17. bölüm / 19
Valerius: Kızıl Tahtın Hükmü17. Bölüm
Bölümler 19Şu an: 17. Bölüm
- 1 1. Bölüm2.037 kelime
- 2 2. Bölüm2.079 kelime
- 3 3. Bölüm2.014 kelime
- 4 4. Bölüm2.093 kelime
- 5 5. Bölüm2.007 kelime
- 6 6. Bölüm2.065 kelime
- 7 7. Bölüm2.095 kelime
- 8 8. Bölüm2.019 kelime
- 9 9. Bölüm2.109 kelime
- 10 10. Bölüm2.014 kelime
- 11 11. Bölüm2.013 kelime
- 12 12. Bölüm2.021 kelime
- 13 13. Bölüm2.000 kelime
- 14 14. Bölüm2.031 kelime
- 15 15. Bölüm2.030 kelime
- 16 16. Bölüm2.121 kelime
- 17 17. Bölüm2.017 kelime · Okuduğun bölüm
- 18 18. Bölüm2.025 kelime
- 19 19. Bölüm2.049 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Dorian'ın odasındaydım. Yatağına uzanmıştım. Kendi canımı yakıyordum. Çok güvendiğim arkadaşımın ve konuşmasak bile beni anlayacağını düşündüğüm, çok sevdiğim nişanlımın önceden bir ilişki yaşadığını öğrenmiştim. Çok da eski bir şey değildi bu arada. Nişanımızdan bir gün önce ayrılmışlardı. Alison bu yüzden benimle tanışmıştı. Dorian bu yüzden bana hep mesafeli davranmıştı.
Yastığı alıp çığlık atarak fırlattım. Ayağa kalktım. Parfümlerini bağırarak fırlatmaya başladım. Dostum demiştim ben ona. Güvenmiştim! Duvarla bir parfümü daha buluşturdum. Yetmiyordu. İçimdeki acıya, öfkeye ufacık da olsa bir yardımı olmuyordu. Çünkü içten içe biliyordum.
Eğer ben birden çıkıp kraliçenin dikkatini çekmeseydim şu an Alison ve Dorian mutlu bir ilişkinin içinde olacaklardı. Teyzesi ve kraliçenin aralarındaki bağı düşünecek olursak eğer genç fenrislerin nişanlısı Alison olacaktı. Bu hikayenin ana karakteri Alison'dı. Ben sonradan gelip elinde olan ve olabilecek her şeye konan kötü karakterdim. Yatağı dağıttım. Nasıl çıktığını anlamadığım pençelerimle parçaladım. Tüyler havada uçuşsa da durmadım.
Benden böyle bir şeyi nasıl saklamışlardı? Aptal yerine koyulmuştum. Aslında aptaldan farkım da yoktu. Gözümün önünde duran gerçekleri sorgulamamıştım bile! Her şey ortadaydı. Neden Alison benimle arkadaş olmak istesindi ki? O okul çıkarcı insanlarla doluyken neden biri içlerinden melek gibi belirtip yanımda dursundu ki? Hepsi yanımda olmak için bir oyundu. Sevgilisinin nişanlısını gözlemlemek içindi. Dizlerimin üzerine düştüm.
Ağzımdan bir hıçkırık kaçtı. Ağlarken bağırdım ve yumruğumu tüylerle dolu yatağa vurdum. Havada süzülen tüyler dağıldı. Saçlarımdaki beyazlıkları görebiliyordum. Dorian'ı asla affetmeyecektim.
Ben ona ilk öpücüğümü vermiştim. Yıllardır içimde saklı tuttuğum acımı anlatmıştım. Onun dizinde ağlamıştım. Ona güvenmiştim. Yine güvendiğim yerden ihanete uğramıştım. Sorun güvende miydi? Yoksa duygularımın olması mı sorun oluşturuyordu artık? Ben hissiz olmak istiyordum. Artık kaldıramıyordum. Bu kadar sahtelik fazlaydı.
"Bell, aç kapıyı artık. Bak sana yiyecek bir şeyler getirdim." Yemek istemiyordum. Onu duymak bile istemiyordum. Ama kesmiştim kendime cezayı çoktan. O bu sarayda kalacaktı. Dorian döndüğünde ikiside yüzüme bakacaktı. Sırlarına rağmen yüzüme baktıkları gibi bakacaklardı. "Konuşalım artık." Sesi çaresizdi. Gözyaşlarım sessizce düşmeye başladı. Üç gündür bu aptal odadaydım. Dorian'ın alkol dolabını fena halde dağıtmıştım. Ayık olunca odayı birbirine katıyordum çünkü.
Yine yenilgiyle gitti. Kraliçe onu öldürebileceğimi söylemişti. Buna hakkım olduğunu. Aldatılmış sayılıyordum. Kolayca ölü bedeni yok ettirebileceğini söylemişti. Dönüştürmeye çalıştığı canavar olabilmem için ikna edici seçenekler sunmuştu. Bende kendi seçeneğimi yaratmıştım. İşkence etmeyi seçmiştim. Kendime... Yardımcım olarak sarayda kalacaktı. Dorian ile yüz yüze bakmak zorunda kalacaklardı. Belki de aşklarını tazeleyeceklerdi. Dişlerimi sıktım. Beni öptüğü anıda kendim yerine Alison'ı koydum. Yatağa iki yumruğumuda geçirmekle birlikte ikiye ayrıldı. Yumruklarımı açtığımda pençeleri yok oldu. Bana ait kan damlaları vardı ama yaralar anında iyileşmişti.
"Prenses Veronica?" Başmuhafızın sesiydi bu. Başımı kapıya çevirdim. "Burada olacağınızı söylediler." Ayağa kalktım. Önce kilidi sonra da kapıyı açtım. Gözyaşlarımı elimin tersiyle sildim ve dışarı çıktım. İçeri girmeye çalışan hizmetçileri durdurdum.
"İçerisi temizlenmeyecek. Böyle kalsın." Bunu garipseselerde başlarını salladılar. Önümde ğilip gittiler. Baş muhafıza döndüm.
"İyi misiniz Prenses?" İyi gibi bir halim olduğunu düşünmüyordum. Kalbim paramparçaydı. Bakışlarım ona cevap vermiş gibi gözlerini kaçırdı. "Planınız çöplerin kafasını karıştırdı. Sahte sizi kaçırmaya çalışırken onları gafil avladık. Öncülerin ani saldırısı ile Sylvan'ın büyük bir kısmı geri alındı." Hala tamamı alınamamıştı. "Prens Caelum kurtarıldı. Güneş doğmadan öncüler saraya ulaşır diye tahmin ediyorum." Savaşın geri kalan kısmı öncüsüz devam edecek olmalıydı. Çöpler yapılan saldırı ile geri çekilmiş sayılırdı. "Leydi Alison'ı gördünüz mü?" Bu saçma sorusu ile ona delici bakışlar attım. Başını eğdi. "Kusura bakmayın. Mesajını ilettiğimi bildire-" sözünü kestim.
"Ne mesajı?" Bana tereddüt ederek baktı. Baş muhafız nişanlılarıma mesaj iletmekle görevliydi. Alison nişanlılarıma ne mesaj iletmişti? "İnan bana sorumu ikiletmemi istemezsin." Öfke damarlarımda geziniyordu. Ne kadar utanmaz birine arkadaşım demiştim ben? Birde beni kullanarak mesaj mı ilettiriyordu? Bu ne cüretti?
"Sağ kolunuz olduğunu söyleyince kızmayacağını-" sözünü bağırarak kestim.
"Ne mesajı dedim!" Başını eğebildiği kadar eğdi. "Alison kime ne mesaj gönderdi?" Sesim kısılmıştı. Duyacaklarımdan korkuyordum.
"Prens Dorian'a, her şeyin ortaya çıktığını ve artık sarayda yaşadığını iletmemi istedi. Birde kurdukları hayalleri düşünmesini ilettim." Şakaydı bu değil mi? Duyduklarım aptal bir şakadan ibaret olmalıydı.
"Benim ve Kraliçenin sözünden başka kimseye itaat etmemen gerektiğini öğretmediler mi sana?" Baş muhafız işaretini göğsünden söküp yere attım. "Ünvanını hak ettiğini kanıtlayana kadar muhafızsın." Şaşkınlıkla bana baktı. Bunu yaptığıma inanamıyormuş gibi. "Nişanlımın metresinin emirlerini yerine getirene sözlerimin koruyuculuğunu vereceğimi düşünmüyordun herhalde?" İkinci bir şok dalgasıyla sarsıldı. Kapıyı kapattım ve yürümeye başladım. Koridorda ilerliyordum. Odama girdiğimde Alison'ı görmeyi beklemiyordum.
"Bella." Beni gördüğüne şaşırmış gibiydi. Yatağıma oturmuş, düşünceli bir şekilde duruyordu. Ayağa kalktı. Odama ben yokken ve habersiz bir şekilde girmesi hoş değildi. Ama benim aklımdaki deli düşünceler bu durumu önemsemiyordu. Hayalleri eğer bir aile kurmaksa ne kadar ileri gitmişlerdi? Yanıma geldi. "Artık konuşalım, lütfen." Saçından kavradığım gibi sürüklemeye başladım. Çığlık attı. Odamın önüne fırlattım.
"Madem metresliği tercih ettin, ona göre yaşayacaksın." Yerden kafasını kaldırıp inanamayarak bana baktı. Bunu yapmamı beklemiyor olmalıydı. Bende beklemiyordum. Bir hizmetçiyi durdurdum. "Yanına iki muhafız al ve bu artığın çocuğunun olmayacağından emin olunmasını sağla." Gözümün içine baka baka nişanlımın çocuğunu hayata getirmesine izin vermeyecektim.
"Ne saçmalıyorsun sen Bella?" Ona acıyarak baktım. Bunu yaşayacak ne yapmıştım ben? İlk arkadaşımın böyle karaktersiz biri çıkmasını nasıl sağlamıştım.
"Metrelerce istediğimi yapma hakkım var. Seni Dorian bile elimden alamaz." Başımı dikleştirdim. "Ben Veronica Belladonna Sterling, Kızıl Tahtın ebedi varisi. Sen ise eski bir metressin ve düğünümüzü baş köşeden izleyeceksin." Kimin ne olduğunu görecekti. Ben metresi olduğu adamla evlenecektim. Kraliçeden sonra o tahta oturacaktım. Bu diyarı ben yönetecektim. O ise gölgemin altında ezilecek ve yükselişimi izleyecekti. Hizmetçiye baktım. "Karnında bir çocuk varsa da söküp çıkarın. Annelik hakkının elinden sonsuza kadar alınmasını istiyorum." Alison çığlık attı. Onu götürmeye başlamışlardı ama çırpınıyordu.
"Bella! Bunu yapma! Bella!" İsmimi haykırıp duruyordu. Sanırım güç denen kavramı yeni anlamaya başlıyordum. Güç, yalnızlık demekti. Sürekli düşük karakterli insanların ihanetleriyle sarsılmak anlamına geliyordu. Ama karşılığını istediğiniz gibi de verebiliyordunuz. Çünkü güç sizin ellerinizdeydi. Odama geri girdim. Kraliçenin karşısına böyle çıkmak istemiyordum. Üzerimdekileri çıkardım. Buz gibibir duş aldım. Beni ancak bu kendime getirebilirdi. Çünkü gerçeklikten uzak, bir şeylerin içinde gibi hissediyordum. Duştan çıktıktan sonra bornozumu giydim. Odama geçip saçlarımı taradım. Dudaklarıma biraz kızıllık ekledim. Elim yanaklarıma gitmemişti. Dolabımın önüne geçtim. Gri, pileli bir mini kumaş etek çıkardım. Üzerine bol, siyah, omzu açık bir kazak aldım. Dizlerimin biraz altına kadar uzanan deri, kalın topuklu, siyah, hafif bol çizmelerimin iyi gideceğini düşündüm. Dolabımı kapatıp seçtiklerimi üzerime geçirdim. Kazağın tek tarafını eteğın beline sıkıştırmıştım. Yakası oldukça genişti. Tek omzumu açığa çıkarıyordu. Saçlarımı kurutup odamdan çıktım.
Bu saatte Kraliçe mantıken odasında olurdu. Duşta fazla vakit geçirmiştim. Ufak bir ağlama, ardından da sinir krizi geçirdiğim için olabilirdi. Ona gidip haberi veremezdim. Merdivenlerden aşağı indim. Mutfak bölümüne gittim. Asla katılmadığım o kahvaltı için hazırlık yapıyorlardı. "Bir arzunuz mu vardı Prenses?" Yaşlı ve çok tatlı bir kadın beni görüp sormuştu.
"Ben küçük bir meyve tabağı alabilir miyim?" Hemen hazırlamaya başlamıştı. Kendime bir bardak su doldurup içtim. Boş bir sandalye çekip oturdum.
"Burası pek konforlu değil. Dilerseniz yemek saloluna geçebilirsiniz." Gerek yoktu. Kocaman bir masada tek başıma iki dilim meyve yiyip kalkmak istemiyordum.
"Burası iyi." Kalpten bir şekilde gülümsedi. Beni sevmiş gibiydi. "Dorian'ın odası yarın sabah temizletilsin. Tüm eşyalar yenilensin." Alison acaba hangi odayı seçmişti? Odalarını oldukça uzak tutmak istiyordum. "Alison hizmetçilerle bodrum katta kalsın." Kafasını salladı. "Kıyafetlerinde müstehcenlik istemiyorum, tek tek kontrol edilsin." Yüzündeki gülümseme soldu. Artık hakkımda iyi düşüncelere ev sahipliği yapıyor gibiydi. Sözlerimi düşünecek olursak eğer haklıydı. Dudaklarımla buruk bir tebessüm belirdi. "Deliriyorum bende, değil mi? Aynı kraliçeye benzemeye başladım." Gözlerimi kaçırdım. Bu saray ve içindekiler insanı delirtirdi. "Ama artık umurumda değil. Benim olan her şeyin tadını çıkaracağım." Hafif güldüm. "Deliliğin bile."
"Kraliçenin ki delilik değil, maske. Ama sizinki kendinizi yok edeceğiniz bir deliliğe evriliyor." Gülümsemem soldu. Önüme meyve tabağını koydu. "Nişanlılarınızı çocukluğundan tanırım ve bu saraya yakışmayacak kadar iyi olduklarını biliyorum. Kraliçenin oyunlarına gelmeyin, müstakbel eşlerinize güvenmenizi tavsiye ederim ekselansları." Gülümsedi. Bir dilimi çatalımla aldım ve yedim. Benim güvenecek kimsem kalmamıştı. Ama bildiğim tek bir şey vardı. Bu düğün kaçınılmazdı.
Meyve tabağımı derin düşüncelerimle birlikte bitirdiğimde mutfaktan çıktım. Kimsenin olmadığı koridorda ilerliyordum. Mutfaktakilerde benim yüzümden kalmıştı. Benim çıkmamla birlikte onlarda gitmişti. Sarayın o büyük kapılarını benim gelmemle açtılar. Geçtiğimde ise kapatmaları için talimat verdim. Nişanlılarımı bekleyecektim. Kafamı kaldırıp gökyüzüne baktım. Ay gökyüzünde oldukça ilerlemişti. Güneşin doğmasına daha vardı ama yine de az kalmıştı. Sarayın az ilerisindeki banklara oturdum. Yıldızları izliyordum.
Ne kadar da güzellerdi! Tüm bu yapaylığa rağmen ışıl ışıllardı. Bu kadar uzakta olmasalardı koruyamazlardı parlaklıklarını zaten. Belki de kendini korumanın en iyi yolu uzaklaşmaktı. Kim bilebilirdi? Ben kendimi korumayı becerememiştim. Işığımı söndürmüşlerdi. Bu yüzden bilmiyordum.
Yıldızlara uzun bir süre hayran hayran baktım. Özlemiştim onları izlemeyi. Mükemmelliklerine bakmayı... Ama bu güzel manzara ile arama saraya koşan dört fenris girdi. Onları hissetmemle başımı kaldırdığım gökyüzünden aşağı çekmiştim. Bu düşüyormuşum etkisi bıraksa da ayağa kalktım. Durdular ve insan formlarına dönüştüler. Muhafızlar koşarak onlara eşofmanlarını takdim etmişti. Dördününde gözleri üzerimdeydi. Caelum'un yaralarında dolaştı gözlerim. Esir alınan oydu. Ona koştum. Kollarımı boynuna dolayarak sarıldım. "İyi olmama sevindim." Elleri tereddütle belime dolandı. Anında geri çekildim. Dorian'ın yanına gittim. Adrian ve Lucian'ı pas geçmiştim. Parmak uçlarımda yükselerek ellerimi ensesinde sabitledim. Dudaklarımı dudaklarına bastırdım. Bunu beklemediği kasılan bedeninden belli oluyordu. Biraz geri çekildim. "Bu gece birlikte yatalım." Dudakları şaşkınlıkla aralandı. Beni okumaya çalışıyordu ama yüzümde sadece aptal bir gülümseme vardı. Lucian ve Adrian'a çevirdim başımı. "Yarın akşam için şimdiden enerji depolamaya başlamalısınız." Alt dudağımı dişlerimin arasına alırken ikisinin kaslarını süzdüm. Lucian elleriyle bedenini kapatmaya çalıştığında güldüm. Ondan beklenmeyecek bir şeydi bu. Dorian ile ellerimizi kenetledim ve onu sürüklemeye başladım. Merdivenlere kadar bana itaat etmişti ama çıkarken durdu.
"Bu gece odamda kalsam daha iyi olur sanki." Odasının son görüntüsü aklıma geldi. Hiç de iyi bir tercih değildi. Elini bıraktım. Çünkü reddedilmiş hissediyordum.
"Defol git." Öfkeyle konuştum. Alison'a koşacaktı. "Yok ol Dor-" sözümü birleşen dudaklarımız böldü. Beni derin bir şekilde öptü. Elini belime koydu ve kendine daha çok çekti.
"Gerçekten istiyor musun beni chery? Son sözlerini sen unutmuş olabilirsin ama ben unutmadım." Dudaklarınızı tekrar birleştirdim. Ellerim saçları arasına gömüldü. Uzayan sakalı yüzüme batıyordu. Geri çekilip burnunu burnuna yasladım.
"İlk dolunayda evleneceğiz Dorian." Dudaklarımda bir tebessüm belirdi. "Benim olmanızı istiyorum. Sadece benim." Dudaklarını dudaklarıma sürttü.
"Bu bir rüya mı?" Güldüm. Geri çekildim. Bu sefer elimi o tutmuştu. Tekrar onu sürüklemeye başladım. Gülücüklerim etrafta yankılanıyordu. Arada arkama bakıp beni mest olmuş bir halde izleyen Dorian'ı görüyordum. Odamdan içeri girince elini bıraktım. Kapıyı kapatıp ona döndüm. Koyulaşmış gözlerle bana bakıyordu.
Beni istediğini görmek hoşuma gidiyordu. Yatağa oturduğunda yanına gidip bacaklarımı açtım ve kucağına oturdum. Boylarımız az da olsa eşitlenebilmişti. Kollarımı boynuna doladım. Ellerim saçlarında gezintiye çıkmıştı. "Seni çok özledim." Yanağımı yanağına yasladım. Alison mı daha iyi öpüşüyordu yoksa ben mi? Kafasında bu soruyu mu cevaplandırıyordu? Ya da ona karşılaştırmak için daha iyi bir sebep vermeliydim. Elimi aşağı indirdim ve eşofmanından içeriye soktum.
"Bende çok özledim ama iyi olduğuna emin misin?" İyi falan değildim. Sertliğini dışarı çıkardım. Adrian'ın gösterdiği gibi elimi hareket ettirmeye başladım.
"Çok sevdiğim, çok güvendiğim nişanlım ile güzel anlar yaşamak istiyorum. Sen istemiyor musun yoksa?" Tedirgindi. Alison'dan mı korkuyordu? Ya da benden mi? Daha fazla beklemek istemiyordum. Bir anda olsun ve bitsin istiyordum. İçime sokmaya çalıştım ama olmadı. Tekrar denedim. Onun için çok dardım.
"Dur." Sesi anlamış gibiydi. Bir terslik olduğunun farkındaydı. Onu elimden aldı ve geri eşofmanının içine koydu. Gözümden bir yaş süzüldü. "Ne duydun bilmi-" başımı geri çektim ve dudaklarımı dudaklarına bastırarak onu susturdum. Yaşlar birleşen yanaklarıma bulaşıyordu. Dudaklarım aralandı. Dilini ağzımın içinde hissettiğimde inledim. Farkında olmadan kendimi ona bastırmamla inledi. Bende tekrar yaptım. Kalçamı hareket ettirip duruyordum. Vücutlarımız birbirine çarpıyordu. Nefeslerimiz sıklaşmıştı. Elini aşağıya indirdi ve parmağını içime soktu. Dudaklarım daha da aralandı ve biraz geri çekildim. Alnımı kaşına yaslamıştım. Hareket etmeye başladı. Bedenimi hareket ettirdim bende. Sonra içime bir parmağını daha sokunca sırtım geriye doğru gidiyorduki diğer eliyle tuttu. Hareketleri hızlandı. Parmaklarına göre şekil almaya başlayana kadar devam etti. Zevkten dört köşe oluyordum.
Parmaklarını içimden çıkardığında boşluğa düştüm. Aşağıya baktığımda elinin eşofmanının içine gittiğini gördüm. Elimi aşağı indirip tereddüt etmeden çıkardım. Kontrolü bana bıraktı. Sertliğinin ucunu içime sokmamla vücudum titremişti. Hepsini alamayacakmışım gibi hissediyordum. Sırtını yatakla buluşturarak zorlanmamı izlemeye başladı. Onun bu bakışları içimde uyuyan öfkeyi uyandırıyordu. Zorlanarak içime biraz daha aldım. Kalçama attığı tokatla bana hızlanmam için adeta emir verdi. Hareket etmeye başladım. Boğazımdan çıkan sesler zorlandığımı fazlasıyla dile getiriyordu. Birden ellerini belimin altına koydu ve beni kendine bastırmasıyla çığlık attım. Belim kıvrıldı.
İçimde hızla hareket etmeye başladığında çığlıklarım durmadan devam etti. Çok hızlıydı. Bacak aram sızlıyordu. "Yatakta hiçde nazik değilimdir, chery." Nefes nefese konuştu. Gözümden bir yaş süzüldü. Bahsettiği deneyimin sahibi Alison'dı. Kalbimin kırıkları etrafa saçılmıştı.
Bölüm etkileşimi
