7. bölüm / 19
Valerius: Kızıl Tahtın Hükmü7. Bölüm
Bölümler 19Şu an: 7. Bölüm
- 1 1. Bölüm2.037 kelime
- 2 2. Bölüm2.079 kelime
- 3 3. Bölüm2.014 kelime
- 4 4. Bölüm2.093 kelime
- 5 5. Bölüm2.007 kelime
- 6 6. Bölüm2.065 kelime
- 7 7. Bölüm2.095 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 8. Bölüm2.019 kelime
- 9 9. Bölüm2.109 kelime
- 10 10. Bölüm2.014 kelime
- 11 11. Bölüm2.013 kelime
- 12 12. Bölüm2.021 kelime
- 13 13. Bölüm2.000 kelime
- 14 14. Bölüm2.031 kelime
- 15 15. Bölüm2.030 kelime
- 16 16. Bölüm2.121 kelime
- 17 17. Bölüm2.017 kelime
- 18 18. Bölüm2.025 kelime
- 19 19. Bölüm2.049 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gözümden hala uyku akıyordu. O kadar çok uykum vardı ki. Günlerdir düzgün bir şekilde uyuyamıyordum. Kabusum yüzünden hemen uyanıyordum. En fazla iki saat uyuyabilmiştim. Bu benim için yorucu bir hal almaya başlamıştı. Bitkin hissediyordum.
Hazırlanmış ve bahçeye doğru gidiyordum. Altımda oldukça kısa, dar, siyah bir tayt şort vardı. Üzerimde oldukça kısa bir crop tişört vardı. Boldu. Klasik beyaz spor ayakkabılarımı tercih etmiştim. Bu hazırlığın ve daha güneş yeryüzünde tam belşrmemişken bahçeye gidiyor olmamın tek sebebi vardı. Kraliçe.
Sürekli başıma bir şeylerin gelmiş olmasından sıkılmış olmalı ki dövüşmeyi öğrenmemi istedi. Bu görevi de Lucian'a vermişti. Yukarıdan at kuyruğu yaptığım saçlarımı daha çok sıktım. Bahçeye çıkmış bukunmaktaydım. Adımlarım Lucian'ı yerde mekik çekerken bulduğum için durdu. Üstü çırılçıplaktı. Tek bir kumaş tanesi yoktu. Yutkundum. Alison'ın kas yalamak tabiri zihnimde canlanınca yüzümü ateş bastı. Altındaki bol siyah eşofman her an düşecekmiş gibi duruyordu. Ayağa kalkıp bana baktı. Gözlerimi kaslarından zar zor çekip yüzüne baktığımda o pis sırıtışını görmüştüm. Elimle yeşilliği işaret ettim.
"Manzara!" Sesli bir kahkaha attı. Ne zaman aralandığını hatırlamadığım dudaklarımı kapattım. Kesinlikle kas yalama sahnesinde açılmıştı. "Çok güzel." Konuşmak neden bu kadar zor olmuştu.
"Gel de başlayalım artık. Okula geç kalacağız." Başımı sallayarak yanına gittim. Islandığım çimlerin üzerindeydik. "Uykusuz gibisin?" Omuz silktim. Gözlerimi kaçırarak konuştum.
"Hala tek bir söz etmediğiniz çocukta aklım." Konuşacakmış gibi hissettiğimde gözlerine baktım. "Hiç mi söylemek şstediğin bir şey yok Lucian?" Vardı. Görebiliyordum. Ona teyzeme attığım yavru köpek bakışlarından atmaya çalıştım. "Çok üzülüyorum." Dudakları aralandı. Söyleyecek kıvama gelmek üzereydi. "Böyle bir şey yapacak kadar kötü olmadığınızı biliyorum ama duymaya ihityacım var." Son kozumu kullanmamla konuşmamak için kendini sıkmayı bıraktı.
"Kraliçe ona ceza vermek için öldürdü ama bizim çocuğumuz değildi." O kadar hızlı konuştu ki bir dakika boyunca anlamaya çalıştım. Ölen masum bir cana mı üzülmeliydim yoksa ardından kafayı sıyırmış annesine mi? Kesinlikle yaşadıkları kolay değildi. Onların yapmayacağını içten içe biliyordum. "Daha doğrusu kraliçe söyledi ve Adrian karnından o parçayı söküp aldı." Kanım donmuştu. Adrian mı yapmıştı? "İtaat etmeseydi Kraliçe ailesini bile öldürürdü." Kızın canını ve ailesini kurtarmak için çocuk katili olmuştu. "Bildiğini öğrenirse yine kendini parçalar." Kendini suçluyor olmalıydı. Başımı salladım. Gözlerimi gözlerinden çektim.
"Söylemem." Yaşanılanları aklım almıyordu. Kraliçe kesinlikle caniydi. Ve bir caninin eline düşmüş olabilirdim.
"Derse başlamalıyız." Başımı salladım. "Neler yapabileceğini görmek istiyorum. Saldır bana." Sorun şuydu ki nasıl saldıracağımı bilmiyordum. "Hadi Bella." Ellerimi göğsüne koyup ittirmeye çalışmamla bana manasız bakışlar attı. Yerinden oynamadığını fark edince daha hızlı ittirmeye çalıştım. Ve sonra koca bir kahkaha attı. "Ciddi misin?" Kaşlarımı çattım. Ellerim iki yana düştü.
"Gülme. Ne yapabilirim bilmiyorum ki!" Gülmeyi zar zor bıraktığında derin bir nefes aldı.
"Seninleyken yanaklarım nedensizce ağrıyor hep." Dudaklarımda tatlı bir tebessüm belirdi.
"Tek benimleyken bu kadar gülüyorsun yani?" Başımı biraz ona yaklaştırarak konuştum. "Aşık mısın bana?" Sorumla yerinde taş kesildi. Öylece kaldı. Konuşmadı, bende sustum. Öylece yüzüne baktım sadece. Hafif pembeleşen yanakları görüş alanıma girince bu sefer ben kahkaha attım. "Çok şapşalsın!" Kaşları çatıldı.
"Aşk nedir bilmiyorum ama kesinlikle gülümsemen aklımı başımdan alıyor." Gülümsemem küçüldü ama solmadı. Omzunu hafif ittirdim.
"Hadi dersimize dönelim." Aramızdaki o garip atmosferi dağıttım böylece.
Bir, iki saatlik dersimizin ardından hazırlanmak için odalarımıza dönmüştük. Bol gülüşmeli, bilek bükmeli ve benim için acı dolu bir ders olmuştu. Yarın da Dorian ile koşuya çıkacaktık. Odama döndüğümde hızlı bir duş aldım. "Neredeydin Bell?" Duştan çıktığım gibi yatağımda yatan Alison'ın uyku sersemi sesini duymuştum. Birlikte tüm gece konuşmuş ve sonra da uyumuştuk. Çığlıklar içinde uyandıktan sonra benimle uyanık kalmak için inat etse de bir süre sonra uyuyakalmıştı.
"Lucian ile antrenman tarzı bir şeyler yaptık. Hadi hazırlanmaya başla sende!" Saçlarımı kurutup öylece bıraktım. Kalın askılara sahip, göğüs kısmı derinleyen, belimden biraz aşağıda biten beyaz bir üst giydim. Mini, mavi kot şortumu altıma geçirdim. Beyaz, kalın tabanlı spor ayakkabılarımı tercih ettim. Vazgeçilmezim olan, yanaklarıma ve dudaklarıma kızıllık eklemeyi unutmadım. Gümüş takılarla üzerimi taçlandırdım.
"Elbiselerine bayılmış ve zor karar vermiş olabilirim." Dolabımdan bordo bir mini elbise giymişti.
"Çok yakışmış!" Gülümseyerek etrafında döndü.
"Geri vermezsem kızar mısın?" Gülümseyerek cıkladım. Gülerek bana sarıldı. "Lucian ile antrenman sana yaramış gibi." Derin bir nefes alıp ona müjdeli haberi verdim.
"Kraliçenin emriymiş. Çocuk onlardan olmasa da büyük ihtimalle taht için onlardanmış gibi gösterip kaos çıkardı. Adrian karnından söküp çıkarmak zorunda kalmış. Yoksa kızı ve ailesini de öldürtecekmiş kraliçe." Gülümsemem soldu. Bu müjdeli haber kesinlikle değildi. Böyle düşündüğüm için kendimi suçladım. Başkalarının acılarıyla alay etmek haddine değildi. Bana yaptıkları üzülmeme engel olmaya çalışsa da canının ne kadar yandığını tahmin bile edemezdim.
"Acısını tahmin bile edemiyorum. Bazı benzer söylentiler vardı ama herkes düşük yaptı demişti." Gözlerimi kaçırdım. Perdeler arkasındaki acılardan bihaber birbirimize saldırıyordu. Öfke ve kıskançlık gerçekten iğrenç duygulardı. "Sana yaptıklarına rağmen üzülmedim değil." Aynı duyguları paylaşıyorduk. "Ama en azından nişanlıların ile aranda engel kalmamış." Başımı salladım.
"Lucian bu sabah gülümsememin aklını başından aldığını söyledi." Ellerimle oynuyor, tırnaklarımı erime batırıyordum. Utanmıştım.
"Oha!" Dudaklarında kocaman bir gülümseme belirdi. "O somurtkan vahşiyi romantik, evinin adamı yaptıysan ben senin önünde eğilir, hatta yere kapanırıö yüce üstad!" Güldüm. Bu sözler içimi kıpır kıpır etmişti. "Ama ben emin oldum. Sen onlardan hoşlanıyorsun Bell!" Birden bağırınca gözlerim kocaman açıldı. Susması için ağzını kapatmaya çalışıyordum. "Bell fenrisleri seviyor! Bell hepsinden hoş-" biz gülücükler eşliğinde küçük bir arbede içindeydik ki birden kapım çaldı.
"Gelebilirsiniz." Geri çekildim biraz. Kapı açıldı ve içeriye teyzem girdi.
"Nişanlıların seni bekliyor." Buz gibi bir sesle konuştu. Yüzümdeki gülümseme soldu. Dün kanlar içerisinde sarayda beni görünce endişelenmişti. Sonra ise yine eskisi gibi olmuştuk. Kapıyı kapatıp gitti. Bu işi çözmeliydim. Şu an olmasa da halletmeliydim. Teyzemle iki yabancı olmaktan sıkılmıştım.
"Yakında düzeleceğinizden eminim. Çok üzülmemeye çalış." Gülümsemeye çalıştım. Çantama spor kıyafetleri koyup Al'e döndüm.
"Hadi gidelim." Birlikte odamdan çıkıp yürümeye başladık. Aklım teyzemde kalmıştı. Nasıl sorunlarımızı düzeltebilecrğimi bilmiyordum. Açıkçası kötü olan durumumuzu daha da berbat hale getirmekten korkuyordum.
Saraydan çıktığımızda limuzin yerine araba vardı. Caelum dudağının kenarındaki yara ile arabaya yaslanmıştı. "Sizi okula ben götüreceğim." Hızlı adımlarla yanına gittim. Parmağım dudağının kenarında gezindi.
"Caelum? Ne oldu?" Elimi tutup dudaklarına götürdü. Tatlı bir öpücük kondurdu.
"Sorun yok." Elimi indirdi. "Hadi binin." Kapımı açtı. Sağ koltuğa oturdum. Kapımı kapatıp yerine geçti. Alison da arkaya geçmişti. İlerlemeye başladık.
"Ne olduğunu bilmek istiyorum Caelum." Kendi camını açtı biraz.
"Sonra konuşuruz." Başımı ona çevirdim. Bir sorun vardı ve bilmek istiyordum. Onlar benim nişanlılarımdı. Sorunları maalesef doğrudan beni de bağlıyordu.
"Adrian mı yaptı?" Derin bir nefes alıp verdi. "Lucian?" O yapmıştı. Neden yapmıştı? Çok saçmaydı.
"Gözde olarak beni seçtiğini zannediyorlar. Anlaşılan bu sabah yakınlaşmışsınız çünkü bu durum canını daha fazla sıkmış duruyordu." Elini uzatıp emniyet kemerini çekti. Ardından bağladı. Alışık olmadığım için unutmuştum.
"Gözde seçmek de ne demek? Niye böyle garip tabirlerle dolusunuz?" Bu durum beni sinirlendiriyordu. "Gözde seçmek, ağız konusu falan ne ya? Sürekli bilmediğim kavramlarla çıkılıyor karşıma!" Kaşlarını çatarak kısa bir süreliğine bana baktı.
"Ağız konusu derken?" Omuz silktim. Bende bilmiyordum. Bilsem kafam karışmış olmazdı.
"Şey, ağzına almak kavramından bahsediyor ama haberi yok anlamından." Kaşlarım çatılarak kafam arkaya dönerken Caelum'un yutkunduğunu ve gaza yüklendiğini gördüm.
"Ne demek o?" Ağız kokusundan falan mı bahsediyorlardı? Ağız sağlığıma son derece dikkat ediyordum. Güzel bir gülümseme görmek hoşuma gidiyordu.
"Öğreteceğim ben sana hepsini mavişim." İşaret parmağını dudaklarına bastırarak susmamı işaret etti. Önüme dönüp dediğini yaptım.
"Kafeste yaşadığını düşünüyorum bazen." Caelum sessiz bir iç çekişle konuştu. "Dünyadan bihabersin." Hayatım korkarak geçmişti. Dört duvar arasında büyümüştüm. Kafes gibi olmasa da benzerdi.
"Saraya gelene kadar teyzem dışında kimseyi tanımadım. Onsuz dışarı çıkmam bile yasaktı." Oldukça kapalı bir hayatım olmuştu. "Sabah akşam çalışıyordu ve günlerce dışarı çıkmadığım olmuştu." Arabaya bir sessizlik çöktü. "İlk arkadaşım sensiz Alison. Okulun ilk günü yaşadıklarımla kötülüğü tanıdım." Derin bir nefes aldım. "Yani anlayacağınız hayali bir kafeste yaşadım ve oradan çıktığım ilk gün hayatım cehenneme döndü." Caelum'a yandan baktım. Yüzü kaskatı duruyordu. Böyle durumlarda yüzüne bir buz perdesi iniyordu. "Tanıştığım ilk erkek de sensin." Araba durduğunda geldiğimizi anladım.
"Bizi yalnız bırak." Alison anında arabadan inmişti. Okulun önündeydik. Gözlerimi Caelum'un amberleri ile buluşturdum. Her baktığımda büyüleniyordum. "Lucian'ın gergin olmasını sağlayan bir durum oldu sabah." Dikkatli bir şekilde onu dinlemeye başladım. "Kraliçe aramızdaki mesafeyi duymuş ya da hissetmiş olmalı." Derin bir nefes aldı. "Durumu düzeltmez ve seni yatak odalarımızdan çıkarken görmezse nişanı bozup seni başka fenrislere vereceğini söyledi." Kaşlarım çatıldı. Ben mal mıydım? O fenristen bu fenrise dolaştıracağını nasıl söylerdi? "Bu mesele hepimizin gerilmesini sağladı." Kraliçeye karşı gelme gibi bir imkanım maalesef yoktu. Onu onaylamadığım bir sefer olmuştu. Onda da öfke krizi geçirip beni kovmuştu. Kendisine hayır diyemeceğimin farkındaydı. Ona kimse hayır diyemiyordu. Ne yapacağını kestirmek zordu çünkü.
"Sizden alınıp başkasına fırlatılmaktansa ölmeyi tercih ederim." Emniyet kemerini çözdüm. "Diğerleri ile de konuşup ne yapabileceğimizi bulalım. Ama şimdi derse gitmeliyim." Kapıyı açacakken durdum ve Caelum'a uzanıp yanağıma bir öpücük kondurdum. "Bu gece birinizin odasında kalacağım ama o maalesef sen olamazsın." Sebebini anlamış olmalıydı. Kardeşlerinin gözüne daha fazla batsın istemiyordum. İç kargaşayı yok etmeliydim. Bunun içinde biraz aramıza mesafe koymam gerekebilirdi. Öpücüğün sebebi de buydu. Arabadan indim. Okula doğru hızlı adımlarla gitmeye başladım. Çok kişi kalmamıştı. Geç kalmıştım. Lanet olsun!
Sınıfa girdiğimde ders başlamıştı. "Geç kaldınız Bayan Sterling." Gülümsedim.
"Özür dilerim. Geçebilir miyim?" Eliyle geçmemi işaret ettiğinde gidip yerimw oturdum.
"Geç kalan hiç bir öğrenciyi derse almadınız. Onun bizden farkı ne?" Sesim sahibine döndüm. Tanımadığım bir kızdı. İlk defa görüyordum. "Bu okulda herkesin eşit olduğunu söyle-" sözünü Alison kesti.
"Kes sesini ve köşede kudur Chloe." Chloe dediği kız ona öfkeyle döndü.
"Konuştu, saray yalakası." Ayağa kalkmak için hamle yapacaktı ki bileğinden tuttum.
"Sorun yok." Elimi bırakmadım. Saldırmasından korkuyordum.
"Dersteyiz hanımlar. Kendinize gelin." Chloe denen kıza döndü. "Kraliçenin kesin talimatı var. Bayan Sterling'in huzursuz bile edilmesini istemiyor." Ciddi miydi? Gerçekten mi?" Ayağa kalktım.
"Kusura bakmayın." Sınıftan çıktım. Bu durumu kaldırabileceğimi zannetmiyordum. Üzerimde dolaşan iğneleyici bakışları hissetmiştim. Gidip bahçeye çıktım ve bir banka oturdum. Huzursuz meselesi hamile yalanlarını doğrulayacaktı. Herkes şişmesini beklediği karnıma bakacaktı. Üzerime daha da fazla gelinecekti. Belki de tekrar olmayan çocuğum suikast girişimine maruz kalırdı. Bu sefer hangi canı yakılan kadın olacaktı Tanrı bilir!
Ve o an asla düşünmemem gereken o ihtimali düşündüm. Ya karnımda gerçekten bir çocuk taşıyor olsaydım? Yutkundum. Sonu ölüm olan bir bebek... Asla koruyamayacağım çocuğum... Ayaklarımı bankın ucuna koydum ve ellerimle dizlerimi kendime çektim. Yanağımı dizime yasladım.
Hayatımda ilk defa belki de anne ve babamın yanımda olmasını istedim. Yalnızlıktan nefret ettim. Benden uzaklaşan teyzem yüzünden kimsesiz kalmıştım. Yalnız ve çaresiz...
Kalbime adeta bir ok saplandı. Zehri vücuduma yayılmaya başladı. Güneşin tüm ısısına rağmen üşüdüm. Beni saracak kollar istediğim için üşümüştüm belki de. Ama sarmasını istediğim tüm kollar toprak altındaydı. Gözümden bir damla yaş düştü. Diğer yaşlar da onu takip etti. Sessiz bir ağlama vücudumu ele geçirdi. Beni en çok parçalayıp yavaş yavaş tüketen yalnızlığımdı. Teyzemin beni terk etmesiydi.
Teyzeme babamla annemin aşk hikayelerini anlattırırdım. O kadar güzel, peri masalı gibi bir yaşantıları vardı ki beni tüm gerçeklikten koparıyordu. Benimle kalmak yerine babamla gitmeyi tercih etmesini anlıyordum. Aşkları için ölümsüzlüğü sağlamıştı. Beni ardında bırakmasını anlamaya çalışmam için çok önemli bir neden vermişti.
Ama o nedeni yaşayabileceğim bir hayat verememişti. Acaba babamla giderken hiç aklına gelmiş miydim? Gidişinin dönüşü olmayacağını biliyor olmalıydı. Ardımdan bu çocuk ne yapacak demiş miydi? Aptal bir savaştan daha önemli gelememiş miydim? Babam beni gerçekten seviyor muydu? Kurtardığı kişiler buna değecek insanlar değildi çünkü.
İlk defa beni bırakıp gittikleri için onlardan nefret ettim. Nefretim anlık ve o kadar güçlüydüki kafamı kaldırıp ellerimle yüzümdeki yaşları sildim. Onların arkasından ağlayacak değildim. Bir bebeğin gözyaşına aldanmadan giden iki kişi için ağlayamazdım. Bunu kendime yapmamalıydım.
Gökyüzündeki bulutlarda dolaştı gözlerim. Teyzem oradan beni izlediklerini söyler dururdu. Halimden memnun muydular acaba? Onlar için bulunduğum konum mu yoksa hislerim mi önemli olurdu? Cevabını asla öğrenemeyeceğim sorular soruyordum. Birden gürültüyle başım bahçeye açılan kapı tarafına döndü. "Bir daha söyle!" Adrian'ın bağırmasını duymamla ayağa kalktım. Caelum ve Lucian onu tanımadığım bir adamdan çekmeye çalışıyordu. Adrian ise ondan ayrılmamakta ısrarcıydı. İterek daha da dışarı çıkarmaya çalışıyordu.
"Tek tek anlatacağım ona gerçekleri! Hain kanından haberi-" sözü Adrian'ın birden atılıp boğazına sarılmasıyla durdu. Öfkeden delirmiş görünüyordu. Anın şokuyla yerimde kalakalmıştım.
"Seni öldüreceğim!" Sesinin altında sanki başka bir ses daha vardı. Gözlerinin beyazı kararmaya başlamıştı. Caelum araya girmeye çalıştığında onu geri fırlattı. Lucian geri çekilmişti. Dorian bu anı zevkle uzaktan izliyordu. Ölmesine karar vermişlerdi.
"Adrian..." Dudaklarımdan kısık ama oldukça korkmuş bir kelime döküldü. Adrian'ın gözleri beni buldu. Beyaz siyahlığı kapattı. Boğazından havaya kaldırdığı kişi öksürükler içerisinde kıpkırmızı bir şekilde yere düştü. Gözlerindeki öfke endişeli bir hale büründü yavaş yavaş. O kadar öfkeliydi ki fark edememişti beni. Normalde direk bilirdi.
"Dorian onu saraya götür ve odasına kilitle." Duyduğum sözlerle kaşlarım çatıldı. "Çıkmadığından emin ol." Dorian birden yanımda bitmişti.
"Ne?" Ve birden beni sırtına atmasıyla dudaklarımdan bir çığlık yükseldi. "İndir beni!" Dinlemedi ve yürümeye başladı.
"Araba bende." Yumruklarımı sırtına geçirdim. Ayaklarımla çırpındım ama işe yaramadı. "Rahat dur, chery. Odada yalnız olma fikri bile beni çıldırtırken birde yaralı bir ceylan gibi çırpınman beni mahvediyor." Duyduklarımla hareketsiz kaldım. Benden bir şey sakladıkları gerçeği içimi yerken birde bu arsızla aynı odada kilitli kalacağımı anlamıştım.
Bölüm etkileşimi
