16. bölüm / 22
Vampir Köylü15. Bölüm: Deren ve Melike İpek
Bölümler 22Şu an: 15. Bölüm: Deren ve Melike İpek
- 1 TANITIM101 kelime
- 2 1. Bölüm: Koma909 kelime
- 3 2. Bölüm: Uyanış1.751 kelime
- 4 3. Bölüm: Not ve Karar2.218 kelime
- 5 4. Bölüm: Oyun başlıyor1.248 kelime
- 6 5. Bölüm: Varisler ve korkuları2.276 kelime
- 7 6. Bölüm: İlk kayıba son 12 saat1.167 kelime
- 8 7. Bölüm: İlk kayıp1.910 kelime
- 9 8. Bölüm: Kaderin oyunu1.444 kelime
- 10 9. Bölüm: Melike değil, Melike İpek1.766 kelime
- 11 10. Bölüm: Vampir ile görüşme1.209 kelime
- 12 11. Bölüm: Kalp mi Beyin mi?1.930 kelime
- 13 12. Bölüm: Gizemin ilk basamağı1.286 kelime
- 14 13. Bölüm: Sembol ve Hile1.643 kelime
- 15 14. Bölüm: Şüpheliler3.039 kelime
- 16 15. Bölüm: Deren ve Melike İpek1.611 kelime · Okuduğun bölüm
- 17 16. Bölüm: Kaçış1.817 kelime
- 18 17. Bölüm: Gerçekler1.357 kelime
- 19 18. Bölüm: Şimdi ne olacak?3.879 kelime
- 20 19. Bölüm: Tuzak3.933 kelime
- 21 20. Bölüm: Kazansanda Kaybetsende Kaybedersin2.484 kelime
- 22 21. Bölüm: Kartlar Yeniden Dağıtılıyor4.183 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Meydanda tek başıma otururken gelen kişiyi görmek için başımı hafifçe kaldırdım. Zümra bana doğru ilerliyordu ve oradaki tek kişi bendim, sadece ben. Beklemediğim bir hareket için tamemen doğrulup gözlerimi adımlarına diktim. Bunu yaparken Kaşlarımın Çatıldığınıysa ancak Zümra yanıma vardığında farkettim. Ona anlamaz gözlerle baktığımda tek kelime etmeden karşımdaki sandalyeyi çekip oturdu.
Zümra gayet normal davranmıştı ama onun bu tavrına alışık olmadığım için haliyle garipsemiştim. Bence hakkımdı da. Beni her gördüğü yerde küçümseyen ve kardeşim asılırken bile bana acımayan birine göre fazla normal davranıyordu.
"Nasılsın?" dedi sakin bir tonla. Sesi normalde beni gıcık ediyordu çünkü hep bağırıyordu fakat bu sefer normal konuşmuştu ve ben ilk defa Zümra'nın sesine hayran kalmıştım. Çok rahatlatıcı ve güven verici, kendine has bir tonu vardı. "Kötüyüm dersem rahatlayıp gidecek misin?" Ona verdiğim alaycı cevap sırıtmasına sebep olurken hala nasıl laf sokmadığını anlamaya çalışıyordum.
"Senin kötülüğün niye beni rahatlatsın ki?" Bu sefer sırıtma sırası bendeydi. Ona küçümsemeyle karışık alaylı bir bakış attım. "İyiyim o zaman." diyerek onu geçiştirdim. "Rahatladıysan git hadi" Zümra hayır der gibi başını salladığında bir derdi olduğu her halinden belliydi. Kavhaltıda olanlar da bunu destekler nitelikteydi. "Bir derdin mi var?"
Ona yaklaşmak veya onunla konuşmak istemiyordum aksine durumu değerlendirmenin derdindeydim. Bugün yöneticilere uyku ilacı verecektim. Tam nasıl yapacağımı düşünürken Zümra'nın çıka gelmesi hayatımdaki en iyi tesadüflerden biriydi.
"Evet, çok mu belli oluyor?" Cevabım belli olduğu için ağzımı dahi açmadan sadece kafamı sallayarak tepki verdim. "Ne oldu?" Soru sorarak ona samimi görünmeye çalışıyordum. En azından akşam vereceğim suyu içecek kadar yakınlaşmamız lazımdı. Belki içine dökerken ona bütün kalbim ve iyi niyetimle bir su ikram ederdim.
"Söyleyeceğim ve bana yardım edeceksin." Beni teyit etmek ister gibi baktığında ben hala olanlara anlam vermeye çalışıyordum.
Zümra'nın neden bu kadar tuhaf davrandığını hala anlamamıştım ve sorgulamadan edemiyordum. Benden yardım isteyecek kadar ne yaşamış olabilirdi ki? Hemde bu kadar kısa sürede. Daha sabah bana imalı imalı bakışlar atan kadın neredeydi?
"Bakarız." dediğimde istediği şey her neyse yapmam gerektiğinin farkındaydım.
"Seninkiler bugün Pınar'ı öldürmeye karar vermişler. Lütfen onları vazgeçir, yalvarırım."
Pınar'ı öldüreceğimizi bilmediğim için kaşlarım havalanmıştı. "Nereden biliyorsun?"
"Kameradan gördüm."
"İnsanları izlemekten daha iyi bir uğraşın yok mu senin?"
Zümra şakama gülmemiş aksine ağlamak üzere olan gözlerle bana beklenti içinde bakmıştı. Onun ciddiyetini anlayıp hafifçe öksürerek ciddiyetimi sağlamaya çalıştım. O, karşımda bu haldeyken ciddi kalmak pek kolay olmayacaktı ama deneyecektim.
Zümra ciddileştiğimi anladı ve onu reddetmemden korktu. Ellerimi elleri arasına alarak ağlamaya başladı. sadece birkaç saniye içinde nasıl ağlayabildiğine inanamamıştım.
"Sende kardeşini kaybettin, beni anlarsın. Çok korkuyorum İpek, çok. Ve asıl korkunç olan ne biliyor musun? Sinan onun ismini yazarsa Pınar'ı benim öldürmem gerek. Kendi kardeşime nasıl kıyacağım?"
Önümde iki seçenek vardı.
Birincisi, ona dost gibi davranıp yapacağımı söylemek, uyku ilacınıda bu şekilde halletmekti. Sonra pınar ölsede ölmesede iş işten geçmiş olacaktı.
İkinci seçenekse onunla anlaşmaktı. Pınar'ı kurtarmak karşılığında Ateş ve Kerem'e uyku ilacı vermesini ve bizi görmezden gelmesini isteyebilirdim. Böylece Ateş ve Kerem'i de halletmiş olurdum.
İkinci seçenek bir anlık gözüme daha makul göründü ve ona karşı olan dostane tavrımdan ödün vermeye başladım.
"Ben kardeşimi asılırken izledim. Son nefes verişini duydum, son kez gözlerine baktım. Ben kardeşimin sesini en son can çekişirken duydum. O gün İdil'in kardeşliğini son defa, özlemini ilk defa hissettim."
Zümra'nın ağlayışı şiddetlenirken bu gözyaşlarının sebebinin ben olmadığımı biliyordum. Empati kurmuyordu, onu reddedersem yaşayacağı şeyleri dinliyordu. Benim için olmasa da kendisi için çaresi bir durumdaydı.
Fakat bende çaresizdim İdil'in adı söylendiğinde. Bende Zümra'dan yardım istedim. Herkese yalvardım. Yanımda Kim varsa herkesten yardım istedim ve her şeyimi vermeye hazırdım. Ne olursa olsun İdil'i kurtarmak istiyordum ama kimse benim yardıma koşmadı. Çığlıklarımı duydular ama kale almadılar hatta Zümra o halimden zevk bile aldı.
Ben şimdi hiçbir şey olmamış gibi ona nasıl yardım edecektim? Nasıl göz yumacaktım buna?
"Bir şartla," iç sesime rağmen Zümra'ya yardım etmeyi çoktan kabul etmiştim. Kendime ihanet etmiş gibi hissediyordum ama başka çarem yoktu. Bunu yapmazsam vampire ihanet etmiş gibi hissedecektim kendimi.
"Gerçekten mi?" Zümra'nın bunu beklemediği açıkça ortadaydı. Benim cevabım onun kalbimde bir umut olmuştu ama ben işin bu yönüyle pek ilgilenmiyordum. "Sinan'ın asılmaması için bu gece onu kaçıracağız. Ateş ve Kerem'e bunu ver." Cebimden çıkardığım uyku ilacını parmaklarımla iyice kavrayıp ona yönelttim fakat ellerini uzatsada onun eline vermedim.
"Sinan kaçarsa yeni vampir seçilir, bizde vampiri bilmediğimiz içn yönlendirmeme bile gerek kalmaz. Yani sana istesemde ihanet edemem."
Zümra titreyen elleriyle uyku ilacına uzandı. Bende bu sefer ona vererek masadan kalktım. "Güzel anlaşmaydı." dedim gülümserken. Zümra minnet dolu bakışlarla bana bakarken onu umursamadan evime gittim.
☆★☆
Deren bana ters ters bakarken bende sıkılmış onun yatağında oturuyordum. Sıkılınca canım bir şeylerle ugraşmak istediği için sırtımdaki yastığı dirseklerimin altına alarak karşıdaki tabloları incelemeye başladım.
Bende olduğu gibi onun evindede yan yana beş tablo asılıydı. Gözüme direk olarak dördüncü tablo çarptı. İdil ve Deren pikniktelerdi. Deren fıstık ezmesi sürülmüş ekmeği hunharca yerken İdil de selfie çekmeye çalışıyordu. İkisinin ayrı dünyalarda oluşu ortaya güzel bir kare çıkartmıştı.
Sonuncu fotoğrafta yine Deren ve İdil vardı. Derste beraber gizlice çekinmişlerdi ve poz verdikleri belli olmasın diye cebelleşiyor gibi gözüküyorlardı. Deren'in üstünde beyaz bir kazak İdil'in üstünde ise açık pembe tonları, çiçekli, cıvıl cıvıl bir kıyafet vardı.Kıyafeti o günün sabahı almıştık. İstediği liseyi kazanmıştı ve okulunun ilk günüydü. Bende ona yeni okul hediyesi olarak bunu beğenmiştim ama giydiği günün gecesi üstüne bir kutu detarjan döküp hediyesine sonsuza kadar veda etmişti.
O gün çok ağlamıştı ve bende garipsemiştim ama şuan İdil'i daha iyi anlıyordum. Kıyafet üstüne o kadar çok yakışıyordu ki... Geçmişe dönebilsem bende onunla oturup ağlardım.
Geri kalan üç fotoğraftada Deren tek başınaydı ve hepsinde resim yapıyordu. Birinde karşısındaki deniz manzarasını çiziyordu, diğerlerinde de tükenmez kalemle portre çalışması yapmıştı. Hepsinde çok mutluydu.
"Baya da yakın değilmişsiniz." Bana İdil'i tanıdığını söylediğinde yakın olmadıklarınıda belirtmişti ama görünüşe göre bu yalandı. Tablolara sadece gerçekten hayatınızda önemli rolü olan şeyler konuluyordu.
Gözüm tablolarda olduğu için Deren kimden bahsettiğimi biliyordu. Sırıtarak "Uzun süre tek arkadaşımdı, lise sonda küsüp bir dahada görüşmedik." sözlerini tamamladım. "Beni ziyarete gelesiye kadar." gülümseyerek başını salladı.
Zümra'nın garip davranışlarını, pınarı, Sinan'ı nasıl kaçıracağımızı, hepsini teker teker konuşmuştuk ve geriye koca bir hiçlik kalmıştı. Tüm sorunlara çare bulmuştuk ama bu seferde yeni bir sorun ortaya çıkmıştı. Oxana ve vampirin hiçbir plandan haberi yoktu ve olamazdı. Oxana'yla farklı taraflarda olduğumuzu ilan ettiğimiz hatta bunun üzerine tartıştığımız için yan yana gelmemiz gereğinden fazla dikkat çekerdi. Vampir zaten şüpheliler arasındaydı, onunla görüşmemiz Oxana'dan dahada imkansızdı.
Deren'de benimle aynı şeyi düşünüyormuş gibi "Konuştuklarımızı onlar da bilse iyi olurdu." Ona cevap olarak sırıttığımda dakikalardır aklımı kurcalayan soruyu sonunda sordum. "Hazır ölme tehlikemiz veya düşünememiz gereken bir can yokken" diye söze girdim. Bana dikktani verdikten emin olduktan sonra asıl soruma geldim. "Vampiri nasıl kendi tarafınıza çektiniz?" Soruyu yanlış sormuştum. Vampirin ölmesi kaçınılmazdı ve kimliği ifşa olduğu için zaten katılmaktan başka çaresi yoktu. Asıl soru nasıl vampirle iletişime geçtikleriydi. "Pardon" diyerek kendimi düzelttim. "Nasıl buldunuz?"
Cevabım çok gecikmemişti. "İlk gün vampiri bulmak için herkesle tanışırken şüpheli davrandı, Bora bize vampiri bulacağımızı söyelediğindede Oxana'yla benden kaçıp durdu. Şüphelerimi doğrulamak için uzun süre takip ettim. Evinden davetsiz misafir olarak eksik olmadım sonunda çöp kutusunda ölen kişinin ismini buldum. Kameraya göstermek için yazılan kağıtlardandı. Gösterince zaten uzun süre inkar edemedi."
Hayran bakışlarımla ona vay be der gibi baktığımda ayağa kalktı ve bir elini kaldırmak için bana uzattı. Biraz mızmızlanarak, aheste ahestede olsa kalktığımda halimden pek memnun değildim.
Bıkkınlıkla bakıyordum Deren'e. Oysa o her an gülmekten patlayacak gibiydi ve çok heyecanlı gözüküyordu. İzin almadan elini kalbimin üstüne koydu. Birkaç saniye gözlerini kapatıp kalp atışlarıma odaklandı. Açtığında "Kalbin atıyorsa" dedi kendini zor tutarak. Gerçekten havalı bir şey söyleyecekmiş gibi ona odaklandım. Eğer cidden havalıysa çalmayı düşünüyordum. "Yaşıyorsundur" Bir anda içinde tuttuğu tüm kahkaha odada yankılandı bense tam gülecekken kendimi zorlukla tutarak onu gülmekten yattığı yerden kaldırmaya çalışıyordum. "Ne alaka şuan, hayır yani bide komikmiş gibi gülüyorsun."
Kahkahalarının arasından cevap vermeye çalışsada pek başarılı olduğu söylenemezdi. Deren'i susturamazsam bende gülmeye başlayacaktım çünkü saçma bir espriye saçma denebilecek kadar çok uzun süre boyunca güldü.
Dakikalar sonra kalorifere tutunarak yerden kalktığında ben hala başında ayakta bekliyordum. Gülerken onu izlemiştim ama eşlik etmemiştim. Zaman zaman istesemde komik olmayan bir harekete gülmek gelmemişti içimden sadece çok ani ve hazırlıksız yakalandığım için sinirlerim bozulmuştu.
"Kim söyledi sana bunu?" Yatakta eski pozisyonumu aldım. Yastığın fermuarıyla oynarken Deren de halıya dalmış bakıyordu. Yüzünde hala hafif bir tebessüm vardı ve her an gülebilecek potansiyele sahip olduğu gözlerinden okunuyordu. "İdil her moralim bozuk olduğunda söylerdi ve hep istemsizce gülerdim. Artık refleks gibi bir şey oldu. Ne zaman birine çok ısınsam bunu söylerim."
Bimişçe yerimden ayaklandım."Bana çok mu ısındın?Ssuyun ısındıysa ben gideyim o zaman." Deren sahte bir telaşla başını sallayıp odanın kapısını hafifçe ittirdi. Bende gülümseyip yerime oturdum. Aramızdaki muhabbet çok saçmaydı ama sıcaktı.
Bir yaşam savaşının içinde her an asla hayalimde olmayan şekilde ölebilme ihtimalim varken eskiden sevmediğim ama şuan hatırlamadığım kardeşimin arkadaşıyla gülüyorum.
Bundan daha karışık bir cümle hayatım boyunca kurmamıştım ve kuramazdım. Hatta bu cümleyi tekrar söylemezdim bile ama durum tam olarak duydu. İzah etmesi karışık, yaşaması daha da karışık olan hayatıma tutunmak için çabalıyordum ve fenada sayılmazdım, şimdilik.
Ayaz asıldığında ve Sinan'ı kaçırdığımızda yeni vampir seçilecekti. Seçilen vampiri bulmamız çok zor olacaktı çünkü Sinan bu oyuna ilk geldiğinde hiçbir şey bilmiyordu. İlk vampir olduğu için onu kolaylıkla bulabilmiştik. İkinci vampirse daha deneyimli ve bu zamana kadar hayatta kalmayı başarmış kişilerden seçilecekti. Buda her şeyin zorlaşacağı anlamına geliyordu. Bundan sonra sadece son üçe kalmak değil gizemi çözmekte çok zor olacaktı.
Birinci vampir her halukarda 20 kişinin arasından seçiliyordu ama ikinci vampir kaç kişinin ve hangi sembollerin arasından seçiliyor bilmiyorduk. Bora'nın söylediklerinden anladığım kadarıyla birinci vampir asılana kadar ölen herkes örüntüyü değiştiriyordu. İkinci turun vampiri seçilesiye kadar 3 gün geçmiş ve 6 kişi ölmüştü. Bugünüde işin içine katarsak ölen sayısı 8 olacaktı. Buda örüntüyü büyük oranda etkileyecekti.
Her şeyin zorlaşacağı zaman benim asıl güçlü durmam gereken zamandı ve ben güçlü durmayı bundan daha zor bir zamanda öğrenmiştim.
Bölüm etkileşimi
