5. bölüm · Vampir Köylü
4. Bölüm: Oyun başlıyor
"Sevgili günlük,
Bugün ortaokulumun ilk günüydü. Her şey çok güzeldi ama kimse benimle oynamadı. Herkes Kerem'le oynamak istedi ama o benide oyuna aldı. Başka zaman belki insanlar benimle de oynamak ister. O zaman bende Kerem'i oyunuma alıp en iyi karakter yapacağım.
22.08.2010"
"Sevgili günlük,
Bugün Kerem'le top oyandık. Top başkasının balkonuna kaçtı ama Kerem ile izin isteyip topumuz geri aldık. Daha doğrusu ben utandım. Kerem de utandı ama ben topum kaldı diye ağladığım için gidip aldı. Başka zaman Kerem ağlarsa bende ona iyilik yapıp onu güldüreceğim. O ben varken hiç ağlamayacak çünkü ben ağlarken o hep beni güldürüyor.
09. 04. 2011"
"Sevgili günlük,
Bugün çok kötüydü. Evde yalnız kalmayayım diye babam beni ve İdil'i kursa gönderiyor. Orada zorla öğle uykusuna yatırıyorlar beni. Uyuyamam başım ağrıyor yastığa yatınca diyorum, uyu geçer diyorlar. Beni bir tek Kerem anlıyor. Başım ağrımasın diye bana Küçük Prens okudu bugün. Kitap okumak baş ağrısına iyi geliyormuş. Aslında başım ağrımıyor ama hikayenin devamını dinlemek için taklit yapıyorum. Başka zaman Kerem'in de uyumamak için başı ağrırsa bende ona kitap okuyacağım.
16.12. 2005"
"Sevgili günlük,
Bugün doğum günümdü. Hayatımın en güzel günüydü. Karne günüyle aynı zamana denk geldi. Notlarımda çok yüksek. Babam hem karne hem de doğum günü hediyesi için Kerem, ben ve İdil'i lunaparka götürdü.
24/01/2013"
Gözlerimi garip bir his bürüdü, bakışlarımı odanın her köşesinde gezdirdikten sonra günlüğü okumaya biraz ara verdim.
Günlükler bazen geçmişi saklar bazen duyguları. Bazense verilen sözleri saklar, hafızanının derinliklerinde dolaşan ama senin bile hala rastlayamadığın minnettarlıkları saklar, saflığı saklar.
Benim günlüğüm zihnimden bile silinen kişileri ve anıları saklıyordu. Sözlerimi saklıyordu, tuttuğum ya da tutmadığım bilemiyorum. En kötüsü de yazdıklarımın hiç birini hatırlamamamdı. İdil'in sözlerine ve günlüğüme bakacak olursak Kerem gerçekten üzgün ve mutlu anlarımda en az İdil kadar yanımda olmuştu.
Kerem'i biraz hatırlıyor gibiydim aslında. Sesi ve tavrı tanıdık ama bir o kadarda yabancı geliyordu gözüme. Yılların düğümlediği bağı hafızam bir anda koparmıştı. Belki kerem ile asla eskisi kadar yakın olamayacaktık ya da belki düğüm eskisinden daha hızlı ve daha güçlü bağlanacaktı. Bunu ikimizede zaman göstereckti. Bugünün sorusunun yanıtı yarınlarda gizliydi.
İdil'in zıplayarak odaya girmesi düşüncelerimi yarıda kesti. "Kerem abi yarım saat sonra alacakmış bizi evden. Bende boş gitmeyelim diye kek yapayım dedim." İdil'e gülümseyip kafa sallayarak cevap verdim. Aslında bende ona yardım etmek isterdim ama kafam zaten yeterince doluydu. Bir yandan hastane cinayeti şahitlerinden olduğumu düşünüyordum. Bu asla kafamdan çıkmıyordu. Bir yandanda hafızamın derinliklerinde geçmişime dair bir iz arıyordum.
İdil kafa salladıktan sonra odadan çıkıp beni düşüncelerimle yalnız bıraktı. Gözlerim tekrar günlüğüme ilişti. En son sayfayı açıp sayfanın ortasından rastgele bir yerden okumaya başladım.
"İnsana gerçeketen sevildiğini hissettiren bir kaç kişi geçer bu dünyadan. Kimi zaman bunlar arkadaşıdır, bazen ailesidir. Benim ailemdi. Hayır, babam veya annem değil, kardeşim ve kuzenimdi. İdil için ben, hayatı boyunca gözü gibi bakacağı ablaydım. Kerem içinse hissettiklerini hissedebilen bir dost. Ve benim için onlar birer umuttu.
Yaşamın, ölümün, çaresizliklerin... umut bunların hepsinde vardı. En iyi zamanda da en kötü zamanda da yanımdaydı umut. Bazen kendini bir kahkahayla belli ederdi bazense bir gözyaşıyla. Ama hangi şekle girerse girsin beni buluyordu. Yaşamımın her noktasında olduğu gibi geleceğimde de umudum olacağına eminim. Kim bilir, belki bir gün umut beni değil ben umudu bulurum.
23/01/2023"
günlüğüme en son bu satırları yazmıştım. tarih benim komaya girdiğim günün bir gün öncesini gösteriyordu. Bu satırları doğum günümden bir gün önce yazmıştım demek ki. Gözümden bir damla yaş düştü ama hızlıca sildim.
Beni bu kadar önemseyen birini unuttuğum için duygulanmıştım ama elimden bir şey gelmezdi. Çok uzun bir süre sadece boşluğu izledim ve dakikalarımı hunharca öldürdüm.
Kapıdan gelen açılma sesiyle dikkatimi kapıya verdim. İdil sağ elinde kek sol elinde telefon ve sırtında çantayla bana sırıtıyordu. Tam ağzımı açacağım anda İdil'in telefonu çaldı
İdil telefonu açıp kulağına götürdüğünde gülüşü değişmemişti. "Tamam Kerem abi iniyoruz." Telefonu görüşürüz bile demeden Kerem'in yüzüne kapattı ardından eliyle 'inelim' işareyi yaptı.
Derin bir nefes alıp dolan gözlerimi kapattım. Bir kaç saniye boyunca kendimi güçlü biri olduğuma inandırmaya çalıştım. Kendimi o kadar çaresiz hissediyordum ki...
Babam beni sebepsiz yere kabullenemiyordu , Kerem'i hatırlamıyordum , bir cinayetin tek şahidiydim ama sesim kısılmıştı. Korkuyordum. Bunların hepsi beni biraz daha aşağıya çekiyordu. En sonunda ise dibe batacaktım.
Gözlerimi hiç istemeyerek açtım. Kıyafetlerimin olduğu çantayıda alıp İdil ve Kerem'in yanına indim. Annem ve babam evde değillerdi. Annemin aylık kontrolü için hasteneye gitmişlerdi. Sonrada Ankara'ya gidip orada en az bir ay kalacaklardı. Kerem de bunu fırsat bilip bizi erken almaya gelmişti.
Arabaya bindiğimde Kerem ve İdil'in gülme krizinde olduklarını gördüm. Onlara kırgınmış gibi bakarak "Bensiz neye gülüyorsunuz öyle?"dedim. Bana kahkahalarının arasından cevap veren kişi İdil'di. "Kerem abim yeni taşındı. Evine ikimizde ilk defa gideceğiz." ve tekrar gülmeye başladı.
Bu sefer İdil'in konuşamaycağını anlayıp sözü Kerem devraldı. "Bir arkadaşım sürpriz olsun diye hello kittyli çarşaf alıp odamı pespembe boyamış. Onun fotoğrafını gösterdim."
Bende kahkahalarımla İdil'e eşlik ettim. Kerem yol boyunca bizim kahkaha ve yüksek seviyedeki zorbalıklarımıza maruz kaldı. İdil ve bense çok mutluyduk, sanki elimize bir koz geçmiş gibi her dakika kullanıyorduk bu kozu.
Yolculuğumuzun sonlarına doğru gülmekten boğazımız kurudu. İdil arabadan iki su alıp birini bana uzattı. biz suları içerken araba sadece bir kaç saniyeliğine sessizleşti ve İdil'in suyu püskürtmesiyle eski gürültüsüne geri döndü.
...
Araba bir tünelden geçtikten sonra tüm yol ıssızlaştı. yolun kenarlarında "Hoşgeldiniz" yazan tabelalar gözüme battı. İlk başta tek tüktü ama ilerledikçe sayısının arttığını farkettim. Tabelaların arasına ledler konularak şık bir hava verilmişti. Yolların bu kadar süslü ve özenli olması çok garip gelmişti.
Kerem'e dönerek "Zengin bir mahallede yaşıyor olmalısın." dedim. Kerem sırıtarak " Hemde ne zenginlik, hello kittyli odam bile var." dediğinde tüm hayranlık ve şaşkınlığımı bir kenara bırakıp güldüm.
Yolun kenarındaki tabelaların kesildiği yerde gayet düzenli şekilde konumlandırılan evler vardı. Mahallede çok az ev vardı. 10 veya 15 civarı olduklarını tahmin ediyordum
En solda ve en arkada üç tane kocaman ev vardı tüm evlerden farklılardı. yan yana dizilmişlerdi. Hemen karşılarındaki mezara bakan kocaman camlarla göz kamaştırıcı duruyorlardı. Mezarın önü bomboştu. Diğer evler sağa dizilmişti ve hepsi aynı boyda aynı renkteydi. bu mahalle ürkütücü bir düzene sahipti.
Kerem arabayı mezarın yanına park ettikten sonra bize sağdaki evlerden birini işaret etti.
"Eviniz orada. Zaten arkadaşlarım size yardım edecektir." İdil şaşkın bir şekilde cevap verdi. "Arkadaşlarım derken?" ben İdil'in takıldığından daha farklı bir noktaya takılmıştım. Bize, evim değil 'eviniz' demişti. İdil'in sorusu üzerine ekledim. "Eviniz derken?" Kerem tekrar gözleriyle evi işaret etti. Evin önünde biri kadın biri erkek olmak üzere iki kişi duruyordu. Onlara baktığımızı anlayınca elleriyle bize işaret verdiler.
Beraber onların yanına yürürken İdil kulağıma eğildi "Ben burayı hiç sevmedim." dedi. Açıklama bile yapmasına gerek yoktu çünkü nedenini anlayabiliyordum. Tünelden beri her şey ürkütücü bir hal almıştı. Evlerin yerleri, tabelalar ve Kerem'in arkadaşları... Fakat bir şey söylemeden iki yabancının yanına gittik. Kerem'in dediği gibi bize eve kadar eşlik ettiler.
Nedenini bilmiyordum ama sesleri tanıdık gelmişti. İdil'in kulağına eğilip onları tanıyıp tanımadığını sordum. başını olumsuz anlamda salladığında kadına dönüp "Acaba daha önce tanışmış olma ihtimalimiz var mı?" dediğimde gülümsedi. elini uzatarak "Sanmıyorum ama tanışalım, ben Zümra." arkasında bizi dinleyen adama dönerek "ve arkadaşım Ateş"
isimler beynimin içinde binlerce defa kendini tekrarladı.
Zümra ve Ateş. Zümra ve Ateş. Zümra ve Ateş...
Zümra ve Ateş mi?
Komada şahit olduğum cinayetin suçlularıydı Ateş ve Zümra. Bu yüzden sesleri tanıdık olmasına rağmen hiç tanışmamıştık. Kerem de yanlarında gelen üçüncü kişi olmalıydı çünkü onun sesi o günü tamamlayan son parçaydı.
Gözlerim yavaşça İdil'e kaydığında onun hiçbir şey bilmediğini anladım. İdil'in gözleri bana bakınca korkulu bir hal aldı fakat gerisini göremedim çünkü keremin arabada verdiği sudan dolayı (tahminimce) bilincim yavaş yavaş kapanıyordu.
Hatırladığım en son şey ise Ateş ve Zümra'nın İdil ile beni hello kittyli bir odaya taşımasıydı.
