18. bölüm · Vampir Köylü
17. Bölüm: Gerçekler
Sabahın ilk ışıkları Kerem ve Melike'nin yüzüne vuruyordu. Hava henüz aydınlanmışken sahil kenarında oturuyorlardı. Sahil bomboş, zihinlerinde sadece esintinin oluşturduğu hafif dalga sesleri.
"İyi misin?" dedi Kerem Melike'ye. Belki bu başkaları için öylesine bir soruydu ama Kerem ve Melike için öyle değildi. Birbirlerine 'iyi misin' dediklerinde hep dürüst olurlardı. Bu onlar için bir derleşmenin başlangıç cümlesiydi. Bir dertleşme başlangıcı ve bir derdin sonu.
Melike derin bir iç çekti. "Sanırım değilim." dedi teredütle. "Veya şuan iyiyim ama sonraki günler için, sanmıyorum." Tek bir oyun hem Kerem'in hem de Melike'nin hayatını mahvetmişti. Kerem, Melike'ye ilk vampir köylüden bahsettiğinden beri çözüm arıyorlardı.
Kerem oyuna ilk gittiği ve varis sistemini ögrendiği zaman Melike ve İdil'i düşünmüştü. Onun kimsesi yoktu, torpili yoktu, ona oyunu anlatacak biri yoktu. Kerem yalnızca Melike ve İdil'i kurtabilmek için oynamıştı oyunu. O olmasa kızlar nasıl kazanabilirdi ki? Aslında kazamacaklarına emindi ama onlara bu kadar yük yüklemek istemiyordu. Sırf onlar daha rahat oynasın diye gizemin ilk basamağını çözmüş ve son üçe kendi kurduğu ekiple kalmıştı.
Ekip arkadaşları belki mükemmel değildi fakat onlardan söz çıkmayacağını biliyordu. Ateş yanda helvası kavrulsa konuşmazdı. Zümra da boş konuşur, çoğu zaman sinir eder ama çıkarı oldukça sadık kalırdı. Oyunun en başında bir kişinin oyuna muhtaç kalmış ve Kerem ile anlaşma yapmıştı. Kerem onun hayatta kalmasını sağlayacak ve Zümra'da bir sonraki tur kuzenini hayatta tutacaktı. İleride, Kerem'e borçlu kalmak gururunu incittiği için Melike'ye pek iyi davranmayacaktı ama sadakatinden ödün vermeyecekti.
Ateş, Zümra ve Kerem kural çiğneyerek dahi olsa Melike'yi yaşatacaklardı.
Kerem ortadan kaybolduğunda Melike çok telaşlanmış fakat onu hiç aramamıştı. Zaten nasıl olsa eninde sonunda Kerem onu arayacaktı, değil mi? Düşündüğü gibi de oldu. Kerem oradan kurtulunca ilk Melike'yle buluştu ve oracaıkta ona her şeyi anlattı. O andan itibaren plan yapmaya çalışıyorlardı.
Sahile gelip sakin kafayla düşünmek iyi gelir diye umut etmişlerdi fakat saatlerdir sadece oturuyorlardı. Olmamıştı işte, çözümü yoktu. Ölmek dahi çözüm değildi. Melike olmazsa İdil alınırdı oyuna ve bu Melike için asıl büyük dertti. Aslında Kerem'le ilk konuşmasından beri düşündüğü kişi kendi değildi, İdil'di. En iyii ihtimalle son üçe kalsa bile gizem çözülmediği sürece sıra İdil'e geçecekti.
Melike oturduğu yerden kalkıp açık yeşil rengindeki elbisesini düzeltti. "Deniz iyi gelmişe benzemiyor." Kerem yerinden kalkmadı "Nana çok iyi geldi." Melike eliyle yüzüne gelen güneşi önlüyordu. Kerem ise güneşten gözlerini kısarak Melike'ye bakıyordu. "Bunun anlamı çözüm buldum demek mi?" Kerem çokta heyecanlıymış gibi gözükmeyen bir tavırla başını salladı. "İdil'i ve seni öldü gösterelim." Melike küçümseyici bir bakış attı. Ardından beklentisinin karşılanmadığını belli etmek için "Bu kadar yaratıcı bir fikir beklemiyordum." dedi.
Kerem de ilk başta söylemeye pek istekli olmasada tek çözümleri bu gibi gözüküyordu ya da Kerem Melike'ye Melike İdil'e yönetici olarak yardım edecekti ama bu senaryoda birinin ölme ihtimali çok yüksekti.
Aslında öldü göstermek akla gelen ilk ve en basit yöntemdi ama kusursuz yapıldığı taktirde Melike ve İdil'i kurtarabilirdi, tabii Kerem'ide. Bunun için mükemmel ve inandırıcı bir plan gerekiyordu. Herkesin bildiği, inanacağı ve kabulleneceği bir ölüm.
"Yangın" dedi Melike bir anda. Nunu söylediğinde daha kalkmayacaklarını anlayıp yerine geri oturdu.
İdil'in astımı olduğunu herkes biliyordu. Bir yangın durumunda İdil'in ölmesi garip karşılanmazdı. Melike de İdil'i kurtarmak için ölse veya İdil bayıldığı için yanımdan ayrılmak istemese ve kendini kardeşi için feda etse, işte buda Melike için garip karşılanmazdı.
Melike bazılarına hatta çoğu kişiye göre fazla, biraz da gereksiz merhametliydi. Normalde bile merhemetli ve iyi niyetliyken söz konusu İdil olduğunda duyguları ikiye belki üçe katlanıyordu. Herkes onun İdil'e olan bağlılığını bilirdi. Melike, İdil için kendisini feda etmiş, canını hiçe saymış deseler herkes tereddüt dahi etmeden inanırdı.
Böylece Melike için plan nerdeyse hazırdı. Sadece tuzu biberi kalmıştı. Mekan ve daha detaylı bir konuşma gerekliydi.
"Sizin evde ve oyun başlamadan biraz önce olması dikkat çeker. Bir cafede ve en az 1 sene önce olsun bu yangın." Kerem kendine biraz düşünme süresi tanıdı. "Hızlı olmalıyız, iki oyun arası 13 ay olmalıve biz zaten birkaç haftamızı harcadık."
Melike Kerem'in dediklerine dikkat kesildi. Gözüne gelen güneşi umursamadan ve gözünü bir an bile kırpmadan ona bakıyordu.
"Senin doğum gününü kutlarken mumun ateşinden yangın başlasın. İdil'in astımı olduğu için sen onu sırtına alıp çıkarmaya çalış, fakat başarama."
"Peki ya kafedeki diğer insanlar? Kimseyi tehlikeye atacak bir şey yapmam ben. Unut sen o işi."
"Saçmalama Melike. Ben katil miyim? Cani mıyım? Niye insanların ölmesine göz yumayım? Yangını kafede çalışan bir arkadaşım çıkaracak ve çıkarmadan beş on dakika önce yangın var deyip herkesi çıkaracaklar sonra gerçekten ateşler yükselecek ve biz personel girişinden çıkıp arabayla gözükmeden uzaklaşacağız. Yangın için diğer kapıdan çıkacakları için bizi görmeleri imkansız, orada hiç kamera da yok."
"Özür dilerim bi anlığına iyi biri olduğunu unuttum. Yeni eklemelerle bakınca gayet içime sindi, bir şey hariç."
"Nedir o bir şey?"
"Beş on dakikada rahatça İdil'i kucaklayıp çıkabilirim. Hatta içeride iki bardak çay içer öyle çıkarım, yinede yetişirim."
"O zaman işin içine birazda eğlence katarız. Biri seni kafana vurarak bayıltır sonra polise gidip teslim olur. Böylece hem ölümün kesinleşir hemde seneryomuzu duyuracak biri olur."
"İyi fikir, ama bu gidişle kendimi işe yaramaz hissedeceğim. Her şeyi sen düşündün."
Kerem gülümsedi ardından Melike onun iki katı gülümsedi. "Poz ver" Kerem aniden flashı Melike'nin suratına patlatarak ona anlık bir şok yaşattı. Anı kalsın diye çekilen fotoğraf neredeyse travma kalacaktı.
Melike Kerem'den telefonu alıp aynısını ona yaptı. kamerayı dibine sokup en kötü anını gorüntüledi. Telefonu kumların üstüne fırlattı ardından kendisinide. Yatar pozisyonda gözlerini kapatıp derin bir iç çekti.
"Huzurlu bir ortam, muhteşem bir dost ve sakin bir kafa... Tek endişem İdil'in bunları öğrenmesi."
mMlike daha cevap veremeden telefonu çaldı. "İyi insan lafın üstüne gelirmiş."
"Efendim İdil"
sessizlik.
"Yok yok yakınlardayız, Geliyoruz hemen."
sessizlik.
"1 saat falan."
bağırma sesleri.
"Kulağım ağrıdı gelince devam edersin."
İdil'n yüzüne kapattıı ve eve gidince hiçbir şey konuşulmadı, duyulmadı ve bilinmedi. İdil hayatının sonuna kadar ablasına vuran adamın Siinan olduğunu öğrenemedi. Hep kazayı gerçek sanmıştı ve gerçektide. Önceden planlansa bile hesaba katılmayan bir olay Kerem'i depresyona, Melike'yi komaya İdili ise dolaylı yoldanda olsa mezara sokmuştu.
Sinan Melike'yi gerçekten bayıltmasa İdil yaşayacak, Kerem mutlu olacak ve Melike hayat mücadelesi vermek zorunda kalmayacaktı.
Sinan'ın tek amacı rakibinin İdil olmasıydı çünkü Melike olursa her şey daha zor ve zahmetli olurdu. Melike kabul etmek istemesede zeki bir kadındı. Melike'yi bayıltıp İdil'i binadan çıkardı fakat çoktan zarar görmüştü. Sinan kendisi için herkese ihanet etmişti, özellikle de Kerem'e.
Kerem Sinan'ı kendisi seçmişti fakat bunu hiçbir zaman Melike'ye söylemedi. Artık bırakın yaşatmayı yaşamaktan bile yorulmuştu bu yüzden kimseye vamlir köylü veya kazadan bahsetmedi. Melik'eye komadan çıkması için umut var dendiğinde ona bunu notun yanında yazabilirdi veya sadece anlatabilrdi ama bunu yaomadı çünkü o, çok acı çekmişti. Artık Melike veya İdil'e yük olmadan ikisinide kendi yaşatacak ve bunu hayatı boyunca gizleyecekti.
Bilmeleri önemli değildi. O her zamanki gibi gizli kahraman olurdu. Zaten o hep gizliydi, yaptıkları görülür ve değeri bilinmezdi.
Gel gör ki gelecekte bu değişmeyecek, Melike yine gizli kahramanını görmeyecekti.
...
Elimde tuttuğum telefon titrerken ben onun iki katı titriyordum. Az önce kendi ellerimle özgürlüğe uğurladığım Sinan beni bu cehenneme hapseden kişiydi. İdil'i öldüren, Kerem'i suçlu gösteren ve beni yiyip bitiren...
Masıl olur, diyordum kendi içimden. Şuan bu kadar stresin altında birde bunu nasıl kaldıracaktım? Bunu hatırlamam iyi mi yoksa kötü onu bile bilmiyordum. Tek bildiğim telefonumu almasam gerçekleri asla öğrenemeyeceğimdi. Kerem'in sahilde çektiği fotoğrafımı görmesem olanları hatırlamamın imkanı yoktu.
Şiddetli nefes seslerim odayı, öfkemse kalbimi dolduruyordu. Sinan'ın öylece gitmesine nasıl izin vermiştim? Neden her şeyi daha önce hatırlayamamıştım? Neden telefonumu almayı daha önce akıl edememiştim? Belki sinan'ı baştan beri biliyor olsaydı Kerem suçlu konumuna düşmeyebilirdi.
Günler önce kaldığım ikilem yanlıştı. Beni öldürmeye çalışan Kerem veya İdil değil, Sinan'dı. İdil'in bildiklerini hatta çok daha fazlasını bende biliyordum. Asıl tüm stresi yaşayan İdil'di. O gerçekten bir şey bilmeden gelmişti buraya. Kerem'se başından beri Sinan'ın kim olduğunu biliyor olmalıydı. Kuralları ihlal edip asılmamak için konuşamamıştı ama oda benim tarafımdaydı.
Kuzenim ve kardeşim, savaşan iki tarafım barışa ermiş ve tek bir taraf olmuştu. Bu sefer kılıçlar bana değil Sinan'a dönecekti.
Önceden kafa karışıklıklarım vardı ama artık kararım net ve kesindi.
En çok İdil ve Kerem arasında kalmıştım ama artık net cevap Sinan'dı.
Kime inanacağımı şaşırmıştım ama artık Kerem, Oxana ve Deren'e inanacaktım.
Geçmişte İdil'e karşı mahcup ve kırgındım ama artık kırgın değildim. Hala mahcuptum çünkü yangında Sinan yerine daha güvenilir birini seçseydik (ki hatırladığım kadarıyla Sinan'ı Kerem önermişti) Her şey şuan olduğundan çok daha güzel olabilirdi.
