17. bölüm · Vampir Köylü

16. Bölüm: Kaçış

Zynep .

Sağlık sorunlarımın yerini travmalar almıştı. Artık istediğim gibi hareket edebiliyordum, beni zorlayan herhangi bir fiziksel durum yoktu. Belki koşmak veya spor yapmak gibi hareketler fazla gelebilirdi ama nefes almaya zor vakit buluyorken spor yapmayı düşünemezdim. Bu yüzden şimdilik sorunsuz şekilde hareket edebiliyordum.

Hafızamda yavaşta olsa yerine geliyordu. Mesela artık mesleğimi, sevdiğim veya sevmediğim şeyleri, Kerem'i, İdil ile anılarımızı, kısacası çoğu şeyi hatırlıyordum ama hala kaza veya Deren hakkında bir şey bilmiyordum. Deren zaten benim arkadaşım değildi o yüzden sağlıklıyken bile hatırlayamayabilirdim ama kazayı hatırlamamam benim için çok büyük bir sorundu. Beni öldürmeye çalışan ve hayatımı mahveden insanı ya da insanları bulmak istiyordum. Yaşadığım şeyler bile bunu değiştiremezdi.

Gerçi kazayı da Kerem ve vampir köylü ile bağdaştırıyordum ama şimdilik kesin değildi, önceliğim buda değildi. İlk baş yaşamımı güvence altına alma niyetindeydim.

"Yöneticileri hallettim, varisler ne durumda?" sorduğum soru Oxana'yı gülümsetmişti. Buda çoktan uyku ilacı kattıkları anlamına geliyordu.

Saat 19.45
Yemeğe 15 dakika var, daha meydana inmek için duyuru dahi yapılmadı ama herkes yerlerini almış durumda.

Saat 19.50
Yemek servisleri başladı ama yemek kimsenin umrunda değil. Sadece Sinan ve Ayaz'a odaklanmış durumdalar. Her hareketlerini izleyip süzerek belirlenmiş olan oylarını değiştirmemek üzere gözden geçiriyorlar.

Saat 20.10
Yemek başlayalı henüz 10 dakika olmasına rağmen tüm tabaklar bitmiş durumda. Gözler hala Ayaz ve Sinan'dan ayrılmamakta ısrarcı.

Saat 20.30
10 dakika sonra oylama başlayacak. Masada nefes sesi dahi duyulmuyor. Hissedilen tek duyguysa güven. Tüm varisler oylarından eminler, kendilerine gereğinden fazla güveniyorlar.

Ve beklenen zaman,

Saat 20.40
Deren ve ben yanyaydık. Deren benim elimi tutuyordu çünkü Ayaz asılırken bile İdil'i düşüneceğimden emindi. Beni desteklediğini göstermek istiyordu. Oxana ise benim yanımda olmak istiyordu ama bu imkansızdı, en azından oylama bitip Ayaz asılasıya kadar.

Oy sırası Deren'e geldiğinde elimi bırakarak oy vermeye gitti. Oxana'nın gözleri hala üzerimdeydi. Her akşam oylama zamanı Oxana ve Deren üzerinde bir gerginlik hakim oluyordu. İdil'i düşünüp incinmemden o kadar çok korkuyorlardı ki. Cansu ve Sercan İdil'den sonra asılmıştı ama ben genelde izlemek yerine kafamı eğerek sessizce eve gitmeyi bekliyordum.

Deren yanımda yerini aldıktan birkaç dakika sonra son oy yani benim oyum için idam sehpasına bırakılmış sandığa doğru gittim. Kendimdem emin şekilde dik duruşla yürüyüp oy sandığına vardım. Kağıda yazıdığım isim oyunun kaderini değiştirmeyecekti belki ama benim karakterimi oluşturacaktı.

Sadık mı olacağım yoksa bencil mi?

Sadıklığı seçtim.

Artık oylama son bulmuştu. Hem oylama hem de birinin hayatı son bulmuştu.

Zümra sandıklar açılmadan önce bana son bir kez baktı, o an içinden Sinan'ın asılması için yalvardığına emindim çünkü bana güvenmiyordu. Pınar'ın yaşaması bana bağlıydı ve ben Zümra'ya pek güven vermemiştim.

"Ayaz Bollu"

Duyulan isimle tutulan nefesler verildi. Bazıları tuttukları nefesi rahatlıkla verirken bazılarıysa sinirle verdi.

Sinan asılsaydı planımız ve uyku ilaçlarımız boşa gidecekti daha da kötüsü etraf fena halde karışacaktı. Biz yine işin içinden sıyrılırdık belki ama karışıklık bize dokunmasa bile kötü bir ihtimaldi.

"Vampir köylünün gelmiş geçmiş en kötü oylaması oldu, sayenizde" Gözler karanlığın içinden çıkan sesin sahibine yöneldi. Bora sinirle Ayaz'a bakarken herkesin ona baktığınında farkındaydı. zaten gerilmiş ve her an patlayabilecek ortamı kızıştırıyordu. Etraf ne kadar kızışırsa kızışsın ben dahil olmayacaktım. Ayaz asılacağına ve Sinan'ı kaçıracağımıza göre geriye en şüpheli Pıınar ve ben kalıyorduk. Sonraki tur ikimizin üzerine oynanacaktı. Sinan'dan sonra seçilen vampirin ben olduğumu düşünmeleri çok olasıydı bu yüzden şimdiden masum maskemi takmam gerekiyordu.

"Ayaz bollu"

Ateş ismi tekrar ettiğinde başımı yere eğdim ve gecenin geri kalanını o pozisyonda geçirdim. Piskolojimin bozulmaması adına başka bir ölüm izlemek istemiyordum. Burada olan her şey ve ölen herkes beni etkileyecekti, bense en az etkiyi almak istiyordum.

Daha çıkacağım bile belli değilken birde piskolojimi düşünüyordum.

Sanırım gerçekten buradan çıkasıya kadar bende pisikoloji diye bir şey kalmayacak.

...

Varisler uyuyalı 1 saat olmuştu ama biz hala harekete geçmemiştik. Deren ve Sinan uyumayan var mı diye kontrol ederken Oxana ve bende evdeydik. Oxana öksürük krizine girmiş ve kas ağrılarından şikayet etmişti. Sinan ona herhangi bir iş yaptırmayı kabul etmeyeceğini söyleyip benide Oxana'ya bakmaya göndermişti.

Bazen böyle bir yerde nasıl bu kadar güzel kalpli insanlar olduğunu anlamıyordum. Sonra aklıma savaşın içinde doğan minicik çocuklar geliyordu, acı çekmemek için ölmek zorunda olanlar, haksızlığın içinde adalet arayanlar, karanlığın içinde sönmeye mahkum bırakılanlar...

Bu dünya kötüydü ve biz bunu değiştiremezdik. Bizim değiştirebileceğimiz tek şey yine bizdik. Karanlığın ortasına atıldığı için ışığa acıyamazdık, işe yaramazdı. Ondan etrafı aydınlatmasınıda isteyemezdik çünkü koca karanlık bir ışıkla aydınlanmazdı. Aksine ışık giderek söner ve karanlıklardan biri olurdu.

Bizim yapmamız gereken asıl şeyse karanlığı umursamadan yanmayı öğrenmekti. Bir ışık yanmak isterse onu hangi karanlık durduracaktı ki? Karanlık, ışık istemeden onu siyahlara bürüyemezdi.

Bense bir karanlığın ortasına gelen başka bir karanlıktım. Benim kendime yetecek kadar bile ışığım kalmamıştı.

Karanlığın ortasında kendimde karanlıkken öğrendim ben aydınlanmayı. Kendi kendime öğrettim, eğer İdil yaşıyor olsaydı ona da ilk karanlığı gösterirdim ki kendi ışığını kendi bulsun.

Bir anda gelen 'güm' sesiyle başımı oxanaya çevirmem bir oldu. Oxana koltuğun önünda duran küçük diz boyu sehpanın yanında çökmüş ondan destek alıyordu. Gözleri kapandı kapanacak, bilimcini zor açık turuyordu. "Oxana" diye mırıldandım ama o beni duymadı. Kafası bir ansa geriye doğru düştü. Panikle yanına eğlip nabzını ve nefes alış verişini kontrol ettim. Hala iyiydi, sadece bayılmıştı.

Vakit kaybetmeden Oxana'yı sırtıma aldım ve zar zor Zümra'nın evine götürdüm. Pınar için bana ihtiyacı vardı ve uyanık olan tek kişiydi. Ondan başka çaremin olmaması canımı sıkmıştı. Oxana'da gözlerini açınca karşısında Zümra'yı görmekten hoşlanmayacaktı.

Tüm bunlara rağmen gururumu bir kenara bırakıp Zümra'nın kapısını çaldım. Beni tahmin ettiğimden daha iyi karşıladı. Sabaha göre toparlanmış gözüküyordu. Çaresizliği azalsa bile hala armızda çıkar ilişkisi olduğundan güler yüz ve kibar sözlerle karşılamıştı beni.

Hemen Oxana'yı aldı. Doğru söylemek gerekirse kendimi Oxana'ya ihanet etmiş gibi hissediyordum. Yine de yapacak daha iyi bir şeyim olmadığı için onu Zümra'ya emanet ederek Deren ve Sinan'ın yanına gittim. Herkesin mışıl mışıl uyuduğundan emin olmuş şekilde kapıda beni bekliyorlardı. Niye beni beklediklerini veya Sinan'ı nereye kaçıracağımızı bilmiyordum. Sadece yürüyordum. Biz sadece Sinan'ı kaçırmayı planlamıştık, nereye kaçıracağımızı değil.

"Kerem ve Ateşi kontrol ettiniz mi?" Deren gururla önce başını ardından elindeki araba anahtarını salladı. Deren'in elinden havada kapıp incelemeye başladığımda bunun Kerem'in arabası olduğunu farkettim. İdil ve beni buraya getirirken görmüştüm arabasını.

Deren gerçekten çok zeki bir kızdı. Kerem'in anahtarını almış ve sona kalan tek sorunumuzuda çözmüştü. Artık sinanın gitmesi için önünde hiçbir engel kalmamıştı.

Sadece bir anlığına bende gitmek istemiştim ama düşünmemle aklımdan silmem bir olmuştu. Benim kaybedecek tek şeyim henüz tadamadığın intikamım olurdu ve beni burada tutan tek şeyde intikamdı.

İlk fırsatta kaçmak sadece bir korkağa ve amaçsıza ait bir hareket olurdu. Bense ışığı zifiri karanlıkta bulmuş cesur bir kadındım ve öyle kalmayı umut ediyordum.

"Oxana nerede?" şuan bunu konuşmanın sırası olmadığı için "Kendisini iyi hissetmiyormuş, dinleniyor." diyerek geçiştirdim. Eve dönünce bunun hakkında konuşabilirdik.

"Hadi git artık." Sinan dediğimi dikkate alarak elimden hızla anahtarı aldı ve bir an bile arkasına bakmadan adımlarını tünele çevirdi. Birkaç adım ilerledikten sonra sırtı bize dönük şekilde "Eşlik etmeyecek misiniz?" demişti. Bunu söyelerken kafasını çevirmişti ama bize dönük değildi, biz onun görüş alanına bile girmiyorduk. Sadece bizle konuştuğu anlaşılsın diye kafasını çevirmişti.

Deren ile birbirimize baktık ve birkaç saniyede kelimeler olmadan onunla gitme kararı aldık. Deren'in koluna girip onu hızlı adımlarla Sinan'a yetiştirdim. Aynı hizaya geldiğimizde yavaşladık.

"Vay be, gidiyorsun demek." Gözümü sözü söyleyen Deren'e çevirdim, sonra da Sinan'a. Sinan cevap vermeye niyetli gibi gözükmüyordu ama yüzüne cevap niteliğinde buruk ve yarım bir tebessüm oturdu. Deren de bunu farkedip cevabını almanın verdiği keyifle gülümsedi.

Sinan'ın gitmesi benim için sadece sadıklığı temsil ediyordu. Onun hayatını kendim için, daha doğrusu kişiliğim için kurtarmıştım. Dünyada beni kimse görmese bile ben kendime kendimi kanıtlamak için yine iyilik yapar, yine dürüst olur, yine sadakati seçerdim.

Sinan'ın kaçmasına da sadece kendim için yardım ediyordum. O, benim için yalnızca bir oyun arkadaşıydı, başka bir tabir kullanacak kadar konuşup yakınlaşmamıştık. Deren'in de neden bu kadar duygusal karşıladığını anlamış değildim. Fazla yakın gibi durmuyorlardı.

Yine de onlarla birlikte tünelin sonuna kadar gittim. Yer yer tabelalar vardı. Hoşgeldiniz yazan tahtadan eski püskü ama hala tatlı gözüken bir kaç tabela. Ölk başlarda fazlayken tünelin sonlarına doğru azalıyordu. Tabelalar bittiğinde ise çoktan Kerem'in arabasının önündeydik.

Acaba hala gelirken ki eşyalarımız orada mıydı? Öyle olsa iyi olurdu çünkü yanımda telefonum ve şarj aletimde vardı. Sinan gitmeden önce hızlı davranıp bagajı karıştırmaya başladım. İdil'in eşyalarının yanında benimkiler gözükmesede şarj aletimi oradan çıkarabilmiştim. Koltuklardan birinde de telefonum duruyordu. Kerem, kek hariç hiç dokunmamış olmalıydı. Kekten sadece bir dilim kalasıya kadar yemiş son bir dilimi de parçalayıp yemeden bırakmıştı. Artık yenmeyecek halde olan keki bırakarak telefonumu açmayı denedim.

O sırada Sinan arabayı çalıştırmıştı. Elimle cama vurarak camı açmasını sağladım. Ne oldu der gibi bir bakış attığında telefonumu gösterek "Numaranı alabilir miyim?" dedim. Notlarımı açtım ve ona verdim.

Telefonu nasıl bulduğumu sormadan elimden aldı ve numarasını yazdı. Zaten Kerem'le kuzen olduğum bilindiği için arabasında eşyalarımın olduğuda tahmin edilebilirdi.

Kendi emeklerimle kazanmak istiyordum ama kaybedecek gibi olursam hileyle kazanmak daha akıllıca gelebilirdi. Henüz başım zorda olmadığı için Sinan'ın yardımına ihtiyacım yoktu ama her an için hazırlıklı olmakta fayda vardı. Gerçi elefonum yeni olduğundan , komaya girmeden önce dogum günü hediyesi olarak almış fakat hiç kullanamamıştım, hattım veya kayıtlı numaralarım yoktu. Telefonumda olan tek şey bilgisayardan uzun uğraşlar sonucu aktardığım video ve resimlerdi.

Bu nedenle tek yapabileceğim burada olanları çekip sonrasında ihbar etmek veya mahkemede kanıt olarak kullanmaktı ama bunları yapacağımı pek sanmıyordum. Buradan sağ çıksam bile bu oyun gözüktüğü kadar basit değildi, bu sadece görünen yüzüydü. Arkasında büyük bir gizem ve köklü bir tarih vardı.

Deren telefonu Sinan'dan alıp "Yok artık" dedi. "Resmen teşkilat kurduk 20 kişilik oyunda. Çiğnemediğimiz kural, bulmadığımız açık kalmadı ama hala hayettayız." Ona içtenlikle gülümsediğimde karşılığında benim iki katım samimi hir gülümseme oldu. Telefonumu geri verdiğinde ilk baktığım şey şarjı oldu. Neredeyse 1 senedir kullanılmadığı ve haliyle şarjda edilmediği için açılmıyordu.

Zaten açılmasını beklemiyordum. Uzun süre kullanılmayan bir telefonun çalışıyor olması çok düşük bir ihtimalken şarjının dolu olması daha da düşük bir ihtimaldi. Telefonumu almadan önce de açılacağına inancım elbetteki tam değildi fakat bir umut diyerek almıştım. Yine bir umut diyerek evde şarja takacaktım.

Sinan'ın gitmesinden iki şekilde faydalanacaktım, birincisi telefonumu alarak ikincisiyse annemleri kontrol etmesini sağlayarak.

"Annem ve babamı kontrol eder misin Sinan? Jülide Çakıl ve Yavuz Çakıl" Sinan başını salladı. "Bana mesaj atarsan birkaç gün içinde ailenden haber getirebilirim."

"Yapamam, telefonumda arama veya mesaj özelliği yok. Yine de mesaj için yapabileceklerime bakarım."

"Peki, gözün arkada kalmasın ne olursa olsun onların güveliğinden ve huzurundan emin olacağım." Içtenlikle gülümsedikten sonra göz temasını kesip duygusal anı fazla uzatmadı.

"Yolun açık olsun." Sinan uzun uzun Deren'e bakıp gülümsedi sıra bana geldiğindeyse gülümsemesi yüzüne daha çok yayıldı, genişledi. "Sanada görüşürüz" Ona görüşürüz dememiştim ve bu onu kırmış gibiydi. Gittiğine çokta üzülmediğim birini uğurlamak bana göre olmadığı için bir şey demedim.

Sinan'la ilk andan beri iyi anlaşmıştık ama bu samimi olduğumuz anlamına gelmezdi. Belkide anlaşmak zorunda kalmıştık, ölmemek için. Dışarıda olsak birbirimizden pek hazetmeyebilirdik. Bunun olup olmayacağını ikimizde bilemezdik. Tabii bu onun ölmesini veya zarar görmesini istiyorum demek değildi çünkü kısa süredede olsa birbirimize çok yardımımız dokunmuştu. Ne olursa olsun birbirimizin yaşamasını sağladığımız için ona minnettardım.

"Git hadi." dedim telaşlanarak. Herkes ilacın etkisineydi ama içimde kötü bir his vardı. Ayrıca hemen Oxana'nın yanına gidip elimden geldiğince ona yardım etmem gerekiyordu.