Vampir Köylü kitap kapağı

12. bölüm / 22

Vampir Köylü

11. Bölüm: Kalp mi Beyin mi?

Vaveyla Yazarı: Zynep .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 22Şu an: 11. Bölüm: Kalp mi Beyin mi?

İdil ve beni gördüm. Odanın köşesinden sanki bir kamera gibi olan bitene bakıyordum. Buraya geldiğimiz ilk gündü. Ben yatmış uyuyordum İdil ise başımda uyanmam için bana yalvarıyordu. Elleri bağlıydı, yapacak hiçbir şeyi yoktu. Çaresizce benim uykunun ellerinden sıyrılıp gözlerimi açmamı bekliyordu.

Bu bir rüyaydı hissediyordum.

Kendimi gördüm, uyanıyordum. İdil'i öyle görünce dehşete uğramıştım. Önce odayı inceledim. Sonra İdil'i çözdüm ve meydana inmek için odadan çıktım. İdil'se ben çıktığımda kameraya, yani bana yaklaştı. "Bunu bana neden yaptın?" dedi hüzünlü bir sesle. Yüz ifadesi ise sesine çok tersti. Korkunç şekildi sırıtarak direk gözlerimin içine bakıyordu.

Terlediğimi hissettim. Bir yutkunma sesi geldi. ardından ürkünç kahkaha ve ağlama sesleri.

İdil'e aynı kamera gibi üstten bakıyordum. İdil de başını kaldırmış korkunç bakışlarıyla benim cevabımı bekliyordu. Konuşmak istedim, ama yapamadım. Aynı komadaki gibi hissediyordum kendimi.

İdil benim cevap vermeyeceğimi anlayıp konuşmaya başladı ama sesi çatallıydı ve korkunç derecede derinden geliyordu.

"Gördün değil mi? Ben seni bu odada çaresizlikle bekledim, sen beni bekledin mi?"

Birden görüntüler bulanıklaştı ve sanki etrafı bir sis kapladı. Odadaki eşyalar bir bir bulanıklaşarak yok olurken yerine yeni ve farklı bir ortamda buldum kendimi.

Bu sefer ruh gibi görüyordum her yeri. Hiçbir şey net değildi ama tüm görüntüler anlaşılabiliyordu. ahastane odasındaydık. İdil baş ucuma oturmuş bana sıkılmıyayım diye şarkı söylüyordu. Sesi o kadar güzel ve huzur vericiydi ki...

İdil söylediği şarkının sonlarına gelirken benim bağlı olduğum makinede alarmlar ötmeye başladı. İdil şarkı söylemeyi bırakıp doktorlara bağırmaya başladı. Bir yandan doktor çağırırken bir yandan üşümeyeyim diye üstündeki montla beni ısıtmaya çalışıyordu. Makinedeki yaşam değerlerim giderek düşerken doktorlar beni aldı ve başka bir yere götürdüler. İdil ise diz çöküp arkamdan ağlıyordu.

Ardından birden gözyaşlarını silip ayağa kalktı ve bana doğru yaklaştı. Doktorlar beni farketemezken o beni görüyor ve benimle doğrudan göz teması kuruyordu.

Aramızda bir kaç adım kaldığında yüzüne bir tebessüm oturdu, az önceki korkunç tebessümdü bu. "Gördün değil mi? Ben senin için endişlendim, sen benim için hiç endişelendin mi?" Sesi o güzel şarkı söylerken ki haline hiç benzemiyordu artık çatallı ve derindi. Çatallı sesiyle aynı şarkıyı söylemeye başladı. Ses giderek uzaklaşırken etraf karanlıklaştı ve tekrar aydınlandığında meydandaydık.

Bu sefer kendi gözümden görüyordum her şeyi. Yanımda İdil vardı ve elimi tutuyordu. Bir söz verdi bana, buradan beraber çıkacağımızın sözü. Bu anı tekrar izleyip asla gerçekleşmeyeceğini bilmek içimde yarım kalan tarifsiz bir his yaratmıştı.

O sırada bir ses duyuldu. "İdil Çakıl" ve gökyüzü sanki bunu bekliyormuş gibi tüm sinirini yeryüzüne bıraktı. Bardaktan boşalırcasına yağan yağmurun altında kardeşimi zorla elimden aldılar, hemde bir daha geri vermemek üzere.

İdil son nefesini verirken benim adımı sayıklıyordu ama ben bunu o gün farketmemiştim. Aynı anı ikinci defa yaşamama rağmen bazı detayları yeni farkediyordum.

İdil son nefesini verdiğinde onun yanına koştum ve saçlarını okşadım. Ellerimde gerçekten saçlarını hissediyordum. Saçlarının yumuşaklığını ve elimden dökülürken duyduğum hüzünü hatırlıyordum. O zaman da şuankiyle tıpa tıp aynı şeyleri hissetmiştim.

Kalbimin içinden bir duygum kopup gökyüzüne yükseldi, kardeşlik.

Ben gökyüzüne bakarken İdil'in saçları birden canımı yakmaya başladı. Ateşten sıcak, kılıçtan keskin bir hale gelmişti. Ben İdil'den kendimi uzaklaştırmaya çalışırken o ayağa kalktı ve yine o korkunç haline büründü.

Ben ondan kaçmak için geriye doğru adım atarken oda bana yaklaşmak için üstüme doğru yürüyordu. Adımları hızlanırken konuşmaya başladı. "Nen son nefesimde bile senin adını sayıkladım, sana güvendim."

Ben nefes nefese kalmışken sadece birkaç saniyeliğine durup çaresiz halime baktı ama aldırış etmeden sözlerine devam etti. "Sen bana güveniyor musun?" onun bu sorusu karşısında çaresizliğim ikiye katlanmıştı.

İki saniye önce konuşmak için can atarken şuan susmak için her şeyimi verirdim.

İdil üstüme gelirken ben yere düşmüş şekilde onun bana yaklaşmasını izliyordum. yavaş yavaş gözlerim dolarken İdil bana dahada yaklaşıyordu. Ayak sesleri kulağımı çınlatmaya başladığında gözlerimi sıkıca kapatıp ellerimi saçlarıma geçirdim.

Bir an önce bu kabustan uyanmayı dilerek gözlerimi daha sıkı yumdum ve gözlerimi açtığımda gerçekten rüyam sona ermişti ve gözlerimi yatağımda açmıştım.

Nefes nefese kalmıştım ve her yerim ter içindeydi. Saçlarım daha yatarken kupkuruyken şuan terden dolayı sırılsıklam olmuştu. Ellerimi ıslak saçlarımda gezdiriken bi taraftanda nefesimi düzene sokmaya çalışıyordum.

Birkaç dakikanın sonunda nefesimle beraber kalp ritmimde normale döndüğünde yorganı üzerimden atıp suyun gücüne inanarak kendimi duşa attım ama fayda sağlamamıştı.

Duşa girip çıkmama rağmen hala titriyor ve korkuyordum. Normalde olsa su tüm korkularımla beraber akıp giderdi ama bu seferki korkular bedenime değil kalbime işlemişti. Me su geçirirdi ne de başka bir şey.

Korkumun kalbimi terketmesinin tek yolu korkunun yerini başka güzel duygularla doldurmaktı, mesela dostluk gibi. Şuanda aradığım dostluğu sadece Deren veya Oxana'da bulabilirdim.

Deren'de Oxana'da bana aynı seviyede dostluk hissettiriyorlardı ama Deren benim korkularımla baş başa kalmamı, pişmanlıklarımla yüzleşmemi istiyordu. Oxana ise ne olursa olsun benim yanımda olmaya hazırdı bu yüzden şuan bana en iyi gelecek kişi oydu.

Belime kadar gelen saçlarıma aynada bir kez bakıp ev topuzu yaptım ardından dolaptan herkesin evinde olan sade siyah hırkayı üstüme geçirip evden çıktım.

Oxana'nın evinin nerede olduğunu bilmiyordum, Deren'inkinide öyle. Tek bildiğim şey Oxana'nın evinin meydanın arkasında kaldığıydı fakat Sibel Tekin'in evininde orada olması tesadüfü beni oraya gitmekten alıkoyuyordu. Gece saati tam biri öldürülecekken Sibel'in yani bir sonraki ölecek kişinin evinin yakınlarında gezersem tüm şüpheleri üstüme çekecektim.

Bunun olmasını istemediğimden Oxana'nın evini öğrenmek için Kerem'e gitmeyi seçtim çünkü bu kötüde olsa tek seçeneğimdi.

Mezalıkla Kerem'in evi arasında duruyordum. parmaklarımın arasında zil vardı ama henüz çalmaya cesaret edememiştim. Diğer elim ise cebimdeydi ve kendimi korumak için ne olur ne olmaz diye aldığım plastik bıçağı tutuyordum. Kerem'e güvenmediğim için her şeye karşı hazırlıklı olmalıydım.

Bıçağı parmaklarımın arasına alıp daha iyi kavrayarak zili çaldım. Kapının açılmasını beklediğim o birkaç saniye ömrümde birkaç yıla bedeldi.

Kapı açıldığında Kerem'i itekleyip sanki az önce korkan ben değilmişim gibi cesur adımlarla eve girdim. Kerem'i neden ittiğimi bile bilmiyordum, tamamen ani bir karardı.

Adımlarım durduğunda Kerem'e doğru döndüm, şaşkınlıkla bana bakıyordu. Beni beklemediği kesindi. Zaten bekliyor olması daha garip ve korkunç olurdu.

"Ne işin var burada? Bizim konuşmamız yasak!" Yasak mı? Nenim niye bundan haberim yoktu? Herçi zaten bu bana bir yasak değil öldül olurdu ama bu gibi saçmalıklara ayıracak vaktim yoktu. Hemen Oxana'nın evinin yerini öğrenip gitmeliydim.

"Yasak beni kesmez." dedim konuyu daha fazla uzatmak istemiyormuş gibi. Sağolsun canım kuzenimde bunu anlayıp direk konuya girmeye çalıştı. "Ne istiyorsun?" tabii ki ondan istediğimi hemen alacaktım ama birkaç laf sokmazsam kendimi iyi hissetmezdim.

"Kızma ya, odan hello kityli mi diye bakmaya gelmiştim." Kerem derin bir nefes alıp ellerini saçlarına geçirdi. Düne kadar benimle konuşmak isteyen Kerem şuan ona geldiğim için bana sinirleniyordu.

Ne dengesizlik ama!

"İpek saçmalama ve çık evimden hemen. Seni burada görürlerse asarlar. Anlamıyor musun, konuşmamız yasak." dedi dişlerini sıkarak. Anlamıyorumuş gibi ona baktım. "Niye yasak olsun canım, kuzenimle konuşuyorum bundan doğal ne var?"

Kerem sinirine hakim olmaya çalışarak "Hit" dedi "Sadece git." ona kırılmış gibi baktım. "Ama daha odana bakmadım, belki güzel manzarası vardır ne bileyim ağaç falan."

Kerem sinirden terleyen ellerini pantolonuna sildi. Neden bu kadar sinirlendiğini anlayamamıştm. Henüz onu çok sinirlendirecek bir şey söylememiştim, sadece bir şaka yapmama rağmen siniri gözlerinden okunuyordu.

"Mezar manzaralı" dedi. artık sesindeki sinir ve acele azalıyordu, kendisini dizginlemeyi basarmıştı. "Sever misin?" Kerem'in arkasından kardeşimin yattığı yere baktım. İhanet ihtimalinden dolayı mezarına bir kere bile gitmemiştim. Nankörlük mü yapıyordum? Rüyamda gördüğüm her şeye rağmen hala onu umursamayacak mıydım?

Şuan bunu düşünmek istemiyordum bu yüzden kısaca "Sevmem." yanıtını verdim ve konuyu kapattım. Artık asıl konuya geçmeliydim bu yüzden şakayı bırakıp ciddiyetle sordum. "Oxana'nın evi nerede?" Kerem bana şaşkın gözlerle baktı. Sanki bu bekleyeceği en son şey gibiydi ama nedenini anlayamamıştım. "Sakın bana gerçekten odana bakmaya geldiğimi düşündüğünü söyleme." dedim Kerem'den aşağı kalmaz bir şaşkınlıkla. Kerem gözlerini kaçırdı. "şaka yapıyor olmalısın." dedim sinirle ardından kendi kendimi sakinleştirerek geri ciddi ve mesafeli tavrıma döndüm.

Kerem'in cevap vermeye niyeti yok gibiydi. Kapının önüne geçip benim çıkmam için ardına kadar açtı. Ona yolu göstermesi için yalvarmayacaktım. Kendi rızamla kapıdan çıkıp ayakkabılarımı giyerken Kerem "Senin evinin tam karşısı. Meydanın arkasında kalıyor." dedi.

Başımı ayakkabılarımdan kaldırıp ona baktığımda sanki bir şey başarmış gibi bana sırıttığını gördüm. Nu ifadesine sinirlenip teşekkür dahi etmeden Oxana"nın evine gittim.

Oxana beni hayal ettiğimden daha iyi karşılamıştı. ben oturuken sütle kekleri ıslatıp üstünede meyve koydu. Yaptığı tatlının tadına bakarken ona böyle bir tatlı olup olmadığını sordum. Şimdi ürettiğini ve tadından emin olmadığını söylediğinde büyüyen gözlerimle ona baktım.

Bu tatlı gecenin bir saatinde onu uyandırmama değecek bir tattaydı.

Tatlımı masanın üstüne bırakıp asıl konuya girdim. "Nuraya korktuğum için geldim." dedim derin bir nefes vererek. Şimdiye kadar onun yanında olduğum için pek korkmuş gözükmüyordum, zaten uyanmamın üstünden en az bir saat geçmişti.

"Neyden?" dedi Oxana, kaşlarını çatmış ve sorgular gözlerini üstüme dikmişti. Bakışlarını görmezden gelerek "Savaştan." dedim sonra da kendimi açıklama gereği duyarak ekledim. "İki yanımda bir savaş var. Ben tam ortasında kaldım ve bu savaştan tek etkilenen benim." Oxana söylediklerimi anlamaya çalışıyordu ama pek başarılı olduğu söylenemezdi.

Elindeki tatlı bırakarak tüm dikkatini bana verdikten sonra ciddiyetle sordu. "Sen hangi taraftan yanasın?" Aklım gibi cümlelerimde karışıktı ve Oxana bunu farketmişti.

Daha açık konuşmamı istediğini söylemek yerine benim karmaşama ayak uydurmuştu. Bu hareketi hoşuma gittiği için ağız ucuyla gülümsedim. "Aklım Kerem'den, kalbim İdil'den yana." dedim.

Oxana oturduğu yerden bana yere yakın olan masaay eğilmiş konumdayken geri çekilerek sırtını koltuğa yasladı. Söylediğim cümleyi sindirmeye çalıştığını biliyordum .Kerem'i ona hep kötü anlatmıştım ve şimdi aklımın ondan yana olduğunu söylüyordum. Kafamın karışık olduğu sadece buradan bile anlaşılıyordu.

Oxana'ya karmaşık cümlelerimi ve dengesiz harketlerimi sindirmesi için zaman tanıyarak önümde duran hiç içilmemiş kahvemi yudumlamaya başladım.

Nir ya da iki dakikanın sonunda Oxana bir soruyla sohbetimizi kaldığımız yerden devam ettirdi. "Tarafsızlık ilan edemez misin?" Onun bu yanıtları hoşuma gidiyordu. Savaş üzerinden cevap vermek bana kendimi daha iyi hissetmişti çünkü şuan yanımda başka biri olsa bana bu kadar uyum sağlayamazdı.

"Denedim ama işe yaramadı. Sanki savaş beni içine çekiyor." Oxana her cümlemden sonra biraz düşünüp başka bir çözüm yolu buluyordu ama hepsini bir bir geri çeviriyordum. Ne yapacağımı olayın içinde olan ben bile bilmiyordum, Oxana nasıl bilecekti? Ondan çok şey istediğimi biliyordum ama başka seçeneğim yoktu.

Ortasında kaldığım bu savaş en çok beni bitiriyor, kılıçlar sadece benim canımı yakıyordu. Belki savaşın sebebi bendim belkide masum ama talihsizdim, bilemiyordum. Blinmezliklerin arasında bildiğim tek şey bu savaşta bir kaybeden olmadan savaşın dinmeyeceğiydi ve ne yazık ki hangi tarafın kazanacağını belirleyebilecek tek kişide bendim.

"Bir savaşın ortasındayım." dedim Oxana"ya. Daha açık konuşmak için çabalıyordum. "İdil ve Kerem'in ortasındayım. Bir taraf bana ihanet etti ama hangi taraf bilmiyorum ve bir taraf benim gerçeklerle buluşmamı bekliyor ama ben gerçeklerin nerede olduğunu bilmiyorum."

Cümlelerim hala çok net değildi ama bulunduğum karmaşık durumda kendimi ancak bu kadar ifade edebiliyordum. Her yanım ayrı bir acıyı haykırırken ben mutluluğu bulmaya çalışıyordum.

İçinde bulunduğum karışık durumu ise tek bilen Oxana'ydı. Ona benim yanımda olduğu için binlerce kez teşekkür edebilirdim ama artık dilim bile sadece acı söylüyordu. Hayatımın merkezine oturmuş bir karışıklık ve gizemin içinde sığanabileceğim tek yerde, arkadaşımın yanındaydım.

Düşüncelerimin verdiği bir samimiyetle Oxana'ya baktım. Benim için endişelenen gözlerini pencereye dikmiş başka cevaplar arıyordu,nçok geçmeden gözlerini camdan ayırıp tekrar bana döndü. "Üçüncü bir taraf olamaz mısın?" dediğinde bu cevabından öncekilere göre daha umutlu olduğu anlaşılıyordu.

"İdile karşı mı savaşayım?" dedim şaşkınlıkla. Olumlu anlamda başını salladı ve kendini açıkladı. "Kerem'e inanma, onunla ne kadar yakın olduğunu bilmiyorum ama seni düşünen birinin seni böyle bir savaşın ortasında yalnız başına bırakacağını sanmıyorum . İdil'e inan çünkü o sana artık zarar veremez."

Dedikleri çok mantıklıydı ama anlamadığım bir nokta vardı. "İyide İdil'e inanırsam onun tarafında oluyorum."

"Hayır, Kerem'e İdil'e inandığını ima et ama kalbin asla ondan yana olmasın. Kalbin ölü birinin yanındaysa bedeninde orada demektir."

Oxana'ya gülümsedim, evet sadece gülümsedim çünkü bu sefer verecek cevabım kalmamıştı.

Haklıydı, Kerem'e asla güvenmeyecektim ve bunu onunda bilmesine izin verecektim ama İdil'den yanada olmayacaktım. Her ne kadar kardeşime haksızlık yapma ihtimalim kalbimi acıtsada artık kalbimi kullanamazdım. Bir savaşta en büyük hata kılıcının değil kalbinin konuşmasına izin vermekti ve benim bile bile böylesine büyük bir hata yapmaya hiç niyetim yoktu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

26okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18