak için ısrar ediyordu.
'İdil seni niye öldürmek istesin ki? Kerem senin kafanın karışmasından yararlanıyor, '
Beynimse artık kalbimle değil bizzat benle konuşuyordu.
'İdil cafeden en son çıkanların ikiniz olduğunu söyledi, ondan başka kim seni bayıltmış olabilir? İdil seni gerçekten düşünseydi Kerem'in evine kaçmanıza izin vemezdi, İdil seni gerçekten sevseydi gerçekleri kendi içinde tutmazdı.'

Ve ben yine kalbimi dinledim. İlk kalbimin sesiyle baş başa bıraktım Kerem'i. "İdil beni niye öldürmek istesin ki? Benim kafamın karışmasından yararlanıyorsun. "

"Seni öldürmek istiyordu çünkü bu oyunu oynayıp sona kalmak istiyordu, böylece yönetici olup asıl gizemi öğrenecekti ve gizemle tehtid ederek yanındaki yöneticilere istediğini yaptırabilir.İdil aptal bir gizem uğruna ikimizede ihanet etti."

Artık Kerem'in söyledikleri mantıklı geliyordu. Kalbimin sesi yavaş yavaş kesilirken beynim zafer ilan etmişti. Kalbim ihaneti kaldıramamıştı, beynim ise kalbimi umursamadan İdil'e kin besliyordu.

Özlem ve kin.

Ölüm ve yaşam arasında bir yerdeydim ve doğrularımla gerçeklerim çatışıyordu. ama hangi tarafın doğru hangi tarafın gerçek olduğunu dahi bilmiyordum.

Ben kendimle baş başa kalmışken varisler masayı teker teker doldurmaya başladı. Kahvaltı saati gelmişti.

Kerem, Zümra ve Ateş'in yanına geçti. Deren ve Oxana da iki yanıma oturdular.

Normalde sağımda İdil solumda melih öncü oturuyordu ama iki günde ikiside boşalmıştı. Oxana ve Deren de bundan yararlanıp yanıma oturmuşlardı.

Ben yağmurdan sırılsıklam olmuş durumdaydım, o kadar ıslanmıştım ki gözlerimden akan damlaların gözyaşım olduğu bile anlaşılmıyordu.

"Melike, iyi misin?"

Konuşan Oxana'ydı. ona dönerek gülümsedim ama bu samimiyetten çok uzak bir gülümsemeydi. "Melike değil, Melike İpek" diye düzelttim onu. Deren söylediğime ve tavırlarıma şaşırmış gözüküyordu ama Oxana"ya gözüyle işaret verip beni rahat bırakmayı seçti.

Yine kendi başımaydım. Masada benim haricimde 18 kişi vardı ama ben tektim. Doğrularımla ve yanlışlarımla, bildiklerimle ve bilmediklerimle, tüm acım ve yalnızlığımda masada tektim.

Yalnızlığımın beraberinde getirdiği düşünceler peşimi bırakmıyordu, bırakmayacaktı da.

Sadece Kerem'in beni sırtımdan bıçakladığını sanarken İdil beni tam kalbimden bıçaklamıştı. İdil'in sapladığı bıçak acı vermiyordu. Asıl acı veren bıçak tutan elin sahibiydi.

Artık o kadar çok acı çekiyordum ki ölmeyi diliyordum. Tek istediğim ölmek ve İdil'in yanına gitmekti. Sapladığından bile emin olmadığım o bıçağı düşünmeden meleğime sarılmak istiyordum. Tamamen yıkılmış durumdayken kardeşimin beni kaldırmasını istiyordum. Üstelik ben onu kaldırmaya söz vermişken.

Peki bu denli yıkılmışken kime güveneceğime nasıl karar verecektim?
Kerem'e güvenecek miydim?
Ya Oxana ve Deren? Onlara güvenmeli miydim?
Ölmesine rağmen İdil'e kin mi besleyecektim yoksa sonuna kadar ona sadık mı kalacaktım?

Doğrularım ve yanlışlarım birbirine girmişken kendi doğrularımı baştan yaratmak imkansızdı bu yüzden her şeyi yalanlayacaktım.

Kimseye güvenmeyecektim.
Kerem'i hayatımdan silecektim. Zaten oda artık bana güvenmemeyi seçmişti.
Oxana ve Deren'e buradan çıkmak için güvenecektim ama bağlanmayacaktım.
İdil'i bir daha düşünmeyecektim, ona ne kin ne özlem besleyecektim.

Ve son olarak tüm bu yeni kararlarımın beni buradan çıkarması umuduyla savaşacaktım.

"Cansu Aktaş'a oy ver." sesin sahibi Bora'ydı. Lafı fazla uzatmadan başımla onayladım. "Vampire dair bir şey bulabildiniz mi?" Bora benimle konuşmakta ısararcıydı. Onu rahat rahat başımdan savamayacağımı anlayıp arakama döndüm. Benimle aynı anda Oxana ve Derende Bora'ya döndüler. "Dün ağlamakla meşgüldüm ve önümüzdeki günlerdede devam edebilir. Bu yüzden beni rahatsız etmesen iyi edersin." dedim ve sinir bozucu şekilde gülümsedim.

Oxana ve Deren kendilerini gülmemek için zor tutuyorlardı buna rağmen Bora'ya bunu farkettirmediler bile.

Bora sinirlenmişti ama beni kaybetmeyi göze alamazdı. "Seni anlıyorum ama intikam için toparlanmalısın Melike" dedi. ona küçümseyici bir tavırla baktığımda kendini dahada zor tutar hale geldi. "Melike değil, Melike İpek. Ayrıca intikam alacağımı nerden çıkardın? Ben sadece eğlence olsun diye oynuyorum."

Düne göre söylediklerim ve tavırlarım çok tersti ve Bora'nın da asıl sinirlendiği şey buydu. Onun sinirlenmesi de beni daha çok tetikliyordu.

Gıcık tavrımdan ödün vermeyerek gözümle onun sandalyesini işaret ettim. Bu kibarca 'git başımdan' demekti.

Bora yumruğunu sıkarak yerine geçerken Deren ve oxana kendilerini sıkmayı bırakıp rahat bir nefes verdi. Deren omzuyla omzuma vurup "Çok güçlü bir kadın olduğunu söylemiş miydim Melike?" dedi ardından benden önce kendini düzeltti "Melike İpek."

Ona gülümseyerek baktığımda bu sefer Oxana konuştu. "Bugün akşam yemeğinden sonra evinin kapısını kitleme. Vampir, ben ve Deren geleceğiz. Artık oyun başlıyor, tanışmalısınız."

'artık oyun başlıyor' Oxana'nın sözlerini içimden tekrar ederken yüzüme sinsi ama gururlu bir gülümseme oturdu.

Artık oyun başlıyordu ve ben oyunda yeniden doğmuştum. Artık ne İdil ne Kerem vardı.

Artık ben, Deren, Oxana ve bugün tanışacağım o kişi, vampir vardık.