11. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Buseyyy .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 19Şu an: 11. Bölüm

Kollarımı birbirine dolamış yürüyordum. Saçlarım ve bedenim hala ıslaktı. Üzerime kıyafetlerimi de giysem soğuk beni terk etmemişti. Akşam suya girmek mantıklı bir karar değildi sanırım. Özellikle berbat şeyler öğrenmişken suya girmek ve ölmeye çalışmak hiç doğru bir karar değildi.

Evin önündeki kalabalığı ve Alison'ın telaştan deliye dönmüş halini görebiliyordum. Gözleri bana döndüğünde korkusunu hissettim. Çok korkmuştu. "Bella!" Emin olmak ister gibi bağırdı. Kalabalığın bakışları üzerine dönerken Alison yanıma koştu. Sıcak bedeniyle benim soğuktan titreyen bedenime sarıldı. Kesinlikle çok iyi gelmişti. "Sana bir şey oldu zannettim!" Geri çekildi. Bir şeyim olup olmadığını kontrol ediyordu. "Neden ıslaksın? Neredeydin?" Sanırım soğuktan dişlerim birbirine kenetlenmişti. Cevap vermeyince kolunu omzuma attı ve beni yürütmeye başladı. "Herkese teşekkürler." Kalabalığa gülümsedi. Sanırım beni aramak için köylüleri toplamıştı. Herkes bana tuhaf bakışlar atarak dağılmaya başladı. Eve girdiğimizde Alison bana örtü getirdi. Hemen bedenime doladım. "Neler oluyor Bell?" Dudaklarımı aralayıp konuşmak büyük bir yük gibi geliyordu. Konuşmak istemiyordum. Olanları anlatmak istemiyordum. "Bella? Sana soruyorum." Önümde diz çöktü ve yüzüme baktı. Endişeli gözlerine baktım. "Anlat artık." Kalbim büyük bir hızla atarken ne anlatacağımı bilmiyordum. Nereden başlayacaktım? Ne diyecektim? Hangi kelime en doğrusuydu? Doğru bir kelime var mıydı ya da? Herhangi doğru bir şey var mıydı? "Konuş." Çaresiz bir şekilde söyledi. "Beni korkudan delirtecek kadar önemli bir sebep sun! Ya da en azından neden ıslak olduğunu açıkla." Gözlerime kaşları çatık bir şekilde baktı. "Neden ağladın Bella?" Dudaklarım konuşmak için aralandı. Ama bir türlü kelimeler dökülmedi ağzımdan. Gözlerim doldu yine de konuşamadım. Dudaklarım geri kapandı. Gözleri yenilgiyle düştü. "Bazen toz pembe bir dünyan olduğunu düşünüyorum. Kendi etrafında döndüğüne emin olduğun bir yerdeymişsin gibi davranıyorsun." Ayağa kalktı. Yüzüne bakıyordum. Söylediği sözler kalbimi kırmıştı. "Bana ne olduğunu bile sormadın. Dedimki sabah sorar Alison, saçmala." Alayla güldü. "Akşam oldu ve sen yine kendine çevirdin okları. Seni geçtim ben soruyorum ama cevap bile veremiyorsun çünkü bir sebebi yok." Gözümden bir damla yaş düştü. Yüzüme baktı. "Timsah gözyaşlarını kendine sakla Bell. Yarın sabahtan yola çıkıyoruz çünkü artık yeter." Gözlerimden yaşlar süzülürken gözüm istemsizce cama takıldı. Bir çift kırmızı göz gördüm. Fark edilmemek için aurasını saklıyordu. Ayağa kalktığımda yok oldu. Yine de gidip perdeyi örttüm. "Ne yapıyorsun? Ciddi misin gerçekten ya?" Hayal kırıklığıyla konuşuyordu. "Sözlerim umurunda bile değil." Arkamı dönüp ona baktım. Sözlerini önemsiyordum. O benim tek arkadaşımdı. Ama haklı olduğu noktalar vardı.

Benim hayatım dopdolu geçmeye başlamıştı. Sırtımdaki yükler dolup taşıyordu. Nefes alamayacak kadar ağırlaşmışlardı. Ona kendi yükleri yetip de artarken benim yüklerimden veremezdim. Artık hayatım ona fazla geliyordu. Kendi dünyasındaki savaş ona yetip de artıyordu. Odama gittim. Yatağıma uzandım. Sessiz gözyaşlarımı dökmeye başladım. Teyzem uyurken yaptığım gibi... Sahte teyze kavramı daha uygun olabilirdi.

Ağlarken uyuyakalmıştım. Gözlerimi ise çığlık atarak açmıştım. O kadar güçlü bir çığlıktı ki odamın kapısı hızla açılmıştı. Arkamı dönmüştüm ve sonunda beni kovalayanı görmüştüm. Gümüş bir fenristi. Çok büyüktü. Gözlerinden kan arzusu okunabiliyordu. "Ne oldu?" Alison nefes nefese, korkmuş bir şekilde konuştu. Gözlerim hala boşluğa takılı kalmıştı. Beni yakalamak üzereyken uyanmıştım. Kalbim son sürat atarken gözlerimi kırpıştırıp daldığım yerden bakışlarımı kurtardım. "Kabus mu gördüm?" Başımı salladım. Ofladı. "Ödüm koptu!" Yanıma oturdu. "Sık sık kabus görüyor musun?" Her gece. Yutkundum. Bu diğerlerinden farklıydı. Çünkü kaçtığım o yaratığı görmüştüm. Gözlerinin aksine çok güzel bir fenristi. Fenrisler psikolojimi bozmuş olmalıydı. Kabuslarıma kadar girdiklerinde göre kesinlikle öyleydi. "Neyse, hazırlanıp yola çıkalım." Ayağa kalktı. Bir umut konuşmam için bana baktı. "Söyleyecek bir şeyin hala yok mu?" Konuşmayı unutmuş gibi hissediyordum. Ses tellerim sanki beni yüzüstü bırakmıştı. Derin bir nefes aldı. Ama sanki canı yanıyormuş gibiydi. "Hazırlan Bell." Odamdan çıktı.

Ayağa kalktım. Dolabımın karşısına geçip üzerimdekileri çıkardım. Beyaz, bol ve uzun bir gömlek giydim. Demir bir bel korsesi giydim. İpleri önümdeydi. Sıkıp bağladım. Gömlek mini boya dönüşmüştü. Dizlerime kadar uzanan ve bacaklarımı saran deri çizmelerimi giydim. İnce topukları vardı ve stiletto görünümündeydi. Saçlarımı olduğu gibi bırakmıştım. Nehrin suyu sayesinde kıvırcık bir hale dönüşmüşlerdi. Odamdan çıktığımda evin boş olduğunu gördüm. Alison çoktan çıkmıştı. Bende dışarı çıktım ve kapıyı kilitledim. Teyzemin koyduğu yere geri bıraktım. Çalışan arabaya bindim. Emniyet kemerimi takmayı beklemeden gaza basmıştı.

"İlk seni saraya bırakırım sonra da kendi çöplüğüme geri dönerim." Çöp kelimesini duymanın verdiği irkilmeyi hissettim. İnsanlar bana artık böyle seslenecekti. Çöp. Nefes almak zorlaşmıştı. Pencereyi açtım. Sonra geri kapandı. "Saraya, yani asıl kafesine gideceksin. Temiz havaya alışma Bell." Benden nefret ediyordu. Ona hissettirdiklerim yüzünden düşmanından farksızdım. "O çatlak kraliçenin sana yapacaklarına benim hayal gücüm bile yetersiz kalır." Yutkundum. Sanırım korkuyordum. Beni koruyabilecek kişilerin önünde kaçmıştım. Onlarda da kaçmıştım. "Seni cehennemine götürüyorum sevgili arkadaşım." Başım cama doğru düştü. Daha ne olabilir ki diyememiştim bile. Gerçekleri söylersem başıma gelecekleri tahmin bile edemiyordum. Söylemesem başıma gelecekleri de tahmin edemiyordum. Saraydan kaçmıştım. Kraliçeye mühim bir durumu bildirmemiştim.

Oldukça sessiz bir yolculuk olmuştu. Belki uykuya dalarım diye beklemiştim ama düşünmekten uyuyamıyordum. Geçmişime dair çöp dolu bilinmezlik beni kahrediyordu. Okuduğum tüm kitaplar, teyzem, herkes çöplerin uzak durulması gereken canavarlar olduğunu söylemişti. Bende mi canavardım? Canavar tam olarak neye deniyordu? Kabusumdaki fenris bir canavar olabilirdi. O çöpün fenrisi kesinlikle bir canavardı. Ben nasıl canavar olabilirdim ki? Anlamıyordum. Aklım basmıyordu. Yaşadıklarım beni delirtecek iş gibi geliyordu. Taşıyamadığım kadar yükle dolup taşmıştım.

Araba sarayın önünde durdu. "İn." Alison'ın dudaklarından oldukça soğuk bir kelime döküldü. Arabanın kapısını açmama fırsat verilmeden muhafızlar açıp beni kollarımdan tutup sürüklemeye başladı. Tepki vermedim. Canım acıdığı için yüzümü buruşturdum sadece. Koridordaki herkesin bakışları bana dönerken ben muhafızlar yetişmek için hızlı adımlar atmaya çalışıyordum. Ayakkabı tercihim kesinlikle yanlıştı. Taht odasına sürüklenildim. Kapı açıldığında içeriye resmen fırlatılarak dizlerimin yerle buluşması sağlandı. Çizmem sayesinde yaralardan kurtulmuş olabilirdim. Kafamı kaldırmadım. Yerde tuttum bakışlarımı.

"Sonunda kürkçü dükkanına döndün." Kurtlar aşağılamak için tilki lafını çok kullanırdı. Sinsi, hain gibi aşağılayıcı anlamlar içerirdi bizim için. Çöpün bir üstü gibi bir şeydi. Sözleriyle kraliçe beni tilkiye benzetmişti. "Eğer dönmeseydin yarın sabah senin ölüm emrini verecektim, biliyor musun?" Bu beni şimdilik öldürmeyeceği anlamına gelebilirdi. Süründürecekti, şüphem yoktu.

"Kraliçem! Söz verdiğiniz gibi düello olacaktır umarım." Bu sesi tanıyordum. Ne düellosundan bahsediyordu? Kraliçe yanıma gelip yere çöktü. Eliyle çenemi tutup kaldırdı. Tıpkı o günkü gibi. Gözlerine baktım.

"Her zaman sözümü tutarım." İç çekti. "Bana öyle bir gerekçe sun ki ölümüne bir turnuva olmasına engel olayım küçük tilkicik?" Yanlış düşünmüştüm. Öldürmek yerine öldürtmeyi tercih edecekti. Beni şiddetle tanıştıran, çocuğunu kraliçe yüzünden kaybetmiş o kıza öldürtecekti. Gözümden bir yaş kaydı. "Söyleyecek bir şeyin yok, öyle mi?" Gözlerindeki öfke kıvılcımları beni korkutmuştu. Çenemdeki elini çekmesiyle birlikte sol yanağımda hissettiğim darbeyle başım yana düştü. Bana tokat atmıştı. Ayağa kalktı. "Düelloyu kim kazanırsa genç fenrislerle o evlenecek!" Bağırarak söylemişti. "Bu geceki kanlı ayda olacak düello! Tüm herkes davetli." Yutkundum. "Git gözümün önünden!" Bana diyordu. Atılması gereken bir çöptüm gözünde. Tıpkı olması gerektiği gibi. Bacaklarım titrerken ayağa kalktım. Kraliçenin gözlerine baktım. Benden beklenmeyecek bir öfkeyle hemde.

Ben bir çöp olarak büyümemiştim. Deli ya da kan arzusuyla dolu biri değildim. Gözüm o tahtta hiç olmamıştı. Ben krallığı hedef alanlar gibi değildim. Ben bir çöp olamazdım. Bu muameleyi de hak etmemiştim. Tokat atmıştı. Bu saray lanetliydi. Öfke ve nefretle inşa edilmiş gibiydi. Arkamı döndüm. Dimdik durup gitmeye başladım. Kapıdan öylece çıkıp gittim. Koridorda bekleyen dört fenrisi göz ucuyla görsemde yüzlerine bakmadım. Yanlarından geçip gitmeyi düşünüyordum ki Lucian bileğimi sertçe tuttu. "Daha fazla kaçmana izin vermediler mi? Ölmekten mi korktunda geldin?" Onunda gözlerinde sadece öfke vardı. Onları istemediğim için gittiğini mi düşünüyordu? Fazla geldiği için kaçmıştım sanki. Bileğimi ondan çekmeye çalıştım ama izin vermedi.

"Bizimle olmayı o kadar çok mu istemiyorsun?" Gözlerim Adrian'a döndü. Onlara hep berbat hissettirmiştim. Kendilerinde kusur aratıp durmuştum. Gözlerimi kaçırdım. Belki de o zorba onlara daha fazla değer verebilirdi. Kraliçe eşi olacak demişti değil mi? Nefesim kesildi. Benim dokunduğum tene dokunacak, benim öptüğün dudakları öpecekti. Kendilerini isteyen bir eşe bu dört fenris direk evet derdi. Dişlerimi sıktım. Bu sefer bileğimi ondan kurtarmıştım. Tek kelime edemeden oradan gittim. Kelimeler boğazımda takılıp kalıyordu. Konuşamıyordum işte. Konuşsam ilk teyzemin karşısına çıkardım. Bana söylediği yalanlar için hesap sorardım. Ama konuşamıyordum. Sanki dilimi yutmuş gibiydim. Ve en kötüsü ise konuşmadan beni anlayacak tek bir kişi bile yoktu. Herkes öfkesini kusarken ben dinlemek zorunda bırakılıyordum. Gözlerimden acımı anlamak, sarılmak isteyen biri yoktu. Kendimi bahçeye atmıştım. Çimlerin üzerinde oturuyordum. İlk günkü dansım gözlerimin önünde belirince dudaklarımda buruk bir tebessüm belirdi. O zamanki Bella ile şu an ki Bella sanki çok farklıydı. O ben değilmişim de çok güzel ve bitmiş bir rüya gibi bir şeydi. Bitmesi canımı yakıyordu. Yere uzandım. Batmak için hazırlık yapan güneşe kalbimde acıyla baktım. O zorbaya karşı şansım yoktu. Bu gece ölecektim. Bu gece ay benim rengime boyanacaktı. Bu seferki kızıllığı kanımdan gelecekti. Av ben olacaktım. Müjdeli haber ise geçen seferki ile aynıydı. Bir nişanın müjdesiydi.

Yanıma uzanan bedene bakmadım ama koku tanıdıktı. Parçalı bulutlara bakmaya devam ettim. Konuşmasını bekledim. Ama konuşmadı. Başımı yana çevirip ona baktığımda gökyüzünü izlediğini gördüm. Dorian bir şey demeden benimle yatıyordu. Başını bana çevirdi. Gözlerime diğer herkesin aksine konuşmamı ister gibi bakmıyordu. Gözlerim doldu. Dudaklarında buruk bir gülümseme vardı. Kesik bir nefes aldım. Konuşmak istedim ama o konuşmamı beklemiyordu. "Zorlama kendini chery." Ona yaklaşıp başımı omzuna yasladım. Kolu sırtımdan omzuma yok aldı ve beni kendine çekti. Saçlarımın arasına kondurduğu tatlı bir öpücükle gözümden bir damla yaş süzüldü. "Annem 10 yaşındayken gözlerimin önünde öldürüldü." Bu beklemediğim bir itiraftı. "İki hafta boyunca konuşamadım. Herkes konuşmam için acımasız laflar söylüyordu." Eli saçımın bir tutamıyla oynamaya başladı. "Konuşmak istemediğini zannediyorlar ama sen aslında konuşamıyorsun." Ona daha çok sokuldum. Gözyaşlarımın arasında başımı salladım. "Kelimelerin boğazında düğümleneceği kadar ne yaşadın chery?" Yutkunamadım bile. Birinin beni anlamasının canımı daha çok yakacağını düşünmemiştim.

"Oraya gittin değil mi?" Ağlamam teyzemin sesini duymamla durdu. Kafamı kaldırdım. "Kime sorsan torpil için gerçekleri öterdi zaten." Yüzü ağlamamak için savaşıyor gibiydi. "Beş yaşındayken sana ailen hakkında yalan söylediğimde de susmuştun. Bir hafta boyunca ağzından bir kelime çıkmamıştı." Lanet olsun ki beni tanıyordu. Bir anne çocuğunu ne kadar tanırdı bilmiyordum ama onun beni tanıdığından fazla tanıyamazdı. Ayağa kalktım. "Beni sakın yalan söylediğim için suçlama." Nasıl suçlamazdım? "Zaten kimsesizdin, bari iyi hatırla istedim." Daha fazlasını biliyor olmalıydı. Ailem hakkında bir şeyler biliyor gibiydi.

"Öğrenmeye mi gittin?" Dorian ayağa kalktı. "O çöp sana kendince gerçekleri mi anlattı?" Anlamayarak ona bakıyordum. "Sana söyleyecektik ama kaldırabilecek durumda değil-" ilk defa birine tokat atmış olabilirdim. Yüzü yana düşerken sözleri de kesilmişti. Geçmişimi biliyorlardı. Ama benden saklamışlardı. Ben ona kalbimi açarken o yalan olduğunu bildiği ayrıntıları dinliyordu. Yalanın beni sarsmasındansa gerçeğin yıkmasını tercih ederdim. Yüzünü bana çevirdi. "Aileni bilmek istiyorsan hayatta kal." Tokat attığım için kızması gerekiyordu. Ama sesi anlayışlı çıkmıştı. "O aptaldan daha güçlüsün ama gücünü açığa çıkaramayacak kadar zayıfsın." Benim kim olduğumu biliyordu. Ailemin kim olduğunu biliyordu. Onun için konuşmak kolaydı. Ama ben sadece yabancıların ağzından çıkan gerçekleri ve tanıdıklarımın yabancılaşmasını biliyordum. Asıl şimdi kimsesiz kalmıştım. Nefes almak canımı yakıyordu. Gözlerimi çektim ondan. Bir yabancıya daha fazla bakmak istemiyordum. Beni anlayan tek kişi olduğunu zannederken arkamdan iş çevirenlerden biri olduğunu öğrenmiştim. Ona sırtımı döndüm ve ait olmadığım odama gittim. Koridorda üzerimde dolaşan gözleri görmezden geldim.

Odama girecekken bir el tuttu kolumu. Başımı çevirdiğimde o hizmetçiyle göz göze geldim. "Yanlış zamanda kaçtın. Sana dediğim o gün kaçacaktın." Gözlerinde merhamet görüyordum. Sevdiklerimden daha az yabancı olan bir yabancıydı o. "Gözlerindeki ışıltıyı çalmışlar." Sesi hüzünlüydü. Derin bir nefes aldı. "Kaçmayı beceremediysen savaşmayı becereceksin Leydim. Koskocaman sarayda o tahta oturmayı hak eden sadece sensin." Etrafa bakındım. Biri bu sözlerini duysa sabaha sağ çıkamazdı. Onu odama çektim. Kapıyı kilitledim. Uyarı dolu bakışlarımı çevirdim. "Bakma öyle! Çocuğum doğduktan sonra zaten öleceğim." Gözleri doldu. "Kraliçe yaşatır mı zannediyorsun? Herkesi kendin gibi merhametli görme." Yatağa oturdu. Gözlerini kaçırdı. "Akşam düello var diye saray çalkalanıyor." Ölüm haberim dolaşıyordu yani. Kraliçe zaten herkes duysun diye bağırmıştı. Başımı salladım yavaşça. "Kraliçe seni o tahta beş dakikalığına da olsa oturttuysa bir şeyler görmüş olmalı. Belki de tahmin ettiğinden fazlasını gördü, bilmiyorum." Düşünmeden konuşuyordu ve her kelimesi boşunaydı. Ben kurtarıcı bir melek değildim. "Ama tek bildiğim o düelloyu kazanman gerektiği. Kendin için olmasa bile halkın için." Göz göze geldik. Halkın demişti. "Gözlerindeki ışıltıya tek beni değil, herkesi hayran bıraktın sen." Bana öyle bir bakıyordu ki içim titriyordu. "Bu gece sana bir şey olmasından o kadar korkuyorlar ki heyecanlanamıyorlar. Kraliçe sana cesaret vermeyelim diye sevenlerinin oraya girmesini yasakladı." Kaşlarım çatıldı. Öfkesi beklediğimden daha keskindi. "Düelloyu izleyenler ölmen için bağıracak ve tanrıya dualar edecek ama sen onlara inat ölmeyeceksin." Ayağa kalkıp karşımda dimdik durdu. "Kendin için değil, sürün için dövüşeceksin." İçimde beliren garip his vücuduma yayıldı. "Kızıl tahtın hükmü sana aittir Kraliçem."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

26okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 154

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk AşkıDark RomancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanplatonikpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYarı TextingYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18