20. bölüm / 22
Vampir Köylü19. Bölüm: Tuzak
Bölümler 22Şu an: 19. Bölüm: Tuzak
- 1 TANITIM101 kelime
- 2 1. Bölüm: Koma909 kelime
- 3 2. Bölüm: Uyanış1.751 kelime
- 4 3. Bölüm: Not ve Karar2.218 kelime
- 5 4. Bölüm: Oyun başlıyor1.248 kelime
- 6 5. Bölüm: Varisler ve korkuları2.276 kelime
- 7 6. Bölüm: İlk kayıba son 12 saat1.167 kelime
- 8 7. Bölüm: İlk kayıp1.910 kelime
- 9 8. Bölüm: Kaderin oyunu1.444 kelime
- 10 9. Bölüm: Melike değil, Melike İpek1.766 kelime
- 11 10. Bölüm: Vampir ile görüşme1.209 kelime
- 12 11. Bölüm: Kalp mi Beyin mi?1.930 kelime
- 13 12. Bölüm: Gizemin ilk basamağı1.286 kelime
- 14 13. Bölüm: Sembol ve Hile1.643 kelime
- 15 14. Bölüm: Şüpheliler3.039 kelime
- 16 15. Bölüm: Deren ve Melike İpek1.611 kelime
- 17 16. Bölüm: Kaçış1.817 kelime
- 18 17. Bölüm: Gerçekler1.357 kelime
- 19 18. Bölüm: Şimdi ne olacak?3.879 kelime
- 20 19. Bölüm: Tuzak3.933 kelime · Okuduğun bölüm
- 21 20. Bölüm: Kazansanda Kaybetsende Kaybedersin2.484 kelime
- 22 21. Bölüm: Kartlar Yeniden Dağıtılıyor4.183 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Her şeyi batırdık değil mi?" Deren bunu söylerken keyifliydi. Olması gerekenin aksine. "Muhtemelen" dedi Oxana Deren'den aşağı kalmayacak bir keyifle.
"Olsun en azından bolca berbat tadı olan kahvemiz var." Buzdolabında onlarcası olan kahvemi masadan aldım ve dediğimi tastiklercesine koca bir yudum içtim. Dolap kahve ve keklerle doluydu. Kahvelerin daha kendine hayrı yokken bize hayır olsun diye dolaba koyduklarına inanamıyordum ama alıştım zamanla.
İdil'li ilk kaybettiğimde kabuslarıma karşı sığınabileceğim tek şey bu kahveydi. Yani bu kahveyle aramızda gereksiz bir samimiyet oluşmuştu. Kahveye sempati besleyen tek kaçık ben miydim acaba?
Her neyse, bundan daha büyük kaçıklıklarım olmuştu. Bu gidişle olacaktı da.
"Öyle deme, bu kahveye gittikçe ısınıyorum." Tek kaçık ben değilmişim. Deren'de varmış, çok rahatladım.
"Yaa ne demezsin." Oxana bizim aksimize kahveye pek alışmışa benzemiyordu.
"Eee Sinan'a hiç yazdın mı? Telefon çalışmıştır heralde." Deren soruyu öylesine sormuştu. Amacı sadece sohbet başlatmaktı ve başarmışa benziyordu çünkü Oxana telefonu duyduktan sonra iri gözlerini ikimize yöneltti. Tabii ki olanları bilmiyordu çünkü bizimle değildi. O biraz şeydi.. Baygın.
"Melike Kerem'in arabasından telefonunu aldı." Oxana Kerem'in arabasını aldığımızı hatta teknik olarak çaldığımızı bile yeni öğreniyordu ama Deren'de bende normalmiş ve sanki biliyormuş gibi davranıyorduk. Oxana'da bize ayak uydurarak Deren'in kaldığı yerden devam etti. "Eee kullanılabilir halde mi?" Bana döndü ve gözlerini üzerime dikti.
Elimdeki bitmiş teneke kahve kutusunu bittiğini bilmeme rağmen ağzıma diktim. Son damlasına kadar içtikten sonra masaya sert denilebilecek bir hareketle koydum. "Aslında evet, kullanılabilir ama kullanmayacağız." Deren zaten benim kullanmak istemediğimi sadece ailem için telefonu aldığımı bildiğinden tepki vermedi ama Oxana gerçekten bana delirmişim gibi baktı. Az önceki sakinliğinin yerini haklı bir sorgulama almıştı.
"niye kullanmayacakmışız? Buradan çıkmak için ne gerekiyorsa yaparım . Hileymiş,.haksızlıkmış beni bağlamaz."
"Onu biliyoruz canım. Oyun başından beri çiğnemediğin kural kalmadı." dedi Deren rahat tavrından ödün vermeyerek.
Ben Deren'in rahatlığına ters olarak ciddi ama mantıklı cevaplar vermek istiyordum "Bunu yapamam, telefon kullanırsam yerimizi bulurlar ayrıca hiç biz gittikten sonra Kerem'i çok zor bir duruma sokmuş oluruz. Şuan bu büyük bir karışıklığa neden olur ve ben burada kalacağım." bak işte bu doğru. Kerem'e bir daha sorumluluk yüklemek gibi bir niyetim yok.
Oxana gitmek istiyordu ama tek sorun ben değildim. Deren de en az benim kadar hırslıydı. Onun arkadaşı, benim kardeşim ölmüştü ve bunun bedeli ödenmeliydi. Herkes ölümlerin bedelini yine ölümle ödeyecekti. Ben yeterince ölmüştüm şimdi sıra diğer varislerdeydi ve benim merhamet etmeye veya korkmaya hiç niyetim yoktu.
Duygularım gözlerime yansımış olacak ki Oxana "Pekala alalım şu intikamı ve gidelim buradan." diyerek teslim oldu. "Ama içimizden birisi bile tehlikeye girerse ikinci kez düşünmem o telefonu alır kendim ararım kimi arayacaksam."
Ben olsam gitmiştim ama o kalmayı seçmişti. Oxana bizimle yaşamı veya ölümü seçmişti. İstese sadece bir telefonla hayatını kurtarabilirdi. Bu saniyelerini alırdı, belki o kadar bile sürmezdi ama bu yol arkasından büyük bir karmaşayı getirirdi ve karmaşa her zaman herkese zarar verirdi en çokta Kerem bundan etkilenirdi.
Sinan'dan sonra kaçan üç kişi ve kalan içlerinden birinin kuzeni dikkat çekerdi. Oxana'da sırf bu yüzden buradaydı.
İşte arkadaşlık, işte fedakarlık, işte sadıklık...
Zil çaldı.
Tabii ya, Sinan yani vampir gitti, tur bitti. Şimdi yeni tur, yeni vampir yeni macera zamanı.
"Dua edin de 13'te 1 ihtimalle vampir çıkayım ya da 13'te 3 ihtimalle birimiz vampir çıksın."
Aheste aheste yerimden kalkıp kapıya ilerledim ve paspasın altına sıkıştırılmış kaderimin yazdığı kağıt parçasını aldım.
Benim kaderim hatta hepimizin kaderi bu kağıtta yazıyor olabilirdi. Kağıdı açarken tavrıma ters, atan kalbim oldukça hızlıydı. Bir kaç saniyede ne kadar hķzlı atabilecekse o kadar hızlı. Derin bir nefes alıp kağıdı açtım ve açmamla yüzümü ekşitmem bir oldu.
"Tahmin edin ben neyim?"
"Köylü" dedi Oxana ve Deren bıkkınlıkla. Aynı bıkkınlıktan bendede vardı. "Nasıl bildiniz yaa, daha ipucu bile vermemiştim."
Ben koltuğa kendimi bıraktığımda onlar ayağa kalktı ve kendi kartlarına bakmak içn eve gittiler. Zaten birazdan duyuru yapılacak ve on beş dakikalık meydan muharabesine çağırılacaktık.
Duyuru yapılmadan duşa girdim. Çıktığımdaysa çoktan duyuru yapılmıştı, bende asılmamak adına kendimi zorlayarak meydana gittim.
Meydanda beni çok hoş bir manzara karşıladı. Sinirli varisler ve onları yöneten kana susamış patronları. Tabii kana susamış kısmı kerem için geçerli değil.
Manzarayı yeterince seyrettiğimden emin olduktan sonra son kişi olarak bende yerimi aldığımda gösteri başladı.
Zümra'ya Sinan gittiğinden beri bir özgüven yüklenmişti. Artık Pınar'a istesekte bir şey yapamazdık. Bundan olsa gerek Zümra'nın bakışları bile değişmişti. İşte ego böyle bir şey... Sönse bile geri dönüşü fena oluyor.
"Yeni tur, yeni vampir ve yeni bir yalancı. Desene giderek heyecan artıyor." Bu ses Melih'e aitti. Pınar'la araladında konuşuyorlardı. Haklıydı, özellikle yeni bir yalancı konusunda. Bu yalancıyı bulamadığımız müddetçe ölüm bizi bulmaya bir adım daha yaklaşacaktı. Hem biz ölüme hem ölüm bize yürürken yaşamı dilemek kulağa garip geliyordu ama bulunduğum durum ancak bu şekilde açıklanabilirdi.
Ölüm bana ben ölüme yürüyorum ve her adımda yaşamayı umut ediyorum. Sonum belliyken sanki bir bilinmezlik gibi kafamda senaryolar kuruyorum.
"Adrenalin istemiyorum sadece yaşamak istiyorum." Pınar korkak tavrından ödün vermeden Melih'e cevap verdi.
Aslında ablasına hiç benzemiyordu. Ablası her şeye burnunu sokmaya meraklıyken Pınar kendisine odaklanan çekingen bir tipti. Neredeyse hiç konuştuğunu görmemiştim. Gerçi ben şuana kadar kimseyi tanıyacak kadar konuşmasına şahit olmamıştım. Sadece Oxana, Deren ve belki biraz Sinan. Sinan'ı bile yanlış tanımışken diğerlerini hiç bilmiyordum buda işimizi oldukça zorlaştıracaktı. Vampiri bulmak için baya bir kaynaşmam gerekiyordu.
İlk izlenimlerine göre Melih sessiz ama heyecan seven, karışmayan ama karıştıran bir tipti.
Pınar korkak ve çekingen birine benziyordu.
Bugün hedefim herkesi olabildiğince analiz etmekti. Kim gözünü kaçırıyor kim daha konuşkan kim hemen savunmaya geçiyor... Bunların hepsi önemli, ayrıca bulunduğumuz duruma göre bir hayli hayati detaylardı.
Masanın bir köşesinde Melih ve Pınar oturuyordu. Lina, Yağız ve Atakan onlardan birkaç sandalye arayla oturmuş aralarında hararetli bir sohbet ediyorlardı. Merve ve Yasin daha önce hiç dikkatimi çekmeyen bir ikiliydi. Onlar da Oxana, Deren ve benim oturduğum yerin yanındalardı. Son üçlümüz masanın en ucunda yerlerini almıştı. İdam sehpası arkalarında bir dekor gibi duruyordu ve onlara ayrı bir hava katıyordu. Başka şartlar altında tanışsak onların havalı olduğunu bile söyleyebilirdim. Bora, Akın ve Ömer.
Bitirici üçlü. Ne zaman bir iş çevirsek kokusunu ilk onlar alır. Koku bir tek onları rahatsız eder ve sadece onlar bize muhalefet olur. Diğerleri hep yancıdır veya onlardan cesaret bulurlar.
Bu üçlü olmazsa kesin kazanırdık demek isterdim ama onlar olmasa başkaları olacaktı. Zafer kolay kazanılmıyor, bazen canımızla kumar oynamamız bile gerekebilir.
"Kesin Bora vampir, çok gıcık davranıyor. Gereksiz saldırılar falan, katlanamıyorum şu adama." Lina'da kısmen uyanıktı. Başkasının peşinden gidecek kadar cesaretli ama kendi başına laf atamayacak kadar korkak.
Yağız ve Atakan ona katılarak başlarını salladılar. Biraz düşündükten sonra Atakan "Aslında normal hali. Belkide vampir değildir, sadece sinirlidir." dedi. Yağız'da ona katılarak başını salladı.
Muhteşem üçlü aralarında bağıra çağıra konuşuyordu. Ömer sadece gülümsüyor, Bora kahkahalarla Akın'ı döve döve gülüyordu. Akın ise esprileri patlatan kişiydi. Yağız da benimle beraber onlara bakmış olacak ki. "Pek sinirliye benzemiyorlar." dedi Lina ve Atakan'a dönüp.
Tüm bu olayları izleyen ikiyse Yasin ve Merve'ydi. Gözlemci kişilikler anlık tehdit oluşturmasada ileride bildiklerinden veya anladıklarından dolayı tehlikeli olabilirlerdi. Fakat şimdilik bizim muhteşem üçlümüzü geçebileceklerini sanmıyordum.
"15 dakikalık kritik saati başladı." Ateş bilgilendirmesini yapıp geri çekildi.
Herkes çekildiği köşesinden ayrıldı ve birbirine ördüğü duvarları birazda olsa kısalttı. En azından sohbet edecek kadar.
"İkinci vampirin işaretini bulduk fakat bir işe yaramayacak. Yinede söylemek istiyorum. Belki birileri yüzükler karışmadan önce vampirin sembolünü yakalamıştır diye." Muhteşem üçlünün Bora'sı konuştu.
Oxana ve Deren'le beraber ne olur ne olmaz diye herkesin gerçek sembollerini not almıştık. Sadece biz biliyorduk. Vampirin sembolünü bilmemiz bizim fazlasıyla işimize gelirdi. Hatta direk olarak onu bulmamızı sağlayabilirdi çünkü ölenlerle birlikte bazı sembollerden sadece bir kişi kalması muhtemeldi. Tüm bunların yanında bu bir ters köşe de olabilirdi. Yüzükleri Sinan'ın tek başına karıştırdığına inandıklarını sanmıyordum. Bu yüzden yancılarını bulmak için böyle bir numara yapmak akıllıca ama basitti.
nasıl olsa yancılar karıştırmadan sembollere bakmışlardır en kötü ihtimalle yüzükleri karman çorman ederken birazda olsa akıllarında kalmıştır diyerek plan kurmaları basit ve sıradan bir hamle olurdu. Bu bir tür kandırmaca olmasa sembolu işe yaramayacağı için söylemezlerdi. Fakat şimdilik bunu tuzak olarak değil avantaj olarak değerlendirmek istiyordum. Sonrasında kızlarla bunu detaylıca düşünüp karar verebilirdik. Zaten şuanki fikrim ne olursa olsun bir şey değişmeyecekti.
"Yılan" dedi Akın. Başımı öne eğdim ve sadece yanımdakilerin yani Oxana ve Deren'in duyabileceği bir ses tonuyla tekrarladım "Yılan" birkaç saniye düşünmek için kendime zaman tanıdım. Geçen sürenin ardından yılan sembollü kişilerin isimleri kafamda bir tablo gibi canlandı.
Melike İpek Çakıl, Merve aydın, Atakan Korkmaz ve Ömer Keskin. Benimde yılan olmam işimize gelmişti. Geriye üç şüpheli kalmıştı.
Yeni gizem çözerler Ömer, Bora ve Akın'dı ama pek önemi kalmamıştı. Muhtemelen buda önceden buldukları bir bilgiydi. Bu durumda çokta yardımcı olmayacak bir bilgiyi kim ne yapacaktı ki?
Önce Oxana'nın kulağına eğildim. "Ömer, Merve, Atakan, ben" sonra aynısını Deren'in kulağınada fısıldadım.
"Bu bize yardım etmeyecek. Zaten 15 dakikamız var boşa harcamayalım." Oxana'nın sözüyle herkes fikir belirtmeye başladı.
"Bence Bora." dedi Lina. Yağız ve Atakan'da ona katılır gibi başını salladı fakat emin olmadıkları anlaşılıyordu. Yavaş ve isteksizce sallamışlardı başlarını.
Oxana biraz düşünüyor gibi yaptı ardından rastgele bir yere çokta emin olmadan şüphe yönlendirdi. Bu taktiksel ve çok düşünülmüş hamlelerimizden biri değildi aksine tamamen anlık gelişmişti. Bu sefer içimizden geldiği gibi oynayacaktık ve ilk hamleyi Oxana yapmıştı.
Oxana Akın, Bora veya Ömer olabileceğini söylediğinde Deren ona katıldı. Ben tarafsız kalıyordum. Daha doğrusu doğru şeyi söylemek için doğru zamanı bekliyordum.
Muhteşem üçlümüz kendini hiç savunma gereksiniminde bulunmadı. Bu tahmin edilebilirdi. En baskın ve sesi çıkan karakterler hep ilk akla gelen olurdu ve ne yazık ki bende baskındım. Bora veya geri kalan ikisi gibi olmasamda sesim fazlasıyla çıkıyordu ve genelde yüksek çıkıyordu. kardeşim ölmesine rağmen hızlı toparlanmamda duygusal açıdan güçlü olduğumun habercisiydi veya acı çekmiyormuş gibi taklit yapıyordum ki bu daha büyük bir tehtidti.
"Hepimiz bir kişiyi oylamalıyız. Tek bir kişi hakkımız var ve tek bir vampir var." Melih belkide en haklı kişiydi. Diğerleri de onu desteklediğinde hepimiz emin olmaksızın şüphelerimizi söyledik.
Melih oyunu benden yana kullandı. Pınar özür dileyerek vampir olduğumu söyledi. Açıkçası komikti.
İnsan akşam kendisini öldürebileceğine inandığı bir insandan neden özür diler ki?
Lina, Bora konusunda ısrarcıydı. Yağız ve Atakan henüz kendi fikirleri olmadığı için Lina'ya katıldı.
Merve ve Yasin fikilerinin olmadığı, çoğunluğa uyacaklarını söyledi.
Bora, Akın ve Ömer benim olduğum konusunda hemfikirdi.
Oxana Bora dedi Deren uzun bir düşünme fastlının ardından oyunu Bora'ya verdi. Son olarak ben kalmıştım.
Bora'nın gözlerinin içine baktım.
İlk günkü gibi lakait bakışlar ama o bakışların altında kontrol edemediği bir sinir yatıyor.
Tahminimden fazla kişi benden şüphelendiği için başkasına oy versem muhtemelen bu gece asılan ben olurdum. Mecburen Bora dedim. Fakat Bora olduğunu düşünmüyordum. aslında kimseyi düşünmüyordum.
Cevabımdan hemen sonra durdum ve "Hayır hayır," dedim. "Bence Bora değil."
Bora'nın yüz ifadesine yansıyan şaşkınlık tepkisizliğe dönüştüğünde "Kim o zaman?" diye sordu.
'Bilmem' demek ister gibi omuz silktim. Bilmiyordum, en azından şimdilik.
Herkes fikirlerini belirtmiş ve bazı şeyler biraz olsun kafamıza oturmuştu. Kimin kiminle daha yakın olduğu, nasıl biri olduğu ve kimden şüphelendiği gibi.
"Kritik saati bitti. Serbest zaman." diye bağırdı Zümra. Bağırmasada sesini duyuruyordu zaten.
"Bence biraz daha konuşmamız köylülerin leyhine olur." Yasin haklıydi. Bende konuşma taraftarıydim çünkü vampirin kesinlikle bir yerde açık vereceğini düşüyordum. Yalancının mumu yatsıya kadar yanar ama zorlarsan onu erkende söndürebilirsin
Bir sandalye hiddetle kalkan varis yüzünden yüksek sesle yere çakıldı. Bu varis Bora'nın ta kenidisiydi. "Hayır." dedi Bora net ve üstüne söz söyletmeyecek bir sesle. "Konuşma bitmiştir." Bora'yı ilk defa sinirini bu kadar açık yaşarken görmüştüm. Normalde öfkesini bastırmak için dalgacı tavrının arkasına gizlenirdi ama bu sefer dalga geçmiyordu.
Dürüst olmak gerekirse havalı olduğunu düşünmüyordum. Hatta bence bizim onun sözünü dinlememize muhtaçtı. Egosunu, sinirini veya her neyini tatmin ediyorsa bazen saçmalıyordu. Gereksiz ve aşırı hareketleri onu düşürmekten başka bir işe yaramıyordu
İstesem ona karşı çıkardım ama çıkmamayı seçtim. Bora benim hakkımda haddinden fazla doğru tahmine sahipti ve sadece bunları söylese bile asılırdım. Tek sorunu kanıtı olmamasıydı.
Bu kadar sinirliyken onun üstüne gitmekten vazgeçtim ve sustum. Susmamın üzerine birkaç kişi bana baktı baş kaldıracak mıyım diye ama oralı olmadım.
Genelde ben tartışmadan kaçmayan taraftım ama bu sefer kaçmıştım. Bora'ysa normalde insanların üstüne üstüne gider açık kapılardan sinirlerine dokunur ve tartışma başlatırdı ama bu sefer tek bir açık kapı dahi bırakmamıştı.
Bu kadar net olması benim lehimeydi. Konuşmak istememesinin en büyük sebebi vampir olabileceği ihtimaliydi.
"Bora ve Melike tek suçlanan kişiler. Biri bile olmazsa konuşma tam manasıyla faydalı olmaz." dedi Yasin. Lina onun sözünü devam ettirdi "Asılacak kişiye oylarken karar vereceğiz her zaman ki gibi." Lina goz devirerek herkesten önce yerinden kalktı. Arkasındanda Atakan ve Yağız bakıştı ve onlarda masadan uzaklaşmaya başladılar.
"Artık bu kadar ani kararlar veremeyiz. İşler ciddileşti bir köylü ölse bile vampir çok büyük avantaj sağlıyor." dedim kendimi tutamayarak. Herkes bana içinden katıldı, bazılarını kafasını sallayarak bunu dışına vurdu.
"Her gün iki kişi ölüyor zaten. Bu gidişle beş gün sonra oyun bitecek." Pınar kendini aşıp fikir belirttiğinde ben dahil herkesin yüzü düştü. Ne yazık ki haklıydı. Ölenlerden birisini zaten vampir öldürüyordu. Asılacak kişiyi de köylülerden seçtiğimizde sadece kendi ecelimize yürümüş oluyorduk.
Artık söylenecek bir şey kalmadığına kanaat getirerek masadan kalktım. Yinede üstümde bir süpheyle eve gitmek istemiyordum bu yüzden son olarak "Benim vampir oldugumu düşünen ve konuşmak isteyenler evime gelebilir." dedim. Arkamı dönüpngidecekken ekledim. "Yalnız, kahvelerim değerli. Kendi kahvenizi kendiniz getirin." Bu sefer gerçekten evime gittim.
Birilerinin geleceğinden emindim. Onları beklemekten başka yapabileceğim pek bir şey yoktu. Ama... Belki... Evet telefonumu kullanma vakti gelmişti. Sina'na yazmanın dışındada telefon işime yarardı. Özellikle İdil ile olan fotoğraflarım beni kendime getirirdi. Şuan İdil hakkında sahip olduğum tek şey yatağımın ayak ucundaki dört tabloydu.
Yatağıma oturdum ve sabahtan beri şarjda olan telefonu elime aldım.Galeriye girdim. Baya doluydu çünkü ben ne yapsam hep video çeker, fotoğfaflar ya da en kötü anı olsun diye o anın bir parçasını saklardım.
Favoriler kısmım İdil ile doluydu. Benim favori anlarım hep İdil veya Kerem'leydi. Bu yüzden direk olarak favorilere girip rastgele videoları izlemeye başladım.
Kerem, İdil ve ben bir kafedeydik ama baya lüks bir yer gibiydi. Sahil kenarında olduğumuz yüzme kıyafetlerimiz ve ıslak saçlarımızdan anladım.
Ben gülmekten kamerayı tutamıyordum. Sadece saçımın diplerini çekiyordum. İdil kamerayı elimden alıp üçümüzüde alacak şekilde sabitledi. Bir süre daha ben güldüm sonra konuşmaya başladım.
"Şuan cinayet dosyası çözüyoruz. Yanıma çok akillı kişiler seçtiğim için Kerem polisin katil olduğunu düşünüyor İdil de kurbanın intahar ettiğini savunuyor."
Kendimi tutamadım ve tekrar güldüm. O anıyı hatırlamıştım. O anın verdiği bir huzurla dudaklarım iki yana kıvrıldı. Kalbime tarifsiz bir huzur yayılırken bir yandan da bir daha hayatımın asla böyle olamayacağını bilmenin verdiği bir buruklukta vardı. Bir daha asla üçümüz yan yana gelemeyecektik. Bir daha asla hiçbir şeyi düşünmeden gülemeyecektim. Artık gülerken bile kafamda hep İdil olacaktı. Artık mutluyken bile bir tarafım mutsuz olacaktı.
"Şimdi itiraf mektubunu okuyacağız ve Kerem ile İdil kendinden utanacak." İkiside bana 'hadi canım ordan' der gibi bir bakış attı.İki alaycı bakışın arasında sırıttım.
"Niye çekiyorsun ki bunu şimdi?" dedi Kerem. İyi ki çekmişim Kerem, iyi ki çekmişim kuzenim. İnan bana buna gerçekten ihtiyacım var.
"Çünkü cevaplarınızın saçmalığını anladığınızda tepkiniz çekilmeye değer olacak."
İdil "Öyle mi?" dedi ve gülümsedi ardından devam etti. "Bak, ilk başta uzman dedektif falan bir ton sey yazıyordu. Onlar bile katili bulamadıysa yok demektir. Òhtahar işte ne uzattınız." İdil'in bu 'haklı' düşüncesinden sonra Kerem'de kendi 'haklı' düşüncelerini dile getirmeye koyuldu.
"Ya ben polisim kızım güven bana. Geçen bir arkadaşta böyle bir dava almıştı o arkadaş hapiste şuan." İdil ikna olmuşa benzemiyordu. Ben zaten Kerem ile dalga geçiyordum. Yani hiç birimiz birbirimize katılmıyorduk.
"Bence Orhan. Eminim, mutabığım, son kararım."
Daha fazla uzatmadan mektubu açtım ve okumaya başladım.
"bu cinayeti işlediğim için pişman değilim. sanat sanat içindir ve ben sanatımdan çok memnunum. İtiraf etmemin sebebiyse kaçmaktan sıkılmam. Gayet profosyonel şekilde işlediğim bu cinayeti kimse bulamadı. Benden şüphelenmediniz bile"
Kerem sözümü kesti. "Bak süphelenmediniz diyor. Demek ki şüphelilerden biri değil."
"Hala bunu savunduğuna inanamıyorum Kerem, yok artık."
İdil'in yüzü düşmüşken Kerem hala kendinden emin sırıtıyordu. Bense Kerem'in haline hayret ediyordum ama bir o kadar da komik buluyordum.
"Fazla uzatmayacağım beni bulmanızı beklemiyordum zaten. Ben Orhan Kırgın, aradığınız katilim."
Kerem'in gözleri irileşti mettubu elimden aldı. Gözlerinin dibine soka soka tekrar tekrar okudu aynı satırları.
Tepkisi beni şuan bile güldürmüştü. Buradan çıkınca kesinlikle onunla bunları izlemeliydik. Özellikle bu videoyu asla silmeyecktim ki istediğim zaman onunla dalga geçebileyim.
O sırada İdil telefonu aldı ve benle Kerem'in tartışmasına aldırmadan kadraja sadece kendini alarak konuşmaya başladı.
"Kerem abi yok artık nasıl hala kendini savunuyorsun? Umarım gelecekte bu videoyu izlerken yanıldığını kabul etmiş olursun. Gerçi pek sanmıyorum sen yapmazsın öyle şeyler."
En sonunda kameraya poz verip videoyu kapattı.
"Vay be," dedim sessiz bir tonda. "demek biz böyle bie üçlüymüsüz."
Berbat bir üçlüymüşüz ama eğleniyormuşuz en azından. Gülümsedim ve diğer videoyu izlemeye koyuldum.
Bu video sadece 20 saniyelikte. Videoda ben kar oynarken kayİp düşüyordum. sonra İdil beni kaldırmaya yanıma geliyordu ve kaldıramayıp osa düşüyordu. Kapanışı ise Kerem yanımıza yatarak yapıyordu. Bu sefer sesli güldüm.
Dudaklarım gülüyor gözlerim doluyordu. Gözüm bana her seferinde ne kadar güçsüz olduğumu hatırlatırken dudaklarım bu durumda bile gülebiliyordu.
İşte ben her ikisiydim. Ağlarken gülebilir, severken nefret edebilir, yaşarken ölebilirdim.
ben buydum, zıttım ve eşsizdim ve bie o kadarda kusurluydum. İşte bu yüzden hem Melike hem İpek'tim. Bir ipek kadar narin ama Melike'nin anlamı kadar güçlü ve ayakta.
Derken kapı çaldı. Derin bir nefes aldım. Telefonu hızlıca yastığımın altına koydum ve kapıyı açtım. Gelen Pınar ve Melih'ti. Mesafeli ama samimi şekilde gülümsedim.
"Hoş geldiniz. Kahvelerinizi getirmişsinizdir umarım."
Melih elindeki kahveyi yukarı kaldırıp salladı ve oda benim gibi gülümsedi. Pınar sadece kızardı çünkü buraya benim vampir olup olmadığım hakkında kanıt bulmaya gelmişlerdi. Benden şüphelendiği için kendini kötü hissediyordu. Hissetmeliydi de çünkü ben bu sefer gerçekten masumdum. Hiç bir numarası olmayan sıradan bir köylüydüm.
"Nasılsınız?" dedim onlar içeri girerken. Yan yana koltuğa oturduklarında bende karşılarındak koltuğa oturdum.
"İyi, ölmemek için vampiri bulmaya çalışıyoruz, sen?"
"İyi ölmemek için köylü olduğumu anlamanızı bekliyorum."
Yüzüme imalı bir gülümseme oturduğunda ilerleyen dakikalarda biraz olsun onlara masumiyetimi kanıtlamayı umuyordum.
Bunca emek verdikten sonra asılsız bir şüphe yüzünden asılmak son derece komik bir ölüm şekli olurdu ve bana hiç yakışmazdı.
"Vampir olmadığını anlamamızı bekleyemezsin. Bize kanıtlaman lazım." dedi Melih. Pınar da hafifçe başını sallayarak ona katıldı.
"Ne istiyorsunuz, nasıl kanıtlayayım?" Gerçekten merakımdan soruyordum. Köylü olduğumu nasıl kanıtlayabilirdim ki? Hem zaten kanıtlanabilecek bir şey olsa bu kadar köylü asılmazdı ve şuan bu durumda olmazdık.
"sembolün ne? Asıl sembolünü soruyorum." Melih'in bu sorusundan sonra Pınar biraz daha dikkatle sohbeti dinlemeye başladı. Gözüktüğü kadarda saf değildi sadece utangaçtı. Zekasıyla vampiri bulabilir ama utandığı için suçlamazdı. Şimdi ise benim etkilenmeyeceğimi düşündüğü için fikrini açıkça belli etmişti. Gerçi hala tereddüt ediyordu ama bunu kişiliğine verebilirdim.
"Yılandı." Yalan söyleyerek risk almak istemiyordum. Bir kez sembolümü görmüş olsalar dahi bana olan şüpheleri kesinleşirdi. Bu da haneme yazılan bir çift oy demekti.
Melih keyifle gülümsedi ardından yanında getirdiği kahveyi açıp bir yudum içti. Pınar da kahve getirdiğini yeni hatırlamış olacak ki oda melihi taklit etti.
"Yılandı demek."
"Evet yılandı ama bence pek bir önemi yok."
Bundan sonra tamamen dürüst olacaktım, yani yaptığım oyunbozanlıklar hariç tamemen dürüst olacaktım. Hayatımla kumar oynasam bile başım sıkıştığında risksiz yolu tercih etmek hayat felsefemdi.
"Ne demek önemi yok, var tabii." Pınar ilk defa konuşmuştu. Gözlerim ona döndüğünde gülümsedim ve konuşmaya başladım.
"Bu Bora'nın ucuz numaralarından biri. Aklı sıra Sinan'ın ortağını tuzağa çekmeye çalışıyor ama boşa kürek çekiyor bence." Gerçekten kendime söz verdiğim gibi dürüst olmuştum. Sinan'ın ortaklarından bahsetmiş ve bunu bir tuzak olduğunu söylemiştim. Zaten biraz düşünseler anlarlardı bu yüzden benim söylemem iyi bir hamleydi.
"İki sorum var, birincisi bunu nereden anladın?" Melih'in sözünü keserek ona cevap verdim. Tabii önce derin bir nefes aldım çünkü uzun bir konuşma olacaktı.
"Bora işe yaramayan bilgilerle vakit kaybedecek bir tip değil. Gerçekten vampirin sembolünü bulmuş olsalar bile söylemezdi. Bence Sinan'ın kaçacak kadar zeki ve cesur olduğunu düşünmediği için ortağı olduğunu düşündü. Sinan ve ortağının sembolleri karıştırmadan önce not alması ya da en azından bakması muhtemel olduğu içinde böyle basit bir hamle yaptı. Tamamen sıkıcı ve çözülmesi kolay bir oyun. "
Pınar gülümserken Melih beni aheste aheste alkışladı. Sanırım iyi gidiyordum. Geriye kalan sorularıda cevaplarsam onları tarafıma çekebilirdim.
"Sence ortağı veya ortakları var mı?"
Hiç düşünmeden "Var" dedim. "Aksi mantıksız olurdu."
"Neden?"
"Aman canım, sizde ne meraklı çıktınız."
Pınar'ın omuz silkmesini cevap olarak algılayıp açıklamaya başladım.
"Sinan uyku ilacını varislerin yemeğine veya suyuna katsa bile yöneticilere katamaz. Bunun için yöneticilerden biriyle iş birliği içinde olması gerekiyor."
""Yani Sinan'ın ortağı yöneticilerden biri mi?"
"Hayır."
"Melike sormadan anlatsana bir şeyi de."
"Melike İpek" dedim ve yeni tanışıyormuş gibi elimi uzattım. Tokalaşmak içın sıkmasını beklemedende geri çekip konuşmaya devam ettim.
"Yöneticilerle arası iyi olan birileriyle iş birliği yapıyor. Bu yönetici Kerem ise ortağı benimdir. Zümra'ysa Pınar ve ateş'se Ayaz. Ayaz o sırada asılmakla meşguldu ve Ateş pek iyi bir iş birlikçisi değil. Ben Sinan ile arkadaştım, dışarıdan çok açık olabilir ama Kerem'le aram hiç iyi değil. Geriye bir tek..."
Melih'in de benimde bakışlarım aynı anda Pınar'a döndü. Bu fikri şuan geliştirmiştim ve açıkçası ben bile kendimden bu performansı beklemiyordum. Dürüstlüğümdende ödün vermiş sayılmazdım çünkü yaptığım hileler konusunda kendime sınırsız yalan hakkı tanıyordum.
Pınar saşkın gözlerle bir bana bir Melih'e bakarken şoka uğramıştı. Onun bu çaresizliginden yararlanmaya karar verip daha da üstüne gittim.
"Bence hem Sinan'ın suç ortağısın hemde vampir. Yüzükleri karıştırırken sembolümü görmüş olmalısın. Bora'nın bu numarası da işine geldi ve herkesin şüphelenebileceğini düşündüğün için beni suçluyorsun. Masum bakışlarının altında kurnazlık yattığına eminim."
Melih duraksadı. Bu kadarını o bile beklemiyordu. Melih'in duraksaması ve Pınar'ın suçlu konumuna düşmesi beni çok ketiflendirmişti ama göstermedim. tepkisizliğimi koruyarak Melih'e döndüm.
"Umarım köylü olduğuma ikna olmuşsundur ve tabii Pınar'ın vampir olduğunada."
Melih konuşacak gibi oldu sonra gözleri Pınar ve benim aramda dolaştı. Bakışları en çokta Pınar'ın üzerinde oyalandı. Her ne düşündüyse bu hareketinden sonra konuşmamaya karar verdi ve kalkıp Pınar'ı beklemeden kapıdan çıktı. Pınar da bana son kez sinirle bakarak "İyi denemeydi ama altı sağlam değil." dedi ve aheste aheste Melih'in arkasından yol aldı.
Gerisi çorap söküğü gibi gelecekti. Melih Pınar'ın vampir olduğu söylentisini yayacak ve yemekte bu konuşulacaktı. Bana oy vereceklerde aslında köylü olduğumu anlayacaklardı.
Melih ve Pınar'ın gitmesinin üzerinden iki dakika gecmişti ki kapı tekrar çaldı. Kapıyı açtığımda gördüğüm kişiler karşısında gözlerime inanamadım. Bora, Akın ve Ömer üçlüsü karşımda dikiliyordu. Herkesi beklerdim ama onların gelmesine egolarının izin vermeyeğini sanmıştım, yanılmışım.
Bana sormadan içeri dalıp oturular. Bende ayıp olmasın diye Kahve götürecekken ayıp olmasının daha tatmin edici olacağını düşünüp direk olarak koltuğa oturdum.
Bora ve Akın yan yana oturmuştu. Benimle de Ömer oturuyordu.
"Eee yeni vampirlik nasıl bir şeymiş?" dedi Akın söze girmek adına.
"Bilmem" dedim dudak bükerek. "Hiç olmadım ki"
Ömer'in küçümser gülüşüyle başım o yana çevrildi. Sonra aldırış etmeden Bora'ya döndüm.
"Sen vampir değilsin." Bora gülümsedi ama pek samimi değildi. Ne zaman içten davfanmışti ki zaten?
"Sağol melike." dedi alayla.
"Melike İpek." dedim ve az önce Melih'i ikna etmek içn kullandığım Pınar'ı öne attım. Tabi öncesinde yine derin bir nefes aldım çünkü bu sefer öncekinden bile daha uzun bir konuşma yapacaktım.
"Senin sembol konusunda yalan söylediğini biliyorum. Birbirimizi kandırmayalım." Onaylamak istercesine ona baktım. Jafifçe başını eğerek bana hak verdi. Zaten basit olduğunun oda farkındaydı öylesine yaptığı kolay bir halmeydi bu tuzak. Anladığıma göre saklamasınında alemi yoktu.
"Sinan'ın ortağı yöneticilerle iyi anlaşıyor olmalı ki yöneticileride uyutabilsin. Bunun için ya ben ya Pınar ya da Ayaz olması gerekiyor bu namı değer oratğın. Ayaz o sırada ölüydü Kerem'le birbirimizden nefret ediyoruz yani geriye bir tek Pınar kalıyor. İlk baş pek ihtimal vermemiştim ama beni suçlamasından sonra süphelerim fazlasıyla arttı. Senin tuzağına düştü ve yılan olduğum için aynı zamanda sesim fazla çıktığı için gözü kapalı beni öne attı."
Muhteşem üçlü birkaç saniye aralarında bakıştılar sonra tekrar ben konuştum.
"Hadi gidin artık ziyaretin kısası makbuldür."
İlk kalkan Ömer oldu arkasından Akın ve Nora'da istemeyerek ona eşlik etti. Kapıya kadar onlarla gittim. Tam kapıyı kapatacaktımki bir eliyle engel oldu ve "Bu kadar mantıklı ve sakin bir konuşma beklemiyordum. İlk defa gözüme girdin Melike."
Gülümsedim ve biraz daha güç uygulayarak kapıyı kapatmaya çalıştım ama başarısız oldum. Bora'nın kolu kıpırdamamıştı bile. "Melike İpek" diyerek kendini düzeltti. Bunlar son sözleriydi. Sonrasında kapımı rahat bırakarak evine gitti. Sonunda...
Bu kadar konuşmaktan ve yalandan başım ağrımıştı. Bu yüzden akşam yemeği vaktine kadar uzanmaya karar verdim. Yatağıma yattım ve saatler telefonumdan eski videolarıma baktım.
Bölüm etkileşimi
